AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
ÇOKBİLGİN VE AYVAZ / TÜRKİYE
(Başvuru No. 3625/05)
KARAR
STRAZBURG
8 Aralık 2020
İşbu karar kesinleşmiştir. Bazı şekli düzeltmelere tabi tutulabilir.
Çokbilgin ve Ayvaz / Türkiye davasında,
Başkan
Aleš Pejchal,
Hâkimler
Egidijus Kūris,
Carlo Ranzoni
ve BölümYazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla komite halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan davanın temelinde bulunan, iki Türk vatandaşı olan Vasıf Soner Çokbilgin ve Müştak Ayvaz’ın (“başvuranlar”) 25 Ocak 2005 tarihinde İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca yapmış oldukları başvuruyu (no. 3625/05), 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi ile Sözleşme’nin 6. maddesinin 2. fıkrası kapsamında yapılan şikayetleri Türk Hükümetinin (“Hükümet”) bilgisine sunma kararını, tarafların görüşlerini göz önünde bulundurarak, 17 Kasım 2020 tarihinde gerçekleştirdiği müzakereler neticesinde, anılan tarihte aşağıdaki kararı vermiştir:
GİRİŞ
Başvuranlar mal varlıklarına ihtiyati tedbir konulmasından ve lehlerinde kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmesi sonrasında dahi, bu tedbirin kaldırılmasına yönelik taleplerinin, zimmete para geçirme nedeniyle İmarbank’ın yöneticileri hakkında yürütülen ceza yargılamasının halen ulusal mahkemeler önünde derdest olduğu gerekçesiyle reddedilmesinden yakınmaktadırlar.
OLAY VE OLGULAR
1. Başvuranlar sırasıyla 1958 ve 1967 doğumlu olup, İstanbul’da ikamet etmektedirler. Başvuranlardan biri, Antalya Barosuna bağlı Avukat S. Çığgın; diğeri ise İstanbul Barosuna bağlı Avukat H. Koç tarafından temsil edilmiştir.
2. Hükümet ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.Davanın Başlangıcı
3. İstanbul’da bulunan ve bankacılık işlemleri için en yüksek faiz oranını vermeyi vadeden bir kampanya sonrasında milyar avroluk kayıplar yaşayan ve faaliyetlerini sürdüremez hale gelen Türkiye İmar Bankası T.A.Ş.nin (“İmarbank”) denetimini 1984 yılında Uzan grubu almıştır.
4. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (“BDDK”) 4 Temmuz 2003 tarihinde, Türk finans sisteminin güvenlik ve istikrarını güvence altına almak amacıyla, yetkililerin, İmarbank’ın yükümlülüklerini yerine getirmediği ve süresi içinde gerekli önleyici tedbirleri almadığı gerekçeleriyle bankacılık lisansını iptal ettiklerini duyurmuştur. Söz konusu lisansa sahip olmaması nedeniyle, 4389 sayılı Bankacılık Kanunu’nun 14. maddesinin 3. fıkrası uyarınca kabul edilen 3 Temmuz 2003 tarihli 1085 sayılı karar gereğince, İmarbank artık bankacılık işlemlerini gerçekleştiremez ve mevduat kabul edemez hale gelmiştir. BDDK, söz konusu bankanın yönetim ve denetiminin, 4389 sayılı Kanun’un 16. maddesinin 1. fıkrası uyarınca, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonuna (“Fon”) devredildiğini belirtmiştir.
5. Ankara 1. Asliye Ticaret Mahkemesi, aynı gün ve aynı Kanun gereğince, alacaklıların haklarını korumak, kayıpları sınırlı tutmak ve her türlü şaibeli işlemi engellemek amacıyla, İmarbank’ın eski yöneticilerinin alacak ve mülkiyet hakları üzerinde ihtiyati tedbir uygulanmasına karar vermiştir (2003/827 sayılı dosya). Söz konusu ihtiyati tedbirler, Ankara 3. İcra Dairesi tarafından uygulanmıştır (2003/2671 ve 2003/2672 sayılı dosyalar).
6. Şişli 2. Sulh Ceza Mahkemesi, 14 Ağustos 2003 tarihinde, birçok kişi hakkında ihtiyati tedbirlerin alınmasına karar vermiştir.
7. Şişli Sulh Ceza Mahkemesi, farklı tarihlerde, 4969 Sayılı Kanun’un geçici 2. maddesi uyarınca, bu hükmün 2. fıkrasında belirtilen kişiler hakkında çok sayıda ihtiyati tedbir kararı vermiştir.
8. Böylelikle verilen ihtiyati tedbir kararları, - bankalar, banka dışı finansal şirketler ve diğer tüzel kişiler nezdinde tutulan çelik kasaların içeriğine ilişkin haklar da dâhil olmak üzere -, hakların ve alacakların askıya alınmasını ve mülkiyetten, diğer haklardan ve gerçek alacaklardan yararlanma hakkının tamamen veya kısmen kaybedilmesini, mülk, hisse senedi, nakit ve diğer varlıklara el konulmasını, bunların ödeme makamına teslim edilmesini ve haklar ile alacaklara ilişkin ek tedbirlerin uygulanmasını kapsamaktaydı. Bu tedbirler, İmarbank’ın Yönetim Kurulu Başkanı ve üyeleri, Kredi Komitesi Başkanı ve üyeleri, Genel Müdürü, Genel Müdür Yardımcıları, şube müdürleri, imza yetkisi bulunan ve doğrudan veya dolaylı olarak, bireysel olarak veya müştereken bankanın yönetimini ve denetimini sağlayan bankanın diğer çalışanları ve tüm bu kişilerin eş ve çocukları ile ilgiliydi.
Bu tedbirler, 4969 Sayılı Kanun’un geçici 2. maddesinin 2. fıkrası gereğince, yukarıda belirtilen kişilerin adına ve hesabına hareket eden kişiler ile bu kişiler adına ve hesabına fon, mülk ya da haklar elde eden kişiler hakkında da uygulanmaktaydı.
Söz konusu tedbirler yalnızca, İmarbank tarafından yetkili makamlara bildirilen sigortalı tasarruf mevduatlarının tutarı ile bu mevduatların fiili tutarı arasındaki fark ile ilgiliydi.
9. İmarbank’ın yönetim ve denetiminin Fon’a devredilmesinin ardından, bankanın yöneticileri ve çoğunluk hissedarları hakkında birçok şikâyette bulunulmuştur. Eski 4389 sayılı Bankalar Kanunu, yeni 5411 sayılı Bankacılık Kanunu ve Türk Ceza Kanunu’nda düzenlenen suçları oluşturan olaylar nedeniyle yirmi beş ceza soruşturması açılmıştır.
10. İstanbul 8. Ağır Ceza Mahkemesinde, 3 Aralık 2003 tarihinde, İmarbank’ın yöneticileri ve çoğunluk hissedarları hakkında 4389 sayılı Kanun’un 223. maddesi kapsamında suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçundan (zimmet ve dolandırıcılık amacıyla) ceza yargılaması (2004/1 sayılı dosya) başlatılmıştır.
11. Fon, kendi yasal yetkisi çerçevesinde, 24 Aralık 2003 tarihinde, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun uyarınca, İmarbank ile ilgili Hazine tarafından tutulan alacakların tahsiline karar vermiştir. Bu alacakların tutarı, yedi milyar Türk Lirasından fazla olarak değerlendirilmiştir (7.552.995.710,63 TRY, yani yedi katrilyon eski Türk Lirasından fazla: 7.552.995.710.632.930 TRL) -olayların meydana geldiği dönemde dört milyar avrodan fazla (yaklaşık 4.284.172.000 EUR).
12. Ardından, 4389 sayılı Kanun’un 14, 15 ve 16. maddeleri ile 6183 sayılı Kanun hükümleri uyarınca, söz konusu amme alacaklarının tahsil edilmesi amacıyla, birçok tüzel ve gerçek kişi hakkında adli süreç başlatılmıştır. Bu bağlamda, Fon, 7 Ocak 2004 tarihinde, Şişli Cumhuriyet Savcılığından, 4969 sayılı Kanun’un geçici 2. maddesi uyarınca, Şişli Sulh Ceza Mahkemesi tarafından haklarında ihtiyati tedbir kararı verilen başvuranlar da dâhil olmak üzere, birçok gerçek ve tüzel kişi hakkında zimmet ve zimmet suçuna iştirak nedeniyle suç duyurusunda bulunmuştur.
13. Şişli Cumhuriyet savcısı, 21 Ocak 2004 tarihinde, delil yetersizliği nedeniyle kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir. Şişli Cumhuriyet savcısı kararında, suçlar ve suç faillerinin, teknik denetim soruşturmasının ardından 22 Eylül 2003 tarihinde düzenlenen raporda somut olarak tespit edildiğini; ancak söz konusu raporda, hakkında ihtiyati tedbir uygulanan kişilerin iddia edilen zimmet suçuna iştirak ettiklerini gösteren ya da bu kişilerin cezai sorumluluklarına işaret eden herhangi bir unsur bulunmadığını kaydetmiştir. 4969 sayılı Kanun’un iddia edilen suçun işlendiği tarihten sonra yürürlüğe girmesi ve suçun işlenmesi neticesinde meydana gelen zararların telafi edilmesi amacı taşıması nedeniyle, bu Kanun’un geçici 2. maddesinin 2. fıkrasına dayanılarak verilen kararla ilgili olan gerçek ve tüzel kişilerin “sanık” olarak değerlendirilmelerinin mümkün olmadığının altını çizmiştir. Son olarak, bu kişilerin yalnızca görevleri esas alınarak suçlanamayacağını ve her halükarda, bu kişilerin söz konusu zimmet suçuna iştirak ettiklerinin hiçbir zaman iddia edilmediğini kaydetmiştir.
Öte yandan savcı, iddianamede belirtilen gerekçeler dışında, dosyada, ihtiyati tedbir kararlarının kapsadığı kişiler hakkında ceza yargılaması başlatılmasını sağlayabilecek bir delil unsuru bulunmadığını kaydetmiştir.
Son olarak, kararına, hakkında soruşturma başlatılabilecek kişilerin bir listesini iliştirmiştir. Bu listede Uzan grubu ve İmarbank’ın başlıca yöneticilerinin (K.U., Y.U., H.U.) isimleri bulunmaktaydı; ancak başvuranların isimleri geçmemekteydi.
14. Fon 21 Ocak 2004 tarihli kovuşturmaya yer olmadığına dair karar hakkında itirazda bulunmuştur. Beyoğlu Ağır Ceza Mahkemesi bu itirazı 10 Mayıs 2004 tarihinde reddetmiştir.
15. Öte yandan, İstanbul 8. Ağır Ceza Mahkemesi önünde ana ceza davasının açılmasının ardından, Şişli Sulh Ceza Mahkemesi tarafından verilen ihtiyati tedbir kararlarına ilişkin dosyalar ilgili dosyaya eklenmiştir (2004/1 sayılı).
16. İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesi, 8 Haziran 2005 tarihinde, 4389 sayılı Kanun’un 16. maddesinin 1. fıkrası uyarınca, İmarbank’ın iflasına karar vermiştir (2004/132 sayılı dosya).
17. İstanbul 8. Ağır Ceza Mahkemesi, 21 Şubat 2006 tarihinde, suçlanan yirmi üç kişi hakkındaki suçlamalarla ilgili olarak kararını vermiştir. K.U. , Y.U. ve H.U.nun bulunmaması nedeniyle, haklarında yürütülen davanın dosyasını ana davadan ayırmıştır.
Ağır Ceza Mahkemesi suçlanan kişiler ile ilgili olarak uygulanacak ihtiyati tedbirlerin, beraat kararı verilen kişiler yönünden karar kesinleşinceye kadar; mahkûm edilen kişiler yönünden karar kesinleşinceye ve TMSF’nin alacakları tahsil edilinceye kadar; K.U., Y.U. ve H.U. yönünden davanın esası hakkında karar verinceye kadar devamına karar vermiştir.
18. Yargıtay 7. Dairesi 26 Ocak 2007 tarihinde, 21 Şubat 2006 tarihli kararı onamış ve bu karar kesinleşmiştir.
19. Öte yandan, başvuranların da aralarında bulunduğu çeşitli gerçek ve tüzel kişiler hakkında başkaca birçok cezai ve idari soruşturma başlatılmıştır.
20. Bu bağlamda, bankacılık mevzuatı uyarınca, Fon, sigortalı mevduat için tasarruf sahiplerine ödenmesi gereken tutarları ödemiştir. Böylelikle, İmarbank tarafından bildirilen sigortalı tasarruf tutarı ile fiili tasarruf mevduatı tutarı arasındaki fark kamu alacağı haline gelmiştir.Başvuranlar Hakkında Açılan Ceza Yargılamaları
21. Olayların meydana geldiği dönemde, Vasıf Soner Çokbilgin (“birinci başvuran”), Uzan Holding’e ait bir cep telefonu şirketi olan Telsim Mobil Telekomünikasyon Anonim Şirketinin (“Telsim”) Genel Müdürü ve yine Uzan Holding’e ait özel bir televizyon kanalı olan Star TV Hizmetleri Anonim Şirketinin Müdürü idi. Müştak Ayvaz (“ikinci başvuran”), Star TV Hizmetleri Yönetim Kurulu üyesi idi.
22. Şişli 2. Sulh Ceza Mahkemesi, 6 Ekim 2003 tarihinde, 4969 sayılı Kanun’un geçici 2. maddesi uyarınca, başvuranlar hakkında ihtiyati tedbir uygulanmasına karar vermiştir. Bu tedbirler, toplamda altı milyar eski Türk Lirasından fazla olan bir meblağ (6.422.762.298 TRL), -yani olayların meydana geldiği dönemde yaklaşık dört milyar avro (yaklaşık 3.916.318.870 avro)- ile ilgiydi.
23. Şişli Cumhuriyet savcısı, 21 Ocak 2004 tarihinde, başvuranlar hakkında kovuşturmaya yer olmadığına dair karar vermiştir (yukarıda 14. paragraf). Fon, 5 Şubat 2004 tarihinde, bu karar hakkında itirazda bulunmuştur. Beyoğlu Ağır Ceza Mahkemesi, 10 Mayıs 2004 tarihinde, Fon’un itirazını reddetmiş ve kovuşturmaya yer olmadığına dair kararı onaylamıştır.
24. Başvuranlar, kendileri lehine verilen 21 Ocak 2004 tarihli kovuşturmaya yer olmadığına dair karara dayanarak, belirtilmeyen bir tarihte (yukarıda 14 ve 15. paragraflar), Şişli Asliye Hukuk Mahkemesinden, mal varlıklarına konulan ihtiyati tedbirlerin kaldırılması talebinde bulunmuşlardır.
25. Asliye Hukuk Mahkemesi, İstanbul 8. Ağır Ceza Mahkemesinin, başvuranların İmarbank davası ile ilgili talebini incelemek için tek yetkili mahkeme olduğu gerekçesiyle, söz konusu mahkeme lehine konu yönünden (ratione materiae) görevsizlik kararı vermiştir.
26. Başvuranlar, kendileri lehine verilen 21 Ocak 2004 tarihli kovuşturmaya yer olmadığına dair karara dayanarak, 13 Ağustos 2004 tarihinde, İstanbul 8. Ağır Ceza Mahkemesinden, mal varlıklarının tamamına konulan ihtiyati tedbirlerin kaldırılması talebinde bulunmuşlardır. İstanbul 8. Ağır Ceza Mahkemesi, aynı soruşturma dosyası kapsamındaki diğer şüpheli şahıslar ile ilgili ceza yargılamasının derdest olduğu gerekçesiyle taleplerini reddetmiştir.
27. Başvuranlar taleplerinin reddedilmesine karşı itirazda bulunmuşlardır. İstanbul 1. Ağır Ceza Mahkemesi, 24 Ağustos 2004 tarihinde, bu itirazı reddetmiştir.Birinci Başvuran
28. 19 Şubat 2004 tarihinde, Beykoz Cumhuriyet savcısı tarafından bir önceki gün verilen emir gereğince C.U.nun evinde arama yapılmıştır. Soruşturmacılar, bu şirketin deposunda olması gereken Telsim markalı ön ödemeli SIM kartları bulmuşlardır.
Küçükçekmece Savcılığı bunun üzerine ceza soruşturması başlatmıştır. Bu soruşturma sonunda, birinci başvuran ve diğer beş kişi, emniyeti suiistimal nedeniyle Küçükçekmece Asliye Ceza Mahkemesine çıkarılmışlardır.
Mahkeme 15 Haziran 2009 tarihinde, birinci başvuranın da aralarında bulunduğu bu altı sanıktan beşini, üç yıl altı ay hapis cezasına mahkûm etmiştir.
Taraflar, Mahkemeye bu davanın akıbeti ile ilgili bilgi vermemişlerdir.
29. İstanbul 7. Ağır Ceza Mahkemesi, 15 Nisan 2010 tarihinde, birinci başvuranın, suç işlemek amacıyla örgüt kurma, sahtecilik ve sahte belge kullanma suçlarından beraatine karar vermiştir.
30. İstanbul 8. Ağır Ceza Mahkemesi, 16 Mayıs 2016 tarihinde, birinci başvuranın zimmet suçundan beraatine karar vermiştir.İkinci Başvuran
31. İstanbul 7. Ağır Ceza Mahkemesi, 15 Nisan 2010 tarihinde, ikinci başvuranı, suç işlemek amacıyla örgüt kurmaktan, sahtecilik ve sahte belge kullanmaktan suçlu bulmuştur. Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231. maddesi gereğince, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar vermiştir. 3 Eylül 2015 tarihinde, beş yıllık yasal sürenin dolduğu gerekçesiyle davayı düşürmüştür.
Öte yandan, Ağır Ceza Mahkemesi, ikinci başvuranın, yolsuzluk suçlamasıyla ilgili olarak suçlu olmadığına karar vermiştir.Başvuranlar Hakkında Açılan İdari YargılamalarBirinci Başvuran
32. Fon 1 Mart ve 23 Kasım 2004 tarihlerinde, 4389 sayılı Kanun’un 14. maddesinin 3. fıkrası ile 6183 sayılı Kanun’un hükümleri uyarınca, İmarbank’ın Hazine tarafından tutulan alacaklarının tahsili için, birinci başvurana, tahakkuk bildirimi ve ödeme emri göndermiştir. Başvuranın ve diğer ilgili kişilerin müteselsilen borçlu oldukları toplam miktar 7.552.995.710,63 TRL’dir (olayların meydana geldiği dönemde yaklaşık 4.602.678.000 EUR).
33. Birinci başvuran, farklı tarihlerde İstanbul İdare Mahkemesine başvurarak, tahakkuk bildirimi ve ödeme emrinin iptal edilmesi talebinde bulunmuştur.
34. 9 Aralık 2009 tarihinde, İstanbul İdare Mahkemesi ve Danıştayın çok sayıda kararı sonrasında, tahakkuk bildirimi ve ödeme emri kesin olarak iptal edilmiştir (benzer yargılamaların ayrıntıları Uzan ve diğerleri/Türkiye kararında, no. 19620/05 ve diğer 3 başvuru, §§ 81‑162, 5 Mart 2019 yer almaktadır).İkinci Başvuran
35. Fon 1 Mart ve 23 Eylül 2004 tarihlerinde, 4389 sayılı Kanun’un 14. maddesinin 3. fıkrası ile 6183 sayılı Kanun’un hükümleri uyarınca, İmarbank’ın Hazine tarafından tutulan alacaklarının tahsili için, ikinci başvurana, tahakkuk bildirimi ve ödeme emri göndermiştir. Başvuranın ve diğer ilgili kişilerin müteselsilen borçlu oldukları toplam miktar 7.552.995.710,63 TRL’dir (olayların meydana geldiği dönemde yaklaşık 4.602.678.000 EUR).
36. İkinci başvuran, farklı tarihlerde İstanbul İdare Mahkemesine başvurarak, tahakkuk bildirimi ve ödeme emrinin iptal edilmesi talebinde bulunmuştur.
37. 4 Mart 2011 tarihinde, İstanbul İdare Mahkemesi ve Danıştayın çok sayıda kararı sonrasında, tahakkuk bildirimi ve ödeme emri kesin olarak iptal edilmiştir (benzer yargılamaların ayrıntıları yukarıda anılan, Uzan ve diğerleri § 81‑162, kararında yer almaktadır).
38. Hükümet 24 Kasım 2016 tarihli bir yazıyla, Mahkemeye, başvuranlar hakkındaki ihtiyati tedbirlerin halen yürürlükte olduğu hususunda bilgi vermiştir. Bu tarihten itibaren, taraflar, başvuranların durumundaki gelişmeler ile ilgili başkaca bilgileri Mahkemenin bilgisine sunmamışlardır.
İLGİLİ İÇ HUKUK ÇERÇEVESİ VE UYGULAMASI
39. Somut olayda ilgili iç hukuk kuralları ve uygulaması yukarıda anılan Uzan ve diğerleri, §§ 163‑168, Uzan ve diğerleri/Türkiye (adil tazmin), no. 19620/05 ve diğer 3 başvuru, § 23, 5 Aralık 2019, Gümrükçüler ve diğerleri/Türkiye (adil tazmin), no. 9580/03, §§ 20‑25, 7 Şubat 2017 ileKaynar ve diğerleri/Türkiye, no. 21104/06 ve diğer 2 başvuru, §§ 23‑24, 7 Mayıs 2019 kararlarında ayrıntılı şekilde açıklanmaktadır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRMESÖZLEŞME’YE EK 1 NO.LU PROTOKOL’ÜN 1. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
40. Başvuranlar, Sözleşme’nin 3, 6, 13 ve 14. maddeleri ile 1 No.lu Ek Protokol’ün 1. maddesini ileri sürmektedirler. Başvuranlar esas itibarıyla, mal varlıkları üzerinde ihtiyati tedbirlerin devam etmesi nedeniyle, makamların, mülkiyetlerine saygı haklarını ihlal ettiklerinden yakınmaktadırlar. Başvuranlar ayrıca, bu tedbirlerin yasa dışı, masumiyet karinesi ilkesine aykırı ve ayrımcı olduklarını ve aşağılayıcı bir muamele olarak değerlendirilmeleri gerektiğini ileri sürmektedir. Haklarında karar veren mahkeme tarafından dinlenmediklerinden yakınmakta ve Ağır Ceza Mahkemesinin, iddialarına gereğince yanıt vermediği değerlendirmesinde bulunmaktadırlar. Öte yandan, haklarında soruşturma dosyası açılmasına neden olan olayların, ihtiyati tedbir kararının dayandığı kanunun yürürlüğe girmesinden önce meydana geldiğini ileri sürmektedirler. Son olarak, iç hukukta etkili bir hukuk yoluna sahip olmadıklarından yakınmaktadırlar.
Mahkeme, hâkim hukuku kendiliğinden uygular (jura novit curia) ilkesi gereğince, Sözleşme ve Protokolleri gereğince başvuranlar tarafından ileri sürülen hukuki gerekçelerle sınırlı olmadığını ve bir şikâyeti, başvuranlar tarafından ileri sürülenler dışındaki Sözleşme maddeleri ya da hükümleri kapsamında inceleyerek, bu şikâyete konu edilen olaylara ilişkin yapılacak hukuki nitelendirme hususunda karar verebileceğini hatırlatmaktadır (Radomilja ve diğerleri/Hırvatistan [BD], no. 37685/10 ve 22768/12, § 126, 20 Mart 2018). Mahkeme, somut olayda, şikâyetlerin yalnızca Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi açısından incelenmesinin uygun olduğu kanısındadır. Söz konusu madde aşağıdaki şekildedir:
“Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.
Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez. ”
41. Hükümet, başvuranların iddiasına karşı çıkmaktadır.Kabul edilebilirlik hakkında
42. Hükümet, herhangi bir kabul edilemezlik itirazı ileri sürmemektedir.
43. Başvurunun Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrası anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve başkaca herhangi bir kabul edilemezlik engeline takılmadığını tespit eden Mahkeme, işbu şikâyetin kabul edilebilir olduğuna karar vermektedir.Esas hakkında
44. Başvuranlar, ihtiyati tedbirlerin uygulanması nedeniyle, çok uzun bir süredir mal varlıkları üzerindeki tüm haklarından yoksun bırakıldıklarından yakınmaktadırlar.
Birinci başvuran, Ağır Ceza Mahkemesinde yürütülen ceza yargılamalarının hiçbir surette bankacılık hukuku ile ilgili olmadığı kanaatindedir. Şayet bankacılık hukuku ile ilgili olsalardı, bu yargılamaların 8. Ağır Ceza Mahkemesinde görülüyor olacağını iddia etmektedir. Ayrıca, 7. Ağır Ceza Mahkemesinde yürütülen yargılamanın beraat kararıyla sonuçlandığının ve konu olduğu tüm idari yargılamalarda lehine karar verildiğinin altını çizmektedir.
İkinci başvuran da, 7. Ağır Ceza Mahkemesinde yürütülen ceza yargılamasının bankacılık konuları ile ilgili olmadığı kanaatindedir. Öte yandan, hükmün açıklanmasının geri bırakılması nedeniyle kesin olarak hüküm giymediğini ileri sürmektedir. İkinci başvuranın nazarında, ihtiyati tedbirlere konu olmak ölmekle eşdeğerdir; zira kişi, mal varlıkları üzerindeki tüm haklarından mahrum bırakılmaktadır.
45. Hükümet, Sözleşme’nin mülk edinme hakkını güvence altını almadığını ve bir başvuranın yalnızca, itiraz edilen kararların, 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi anlamında “mülkleri” ile ilgili olması nedeniyle bu hükmün ihlal edildiğinden şikâyet edebileceğini ileri sürmektedir. Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesinin yalnızca mevcut mülkler için geçerli olduğunu ve gelecekteki gelirin ancak, daha önce kazanılmış veya kesin bir alacağa konu edilmiş olması halinde “mülk” olarak kabul edilebileceğini iddia etmektedir. Söz konusu ihtiyati tedbir kararlarının, başvuranları mülklerinden yoksun bırakmadığını; fakat yalnızca ilgililerin bunları kullanmalarını engellediğini ve yetkililere, bu mülklerin kullanımını denetleme imkânı sağlamayı amaçladığını ifade etmektedir. Dolayısıyla, ihtilaf konusu müdahalenin 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesinin ikinci fıkrası bakımından meşru olduğu değerlendirmesinde bulunmaktadır.
Fon’un yasal görevine uygun hareket ettiği ve başvuranları mülklerinden yoksun bırakma niyetinde olmadığını; söz konusu ihtiyati tedbir kararlarının ulusal hukukta yasal bir dayanağı bulunduğunu, meşru bir amaç izlediklerini ve izlenen bu amaca nazaran orantısız olmadıklarını eklemektedir (bk. yukarıda anılan Uzan ve diğerleri kararının 185 ila 188. paragraflarında, benzer bir durumda Hükümet tarafından sunulan görüşlerin ayrıntılı versiyonunu bulunmaktadır).
46. Başvuranların, ana ceza davasında sanık olan kişiler adına hareket ettiklerini ve/veya yasadışı yollardan kendi hesaplarına para, mülk ya da haklar elde etmiş olabileceklerine düşündürecek makul gerekçeler olduğunu ileri sürmektedir.
47. 11 Mayıs 2011 tarihinde dosyaya konulan ek görüşlerinde, başvuranlar hakkında yürütülen cezai ve idari yargılamaları ayrıntılı şekilde anlatmaktadır (yukarıda 16. ve bunu izleyen paragraflar).
48. Öte yanda, 5 Eylül 2019 tarihli görüşlerinde, başvurunun üç hâkimden oluşan bir komite tarafından incelenmesine itiraz etmektedir. Nitekim davada ileri sürülen meselenin, daha öncesinde Mahkemenin yerleşik içtihadına konu olmadığı kanaatindedir. Bu bağlamda, İstanbul 8. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından başvuranların mal varlıkları üzerinde uygulanmasına karar verilen ihtiyati tedbirlerin halen yürürlükte olduğunu; ikinci başvuranın suç işlemek amacıyla örgüt kurma, sahtecilik ve sahte belge kullanma nedeniyle 15 Nisan 2010 tarihinde mahkûm edildiğini ve söz konusu kararın tüm hukuk yolları tüketildikten sonra kesinleştiğini ifade etmektedir.
49. Mahkeme daha önce, Uzan ve diğerleri kararında (yukarıda anılan, §§ 189‑216), başvuranlar tarafından somut olayda ileri sürülenlerle aynı şikâyetler hakkında karar verme imkânı bulduğunu ve 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edildiği sonucuna vardığını hatırlatmaktadır. Mevcut davada, başvuranların şikâyetlerini Uzan ve diğerleri davası ışığında inceleyen Mahkeme, somut olayda farklı bir sonuca götürebilecek herhangi bir olay ve olgu, iddia ya da özel bir koşul tespit etmemektedir.
50. Hükümet tarafından dosyaya konulan son bilgiler göz önüne alındığında, somut olayı, Uzan ve diğerleri davasından ayıran tek unsurun, başvuranlardan birinin -Müştak Ayvaz- İstanbul 7. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından suç işlemek amacıyla örgüt kurma, sahtecilik ve sahte belge kullanma nedeniyle suçlu bulunması olduğunu tespit etmektedir.
Bu hususta, öncelikle, bu mahkûmiyetin İmarbank davası ile ilgisi olmadığını ve ilgili başvuran tarafından dosyaya konulan bilgilerden, yasal sürenin dolması nedeniyle, ilgili davanın ulusal mahkemenin kaydından düşürüldüğünün anlaşıldığını kaydetmektedir.
Ayrıca, dosyada, başvuranların, tahsil edilmeleri için ihtiyati tedbirlerin uygulanmaya devam ettiği amme alacaklarının temelinde bulunan davada herhangi bir sorumluluğu olduğunu gösterecek nitelikle hiçbir unsur bulunmadığını gözlemlemektedir.
51. Dolayısıyla, mevcut davadaki başvuranların durumu Uzan ve diğerleri davasındaki başvuranların, bilhassa Nimet Hülya Talu ve Bilge Doğru- durumu ile neredeyse aynıdır; hatta somut olayda, söz konusu kısıtlamalar on yedi yıldan fazla bir süredir uygulandığı ve yürürlükte kaldığı için daha ciddidir.
52. Öte yandan başvuranlara yüklenen yükün ağırlığı ile ilgili olarak, Mahkeme aynı zamanda, bir yandan düzenli bireysel denetime konu olmayan kısıtlamaların otomatik, genelleştirilmiş ve esnek olmayan niteliğinin; diğer yandan dosyada, başvuranların herhangi bir dolandırıcılığa karışmış olabileceklerini düşündürecek bilgi bulunmamasının, konuyla ilgili olduğunu düşünmektedir.
Ayrıca, dosya kapsamında yer alan hiçbir unsur, -şüphesiz dört milyar avrodan fazla olan- amme alacaklarının tahsilinin, somut olayda, başvuranların mülkiyetine saygı hakkından daha iyi bir korumayı hak ettiğine işaret etmemektedir.
53. Mahkeme ayrıca, 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi bağlamındaki usuli yükümlülüklerin öneminin ihmal edilemeyeceği kanısındadır. Mahkeme, yukarıda anılan Uzan ve diğerleri kararında, aşağıdaki tespitte bulunmuştur:
“(...) Mahkeme, (...) sadece bankanın yöneticileri ile akrabalık bağı bulunmasıyla, (...) haklı gösterilen, yukarıda anılan kanunlar uyarınca başvuranların mal varlıkları ile ilgili olarak ihtiyati tedbirlerin uygulanması ve otomatik olarak sürdürülmesinin, mahkemelere, davanın kendine özgü koşullarına en uygun araçların neler olduğunu değerlendirme ve daha genel olarak, söz konusu cezadan etkilenen ilgililerin hakları ile altta yatan meşru amaç arasında denge kurma imkânı vermemeleri nedeniyle bu ilkelerle uyuşmadığı kanaatine varmaktadır. Ayrıca, başvuranlar, ana ceza davasına taraf olmamaları nedeniyle, (...) usuli güvencelerin hiçbirisinden yararlanamamışlardır (...) “ (ibidem, §§ 214‑215, ve burada atıf yapılan içtihat).
54. Yukarıda belirtilen hususlar dikkate alındığında, Mahkeme, Türk makamlarının, kamu yararının gerekleri ile başvuranların mülkiyetlerine saygı haklarının korunmasına ilişkin gereklilikler arasında “adil bir denge” gözetmemiş oldukları sonucuna varmaktadır. Dolayısıyla, Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi ihlal edilmiştir.SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
55. Sözleşme’nin 41. maddesi aşağıdaki şekildedir:
“Eğer Mahkeme, işbu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Taraf’ın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarını ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder. ”Tazminat
56. Birinci başvuran, 4 Ocak 2011 tarihli görüşlerinde, maruz kaldığını ifade ettiği maddi zarar bağlamında 2.100.000 avro (EUR) talep etmektedir. Bu meblağın, Telsim Genel Müdürü ve Star Tv Hizmetleri Müdürü olarak yedi yılda alacağı ücrete karşılık geldiğini ifade etmektedir.
Başvuran ayrıca, manevi tazminat olarak 200.000 EUR talep etmektedir.
57. İkinci başvuran 9 Eylül 2010 tarihli görüşlerinde 420.000 EUR talep etmektedir. Bu meblağın, Star TV Hizmetleri Yönetim Kurulu üyesi olarak yedi yıl içinde alacağı ücrete, yani 840.000 eski Türk Lirasına (TRL) karşılık geldiğini ifade etmektedir.
Başvuran ayrıca, manevi tazminat olarak 100.000 EUR talep etmektedir.
58. Hükümet, bu taleplerin tümüne itiraz etmekte ve Mahkemeyi, başvuranların ileri sürdükleri talepleri reddetmeye davet etmektedir.
59. Mahkeme daha önce Uzan ve diğerleri/Türkiye kararında, (adil tazmin), no.19620/05 ve diğer 3 başvuru, §§ 27‑39, 5 Aralık 2019 tarihinde, başvuranlar tarafından somut olayda sunulanlarla aynı talepler hakkında karar verme imkanı bulduğunu ve davanın Sözleşme’nin 41. maddesi ile ilgili kısmını, maddi ve manevi tazminat talepleri ile ilgili olması nedeniyle kayıttan düşürmeye karar verdiğini hatırlatmaktadır. Başvuranların mevcut davadaki taleplerini yukarıda anılan Uzan ve diğerleri kararı ışığında inceleyen Mahkeme, somut olayda farklı bir sonuca götürebilecek herhangi bir olay ve olgu, iddia ya da özel bir koşul tespit etmemektedir.
60. Sonuç olarak başvurunun, Sözleşme’nin 41. maddesinin uygulanması hususu ile ilgili kısmının, Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlali sebebiyle, maddi ve manevi tazminat talep edilmesi ile ilgili olması nedeniyle kayıttan düşürülmesi uygundur.Masraf ve Giderler
61. Birinci başvuran, bu bağlamda herhangi bir talepte bulunmamaktadır.
62. İkinci başvuran, 2004 ve 2010 yılları arasında, ulusal mahkemeler ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi önünde yürütülen yargılamalar kapsamında yapmış olduğu masraf ve giderler bağlamında 50.510 TRL talep etmektedir. Kanıtlayıcı belge olarak, avukatı tarafından verilen makbuzları sunmaktadır.
Tarih
TRL olarak meblağ,
Olayların meydana geldiği dönemde EUR cinsinden karşılığı
21 Ekim 2004
1.770
950
3 Mayıs 2007
5.900
3.225
10 Ekim 2007
2.360
1.420
2 Kasım 2007
3.540
2.080
3 Aralık 2007
3.540
2.060
7 Ocak 2008
3.540
2.070
12 Şubat 2008
2.360
1.340
12 Mart 2008
2.360
1.260
6 Mayıs 2008
3.540
1.835
8 Eylül 2008
2.360
1.365
12 Kasım 2008
3.540
1.745
7 Ocak 2009
2.360
1.150
9 Mart 2009
3.540
1.565
14 Temmuz 2009
3.540
1.655
20 Ocak 2010
3.540
1.720
16 Haziran 2010
2.360
1.235
TOPLAM
50.150
26.675
63. Hükümet, Mahkemeyi, bu talebi reddetmeye davet etmektedir.
64. Mahkeme içtihatlarına göre, bir başvurana yalnızca, masraf ve giderlerinin gerçekliğini, gerekliliğini ve miktarlarının makul niteliğini ispatlaması durumunda, bu masraflar iade edilebilmektedir. Mahkeme, somut olayda elinde bulunan belgeleri ve içtihadını göz önünde bulundurarak, ikinci başvurana 12.500 EUR ödenmesinin makul olduğu kanaatine varmaktadır.Gecikme faizi
65. Mahkeme, gecikme faizi olarak, bu miktarlara, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi faizlerine uyguladığı faiz oranına üç puan eklenerek elde edilecek oranın, uygulanmasının uygun olduğu sonucuna varmaktadır.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE, Başvurunun kabul edilebilir olduğuna;Sözleşme’ye Ek 1. No.lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edildiğine;Başvurunun, Sözleşme’nin 41. maddesinin uygulanması hususu ile ilgili kısmının, başvuranlara göre, 1 No.lu Ek Protokol’ün 1. maddesinin ihlalinden kaynaklanan maddi ve manevi tazminat talebi ile ilgili olması nedeniyle, kayıttan düşürülmesine;
a) Davalı Devletin, Müştak Ayvaz’a, masraf ve giderler bağlamında, üç ay içerisinde, davalı Devletin para birimine çevrilmek üzere, 12.500 EUR (on iki bin beş yüz avro) ödemesine;
b) Söz konusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödeme tarihine kadar, bu miktara, Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan marjinal kredi faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;Adil tazmine ilişkin kalan taleplerin reddine karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup, Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca, 8 Aralık 2020 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan Bakırcı Aleš Pejchal
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan
Full & Egal Universal Law Academy