AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
HALKIN KURTULUŞ PARTİSİ GENEL BAŞKANLIĞI / TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru No. 47847/09)
KARAR
STRAZBURG
13 Kasım 2018
İşbu karar kesinleşmiştir. Bazı şekli düzeltmelere tabi tutulabilir.
Halkın Kurtuluş Partisi Genel Başkanlığı / Türkiye davasında,
Başkan
Paul Lemmens,
Hâkimler
Valeriu Griţco,
Stéphanie Mourou-Vikström,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla Daire olarak toplanarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ("İkinci Bölüm") 16 Ekim 2018 tarihinde gerçekleştirilen kapalı müzakerelerin ardından, söz konusu tarihte aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan davanın temelinde, siyasi bir parti olan Halkın Kurtuluş Partisi Genel Başkanlığının (“başvuran”), 25 Ağustos 2009 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvuru (No. 47847/09) bulunmaktadır.
2. Başvuran, İzmir Barosuna bağlı Avukat T. Çolak tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuru, 14 Eylül 2017 tarihinde Hükümete bildirilmiştir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
4. Başvuran, 4 Haziran 2008, 27 Temmuz 2009, 2 Ekim 2009 (bu tarihte iki para cezası) ve 5 Mart 2010 tarihlerinde, 5326 Sayılı Kabahatler Kanunu’nun 42. maddesinde öngörülen bir suç olan, izinsiz olarak kamuya açık yerlere afiş asma nedeniyle, İzmir Valiliği ve Karşıyaka, Konak ve Bornova Kaymakamlığı tarafından, sırasıyla 1.000 Türk lirası (TL) (yani, olayların meydana geldiği dönemde 523,56 Avro), 500 TL (olayların meydana geldiği dönemde 238 Avro), 250 TL (olayların meydana geldiği dönemde 115,66 Avro), 500 TL (olayların meydana geldiği dönemde 231,31 Avro) ve 500 TL (olayların meydana geldiği dönemde 237,87 Avro) tutarında beş idari para cezasına çarptırılmıştır. İhtilaf konusu afişlerde, başvuranın adı ve logosu yer almaktadır.
5. Farklı tarihlerde, başvuranın avukatı verilen para cezalarına ilişkin iptal davaları açmıştır. Başvuranın avukatı, özellikle, söz konusu afişlerin daha önce söz konusu makamların verdiği izinler gereğince ilgili yerlere asıldığını ileri sürmektedir. Ayrıca, başvuranın avukatı, başvuranın bu afişleri asma nedeniyle sorumlu olmadığını ileri sürerek, makamların, bu afişleri asan kişilerin kimliklerini açıkça tespit etmek için gerekeni yapmadığı ve ihtilaf konusu para cezalarını uygulamadan önce başvuranın savunmasını almadığından dolayı şikâyet etmektedir. Son olarak, başvuranın avukatı, 4 Haziran 2008 tarihli para cezası hakkında açtığı davada, müvekkilinin siyasi faaliyetlerde bulunma hakkı ve bir siyasi parti olarak ifade özgürlüğü hakkı olduğunu belirtmiştir.
6. 26 Ocak 2009, 3 Ağustos 2009, 28 Aralık 2009, 5 Ocak 2010 ve 2 Kasım 2010 tarihli kararlarla Karşıyaka ve İzmir Sulh Ceza Mahkemeleri, kesin olarak karar vererek, bu başvuruları reddetmiştir. Karşıyaka ve İzmir Sulh Ceza Mahkemeleri, 5326 sayılı Kanunun 42. maddesi uyarınca, bir siyasi parti, asılması yasak olan yerlere afişler astığında idari para cezası ile cezalandırılabileceği ve Belediyenin reklam şirketinin ücretli hizmetlerinin kullanabileceğini tespit ederek, başvurana verilen para cezalarının usule ve yasaya uygun olduklarını değerlendirmişlerdir.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK KURALLARI
7. 5326 Sayılı ve 30 Mart 2005 tarihli Kabahatler Kanun’nun 42. maddesi aşağıdaki şekildedir:
Afiş asma
(1) Meydanlara veya parklara, cadde veya sokak kenarlarındaki kamuya ait duvar veya alanlara, rızası olmaksızın özel kişilere ait alanlara bez, kâğıt ve benzeri afiş ve ilân asan kişiye, yüz Türk Lirasından üçbin Türk Lirasına kadar idarî para cezası verilir. (...)
(2) Birinci fıkra hükmü, yetkili makamlardan alınan açık ve yazılı izne dayalı olarak asılan afiş ve ilânlar açısından uygulanmaz. Bu izinde, afiş ve ilânın asılacağı zaman dilimi açık bir şekilde gösterilir. Bu afiş ve ilânlar izin verilen gerçek veya tüzel kişi tarafından bu sürenin dolmasını müteakip derhal toplatılır. Toplatma yükümlülüğüne aykırı hareket edilmesi halinde birinci fıkra hükmüne göre idarî para cezası verilir.
(...) ”
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. SÖZLEŞME’NİN 10. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
8. Başvuran, Sözleşme’nin 10. maddesini ileri sürerek, afişleri yasa dışı bir şekilde asması nedeniyle kendisine verilen idari para cezalarının ifade özgürlüğü hakkını ihlal ettiğini iddia etmektedir.
9. Başvuran, Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrası ve 3. fıkrasının (b) bendine ileri sürerek, yerel mahkemeler önünde açtığı iptal davasında hakkaniyet eksikliğinden dolayı şikâyetçidir. Başvuran, bu bağlamda, ilgili mahkemelerin ihtilaf konusu afişleri kimin astığını öğrenmek için bir araştırma yapmamalarından dolayı şikâyet etmektedir.
10. Mahkeme, başvuranın şikâyetlerinin yalnızca Sözleşme’nin 10. maddesi açısından incelenmesinin uygun olduğu kanaatindedir.
A. Kabul Edilebilirlik Hakkında
11. Hükümet, başvurunun kabul edilemez olduğuna ilişkin olarak üç itiraz ileri sürmektedir. Hükümet, ilk olarak, başvuranın Sözleşme’nin 10. maddesi kapsamındaki şikâyetini ulusal makamlarda, özet olarak bile, ileri sürmediğini savunarak, iç hukuk yollarının tüketilmediğini öne sürmektedir.
12. Daha sonra, Hükümet Sözleşme’nin 10. maddesi kapsamındaki şikâyetin ratione materiae (konu yönünden) uyuşmazlığına dayanarak bir kabul edilemezlik itirazı ileri sürmektedir. Hükümet, başvuranın ulusal makamlar önünde afişlerin asılması nedeniyle sorumlu olmadığını iddia etmesinden dolayı, başvuranın şikâyetinin ifade özgürlüğü bağlamında bir incelemeye tabi tutulamayacağı kanaatindedir. Hükümet, bu bağlamda, ihtilaf konusu para cezalarının, afişlerin içeriğinden değil, daha ziyade izin verilmeyen yerlere asılmasından dolayı verildiğini ileri sürmektedir.
13. Hükümetin son itirazı, önemli zarar kriteri ile ilgilidir. Bu konuda, Hükümet, kendisine göre, başvuranın siyasi faaliyetlerine karşı caydırıcı bir etki yaratamayacak nitelikte olan, uygulanan para cezalarının miktarları göz önünde bulundurulduğunda, ilgilinin bu para cezaları nedeniyle herhangi bir önemli zarara maruz kalmadığı kanaatindedir.
14. Başvuran bu itirazlar hakkında görüş bildirmemektedir.
15. Mahkeme, ratione materiae (konu yönünden) uyuşmazlığına dayanan istisna ile ilgili olarak, afişlerin asılmasının, bir siyasi parti için ifade özgürlüğü hakkının kullanılması olarak değerlendirilebileceğini belirtmektedir (bk. mutatis mutandis, Tüzel/Türkiye, No. 57225/00, § 12, 21 Şubat 2006). Mahkeme, bu nedenle, başvuranın yerel mahkemelerde başlattığı yargılamalarda ileri sürülen olaylara itiraz etmesine rağmen, başvuranın, bu yargılamalara bağlı olarak ve konuları gereği, inkâr edilemez bir şekilde ifade özgürlüğü hakkını kullanabileceği kanaatindedir. Mahkeme, bu nedenle, Sözleşme’nin 10. maddesine ilişkin şikâyetin ratione materiae (konu yönünden) bağdaşmazdığı ile ilgili olarak itirazı reddetmektedir.
16. Mahkeme, iç hukuk yollarının tüketilmemesine dayanan itiraza ilişkin olarak, başlangıçtan itibaren, başvuranın, iptal davalarından birinde, ifade özgürlüğü hakkına ilişkin şikâyetini açıkça ortaya koyduğunu belirtmektedir (bk. yukarıdaki 6. paragraf). Mahkeme, daha sonra, söz konusu suçun niteliği bakımından, ifade özgürlüğünün, ulusal mahkemeler önündeki yargılamalarda zımnen belirtilmesine rağmen, söz konusu olduğunu (bk. yukarıdaki 5. paragraf) ve başvuranın öne sürdüğü hukuki argümanların, Sözleşme’nin 10. maddesi ile ilgili bir şikâyet içerdiklerini gözlemlemektedir (bk. mutatis mutandis, Fressoz ve Roire/Fransa [BD], No. 29183/95, § 39, AİHM 1999-I). Dolayısıyla, Mahkeme iç hukuk yollarının tüketilmemesine ilişkin itirazı da reddetmiştir.
17. Son olarak, önemli bir zararın yokluğuna ilişkin itiraz ile ilgili olarak Mahkeme, başvurana uygulanan para cezalarının miktarının (bk. yukarıdaki 4. paragraf) olayların meydana geldiği dönemde önemsiz olmadıklarını belirtmektedir. Üstelik Mahkeme, davanın mali yönü ötesinde, iddia edilen ihlalin, -bir siyasi parti olan- başvuranın, ifade özgürlüğü hakkının kullanımında ciddi sonuçlara yol açabileceği kanaatindedir. Yukarıda belirtilenler ışığında, Mahkeme, başvuranın ‘‘önemli bir zarara’’ maruz kalmadığı sonucuna varamamaktadır (bkz. mutatis mutandis, Öğrü ve diğerleri/Türkiye, No. 60087/10 ve diğer iki, § 54, 19 Aralık 2017).
Dolayısıyla, Mahkeme, Hükümet’in bu husustaki itirazını da reddetmiştir.
18. Mahkeme, söz konusu şikâyetin, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının (a) bendi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve öte yandan herhangi bir kabul edilemezlik gerekçesiyle bağdaşmadığını tespit ederek, kabul edilebilir olduğuna karar vermiştir.
B. Esas Hakkında
19. Başvuran, afişlerin asılması nedeniyle verilen idari para cezalarının, görüşlerini kamuya iletmesini engellediğini ve dolayısıyla ifade özgürlüğü hakkının ihlal edildiğini ileri sürmektedir. Başvuran, bu bağlamda, ceza mahkemelerinin, özellikle söz konusu afişleri asan sorumlu kişiler konusunda, yaptığı incelemenin yetersiz olmasından şikâyetçidir.
20. Hükümet, başvurana, afişlerin içeriği nedeniyle değil, daha ziyade asıldığı yerlerden dolayı - kendi deyişiyle yetkililer tarafından izin verilen yerlerden farklı olarak - verilen idari para cezalarının başvuranın ifade özgürlüğü hakkını kullanmasına ilişkin bir müdahale teşkil ettiği değerlendirmesinin yapılamayacağını ileri sürmektedir. Hükümet, bu bağlamda, bu para cezalarının, başka yerlere afiş asmaya devam eden başvuran üzerinde caydırıcı bir etki yaratmadığını da ileri sürmüştür.
21. Hükümet ayrıca, bir müdahale olduğu kabul edilir ise, bu müdahale 5326 Sayılı Kanunun 42. maddesi ile öngörülmekte olduğunu, kamu düzeninin korunmasına ilişkin meşru amaç izlediğini, çevrenin korunması için gerekli olduğu ve izlenen meşru amaç ile orantılı olduğunu belirtmektedir.
22. Mahkeme, ifade özgürlüğü konusunda İçtihadı’ndan doğan ilkelere atıfta bulunmakta ve bu ilkeler özellikle Bédat/İsviçre ([BD], No. 56925/08, § 48, 29 Mart 2016) ve Kula/Türkiye (No. 20233/06, §§ 45 ve 46, 19 Haziran 2018) kararlarında özetlenmektedir.
23. Mahkeme, başvuranın somut olayda kamuya açık yerlere afiş asması nedeniyle kendisine idari para cezası verilmesinden dolayı şikâyetçi olduğunu kaydetmiştir. Mahkeme, başvuranın ifade özgürlüğünü kullanma şeklini cezalandıran bu idari para cezalarının (bk. yukarıdaki 15. paragraf), ilgilinin ifade özgürlüğü hakkını kullanmasına müdahale teşkil ettiğini değerlendirmektedir. Mahkeme, daha sonra, bu müdahalenin 5326 Sayılı Kanunun 42. maddesine (bk. yukarıdaki 7. paragraf) bağlı yasal bir dayanağı olduğunu ve düzenin savunulmasına ilişkin bir meşru amaç izlediğini belirtmektedir.
24. Mahkeme, müdahalenin gerekliliğine gelince, somut olayda, başvurana verilen idari para cezalarını haklı göstermek için ulusal makamların dayandığı gerekçelerin davanın koşullarında ‘‘ilgili ve yeterli" olarak görülüp görülmediklerini denetlemek ulusal mahkemelerin görevi olduğunu hatırlatmaktadır. Mahkeme, dolayısıyla, mevcut davada ihtilaf konusu cezaların gerekliliğinin ikna edici bir şekilde oluşturulup oluşturulmadığını değerlendirmek için, ulusal mahkemenin başvuranın bu cezalara karşı açtığı iptal davasını incelerken ulusal mahkemenin gerekçelerini dikkate almalıdır (Kula, yukarıda anılan, § 49).
25. Mahkeme, somut olayda ulusal mahkemeler tarafından verilen kararları inceleyerek, yetkililerin izlediği meşru amaç doğrultusunda, söz konusu kararlar ile başvurana verilen cezaların gerekli olup olmadığının belirlenmesinin imkânsız olduğunu tespit etmektedir. Nitekim, sulh ceza mahkemelerinin kararları, hâkimlerin bu cezanın, bu davanın koşullarında başvuranın söz konusu ifade özgürlüğü hakkı açısından, gerekliliğini incelemeye özen gösterdiğini düşündürecek herhangi bir unsur sunmamaktadır. Mahkeme, özellikle, söz konusu mahkemelerin, başvuranın, söz konusu afişleri asan kişilerin kimliğini belirleme gereği konusundaki savunmasını dikkate almış olmadıklarını belirtmektedir.
26. Dolayısıyla, ulusal mahkemelerin kararlarından, bir yandan, mevcut davada farklı çıkarlar arasında denge kurma görevini ve diğer yandan da, idarenin görevini kötüye kullanmasını önleme yükümlülüklerini nasıl yerine getirdikleri anlaşılmamaktadır. Bu nedenle, Mahkeme, ihtilaf konusu müdahaleyi haklı çıkarmak için ulusal mahkemeler tarafından sunulan yeterli ve ilgili gerekçe yokluğunda, ulusal mahkemelerin, Sözleşme’nin 10. maddesinde yer alan ilkelere uygun olan kuralları ve üstelik ilgili olguların kabul edilebilir bir değerlendirmesine dayanarak, uyguladıklarının kabul edilemeyeceği kanaatindedir (yukarıda anılan, Kula, § 52).
27. Yukarıda belirtilen hususlar ışığında, Mahkeme, somut olayda Sözleşme’nin 10. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmıştır.
II. SÖZLEŞME’NİN 6. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
28. Başvuran, söz konusu idari para cezalarına karşı itiraz etmek için başlattığı iddia edilen yargılamalarda duruşma yapılmamasına dair şikâyeti ile ilgili olarak, Sözleşme’nin 6. maddesini ileri sürmektedir.
29. Hükümet, bu iddiaya karşı çıkmaktadır.
30. Sözleşme’nin 10. maddesine ilişkin vardığı ihlal tespitini (bk. yukarıda 27. paragraf) ve davanın tüm olay ve olguları ile tarafların iddialarını göz önünde bulundurarak, Mahkeme, Sözleşme’nin 6. maddesi kapsamındaki şikâyetin kabul edilebilirliği veya esası hakkında ayrı ayrı hüküm vermenin artık gerekli olmadığı kanaatindedir (Kamil Uzun/Türkiye, No. 37410/97, § 64, 10 Mayıs 2007).
III. SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
31. Sözleşme’nin 41. maddesi aşağıdaki şekildedir:
"Eğer Mahkeme, işbu Sözleşme ve Protokolleri’nin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Taraf’ın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarını ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder. ”
A. Tazminat
32. Başvuran, maddi zarara ilişkin olarak, 55.750 Türk lirası (TL)((8,482,57 avro), yani idari para cezası için 2.750 TL (418.42 avro) ve mevcut davanın konusu olan afişlere ait masraflar için53.000 TL (8.064.15 avro) tazminat talep etmektedir. Başvuran, para cezalarının ödendiğini kanıtlamak için vergi idaresi tarafından hazırlanan bir belge sunmaktadır. Ancak, bu bağlamda bu masraflara ilişkin kanıtlayıcı belgelerin beş yıldan uzun süredir muhafaza edilmediğini belirterek, afişlere bağlı masraflara ilişkin talebini destekleyecek herhangi bir belge sunmamaktadır. Başvuran ayrıca, manevi tazminat olarak 50.000 avro talep etmektedir.
33. Hükümet, iddia edilen ihlal ve maddi tazminat talebi arasında bir nedensellik bağı bulunmadığı kanaatindedir. Hükümet, ayrıca, manevi tazminat talebinin miktarının aşırı olduğunu ve Mahkemenin İçtihadı’nda verdiği miktarlara uymadığını değerlendirmektedir.
34. Mahkeme, başvurana, maddi tazminat olarak ve verilecek cezaların toplam tutarına tekabül eden 1.350 avro ödenmesi ve manevi tazminat olarak 1.500 avro ödenmesi gerektiği kanaatindedir.
B. Masraf ve Giderler
35. Başvuran ayrıca, yerel mahkemeler ve Mahkeme önünde yapılan masraf ve giderler ile avukatlık masrafları için 81.750 TL (12.438.57 avro) talep etmiştir. Başvuran, bu bağlamda, avukatının yerine getirdiği görevi ve bu görevin beraberinde getirdiği masrafları ve aynı zamanda İzmir Barosu’nun tarife çizelgesini gösteren bir tablo sunmaktadır.
36. Başvuranın masraf ve giderleri detaylıca gösteren bir belge ve ödemeyi kanıtlayan herhangi bir belge sunmadığını savunan Hükümet, Mahkemeyi, başvuranın bu husustaki talebini reddetmeye davet etmektedir.
37. Mahkeme, önündeki belgeler ve içtihadını göz önünde bulundurarak, başvuranın bu konuda sunduğu yetersiz kanıtlayıcı belgeler nedeniyle masraf ve giderlere ilişkin talebini reddetmiştir.
C. Gecikme Faizi
38. Mahkeme, gecikme faizi olarak, bu miktarlara, Avrupa Merkez Bankasının marjinal kredi faizlerine uyguladığı faiz oranına üç puan eklenerek elde edilecek oranın uygulanmasının uygun olduğu sonucuna varmaktadır.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE,
1. Başvurunun, Sözleşme’nin 10. maddesi bağlamındaki şikâyetle ilgili kısmının kabul edilebilir olduğuna,
2. Sözleşme’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine,
3. Sözleşme’nin 6. maddesi kapsamındaki şikâyetin kabul edilebilirliği ve esasa ilişkin olarak ayrıca karar verilmesinin gerekli olmadığını;
4. a)Davalı Devlet tarafından başvurana, üç ay içerisinde, ödeme tarihindeki geçerli döviz kuru üzerinden davalı Devletin para birimine çevrilmek üzere,
i. Maddi tazminat olarak, ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, 1.350 avro (binüçyüzelli avro),
ii. Manevi tazminat olarak, ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, 1.500 avro (binbeşyüz avro) ödenmesine;
b) Söz konusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödeme tarihine kadar, bu miktarlara Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan marjinal kredi faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
5. Adil tazmine ilişkin diğer taleplerin reddine karar vermiştir.
İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilmiş; Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca, 13 Kasım 2018 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan BakırcıPaul Lemmens
Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy