AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
ÇONGAR VE KALA / TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru no. 62013/12 ve 62428/12)
KARAR
STRAZBURG
18 Ocak 2022
İşbu karar kesin olup; bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
Çongar ve Kala / Türkiye davasında,
Başkan
Carlo Ranzoni,
Hâkimler
Egidijus Kūris,
Pauliine Koskelo
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla Komite olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine her ikisi de 1987 doğumlu Tunceli’de ikamet eden ve Ankara Barosuna bağlı Avukat S. Abdil tarafından temsil edilen Türk vatandaşları Umut Çongar ve Nesimi Kala’nın (“başvuranlar”) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (“AİHM” veya “Mahkeme”), İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca, 20 Temmuz 2012 tarihinde yapmış oldukları başvuruları (no. 62013/12 ve 62428/12),
Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Dairesi Başkanı Hacı Ali Açıkgül tarafından temsil edilen Türk Hükümetine (“Hükümet”), Sözleşme’nin 6. maddesi kapsamındaki şikâyetin tebliğ edilmesine ve başvuruların geri kalan kısımlarının kabul edilemez olduğuna dair kararı,
Başvuruların kayıttan düşürülmesi talebiyle 6 Eylül 2021 tarihinde davalı Hükümet tarafından gönderilen tek taraflı deklarasyonları,
ve tarafların beyanlarını göz önüne alarak,
14 Aralık 2021 tarihinde yapılan kapalı müzakerelerin ardından,
aynı tarihte kabul edilen aşağıdaki kararı vermiştir:
DAVANIN KONUSU
1. Başvurular, yargılamaların herhangi bir aşamasında başvuranların gizli tanığı sorgulayamamaları sebebiyle ceza yargılamalarının iddia olunduğu üzere adil olmadığına ilişkindir.
2. Başvuranlar Ceza Kanunu’nun 314 § 2 maddesi uyarınca silahlı terör örgütüne üye olma suçundan yargılanmış ve suçlu bulunmuşlardır. Başvuranlardan her birine, altı yıl üç ay hapis cezası verilmiştir. Malatya Ağır Ceza Mahkemesi 21 Ekim 2010 tarihinde, diğerlerinin yanı sıra, aşağıda belirtilen unsurlara dayanarak başvuranların mahkûmiyetine karar vermiştir: (i) birçok hukuka aykırı toplantıya, PKK’nın (Kürdistan İşçi Partisi) talimatlarıyla düzenlendiği iddia edilen açlık grevine ve söz konusu örgütün bir üyesinin cenazesine katılma, (ii) bu eylemlerde PKK lehine slogan atma, (iii) sanıkların kişisel bilgisayarlarında ele geçirilen PKK liderinin fotoğrafları ve yazılı propaganda belgeleri, (iv) başvuranların tespit edilen telefon görüşmeleri ve e-posta içerikleri ve (v) gizli tanık “Gömlek” tarafından verilen beyanlar. Yargıtay, 7 Aralık 2011 tarihinde, yargılamayı yürüten mahkeme tarafından verilen kararı onamıştır.
3. Başvuranlar ya da avukatları yargılamanın herhangi bir aşamasında, yargılamayı yürüten mahkemenin istinabe yazısı uyarınca Bingöl Ağır Ceza Mahkemesi önünde gizli oturumda ifade veren gizli tanığı sorgulayamamıştır. Yargılamayı yürüten mahkeme başvuranlar ve avukatlarını gizli tanığa sorulacak soruları yazılı olarak ibraz etmeye davet etmesine rağmen, mahkeme savunma tarafından yöneltilen yazılı sorular ve gizli tanık beyanlarına ilişkin yaptığı kıyaslama sonrasında söz konusu soruların davaya katkı sağlamayacağı sonucuna vardığını belirterek bu soruların tanığa sorulmamasına karar vermiştir.
MAHKEMENİN DEĞERLENDİRMESİ
HÜKÜMETİN SÖZLEŞME’NİN 37. MADDESİ UYARINCA BAŞVURUNUN KAYITTAN DÜŞÜRÜLMESİNE İLİŞKİN TALEBİ HAKINDA4. Hükümet 6 Eylül 2021 tarihinde davanın çözüme kavuşturulması amacıyla her bir başvuran için tek taraflı deklarasyon sunmuş ve Mahkemeyi Sözleşme’nin 37. maddesi uyarınca başvuruları kayıttan düşürmeye davet etmiştir.
5. Tek taraflı deklarasyonların geç bir aşamada ibraz edildiğini göz önünde bulunduran Mahkeme, söz konusu deklarasyonları dosyaya almamaya karar vermiştir. Mahkeme bu sebeple Hükümetin, Sözleşme’nin 37. maddesi uyarınca başvuruların kayıttan düşürülmesine ilişkin talebini reddeder ve dolayısıyla davanın kabul edilebilirliği ve esası hakkındaki incelemesine devam edecektir.
BAŞVURULARIN BİRLEŞTİRİLMESİ HAKKINDA6. Mahkeme, başvuruların konuları bakımından benzer olduklarını göz önünde bulundurarak, Mahkeme İç Tüzüğü’nün 42 § 1 maddesi uyarınca söz konusu başvuruları tek bir kararda müştereken incelemeyi uygun görmektedir.
SÖZLEŞME’NİN 6 §§ 1 ve 3 (d) MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA7. Başvuranlar, yargılamayı yürüten mahkemenin kendilerini Sözleşme’nin 6. maddesi ile korunan adil yargılanma haklarını ihlal edecek şekilde tanığı sorguya çekmek veya çektirmekten mahrum bıraktığını ileri sürmüştür.
8. Hükümet, başvuranların şikâyetlerinin delillerin değerlendirmesi ve yargılamanın sonuçlarına ilişkin olması sebebiyle dördüncü derece mahkemesi şikâyeti niteliğinde olduğunu belirterek, Mahkemeyi başvuruların kabul edilemez olduğuna karar vermeye davet etmiştir. Hükümet ayrıca, (i) tanığın kimliğin gizli tutulmasına ilişkin makul ihtiyaca, (ii) diğer delillerin önemine ve (iii) özellikle gizli tanığa yazılı soru sorma olanağını da içeren, söz konusu beyanların adil ve uygun bir şekilde değerlendirilmesine imkân sağlayan usulü güvencelere atıfta bulunarak yerel mahkemeler tarafından gizli tanık beyanlarının kullanması sebebiyle başvuranlar aleyhindeki ceza yargılamalarının adilliğine halel gelmediğini ileri sürmüştür.
9. Mahkeme, yargılamaların herhangi bir aşamasında başvuranların gizli tanığı sorgulayıp sorgulayamadığı (6 § 3 (d) maddesi) ve eğer sorgulayamamışlarsa, söz konusu usulü eksikliğin ceza yargılamasının adil bir şekilde görülmesine zarar verecek nitelikte olup olmadığı (6 § 1 maddesi) hususlarında inceleme yapmaya davet edilmiştir; bu görev Hükümet tarafından nitelendirilenden biraz farklıdır (bk. Murtazaliyeva/Rusya [BD], no. 36658/05, § 149, 18 Aralık 2018). Dolayısıyla Mahkeme, Hükümet tarafından yapılan itirazı reddetmiştir. Başvurular ne açıkça dayanaktan yoksun ne de Sözleşme’nin 35. maddesinde belirtilen başka herhangi bir gerekçeyle kabul edilemez olarak ilan edilebilir. Bu sebeple, şikâyetlerin kabul edilebilir olduğu beyan edilmelidir.
10. Gizli tanıklar da dâhil olmak üzere, tanıkların davet edilmesi ve dinlenmesi hakkına ilişkin hükümler, Al‑Khawaja ve Tahery/Birleşik Krallık ([BD], no. 26766/05 ve 22228/06, §§ 118-51, AİHM 2011); Schatschaschwili/Almanya ([BD], no. 9154/10, §§ 100-131, AİHM 2015); ve Süleyman/Türkiye, (no. 59453/10, §§ 61-66, 17 Kasım 2020) kararlarında görülebilir. Özetlemek gerekirse, yukarıda belirtilen ilkeler Mahkemenin incelemesi gereken ve üç bölümden oluşan bir kriter ortaya koyar: (i) gizli tanığın kimliğinin gizli tutulması ve tanığın duruşmaya katılmaması için iyi bir gerekçe olup olmadığı; (ii) gizli tanık tarafından verilen ifadenin başvuranların mahkumiyetinde tek ya da belirleyici delil olup olmadığı veya bu anlamda büyük bir rol oynayıp oynamadığı; ve (iii) gizli tanık tarafından verilen ifade karşısında, savunma makamının maruz kaldığı olumsuzlukların telafisi için yeterli düzeyde dengeleyici faktörlerin bulunup bulunmadığı. Mahkeme ayrıca, Sözleşme’nin 6 § 3 maddesi kapsamındaki tüm şikâyetlerde olduğu gibi, sanıkların bir tanığa soru soramamasının, davanın bütününün adilliği üzerindeki etkisi ışığında değerlendirilmesi gerektiğini vurgulamıştır.
11. Mahkeme, gizli tanığın beyanının PKK ile bağlantılı bir örgütle bağlantılı konularla ilgili olmasından kaynaklanan güvenlik endişeleri dikkate alındığında; gizli tanığın kimliğinin gizli tutulması için geçerli bir neden olduğunu varsaymaya hazırdır. Bununla birlikte Mahkeme; gizli tanığın, yargılamayı yürüten mahkemenin istinabe yazıları doğrultusunda hareket eden mahkeme tarafından, başvuranların veya avukatlarının yokluğunda dinlenmesinin, savunma tarafının hakları karşısında en az kısıtlayıcı tedbir teşkil ettiği hususunda ikna olmamıştır.
12. Ayrıca Mahkeme, gizli tanık ifadesi dışındaki diğer delillerin tek başına başvuranların silahlı terör örgütüne üye olduklarını ispatlamaya yeterli olmadığı dikkate alındığında; gizli tanık ifadesinin, en azından, başvuranların mahkûmiyetiyle bağlantılı olarak büyük önem taşıdığını gözlemlemektedir. Mahkeme ayrıca, gizli tanığın duruşmaya katılmamasını telafi edebilecek usulü güvencelerin bulunmadığını gözlemlemektedir. Bu bağlamda Mahkeme, hazır bulunmayan bir tanığa yazılı olarak soru sorma hakkının; kavram olarak, hazır bulunmayan tanığa bizzat soru yöneltme veya tanığı sorgulatma hususundaki temel hakkın yerini almaması gerektiğini yineler (bk. yukarıda anılan Süleyman, § 95). Bu durum somut dava bakımından da geçerlidir. Zira yargılamayı yürüten mahkeme; savunma tarafınca hazırlanan yazılı sorulara verilecek cevapların, zaten gizli tanığın sunmuş olduğu yazılı beyanların içerisinde yer aldığını tespit etmesinin ardından, bu soruların davaya herhangi bir katkısı olmayacağına karar vererek, gizli tanığa sorulmamasına hükmetmiştir.
13. Mahkeme, yukarıdaki hususları dikkate alarak; başvuranlara şikâyetlerinin niteliğine uygun ve başvuranlar bakımından önem arz eden, altı yıl üç aylık hapis cezası ile ilgili güvenceler sunulmadığı sonucuna varmıştır. Söz konusu güvenceler, Sözleşme’nin 6. maddesinde yer alan adil yargılanma hakkı kapsamındaki güvenceler doğrultusunda, gizli tanık tarafından verilen ifadenin güvenilirliğini ve doğruluğunu yeterli şekilde kontrol etmelerini sağlayabilirdi. Dolayısıyla, Sözleşme’nin 6 §§ 1 ve 3 (d) maddesi ihlal edilmiştir.
SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
14. Başvuranların her biri, talepleri konusunda herhangi bir destekleyici belge sunmaksızın, maddi tazminat olarak 30.000 avro, manevi tazminat olarak 30.000 avro talep etmiştir. Başvuranlar ayrıca herhangi bir miktar belirtmeden, Mahkemenin kendilerine yargılama giderleri için belirli miktar ödenmesine hükmetmesini talep etmişlerdir.
15. Hükümet, bu taleplere itiraz etmiştir.
16. Mahkeme başvuranların maddi tazminat taleplerini temellendiremediklerini kaydeder. Bu nedenle bu talepleri reddetmektedir. Ancak Mahkeme, başvuranların Sözleşme’nin 6 §§ 1 ve 3 (d) maddesinin ihlal edilmesi sonucunda manevi zarara uğradıkları ve bu durumun yalnızca ihlal tespiti ile telafi edilemeyeceği kanısına varmıştır. Bu nedenle Mahkeme, bu başlık altında her bir başvurana, yansıtılabilecek vergiler hariç olmak üzere 5000 avro ödenmesine hükmetmiştir (bk. Ürek ve Ürek/Türkiye, no. 74845/12, § 78, 30 Temmuz 2019). Mahkeme ayrıca, Mahkemenin Sözleşme’nin ihlal edildiğini tespit etmesi halinde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 311. maddesinin iç hukuk kapsamındaki yargılamaların yenilenmesine olanak sağladığını kaydeder.
17. Son olarak, Mahkeme İç Tüzüğü’nün 60 § 2 maddesi kapsamındaki koşullar ve başvuranların taleplerini desteklemek amacıyla Mahkemeye herhangi bir belge sunmamaları dikkate alındığında; başvuranların masraf ve giderlere ilişkin talepleri reddedilmelidir.
18. Mahkeme, ayrıca, gecikme faizinin Avrupa Merkez Bankasının söz konusu dönem için geçerli olan marjinal faiz oranına üç puan eklenmek suretiyle elde edilecek oran üzerinden hesaplanmasını uygun görmektedir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,
Hükümetin başvuruların kayıttan düşürülmesine ilişkin talebini reddetmeye;Başvuruların birleştirilmesine;Başvuruların kabul edilebilir olduğuna;Her bir başvuran bakımından Sözleşme’nin 6 §§ 1 ve 3 (d) maddesinin ihlal edildiğine;-(a) Davalı Devlet tarafından, başvuranlara, kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içerisinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden davalı Devletin ulusal para birimine çevrilmek üzere:
(i) Manevi tazminat olarak, miktara yansıtılabilecek vergiler hariç olmak üzere, her birine ayrı ayrı 5.000 avro (beş bin avro) ödenmesine;
(b) Yukarıda bahsi geçen üç aylık sürenin bittiği tarihten itibaren ödeme gününe kadar geçen sürede, yukarıda bahsedilen miktara, Avrupa Merkez Bankasının söz konusu dönem için geçerli olan marjinal faiz oranına üç puan eklenmek suretiyle elde edilecek oran üzerinden basit faiz uygulanmasına;
Başvuranların adil tazmine ilişkin diğer taleplerinin reddedilmesine karar vermiştir.İşbu karar İngilizce dilinde tanzim edilmiş olup; Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77 §§ 2 ve 3 maddesi uyarınca 18 Ocak 2022 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan Bakırcı Carlo Ranzoni
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan