AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
CİN / TÜRKİYE KARARI
(Başvuru No. 31605/12)
KARAR
STRAZBURG
1 Ekim 2019
İşbu karar kesindir. Bazı şekli düzeltmelere tabi tutulabilir.
Cin/Türkiye davasında,
Başkan
Valeriu Griţco,
Hâkimler
Egidijus Kūris,
Darian Pavli,
ve Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla Komite olarak toplanarak, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (“İkinci Bölüm”), 10 Eylül 2019 tarihinde gerçekleştirilen müzakerelerin ardından, söz konusu tarihte aşağıdaki kararı vermiştir.
USUL
1. Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan davanın temelinde, Türk vatandaşı olan Emrullah Cin’in (“başvuran”) 24 Nisan 2012 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvuru (No. 31605/12) bulunmaktadır.
2. Başvuran, Diyarbakır Barosuna bağlı avukatlar M. Beştaş ve M. Danış Beştaş tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (“Hükümet”), kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuranın ifade özgürlüğü hakkına yapıldığı iddia edilen ihlale ilişkin şikâyet, 12 Eylül 2016 tarihinde Hükümet’e bildirilmiştir ve başvurunun geri kalan kısmının, Mahkeme İç Tüzüğü’nün 54. maddesinin 3. fıkrası uyarınca kabul edilemez olduğuna karar verilmiştir.
OLAY VE OLGULAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
4. Başvuran, 1963 doğumlu olup, Diyarbakır’da ikamet etmektedir. Olayların meydana geldiği tarihte, başvuran Viranşehir’de (Şanlıurfa) Belediye Başkanı olarak görev yapmaktadır.
5. Diyarbakır Cumhuriyet Savcısı (“Cumhuriyet Savcısı”), 29 Kasım 2007 tarihli bir iddianameyle, 21 Mart 2007 tarihinde düzenlenen Nevruz kutlamaları dolayısıyla başvuranın yaptığı bir konuşma nedeniyle, terör örgütü lehine propaganda yapmaktan başvuran hakkında bir soruşturma başlatmıştır.
6. Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi (“Ağır Ceza Mahkemesi”), 6 Kasım 2008 tarihinde, başvuranı terör örgütü lehine propaganda yapma suçundan suçlu bulmuştur ve 3713 sayılı Kanun’un 7. maddesini 2. fıkrası uyarınca bir yıl altı ay hapis cezasına mahkûm etmiştir. Ağır Ceza Mahkemesi, bu karara varmak için, aşağıdaki unsurlara dayanmıştır: ilgili, konuşmasında, terörist Abdullah Öcalan’ı Kürt halkının lideri olarak adlandırmıştır ve toplanan halkın ve kendisinin Öcalan’ı kendi iradeleriyle lider olarak kabul ettiklerini ifade etmiştir; ilgili ayrıca Abdullah Öcalan’ın zehirlendiğini ifade etmiştir ve Abdullah Öcalan’ın 1999 yılından beri cezaevine girdiğini ve tecrit hücresinde tutulduğunu belirtmiştir; ilgili buna ek olarak, Kürtlerin kimliklerinin tanınmasını talep ettikleri, Ankara’nın bu talebi dikkate alınmadığını ve yalnızca PKK (Kürdistan İşçi Partisi, yasa dışı silahlı örgüt) yönetimi tarafından göz önünde bulundurulduğunu belirtmiştir; ve, ayrıca, ilgili, PKK’nın başkanına atıfta bulunmak için, "Sayın Öcalan" ifadesini kullanmıştır. Ağır Ceza Mahkemesi, başvuran tarafından yapılan açıklamaların Nevruz kutlamalarıyla hiçbir ilgisi olmadığı ve bu konuşmanın PKK lehine bir propaganda yaptığı ve toplanan halkı kışkırtmak ve etkilemek için yapıldığı kanaatindedir. Ağır Ceza Mahkemesi, ayrıca, olay tutanağının içeriğine ve gösteriye ilişkin görüntüler içeren disk okuyucularının dökümlerine dayanarak, toplanan halkın "Biji Serok Apo" ("Yaşasın Önder Apo") ve "Dişe diş kana kan seninleyiz Öcalan" şeklinde sloganlar attığı ve PKK lehine pankart açtığı tespit edildiği kanaatindedir. Ağır Ceza Mahkemesi, bilhassa, ihtilaf konusu konuşmanın toplanan halkın üzerindeki etkisi nedeniyle, başvuranın sözlerinin ifade özgürlüğü ile korunamayacağı kanaatine varmıştır.
7. Yargıtay, 31 Ocak 2012 tarihinde, başvuran tarafından yapılan temyiz başvurusunu reddetmiştir ve ilk derece mahkemesi tarafından verilen kararı onamıştır.
8. Ağır Ceza Mahkemesi, 11 Haziran 2012 tarihinde, 6352 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiğini dikkate alarak (aşağıdaki 12. paragraf), söz konusu kanunun geçici 1. maddesi uyarınca, başvurana verilen cezanın infazının ertelenmesine karar vermiştir.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK KURALLARI
A. 3713 Sayılı Kanun’un 7. Maddesinin 2. Fıkrası
9. 12 Nisan 1991 tarihinde yürürlüğe giren 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 7. maddesinin 2. fıkrası aşağıdaki şekildedir:
"[Yukarıdaki fıkrada] belirtilen örgütlere yardım edenlere ve örgütle ilgili propaganda yapanlar hakkında (...) bir yıldan beş yıla kadar hapis ve elli milyon liradan yüz milyon liraya kadar ağır para cezasına hükmolunur. "
10. 18 Temmuz 2006 tarihinde yürürlüğe giren 5532 Sayılı Kanun ile değiştirilen 3713 Sayılı Kanun’un 7. maddesinin 2. fıkrası aşağıdaki şekildedir:
“ Terör örgütünün propagandasını yapan kişi, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır (...) ”
11. 30 Nisan 2013 tarihinde yürürlüğe giren 6459 sayılı Kanun tarafından yapılan değişiklikten itibaren, söz konusu hüküm şunu öngörmektedir:
“Terör örgütünün; cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterecek veya övecek ya da bu yöntemlere başvurmayı teşvik edecek şekilde propagandasını yapan kişi, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. ”
B. 6352 Sayılı Kanun
12. “Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında” başlıklı 6352 sayılı Kanun (“6352 sayılı Kanun”), 5 Temmuz 2012 tarihinde yürürlüğe girmiştir.Söz konusu Kanun, geçici 1 maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinde ve 3. fıkrasında, kesinleşen her türlü cezanın basın, yayın veya diğer düşünce ve fikir iletme yollarıyla 31 Aralık 2011 tarihinden önce işlenen bir suç nedeniyle verilmesi koşuluyla, para cezasına ya da beş yılın altında bir hapis cezasına karşılık gelmesi durumunda bu cezanın infazının üç yıllık bir dönem boyunca ertelenmesini öngörmektedir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. SÖZLEŞME’NİN 10. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
13. Başvuran, hakkında verilen mahkumiyet hükmünün ifade özgürlüğünü ihlal ettiğini ileri sürmektedir. Başvuran, iddialarını desteklemek için, Sözleşme’nin 10. maddesini ileri sürmektedir.
14. Hükümet, bu iddiayı kabul etmemektedir.
15. Mahkeme, başvurunun Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının (a) bendi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve öte yandan, başka herhangi bir kabul edilemezlik gerekçesiyle bağdaşmadığını tespit ederek, başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar vermektedir.
16. Başvuran, hakkında verilen mahkumiyet hükmünün ifade özgürlüğü hakkını göz ardı ettiğini iddia etmektedir.
17. Hükümet, başvuranın hakkını kullanmasına ilişkin yapılan müdahalenin 3713 sayılı Kanun’un 7. maddesinin 2. fıkrasıyla öngörüldüğünü ve ulusal güvenliğin korunması, düzenin sağlanması ve suçun önlenmesi amaçlarını izlediğini ileri sürmektedir: ayrıca, Hükümete göre, davaya ilişkin koşullarda söz konusu müdahalenin yasal bir dayanağı bulunmaktaydı. Hükümete göre, - başvuranın olayların meydana geldiği tarihte Viranşehir Belediye Başkanı olması nedeniyle - belirli bir siyasi itibara sahip bir kişi tarafından yapılan ve suç teşkil eden açıklamalar, ulusal makamları makul bir şekilde, ülkedeki terörist faaliyetlerin yoğunlaştırılmasından endişe duymalarına yol açabilir. Hükümet, bu koşullarda, ihtilaf konusu müdahalenin demokratik bir toplumda gerekli olduğu ve izlenen meşru amaçlarla orantılı olduğu kanaatindedir.
18. Mahkeme, başvuranın mahkûmiyetinin ilgilinin ifade özgürlüğü hakkını kullanmasına ilişkin bir müdahale olduğu, bu müdahalenin kanunla, yani bu durumda 3713 sayılı Kanun’un 7. maddesinin 2. fıkrasıyla öngörüldüğü ve Sözleşme’nin 10. maddesinin 2. fıkrası bakımından ulusal güvenliğin korunması ve suçun önlenmesi gibi meşru amaçlar izlediği hususlarının taraflar arasında tartışma konusu olmadığını gözlemlemektedir.
19. Mahkeme, müdahalenin gerekliliğiyle ilgili olarak, ifade özgürlüğü konusundaki içtihatlarından doğan ve bilhassa Bédat/İsviçre ([BD], No. 56925/08, 48. paragraf, 29 Mart 2016) ve Belge/Türkiye (No. 50171/09, 31, 34 ve 35. paragraflar, 6 Aralık 2016) kararlarında özetlenen ilkeleri hatırlatmaktadır. Mahkeme, başvuran tarafından ifade özgürlüğü hakkını kullanmasına yönelik müdahalenin “gerekliliğinin” somut olayda ikna edici bir şekilde ortaya konulup konulmadığını değerlendirmek için, içtihadı uyarınca, ilgilinin cezai mahkûmiyetine dayanak olarak, özellikle Türk mahkemeleri tarafından kabul edilen gerekçeye göre karar vermesi gerektiğini belirtmektedir (Gözel ve Özer/Türkiye, No. 43453/04 ve 31098/05, 51. paragraf, 6 Temmuz 2010).
20. Mahkeme, somut olayda, başvuranın halka açık bir toplantı sırasında yaptığı bir konuşma ve bu konuşmadan sonra toplanan halk tarafından atılan sloganlar nedeniyle bir terör örgütü lehine propaganda yapmaktan cezai olarak mahkûm edildiğini kaydetmektedir. Mahkeme, ulusal mahkemeler tarafından somut olaya ilişkin olarak verilen kararları inceleyerek, ne Ağır Ceza Mahkemesinin ne de ilk derece mahkemesi tarafından verilen kararı onayan Yargıtay kararının, ilgilinin konuşmasının ve halk tarafından atılan sloganların, içeriklerini, bulundukları kapsamı ve zarar verici niteliklerini dikkate alarak, ki Mahkemeye göre burada esas unsur olan, şiddete, silahlı direnişe veya ayaklanmaya teşvik edici ya da nefret söylemi oluşturup oluşturmadığı konusunda bu kararlarda yeterli açıklamalarda bulunulmadığını tespit etmektedir (Zana/Türkiye [BD], 25 Kasım 1997, 57 ila 60. paragraflar, Karar ve Hükümler Derlemesi 1997‑VII, Sürek/Türkiye (No. 4) [BD], No. 24762/94, 58. paragraf, 8 Temmuz 1999, Perinçek/İsviçre [BD], No. 27510/08, 204 ila 208. paragraflar, AİHM 2015 (özetler), Gül ve diğerleri/Türkiye, No. 4870/02, 41 ve 42. paragraflar, 8 Haziran 2010, ve Belek ve Velioğlu/Türkiye, No. 44227/04, 25. paragraf, 6 Ekim 2015).
21. Mahkeme, yukarıda belirtilenleri dikkate alarak, yerel makamlar tarafından başvuran hakkında alınan tedbirin zorunlu bir sosyal ihtiyaca karşılık gelmediği, her halükârda, hedeflenen meşru amaçlarla orantılı olmadığı ve bu nedenle, demokratik bir toplumda gerekli olmadığı kanısına varmaktadır.
22. Dolayısıyla, Sözleşme’nin 10. maddesi ihlal edilmiştir.
II. SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
23. Başvuran, maruz kaldığını ifade ettiği manevi zarar bağlamında 100.000 Türk lirası (TRY) talep etmektedir.
Başvuran ayrıca, Mahkeme önünde yapmış olduğunu ifade ettiği masraf ve harcamalar için 12.000 Türk lirası talep etmektedir. Başvuran, bu talebine dayanak olarak, Mahkemeye, dava dosyasının işlemine ilişkin avukatların yaptıkları çalışmaları detaylı olarak gösteren ve bunlarla ilgili diğer masrafları belirten özetleyici bir tablo sunmaktadır. Başvuran, söz konusu son masrafların ödenmesine ilişkin hiçbir kanıtlayıcı belge sunmamıştır.
24. Hükümet, manevi zarar bağlamında yapılan talep ile tespit edilen ihlal arasında nedensellik bağı bulunmadığı kanaatindedir. Hükümet, masraf ve giderlere ilişkin taleple ilgili olarak, başvuranın avukatlık masraflarına ve iddia edilen diğer masraflara ilişkin herhangi bir ödeme belgesi sunmadığını belirtmektedir.
25. Mahkeme, başvurana manevi zarar bağlamında 2.500 avro (EUR) ödenmesinin uygun olduğu kanaatindedir. Mahkeme, masraf ve giderler ile ilgili olarak, somut olayla ilgili olarak kendisine sunulan belgeleri ve içtihatlarını göz önünde bulundurarak, avukatlık masrafları için 1.000 avro ödenmesinin makul olduğunu değerlendirmektedir ve bu meblağın başvurana ödenmesine karar vermektedir. Mahkeme, diğer masraflarla ilgili olarak, başvuranın bu bağlamda gerekli kanıtlayıcı belgeleri sunmaması nedeniyle, bu bağlamdaki talebi reddetmektedir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE,
1. Başvurunun kabul edilebilir olduğuna;
2. Sözleşme’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine;
3. a)Davalı Devlet tarafından başvurana, üç ay içerisinde, ödeme tarihindeki geçerli döviz kuru üzerinden Türk lirasına çevrilmek üzere, aşağıdaki meblağları ödemekle yükümlü olduğuna:
i. Manevi tazminat olarak, ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, 2.500 avro (ikibinbeşyüz avro),
ii. Masraf ve giderler karşılığında, başvuran tarafından ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, 1.000 avro (bin avro) ödenmesine,
b) Söz konusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödeme tarihine kadar, bu tutara Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan marjinal kredi faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına,
4. Adil tazmine ilişkin kalan taleplerin reddine karar vermiştir.
İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup, Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca, 1 Ekim 2019 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan BakırcıValeriu Griţco
Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy