AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
DAĞTEKİN/TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru No. 69448/10)
KARAR
STRAZBURG
28 Mayıs 2019
İşbu karar kesinleşmiştir. Bazı şekli düzeltmelere tabi tutulabilir.
Dağtekin/Türkiye davasında,
Başkan
Valeriu Griţco,
Hâkimler
Ivana Jelić,
Darian Pavli,
ve Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla, 30 Nisan 2019 tarihinde Komite olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (“İkinci Bölüm”), kapalı oturumda gerçekleştirdiği müzakerelerin ardından, aynı tarihte aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan davanın temelinde, Türk vatandaşı olan Ahmet Dağtekin’in (“başvuran”) 23 Temmuz 2010 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvuru (No. 69448/10) bulunmaktadır.
2. Başvuran, Diyarbakır Barosuna bağlı Avukat R. Yalçındağ Baydemir tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuranın ifade özgürlüğü ve barışçıl toplanma özgürlüğü haklarının ihlal edildiğine ilişkin şikâyetleri, 6 Mart 2018 tarihinde Hükümete bildirilmiş ve başvurunun geri kalan kısmının, Mahkeme İç Tüzüğü’nün 54. maddesinin 3. fıkrası uyarınca kabul edilemez olduğuna karar verilmiştir.
OLAY VE OLGULAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
4. Başvuran, 1960 doğumlu olup, Şanlıurfa’da ikamet etmektedir. Başvuran, olayların meydana geldiği tarihte Demokratik Halk Partisi’nin (“DEHAP”) Şanlıurfa İl Başkanı’dır.
5. Şanlıurfa Cumhuriyet Savcısı, 3 Mart 2006 tarihli bir iddianameyle, DEHAP Şanlıurfa İl Başkanlığı tarafından 25 Ocak 2005 tarihinde düzenlenen bir gösteri sırasında, ilgili tarafından okunan bir basın bildirisi sebebiyle, başvuranı, bir terör örgütü lehinde propaganda yapmakla suçlamıştır.
6. Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi (“Ağır Ceza Mahkemesi”), 29 Temmuz 2009 tarihinde başvuranı, kendisine atılı fiilden suçlu bulmuş ve başvuranın, on ay hapis cezasına mahkûm edilmesine ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar vermiştir. Ağır Ceza Mahkemesi, başvuranın, 25 Ocak 2005 tarihli gösteri sırasında, aşağıda belirtilen cümleyi içeren bir basın bildirisi okuduğunu tespit etmiştir: “ Toplumsal bir barışın sağlanması için Kürt halk Önderi Sayın Abdullah Öcalan’ın 6 yıllık barış ve demokratik çözüm çağrılarına kulak verilmelidir ”. Ağır Ceza Mahkemesi bu sebeple, ilgilinin silahlı bir terör örgütü olan Kürdistan İşçi Partisi’nin (PKK) propagandasını yaptığı kanaatine varmıştır.
7. Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi, 26 Ocak 2010 tarihinde, başvuran tarafından hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına karşı yapılan itirazı reddetmiştir.
8. Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi, 6352 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesi üzerine (aşağıdaki 12. paragraf), bu Kanun’un geçici 1. maddesine dayanarak, 1 Ağustos 2012 tarihinde, başvurana verilen cezanın infazının ertelenmesine karar vermiştir.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK KURALLARI
A. 3713 Sayılı Kanun’un 7. Maddesinin 2. Fıkrası
9. 12 Nisan 1991 tarihinde yürürlüğe giren 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 7. maddesinin 2. fıkrası aşağıdaki şekildedir:
“[Yukarıdaki fıkra uyarınca] meydana getirilen örgüt mensuplarına yardım edenlere ve örgütle ilgili propaganda yapanlara fiilleri başka bir suç oluştursa bile ayrıca bir yıldan beş yıla kadar hapis ve elli milyon liradan yüz milyon liraya kadar ağır para cezası hükmolunur. (...) ”
10. 3713 sayılı Kanun’un 7. maddesinin 2. fıkrası, 18 Temmuz 2006 tarihinde yürürlüğe giren 5532 sayılı Kanun ile değiştirilmesinin ardından, aşağıdaki şekildedir:
“Terör örgütünün; (...) propagandasını yapan kişi, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (...) ”
11. Bu hüküm, 30 Nisan 2013 tarihinde yürürlüğe giren 6459 sayılı Kanun tarafından yapılan değişiklikten itibaren, aşağıdaki gibidir:
“Terör örgütünün; cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterecek veya övecek ya da bu yöntemlere başvurmayı teşvik edecek şekilde propagandasını yapan kişi, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (...) ”
B. 6352 Sayılı Kanun
12. 5 Temmuz 2012 tarihinde yürürlüğe giren 6352 sayılı Kanun, “Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanun” başlığını taşımaktadır. Söz konusu Kanun’un geçici 1. maddesinin 1 c) ve 3. fıkraları, 31 Aralık 2011 tarihine kadar, basın ve yayın yoluyla ya da sair düşünce ve kanaat açıklama yöntemleriyle işlenmiş olup, temel şekli itibarıyla adli para cezasını ya da üst sınırı beş yıldan fazla olmayan hapis cezasını gerektiren bir suçtan dolayı kesinleşen her türlü cezanın infazının üç yıllık bir dönem boyunca ertelenmesini öngörmektedir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. SÖZLEŞME’NİN 10. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
13. Başvuran, Sözleşme’nin 10 ve 11. maddelerini ileri sürerek, cezaya mahkûm edilmesinin, ifade özgürlüğü ve barışçıl toplanma özgürlüğünü ihlal ettiği kanaatindedir.
14. Başvuran, Sözleşme’nin 13. maddesi alanında, kendisine verilen cezanın haksızlığından ve bu cezaya itiraz etmek için ulusal mahkemeler önünde yapmış olduğu başvuruların etkin olmadığından yakınmaktadır.
15. Mahkeme, başvuranın, bu şikâyetlerle, özellikle ifade özgürlüğünün kullanım alanına giren fiiller nedeniyle cezaya mahkûm edildiğinden yakındığını kaydetmektedir. Olay ve olguların hukuki nitelendirmesi konusunda takdir yetkisi bulunan Mahkeme, başvuranın şikâyetinin, Sözleşme’nin yalnızca 10. maddesi açısından incelenmesinin uygun olduğu kanaatine varmaktadır.
A. Kabul Edilebilirlik Hakkında
16. Hükümet, ulusal mahkemeler tarafından verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması ve cezanın infazının ertelenmesi kararları dikkate alındığında, başvuranın mağdur sıfatına sahip olmadığına dair bir kabul edilemezlik itirazı ileri sürmektedir.
17. Başvuran bu itiraz hakkında herhangi bir görüş bildirmemektedir.
18. Mahkeme, hükmün açıklanmasının geri bırakılması ve cezanın infazının ertelenmesi tedbirlerinin, ilgilinin, ifade özgürlüğü kullanımına yapılan ihlal sebebiyle, doğrudan zarara maruz kaldığı ceza davasının sonuçlarını engelleme veya telafi etme olarak değerlendirilemeyeceği kanaatindedir (gerekli değişikliklerin uygulanması koşuluyla (mutatis mutandis) bk. Aslı Güneş/Türkiye (k.k.), No. 53916/00, 13 Mayıs 2004, Yaşar Kaplan/Türkiye, No. 56566/00, §§ 32 ve 33, 24 Ocak 2006 ve Ergündoğan/Türkiye, No. 48979/10, § 17, 17 Nisan 2018). Dolayısıyla, bu itirazın reddedilmesi gerekmektedir.
19. Mahkeme, bu şikâyetin, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve başka herhangi bir kabul edilemezlik gerekçesiyle bağdaşmadığını tespit ederek, kabul edilebilir olduğuna karar vermektedir.
B. Esas Hakkında
20. Başvuran bu itiraz hakkında herhangi bir görüş bildirmemektedir.
21. Hükümet, şayet Mahkeme tarafından müdahalenin varlığının kabul edilmesi gerekiyorsa, bu müdahalenin 3713 sayılı Kanun’un 7. maddesinin 2. fıkrası öngörüldüğü ve ulusal güvenliğin, kamu düzenin korunması ve suçun önlenmesi meşru amaçlarını izlediğini ileri sürmektedir. Hükümet ayrıca, kendisine göre başvuranın PKK’ya ve üyelerine destek veren ve teşvik eden ihtilaf konusu açıklamaları bakımından, ihtilaf konusu müdahalenin demokratik bir toplumda gerekli olduğu ve izlenen meşru amaçla orantılı olduğu kanısındadır.
22. Mahkeme, başvuranın cezaya mahkûm edilmesiyle birlikte hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ve cezanın infazının ertelenmesine karar verilmesinin, bu durumun yaratabileceği caydırıcı etki dikkate alındığında, ilgilinin ifade özgürlüğü hakkına müdahale teşkil ettiği kanısına varmaktadır (Erdoğdu/Türkiye, No. 25723/94, § 72, AİHM 2000‑VI; ayrıca aksi yönde bir karar için bakınız (“a contrario”), Otegi Mondragon/İspanya, No. 2034/07, § 60, AİHM 2011).
23. Mahkeme ardından, bu müdahalenin kanunla, yani 3713 sayılı Kanun’un 7. maddesinin 2. fıkrasıyla öngörüldüğü ve Sözleşme’nin 10. maddesinin 2. fıkrası bakımından ulusal güvenliğin, kamu düzeninin korunması ve suçun önlenmesi gibi meşru amaçlar izlediği hususlarına taraflar arasında itiraz edilmediğini gözlemlemektedir.
24. Mahkeme, müdahalenin gerekliliğiyle ilgili olarak, ifade özgürlüğü konusundaki içtihatlarından doğan ve bilhassa Bédat/İsviçre ([BD], No. 56925/08, § 48, 29 Mart 2016) ve Belge/Türkiye (No. 50171/09, §§ 31, 34 ve 35, 6 Aralık 2016) kararlarında özetlenen ilkeleri hatırlatmaktadır.
25. Mahkeme, somut olayda başvuranın, bir gösteri sırasında okuduğu basın bildirisinin içeriği sebebiyle, bir terör örgütü lehinde propaganda yapmaktan cezaya mahkûm edildiğini kaydetmektedir. Mahkeme, bu basın bildirisinin, PKK lideri tarafından yapılan barış ve demokrasi çağrılarını dinlemeye teşvik eden ihtilaf konusu kısmını incelediğinde, bu kısmın bir bütün olarak değerlendirildiğinde, şiddet kullanılmasına, silahlı direnişe veya ayaklanmaya çağrı içermediği ve kendi nazarında dikkate alınması gereken başlıca unsur olan nefret söylemi teşkil etmediği kanaatine varmaktadır (Sürek/Türkiye (No. 4) [BD], No. 24762/94, § 58, 8 Temmuz 1999, Belek ve Velioğlu /Türkiye, No. 44227/04, § 25, 6 Ekim 2015 ve daha önce anılan Belge, § 34).
26. Mahkeme, yukarıda belirtilenleri dikkate alarak, ihtilaf konusu tedbirin zorunlu bir sosyal ihtiyaca karşılık gelmediği, her hâlükârda, izlenen meşru amaçlarla orantılı olmadığı ve bu nedenle, demokratik bir toplumda gerekli olmadığı kanısına varmaktadır.
27. Dolayısıyla, Sözleşme’nin 10. maddesi ihlal edilmiştir.
II. SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
28. Başvuran adil tazmine ilişkin olarak herhangi bir talepte bulunmamıştır. Dolayısıyla, Mahkeme, başvurana bu bağlamda herhangi bir meblağ ödenmesine gerek olmadığı kanaatine varmaktadır.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE,
1. Başvurunun kabul edilebilir olduğuna;
2. Sözleşme’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine
karar vermiştir.
İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup, Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca, 28 Mayıs 2019 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan BakırcıValeriu Griţco
Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy