© Avrupa Konseyi/Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, 2015. Bu çeviri, Avrupa Konseyi’nin insan haklarına destek Fonu’nun desteğiyle hazırlanmıştır (/humanrightstrustfund). Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Daha fazla bilgi için, bu belgenin sonunda bulunan yazarın telif hakkı ile ilgili kısmı okuyabilirsiniz.
© Council of Europe/European Court of Human Rights, 2015. This translation was commissioned with the support of the Human Rights Trust Fund of the Council of Europe (/humanrightstrustfund). It does not bind the Court. For further information see the full copyright indication at the end of this document.
© Conseil de l’Europe/Cour européenne des droits de l’homme, 2015. La présente traduction a été effectuée avec le soutien du Fonds fiduciaire pour les droits de l’homme du Conseil de l’Europe (/humanrightstrustfund). Elle ne lie pas la Cour. Pour plus de renseignements veuillez lire l’indication de copyright/droits d’auteur à la fin du présent document.
Mahkeme İçtihadına İlişkin Bilgi Notu No 186
Haziran 2015
Chiragov ve Diğerleri / Ermenistan [BD] - 13216/05
Karar 16.6.2015 [BD]
Madde 1
Devletlerin Yetki Alanı
Ermenistan’ın Dağlık Karabağ ve işgal altındaki bitişik topraklar bakımından yetkisi
Madde 8
Madde 8-1
Aile hayatına saygı
Konut dokunulmazlığına saygı
Özel hayata saygı
Dağlık Karabağ meselesi bağlamında yerinden edilmiş olan Azerbaycan vatandaşlarının evlerine erişimlerinin engellenmesi: ihlal
Madde 13
Etkili hukuk yolu
Dağlık Karabağ meselesi bağlamında yerinden edilmiş kişilerin konut ve mal/mülk kayıplarına ilişkin olarak etkili bir hukuk yolunun bulunmaması: ihlal
Protokol No. 1 Madde 1
Pozitif yükümlülükler
Protokol no. 1 madde 1 fıkra 1
Mal/mülk dokunulmazlığına saygı
Mal/mülk
Dağlık Karabağ sorunu bağlamında yerinden edilmiş olan Azerbaycan vatandaşlarının mülkiyet haklarını güvence altına alacak önlemlerin Ermenistan tarafından alınmaması: ihlal
Olaylar – Başvurucular, Azerbaycan’da Laçin şehrinde yaşamış olan Azerbaycan Kürtleridir. 1992’de, Ermenistan ve Azerbaycan arasındaki Dağlık Karabağ çatışması esnasında, terk etmek zorunda bırakıldıktan sonra oradaki evlerine ve mal/mülklerine dönemediklerini beyan etmişlerdir.
Aralık 1991’de Sovyetler Birliği dağılırken, Dağlık Karabağ Özerk Bölgesi (“DKÖB”), Azerbaycan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti (Azerbaycan SSC) içinde kalan özerk bir vilayetti. En kısa mesafe Laçin üzerinden olmak üzere Azerbaycan toprakları ile birbirinden ayrılmış bulunan DKÖB ile Ermeni Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti (Ermeni SSC) arasında ortak bir sınır mevcut değildi. 1989’da DKÖB’nin nüfusunun yaklaşık % 77’si etnik Ermenilerden, %22’si etnik Azerilerden oluşmaktaydı. Laçin şehrinde nüfusun çoğunluğu Kürt ve Azeriydi; sadece % 5-6 Ermeniydi. Dağlık Karabağ’da silahlı çatışmalar 1988’de başladı. Eylül 1991’de – Azerbaycan Sovyetler Birliği’nden bağımsızlığını ilan ettikten hemen sonra – DKÖB Bölgesel Konseyi, DKÖB toprakları ile Azerbaycan’ın Şahumyan şehrinde “Dağlık Karabağ Cumhuriyeti” (“DKC”)’nin kurulduğunu ilan etti. Azeri nüfus tarafından boykot edilen ve katılanların % 99.9’unun “DKC”nin Azerbaycan’dan ayrılması yönünde oy kullandığı Aralık 1991 referandumunu takiben, Ocak 1992’de “DKC” Azerbaycan’dan bağımsızlığını tekrar ilan etti. Bundan sonra ihtilaf kademeli olarak topyekun bir savaşa dönüştü. 1993’ün sonunda, Ermeni kuvvetleri eski DKÖB topraklarının neredeyse tamamı ve komşu yedi Azerbaycan bölgesi üzerinde kontrolü sağlamış bulunmaktaydı. Sorun, her iki tarafta yüzbinlerce ülke içi yerinden edilmiş kişi ve sığınmacı ile sonuçlandı. Mayıs 1994’te taraflar bugün de yürürlükte olan ateşkes antlaşmasını imzaladılar. Barışçıl çözüm için müzakereler Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) nezdinde yürütüldü. Bununla birlikte, bugüne kadar soruna kesin siyasi bir çözüm sağlanamadı. “DKC”nin kendi kendine ilan ettiği bağımsızlığı hiçbir devlet ya da uluslararası kuruluş tarafından tanınmamıştır. 2001’de Avrupa Konseyi’ne üye olmadan önce hem Ermenistan hem Azerbaycan, Bakanlar Komitesi’ne ve Parlamenterler Meclisi’ne Dağlık Karabağ sorununun barışçıl çözümü taahhüdünde bulunmuşlardır.
Başvurucuların yaşadığı Laçin şehri, savaş sırasında birçok defa saldırıya uğramıştır. Başvurucular saldırıların arkasında hem Dağlık Karabağ hem de Ermenistan Cumhuriyeti birliklerinin olduğunu iddia etmişlerdir. Öte yandan Ermenistan hükümeti, Ermenistan’ın olaylara katılmadığını ve askeri harekatın Dağlık Karabağ’ın savunma kuvvetleri ile gönüllü gruplar tarafından yapıldığını ileri sürmüştür. 1992 Mayıs’ının ortasında Laçin hava bombardımanına tutulmuş, bu sırada çok sayıda ev yerle bir olmuştur. Başvurucular, Laçin’den Bakü’ye kaçmak zorunda bırakılmışlardır. O zamandan beri, Ermeni işgali nedeniyle evlerine ve mülklerine dönememişlerdir. Yerlerinden edilene kadar hayatlarının büyük kısmında Laçin’de yaşadıkları ve orada evlerinin ve arazilerinin bulunduğu iddialarını tevsik etmek için başvurucular, Mahkeme’ye çeşitli belgeler sunmuşlardır. Altı başvurucunun tamamı, Laçin’de kendi adlarına tescilli evleri ve arsaları olduğunu gösteren resmi belgeleri (“teknik pasaportlar”); çocuklarınınkiler de dahil olmak üzere nüfus suretlerini ve/veya aile cüzdanlarını; ve başvurucuların Laçin’de yaşamış olduklarını doğrulayan eski komşularının yazılı beyanlarını iletmiştir.
Hukuk
(a) İlk İtirazlar
(i) İç Hukuk Yollarının Tüketilmesi – Davalı hükümet başvurucuların şikayetlerine çare getirebilecek bir hukuki yolun – Ermenistan’da veya “DKC”de – mevcut olduğunu gösterememişlerdir. İşaret edilen hükümler genel nitelikte olup silahlı çatışma neticesinde mal/mülk kaybı özel durumunu veya sair surette başvurucularınkine benzer bir hali ilgilendirmemektedir. Sunulan hiçbir yerel mahkeme kararı Dağlık Karabağ sorunu çerçevesinde yerinden edilen kişilerin evlerini veya mallarını kaybetmesine ilişkin değildir. Ayrıca, davalı hükümetin yetkili makamlarının başvurucuların şikayetlerine yol açan olaylarla irtibatını veya Ermenistan’ın Dağlık Karabağ ile bitişik topraklarda yetki kullandığını reddettiği dikkate alınırsa, başvuruculardan iade veya tazminat taleplerini Ermenistan makamları önünde ileri sürmelerini beklemek makul olmazdı. Son olarak, soruna siyasi bir çözüm bulunamamış olduğundan ve bölgede askeri yığınak son yıllarda arttığından, tanınmayan “DKC”de herhangi bir olası hukuk yolunun yerinden edilmiş Azerbaycanlılara fiilen çare olacağını düşünmek gerçekçi olmayacaktır.
Hüküm: ilk itirazın reddine (on dörde üç).
(ii) Mağdur sıfatı – Mahkeme içtihadı uluslararası ya da ulusal silahlı çatışmalar sırasında mal/mülk ve evlerini kaybettiklerini ileri süren başvurucuların sunacağı deliller hususunda esnek bir yaklaşım geliştirmiştir. Benzer bir yaklaşım BM “Yerinden edilmiş kişiler ve sığınmacıların iskanı ve mallarının iadesi hakkında ilkeler (Pinheiro İlkeleri)”de de görülmektedir. Başvurucuların sunduğu en önemli delil, teknik pasaportlar olmuştur. Resmi belge olmakla, evlerin çizimlerini, boyutlarını ve sair ölçülerini içermekte; ayrıca söz konusu arsa büyüklüklerini göstermekteydiler. Pasaportlar 1985 ve 1990 arasına tarihlenmekteydi ve başvurucuların adlarına idiler. Ayrıca pasaportlar ilgili arazi tahsisi kararlarına referansları da içermekteydi. İşbu nedenlerle, Mahkeme’nin bundan önceki birçok davada kabul ettiği mülkiyet hakkı için prima facie (ilk bakışta/aşamada) delil niteliğindeydiler. Başvurucular, eski komşularının ifadeleri de dahil olmak üzere, mülkiyete ilişkin başka prima facie deliller de, sunmuşlardır. Ayrıca başvurucuların kimlik ve ikametlerine ilişkin belgeler de mülkiyete ilişkin taleplerini desteklemiştir. Bunların yanı sıra, her ne kadar altıncı başvurucu hariç başvurucuların hepsi tapu senedi veya sair birincil delil sunamamış olsalar da, başvurucuların yerlerini terk etmeye zorlandığı hal ve şartlar dikkate alınmalıdır. Başvurucular askeri bir saldırıya uğrayınca şehirlerini terk etmişlerdir. Başvurucular, terk etmeye mecbur edilene kadar hayatlarının büyük bir kısmında Laçin şehrinde yaşamış ve kaçtıkları esnada orada ev ve topraklara sahip olduklarını yeterli surette kanıtlamış bulunmaktadırlar.
Sovyet hukuk sisteminde, toprağın özel mülkiyeti söz konusu değildi ancak vatandaşlar mukim oldukları evlere sahip olabilirlerdi. Arsalar, çiftçilik veya şahsi konut inşası gibi belli amaçlarla vatandaşlara tahsis edilebilirdi. Bu durumda vatandaş, belirtilen amaçla sınırlı olmak üzere, hukuk tarafından korunan ve miras bırakılabilen bir tür kullanım hakkı elde ederdi. Bu nedenle, evler ve arazilerle ilgili olarak başvurucuların haklarının esaslı bir ekonomik menfaat ihtiva ettiği noktasında bir şüphe yoktu. Sonuç olarak, Laçin şehrini terk etmek zorunda kaldıklarında başvurucular, evler ve arsalar üzerinde Protokol 1 madde 1 anlamında mal/mülk teşkil eden haklara sahiptiler. Bu hakların sonradan sönümlendiğine yönelik bir emare bulunmamaktadır; dolayısıyla, mülkiyete ilişkin hakları hala geçerlidir. Ayrıca, arsaları ve evleri Sözleşme’nin 8. maddesi anlamında “ev” olarak değerlendirilmelidir.
Hüküm: ilk itirazın reddine (on beşe iki).
(iii) Ermenistan’ın yetki alanı – Mahkeme’nin görüşüne göre, - 150 000’den az etnik Ermeni nüfusu olan - Dağlık Karabağ’ın Ermenistan’ın kuvvetli askeri desteği olmadan 1992’nin başında yedi milyonluk Azerbaycan’a karşı, sadece eski DKÖB üzerinde değil, 1993 sona ermeden komşu yedi Azerbaycan bölgesinin tamamı ya da esaslı bir kısmı üzerinde de kontrolü ele geçirebilecek bir savunma gücü kurabileceğini düşünmek zordur. Her durumda, Ermenistan’ın Dağlık Karabağ ile askeri münasebeti, birçok açıdan, 1994 tarihli “Dağlık Karabağ Cumhuriyeti ile Ermenistan Cumhuriyeti Hükümetleri Arasında Askeri İşbirliği Anlaşması” ile resmiyet kazanmıştır. Bu anlaşma, iki “ülkede” askere alınanların zorunlu askerliklerini diğerinde yapmalarına imkan tanımıştır. Mahkeme, geçmiş ve bugünkü Ermenistan hükümetleri üyeleri tarafından yapılanlar da dahil olmak üzere sayısız resmi beyanatı ve raporu da not etmiştir. Bunlar, Ermenistan’ın gerek askeri varlığı vasıtasıyla gerek askeri mühimmat veya uzmanlık sağlamak suretiyle Dağlık Karabağ sorununda başından itibaren müdahil olduğunu gözler önüne sermiştir. Özellikle, söz konusu meselede hayati rol oynamış üst düzey kamu görevlilerinin, hatta eski bakan ve memurların, Ermenistan silahlı kuvvetlerinin Dağlık Karabağ’da veya bitişik topraklarda konuşlandırılmadığı yönündeki resmi görüşe aykırı düşen olaylar ve tutumları kabul ettikleri beyanları delil değerini haiz olup, bir tür ikrar niteliğinde oldukları düşünülebilir. Ermenistan’ın askeri desteği söz konusu topraklarda kontrolü elde tutmak için belirleyici olmaya devam etmiştir. Bunun yanı sıra, davaya temel teşkil eden olaylardan açıkça anlaşıldığı üzere, Ermenistan “DKC”ye esaslı siyasi ve finansal destek vermiş; vatandaşlar, “DKC” hiçbir devlet veya uluslararası örgüt tarafından tanınmadığından, yurtdışına seyahat etmek için Ermenistan pasaportu almak durumunda kalmıştır. Sonuç olarak, Ermenistan ve “DKC” bütün önemli konularda adeta entegre olmuş ve “DKC” ile yönetimi Ermenistan tarafından sağlanan askeri, siyasi, finansal ve diğer destekler sayesinde hayatta kalabilmiştir. Bu şekilde, Ermenistan Dağlık Karabağ ve onu çevreleyen topraklarda etkili bir kontrol uygulamıştır.
Hüküm: ilk itirazın reddine (on dörde üç).
(b) Esas
Madde 1 Protokol No. 1: Başvurucular evler ve topraklara ilişkin olarak işbu madde anlamında mal/mülk teşkil eden haklara sahiptiler. Her ne kadar başvurucuların zorla Laçin’deki yerlerinden edilmeleri Mahkeme’nin zaman bakımından yetkisinin dışında kalıyor olsa da, Mahkeme, Ermenistan açısından Sözleşme’nin yürürlüğe girdiği Nisan 2002’den sonra başvurucuların mallarına erişiminin engellenip engellenmediğini ve bu şekilde haklarının süregelen ihlalinden muzdarip olup olmadıklarını incelemek zorundadır.
Ne Ermenistan’da ne de “DKC”de başvurucuların şikayetleri için başvurabilecekleri bir hukuk yolu mevcut değildi. Bunun sonucunda, arkalarında bıraktıkları mal/mülk ve evlere fiziki erişimlerini sağlayacak veya kaybettikleri malları için tazminat elde edilebilecek herhangi bir hukuki vasıta bulunmamaktaydı. Ayrıca, Mahkeme’nin görüşüne göre, ateşkes anlaşmasından itibaren yirmi seneyi aşan bir süredir devam eden koşullar altında Azerbaycanlıların Dağlık Karabağ’a ve bitişik topraklara dönmesi fiiliyatta gerçekçi değildi. Bu koşullardan başlıcaları, Ermenistan veya Ermenistan tarafından desteklenen birliklerin devam eden varlığı, temas hattındaki ateşkes ihlalleri, Ermenistan ve Azerbaycan arasındaki genel anlamda düşmanca olan ilişki ve bugüne dek siyasi bir çözüm ihtimalinin doğmamış olmasıdır. Bu çerçevede, başvurucuların mal ve mülk dokunulmazlığına devam eden bir müdahale söz konusudur.
Mülke erişim mümkün olmadığı müddetçe, devlet, Birleşmiş Milletler ve Avrupa Konseyi tarafından belirlenen uluslararası standartlara uygun olarak, mülkiyet haklarını güvence altına alan alternatif önlemler almak yükümlülüğü altındadır. Özellikle, barış müzakeresinin yirmi yılı aşkın süredir devam ettiği dikkate alındığında, yerinden edilmiş kişilerle ilgili konuları da kapsayan barış görüşmelerinin AGİT nezdinde devam ediyor olmasının hükümeti başka önlemler almak borcundan kurtarmadığı gözlemlenmelidir. Bu nedenle, mülkiyete ilişkin iddialar için, kolayca erişilebilen ve esnek delil standartları uygulayarak başvurucuların ve benzer durumdaki insanların mülkiyet haklarının yeniden tesisini sağlayabilecek ve mülkiyet haklarından faydalanamama nedeniyle tazminat elde edilebilecek bir sistem kurulması önemlidir. Ermenistan hükümeti yüz binlerce Ermeni sığınmacıya ve ülke içi yerinden edilmiş kişiye yardım sağlamak durumunda kalmıştır ancak bu grubun korunması, onu, çatışma nedeniyle kaçmak zorunda kalan başvurucular gibi Azerbaycan vatandaşlarına karşı yükümlülüklerinden kurtarmaz. Sonuç olarak, hükümet söz konusu zaman zarfında başvurucuların mal ve mülklerine erişimini, müdahale nedeniyle tazminat ödemeksizin engellemekte haklı olduğunu ortaya koyamamıştır. Başvurucuların Protokol No. 1 madde 1 altında haklarının süregelen ihlali sabittir.
Hüküm: ihlal (on beşe iki).
Madde 8: Bütün başvurucular Laçin şehrinde doğmuşlardır. Mayıs 1992’deki kaçışlarına kadar, tamamen ya da hayatlarının büyük bir kısmında orada yaşamış ve çalışmışlardır. Hemen hemen hepsi orada evlenmiş ve çocuk sahibi olmuştur. Ayrıca yaşamlarını orada kazanmış ve ataları o topraklarda yaşamışlardır. İçlerinde yaşadıkları evlerini orada inşa etmiş ve orada sahip olmuşlardır. Başvurucuların orada köklü bir hayatları ve evleri olduğu açıktır. Başvurucular iradi olarak başka bir yerde ikamete geçmemiş, Bakü’de ve diğer bir takım yerlerde ülke içi yerinden edilmiş kişiler olarak zaruret sonucu yaşamışlardır. Somut olayda, başvurucuların zorla yerinden edilmeleri ve iradeleri dışında Laçin’den uzak kalmalarının, kaçmalarından itibaren geçen zamana rağmen, orayla bağlantıları kestiği sonucuna varılamaz. Protokol No. 1 madde 1 altında vardığı sonuca esas teşkil eden nedenlerden ötürü, Mahkeme, başvurucuların evlerine erişimlerinin engellenmesinin özel hayatlarına, aile hayatlarına ve konut dokunulmazlıklarına devam eden nitelikte haksız bir müdahale teşkil ettiği sonucuna varmıştır.
Hüküm: ihlal (on beşe iki).
Madde 13: Ermenistan hükümeti başvurucular için Sözleşme kapsamındaki şikayetlerine çare getirebilecek ve makul seviyede başarıya ulaşma ihtimali olan bir yolun mevcut olduğunu ispat edememiştir.
Hüküm: ihlal (on dörde üç).
Madde 41: saklı.
© Avrupa Konseyi/Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi
Yazı İşleri tarafından hazırlanmış bu özet Mahkeme’yi bağlamamaktadır.
İçtihat Bilgi Notları için buraya tıklayınız
© Avrupa Konseyi/Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, 2015.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin resmi dilleri Fransızca ve İngilizce’dir. Bu çeviri, Avrupa Konseyi’nin insan haklarına destek Fonu’nun desteğiyle hazırlanmıştır (/humanrightstrustfund). Mahkeme’yi bağlamamaktadır ve Mahkeme, kalitesi konusunda herhangi bir sorumluluk kabul etmemektedir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatlarının veritabanı olan HUDOC üzerinden () veya HUDOC’un bildirdiği başka veritabanları üzerinden yüklenebilir. Davanın isminin tamamen yazılması, yukarıdaki telif hakkıyla ilgili ifadeler kullanılması ve insan haklarına destek Fonu’na referans yapılması şartıyla ticari olmayan amaçlarla kullanılabilir. Bu çevirinin tamamını veya bir kısmını ticari amaçlarla kullanmak isteyen herkesin, bu durumu belirtilen adrese bildirmesi rica olunur: publishing@.
© Council of Europe/European Court of Human Rights, 2015.
The official languages of the European Court of Human Rights are English and French. This translation was commissioned with the support of the Human Rights Trust Fund of the Council of Europe (/humanrightstrustfund). It does not bind the Court, nor does the Court take any responsibility for the quality thereof. It may be downloaded from the HUDOC case-law database of the European Court of Human Rights () or from any other database with which the Court has shared it. It may be reproduced for non-commercial purposes on condition that the full title of the case is cited, together with the above copyright indication and reference to the Human Rights Trust Fund. If it is intended to use any part of this translation for commercial purposes, please contact publishing@.
© Conseil de l’Europe/Cour européenne des droits de l’homme, 2015.
Les langues officielles de la Cour européenne des droits de l’homme sont le français et l’anglais. La présente traduction a été effectuée avec le soutien du Fonds fiduciaire pour les droits de l’homme du Conseil de l’Europe (/humanrightstrustfund) Elle ne lie pas la Cour, et celle-ci décline toute responsabilité quant à sa qualité. Elle peut être téléchargée à partir de HUDOC, la base de jurisprudence de la Cour européenne des droits de l’homme (), ou toute autre base de données à laquelle HUDOC l’a communiquée. Elle peut être reproduite à des fins non commerciales, sous réserve que le titre de l’affaire soit cité en entier et s’accompagne de l’indication de copyright ci-dessus ainsi que de la référence au Fonds fiduciaire pour les droits de l’homme. Toute personne souhaitant se servir de tout ou partie de la présente traduction à des fins commerciales est invitée à le signaler à l’adresse suivante : publishing@.
Full & Egal Universal Law Academy