AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
DAĞTEKİN / TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru No. 33513/11)
KARAR
STRAZBURG
28 Mayıs 2019
İşbu karar kesinleşmiştir. Şekli değişikliklere tabii olabilir.
Dağtekin / Türkiye davasında,
Başkan
Valeriu Griţco
Hâkimler Ivana Jelić,
Darian Pavli
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla oluşturulan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (“İkinci Bölüm”), Daire olarak toplanarak, 30 Nisan 2019 tarihinde gerçekleştirilen müzakerelerin ardından, söz konusu tarihte aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan davanın temelinde, Türk vatandaşı olan Ahmet Dağtekin’in (“başvuran”) 14 Şubat 2011 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvuru (No. 33513/11) bulunmaktadır.
2. Başvuran, Diyarbakır Barosuna bağlı olan Avukat R. Yalçındağ Baydemir tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (“Hükümet”), kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuranın ifade özgürlüğü ve barışçıl toplantı özgürlüğü haklarına yapılan ihlaller hakkında şikâyet, 14 Aralık 2017 tarihinde, Hükümete bildirilmiş ve başvurunun geriye kalanının, Mahkeme İç Tüzüğü’nün 54. maddesinin 3. fıkrası uyarınca, kabul edilemez olduğuna karar verilmiştir.
OLAY
I. DAVANIN KOŞULLARI
4. Başvuran 1960 doğumludur ve Şanlıurfa’da ikâmet etmektedir. Olay tarihinde, başvuran DEHAP (Halkların Demokratik Partisi) Şanlıurfa kolunun başkanıdır.
5. Suruç Cumhuriyet savcısı, 30 Mayıs 2005 tarihli iddianameyle, başvuran hakkında, güvenlik güçleriyle silahlı bir çatışma sırasında öldürülen PKK’nın iki üyesinin cenaze töreni sırasında 27 Mart 2005 tarihinde yapmış olduğu iddia edilen eylemler nedeniyle, PKK (Kürdistan İşçi Partisi) yasa dışı terör örgütünü ve bu örgüt liderini övme suçundan kamu davası açmıştır.
6. Diyarbakır 4. Ağır Ceza Mahkemesi, 21 Ocak 2010 tarihinde, başvuranı terör örgütü lehine propaganda yapma suçundan on ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve bu hapis cezası hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar vermiştir. Öte yandan, Diyarbakır 4. Ağır Ceza Mahkemesi, başvurana bir yıl süreliğine Şanlıurfa’da düzenlenebilecek gösterilere katılma yasağı getirilmesine karar vermiştir. Diyarbakır 4. Ağır Ceza Mahkemesi, söz konusu cenaze törenlerinin, DEHAP’ın yerel kolu tarafından düzenlendiğini ve sloganlar atılması, pankart, afiş ve fotoğrafların asılmasının PKK terör örgütü ve bu örgütün lideri lehine propaganda yapma faktörü olduğu kanaatine vardığını bütün bu unsurlar nedeniyle, yasa dışı bir gösteriye dönüştürüldüğünü tespit etmektedir. Özellikle, Diyarbakır 4. Ağır Ceza Mahkemesi, başvuranın cenaze aracı önünde sloganlar atan grupta önü düğmeli bir şekilde bir giysiyle yürüyüşe katıldığını, olay tarihinde DEHAP’ın yerel sorumlusu olduğunu, cenaze aracını göstererek yanlarında bulunan kişiye talimatlar verdiğini, bir bütün olarak yaptığı bu eylemler ile gösteri düzenleme komitesi bünyesinde aktif olarak hareket ettiğini ve söz konusu grubun bir parçası olduğunu tespit etmiştir. Diyarbakır 4. Ağır Ceza Mahkemesi, başvuranın ve grubun diğer üyelerinin PKK lehine propaganda yaptıkları, ilgilinin talimatlarına uyarak ve sıradan bir cenaze töreni çerçevesinde yapılması gereken adetlerin ötesine giderek, güvenlik güçleriyle silahlı bir çatışma sırasında ölen PKK üyelerine sahip çıkmak istedikleri, kamuoyunun görüşü huzurunda ve söz konusu bölgede bulunan kişiler önünde ölen bir teröristin mücadelesini meşrulaştırmaya çalıştıkları ve örgüt için ölen insanların şehit olduğu izlenimini vermeye çalıştıkları kanaatine varmıştır.
7. Diyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkemesi, 5 Mart 2010 tarihli bir kararla, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı hakkında başvuran tarafından yapılan itirazı reddetmiştir. Bu karar, 10 Şubat 2011 tarihinde, başvurana tebliğ edilmiştir.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK
8. 12 Nisan 1991 tarihinde yürürlüğe giren Terörle Mücadeleye İlişkin 3713 Sayılı Kanun’un 7. maddesinin 2. fıkrası aşağıdaki gibidir:
“Terör örgütünün; cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterecek veya övecek ya da bu yöntemlere başvurmayı teşvik edecek şekilde propagandasını yapan kişi, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası ve 50 Milyondan 100 Milyona kadar para cezasıyla cezalandırılır (...) “
9. 18 Temmuz 2006 tarihinde yürürlüğe giren 5532 Sayılı Kanun il değişikliğe uğradıktan sonra 3713 Sayılı Kanun’un 7. maddesinin 2. fıkrasında şu şekilde öngörülmektedir:
“Terör örgütü lehine propaganda yapan kişi, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılır. (...) “
10. 30 Nisan 2013 tarihinde yürürlüğe giren 6459 kanun tarafından yapılan değişikliğin ardından bu hükümde şu şekilde öngörülmüştür:
“Terör örgütlerinin; cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösteren veya öven ya da bu yöntemlere başvurmayı teşvik ederek terör örgütü lehine propaganda yapan kişi, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.” (...) “
HUKUKÎ DEĞERLENDİRME
I. SÖZLEŞME’NİN 10. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
11. Başvuran, Sözleşme’nin 10 ve 11. maddelerini ileri sürerek, cezai mahkûmiyetinde ifade özgürlüğü ve barışçıl toplantı özgürlüğü haklarının ihlal edildiği kanaatine varmaktadır.
12. Başvuran, Sözleşme’nin 13. maddesi alanında değerlendirerek, kendisine verilen cezanın hakkaniyete uygun olmadığı kanaatine varmakta ve hakkında yapılan yerel başvuruların etkinliğine itiraz etmektedir.
13. Mahkeme, bu şikâyetlerle, başvuranın özellikle ifade özgürlüğü hakkının kullanılmasına bağlı olan eylemler nedeniyle, mahkûm edilmesinden şikâyet ettiğini kaydetmektedir. Dolayısıyla, olay ve olguların hukuki nitelendirilmesi konusunda takdir yetkisine sahip olan Mahkeme, başvuranın şikâyetlerinin, yalnızca Sözleşme’nin 10. maddesi açısından incelenmesi gerektiği kanaatine varmaktadır.
A. Kabul Edilebilirlik Hakkında
14. Hükümet, iki kabul edilemezlik itirazı ileri sürmektedir. Hükümet, ilk itiraz ile ilgili olarak, başvuranın cezai mahkûmiyetinin, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasından önce verildiğini gözlemlemekte ve dolayısıyla ilgilinin mağdur sıfatının bulunmadığını değerlendirmektedir. Hükümet, ikinci itiraz ile ilgili olarak, ihtilaf konusu gösteri sırasında başvuranın içinde olduğu grup tarafından atılan sloganların, Sözleşme’nin 10. maddesiyle korunmadığını ve dolayısıyla ilgilinin şikâyetinin açıkça dayanaktan yoksun olduğu kanaatine varmaktadır.
15. Başvuran, bu itirazları kabul etmemektedir. Başvuran, hükmün açıklanmasının geri bırakılması tedbirinin, beş yıllık bir deneme süresine denk geldiğini belirtmekte ve dolayısıyla mağdur sıfatının bulunduğunu iddia etmektedir. Başvuran, söz konusu gösteri sırasında sert sözlerden suçlanmadığını ve grup tarafından atılan sloganların, bir şiddet çağrısı olarak anlaşılamayacağını eklemektedir.
16. Mahkeme, başvuranın mağdur sıfatına ilişkin itiraz ile ilgili olarak, hükmün açıklanmasının geri bırakılması tedbirinin, ilgilinin ifade özgürlüğünün ihlal edilmesi nedeniyle, doğrudan zararlara maruz kaldığı ceza yargılaması sonuçlarının önlenmesi veya telafi edilmesi için elverişsiz olduğu kanaatine varmaktadır (bk. mutatis mutandis (gereken bütün değişikliklerin yapılması koşuluyla), Aslı Güneş/Türkiye (kk.), No. 53916/00, 13 Mayıs 2004, Yaşar Kaplan/Türkiye, No. 56566/00, §§ 32 ve 33, 24 Ocak 2006 ve Ergündoğan/Türkiye, No. 48979/10, § 17, 17 Nisan 2018). Dolayısıyla, bu itirazın reddedilmesi uygundur.
17. Mahkeme, başvuranın şikâyetinin açıkça dayanaktan yoksun olduğuna ilişkin itiraz ile ilgili olarak, şikâyetin kabul edilebilirliğinin incelenmesi yerine, Sözleşme’nin 10. maddesine ilişkin bu şikâyetin esasının incelenmesine davet edilen konular olduğu kanaatine varmaktadır.
18. Mahkeme, bu şikâyetin, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi anlamında, açıkça dayanaktan yoksun olmadığını tespit ederek, kabul edilebilir olduğuna karar vermiştir.
B. Esas Hakkında
19. Başvuran, yalnızca cenaze törenine katılması nedeniyle cezalandırıldığını, hiçbir şekilde slogan atmadığını, yetkililerin karışmış olduğu veya ihtilaf konusu gösteri sırasında yapmış olduğu iddia edilen açıklamalar nedeniyle, meydana gelmiş olabileceği hiçbir şiddet eyleminden örnek vermediklerini belirtmektedir. Dolayısıyla, başvuran ifade özgürlüğü hakkını kullanmasında yapılan müdahalenin demokratik bir toplumda gerekli olmadığı kanaatine varmaktadır.
20. Hükümet, bir müdahalenin varlığının, Mahkeme tarafından kabul edildiği durum için, bu müdahalenin 3713 Sayılı Kanun’un 7. maddesinin 2. fıkrasında öngörüldüğünü, ulusal güvenliğin ve kamu güvenliğinin korunmasının, düzenin sağlanmasının ve suçun önlenmesinin oluşturduğu meşru amaçlar izlediğini savunmaktadır. Ayrıca, Hükümet, başvuranın cenaze töreninin, PKK lehine bir gösteri şekline dönüştürülmesinde aktif bir rol oynadığı, bir parçası olduğu grup tarafından sloganlar atılmasının ve pankart, afiş ve fotoğrafların asılmasının açıkça şiddete çağırdığını ve dolayısıyla ihtilaf konusu müdahalenin demokratik bir toplumda gerekli ve izlenen meşru amaca orantılı olduğu kanaatine varmaktadır.
21. Mahkeme, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasıyla birlikte dahi, başvuranın cezai mahkûmiyetine yol açacak nitelikte olan caydırıcı etkisini dikkate alarak, ilgilinin ifade özgülüğü hakkını kullanmasında bir müdahale olarak incelendiğini değerlendirmektedir (Erdoğdu/Türkiye, No. 25723/94, § 72, AİHM 2000‑VI ve yukarıda belirtilen Ergündoğan, § 26; bk. Ayrıca a contrario (aksi ile kanıt), Otegi Mondragon/İspanya, No. 2034/07, § 60, AİHM 2011).
22. Ardından, Mahkeme, bu müdahalenin özellikle 3713 Sayılı Kanun’un 7. maddesinin 2. fıkrası tarafından öngörüldüğünün, Sözleşme’nin 10. maddesinin 2. fıkrası bakımından yani ulusal ve kamu güvenliğinin korunması, düzenin sağlanması ve suçun önlenmesi gibi meşru amaçlar izlediğinin taraflar arasında tartışma konusu olmadığını gözlemlemektedir.
23. Mahkeme, müdahalenin gerekliliğiyle ilgili olarak, özellikle Bédat/İsviçre ([BD], No. 56925/08, § 48, 29 Mart 2016) ve Belge/Türkiye (No. 50171/09, §§ 31, 34 ve 35, 6 Aralık 2016) kararlarında özetlenen ifade özgürlüğü konusunda İçtihadından doğan ilkeleri hatırlatmaktadır. Mahkeme, başvuranın ifade özgürlüğü hakkına yapılan ihlalin “gerekliliğinin” somut olayda ikna edici bir şekilde tespit edilip edilmediği konusunun değerlendirilmesi için, İçtihadı uyarınca, özellikle ilgilinin cezalandırılmasına dayanarak, Türk yerel mahkemeleri tarafından sunulan gerekçe ışığında, belirleneceği kanaatine varmaktadır (Gözel ve Özer, No. 43453/04 ve 31098/05, § 51, 6 Temmuz 2010).
24. Bu bağlamda, Mahkeme başvuranın, olay tarihinde güvenlik güçleriyle silahlı bir çatışma sırasında öldürülen PKK’nın iki üyesinin sorumlusu olduğu DEHAP’ın yerel kolu tarafından düzenlenen cenaze törenlerine katıldığı ve bu törenlerdeki davranışı gerekçesiyle, terör örgütü lehine propaganda suçundan cezai olarak mahkûm edildiğini kaydetmektedir. Mahkeme, başvuranın cezalandırılmasına dayanarak, Ağır Ceza Mahkemesi tarafından belirlenen olayların şu şekilde geliştiğini gözlemlemektedir: cenaze töreninin, başvuranın cenaze aracının önünde sloganlar atan bir grupta önü düğmeli bir şekilde bir giysiyle sloganlar atması, pankart, afiş ve fotoğraf asması ve yürüyüşe katılması ve ayrıca cenaze aracını göstererek yanlarında bulunan bir kişiye talimatların iletilmesi nedeniyle, PKK ve bu örgüt lideri lehine bir gösteriye dönüştürülmesi. Ağır Ceza Mahkemesi, bu duruma dayanarak, başvuranın gösteri düzenleme komitesi bünyesinde aktif olarak hareket ettiğini, söz konusu grubun bir parçası olduğunu, böylelikle kamuoyu nezdinde üyeleriyle mücadeleyi meşrulaştırmaya çalışarak, PKK lehine propaganda yaptığını değerlendirmiştir (yukarıda 6. paragraf).
25. Öncelikle, Mahkeme, başvuranın önü düğmeli bir şekilde giysiyle yürüyüşe katılması ve bu gösteri sırasında yanlarında bulunan bir kişiye talimatlar vermesinin, tek başına ve özellikle kendi nazarında şiddet kullanımına, silahlı direnişe veya isyana bir çağrı ve nefret söylemi olarak değerlendirilemeyeceğini gözlemlemektedir (Sürek/Türkiye (No. 4) [BD], No.24762/94, § 58, 8 Temmuz1999 ve Belek ve Velioğlu/Türkiye, No. 44227/04, § 25, 6 Ekim 2015). Ayrıca, Mahkeme, Ağır Ceza Mahkemesinin, ilgilinin siyasi yönetici statüsünü ve gösterinin düzenlenmesinde müdahalesini dikkate alarak, terör örgütü lehine propaganda faktörü olarak kanaatine vardığı eylemlerin kalabalık tarafından yapılmasında başvuranın rolünün ve katılımının tespit edildiğinin değerlendirildiğini kaydetmektedir. Bu bağlamda, Mahkeme, Ağır Ceza mahkemesinin kararında özellikle ihtilaf konusu sloganlar, pankartlar, afişler ve fotoğraflar özellikle başvuranın ve genel olarak kalabalığın ihtilaf konusu eylemleri hususunda, bunların içeriği, kaydedildiği bağlamı ve zarar verme kapasitesini dikkate alarak, şiddet kullanımına, silahlı direnişe veya isyana teşvik ya da nefret söylemi olarak değerlendirilip değerlendirilemeyeceği konusunda yeterince açıklama getirilmediğini tespit etmektedir (Mart ve diğerleri/Türkiye, No. 57031/10, § 32, 19 Mart 2019).
26. Mahkeme, yukarıda belirtilenler ışığında, ihtilaf konusu tedbirin, zorunlu sosyal ihtiyacı karşılamadığı, her hâlükârda izlenen meşru amaçlara orantılı olmadığı ve bu nedenle demokratik bir toplumda gerekli olmadığı kanaatine varmaktadır.
27. Dolayısıyla, Sözleşme’nin 10. maddesi ihlal edilmiştir.
II. I. SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
28. Başvuran, maruz kaldığı kanaatine vardığı maddi tazminat olarak 3.000 (EUR) ve manevi tazminat olarak 15.000 avro talep etmektedir. Ayrıca, başvuran avukat masrafları için 1.761 EUR talep etmekte ve bu bağlamda başvuru formunun düzenlenmesi ve Mahkemeye sunulan görüşlerin kaleme alınması için avukatı tarafından uygulanan tarifelerin belirtildiği çizelgeye ilişkin bir sözleşme sunmaktadır. Sonuç olarak, başvuran bu bağlamda kanıtlayıcı bir belge sunmaksızın, fotokopi ve faks masrafları için 67.62 EUR talep etmektedir.
29. Hükümet, iddia edilen maddi ve manevi tazminat bağlamında, yapılan taleplerin desteklenmediğini ve aşırı olduğunu değerlendirmektedir. Hükümet, manevi zarar için yapılan talebin Mahkeme tarafından verilen sıradan tutarlara tekabül etmediğini ve bu talep ile iddia edilen ihlal arasında bir nedensellik bağının bulunmadığını eklemektedir. Hükümet, masraf ve giderler ile ilgili olarak, başvuranın avukatıyla imzalanan bir sözleşmeye ilişkin hiçbir belge ve avukat masrafları ile iddia edilen diğer masraflar hakkında ödemeye ilişkin hiçbir kanıtlayıcı belge sunmadığını belirtmektedir. Ayrıca, Hükümet bu bağlamda talebin gereken kanıtlayıcı belgelerle yapılmadığını ve aşırı yüksek tutarlarla ilgili olduğunu değerlendirmektedir.
30. Mahkeme, tespit edilen ihlal ve iddia edilen maddi zarar arasında bir nedensellik bağı görmemekte ve buna bağlı olan talebi reddetmektedir. Buna karşın, Mahkeme başvurana manevi tazminat olarak 2.500 avro ödenmesinin uygun olacağını değerlendirmektedir. Mahkeme, masraf ve giderler ile ilgili olarak, sahip olduğu belgeleri ve İçtihadını dikkate alarak, başvurana avukat masrafları için 1.000 EUR tutarının ödenmesinin makul olduğu kanaatine varmaktadır. Buna karşın, Mahkeme, diğer masraflara ilişkin talebi, bu bağlamda gerekli kanıtlayıcı belgelerin sunulmaması nedeniyle, reddedilmesine karar vermiştir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE,
1. Başvurunun, kabul edilebilir olduğuna;
2. Sözleşme’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine;
3.
a) Davalı Devlet tarafından başvurana, kararın kesinleşeceği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihindeki geçerli döviz kuru üzerinden davalı Devletin para birimine çevrilmek üzere, aşağıdaki tutarların ödenmesine; ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, manevi tazminat olarak 2.500 EUR (iki bin beş yüz avro); ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, masraf ve giderler için 1.000 EUR (bin avro);
b) Söz konusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödeme tarihine kadar, bu tutarlara Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan marjinal kredi faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
4. Geri kalan için adil tazmin talebinin reddine karar vermiştir.
İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilmiş; Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca, 28 Mayıs 2019 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan BakırcıValeriu Griţco
Bölüm Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy