AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
DAĞTEKİN/TÜRKİYE
(Başvuru No. 69489/10)
KARAR
STRAZBURG
14 Şubat 2023
İşbu karar kesinleşmiştir. Bazı şekli düzeltmelere tabi tutulabilir.
Dağtekin/Türkiye davasında,
Başkan
Egidijus Kūris,
Hâkimler
Pauliine Koskelo,
Frédéric Krenc
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Dorothee von Arnim’in katılımıyla Komite halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
Diyarbakır Barosuna bağlı Avukat R. Yalçındağ Baydemir tarafından temsil edilen, Şanlıurfa’da ikamet eden ve 1960 doğumlu bir Türk vatandaşı olan Ahmet Dağtekin’in (“başvuran”), 14 Ağustos 2010 tarihinde, Türkiye Cumhuriyeti aleyhine, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca Mahkemeye yapmış olduğu başvuruyu (no. 69489/10),
Sözleşme’nin 10 ve 11. maddelerine ilişkin şikâyetin, Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Dairesi Başkanı Hacı Ali Açıkgül tarafından temsil edilen Türk Hükümetine (“Hükümet”) bildirilmesine ve başvurunun geri kalanının kabul edilemez olduğunun beyan edilmesine ilişkin kararı,
Tarafların görüşlerini dikkate alarak
24 Ocak 2023 tarihinde kapalı oturumda gerçekleştirilen müzakerelerin ardından, söz konusu tarihte aşağıdaki kararı vermiştir:
DAVANIN KONUSU
Başvuru, Ceylanpınar (Şanlıurfa) İlçe Belediye Başkan Yardımcısı ve DEHAP (Demokratik Halk Partisi) siyasi partisi üyesi olan başvuranın, 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu (“2911 sayılı Kanun”) tarafından cezalandırılan bir suç olan, genel yolda yasa dışı bir gösteri düzenlemesi nedeniyle mahkûm edilmesiyle ilgilidir. 28 Mart 2004 tarihinde Türkiye’de belediye seçimleri yapılmıştır. DEHAP, oyların sayılmasının ardından Ceylanpınar ilçesinde bu seçimleri kazanmıştır. Sonuca itiraz edilmesi nedeniyle, söz konusu ilçenin seçim kurulu tarafından tutulan oy pusulaları, yeniden incelenmek üzere, 14 Nisan 2004 tarihinde Adliye binasında bulunan Şanlıurfa İl Seçim Kuruluna (“Şanlıurfa Seçim Kurulu”) iletilmiştir Polis tarafından 17 Nisan 2004 tarihinde düzenlenen olay tutanağına göre, başvuran, 16 Nisan 2004 tarihinde, Adliye önünde toplanan DEHAP yandaşlarıyla konuşmuş ve bu kişileri ertesi gün aynı yerde kalabalık bir şekilde toplanmaya çağırmıştır. Belirtilen günde, başvuran, iddiaya göre, Şanlıurfa Seçim Kurulu kendilerine bir açıklama yapıncaya kadar, kalabalığı adliye önünde oturma eylemi yapmaya davet etmiştir. Bu oturma eylemi, yaklaşık on beş dakika sürmüş ve eylem boyunca, söz konusu grup trafiği engellemiş ve ardından kalabalık, DEHAP merkezine doğru ilerleyerek beş dakika daha trafiği aksatmış ve “Biji Serok Apo” (“Yaşasın Başkan Apo”), “Öcalan Öcalan”, “Öcalan’sız dünyayı başınıza yıkarız” ve “AKP şaşırma bizi dağa taşırma” şeklinde sloganlar atmıştır. Şanlıurfa Cumhuriyet savcısı, 15 Ekim 2004 tarihinde, yasa dışı gösteri düzenlemekle suçlanan başvuran hakkında ceza soruşturmaları başlatmıştır. Asliye Ceza Mahkemesi, 23 Aralık 2009 tarihinde, başvuranı, 2911 sayılı Kanun’un 22. maddesi ve 23. maddesinin e) bendi yollaması ile aynı Kanun’un 28. maddesi uyarınca bir yıl, altı ay hapis cezasına mahkûm etmiştir. Bununla birlikte Asliye Ceza Mahkemesi, beş yıl süreyle hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar vermiştir. Şanlıurfa Ağır Ceza Mahkemesi, başvuranın bu karara karşı itiraz etmesinin ardından, 29 Ocak 2010 tarihinde bu itirazı reddetmiştir.MAHKEMENİN DEĞERLENDİRMESİ
SÖZLEŞME’NİN 11. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA Mahkeme, başvuranın, bir gösteri düzenlediği gerekçesiyle mahkûm edilmesi nedeniyle, Sözleşme’nin 10 ve 11. maddelerinin ihlalinden dolayı mağdur olduğunu belirttiğini gözlemlemektedir. Hükümet, bu iddiaya karşı çıkmaktadır. Hükümet, kendisine göre barışçıl olmayan bir gösterinin söz konusu olması nedeniyle, başvuranın ifade özgürlüğü hakkını ve toplanma özgürlüğü hakkını kullanmasına yönelik bir müdahale olmadığı kanaatine varmaktadır. Hükümet, nitekim göstericilerin terör örgütü lehine sloganlar attıklarını ve trafiği engellediklerini belirtmektedir. Hükümet, dolayısıyla, başvuranın mahkûmiyetinin kanunla öngörüldüğünü ve demokratik bir toplumda gerekli olduğunu değerlendirmektedir. Mahkeme, başvuranın şikâyetlerini sunma şeklini ve davada olayların meydana geliş şeklini dikkate alarak, mevcut davada ortaya çıkan esas hukuki sorunun, yalnızca Sözleşme’nin 11. maddesinin alanına girdiği kanaatindedir (Kudrevičius ve diğerleri/Litvanya [BD], no. 37553/05, § 85, AİHM 2015 kararıyla karşılaştırınız). Mahkeme, somut olayda, ihtilaf konusu gösteriye sekiz yüzden fazla kişinin katıldığını, bu gösterinin bir oturma eylemine yol açtığını ve göstericilerin şiddet eylemlerinde bulunmadan dağıldıklarını kaydetmektedir. Mahkemeye göre, bazı göstericilerin bu vesileyle yasa dışı olduğu değerlendirilen sloganlar atmış olması, başvuranın gösteri yapma hakkından yoksun bırakılmasını tek başına haklı çıkarmaz (Kemal Çetin/Türkiye, no. 3704/13, § 39, 26 Mayıs 2020 kararıyla karşılaştırınız). Bununla birlikte Mahkeme, başvuranın ceza soruşturmalarına maruz kaldığını, yasa dışı bir gösteri düzenlemekten suçlu bulunduğunu ve hapis cezasına mahkûm edildiğini ve bu cezanın ertelendiğini tespit etmektedir. Mahkeme, yukarıdaki hususları dikkate alarak, söz konusu mahkûmiyetin, başvuranın toplanma özgürlüğü hakkını kullanmasına kamu makamları tarafından yapılan bir müdahale teşkil ettiği kanaatindedir. Mahkeme, mevcut davada, ihtilaf konusu müdahalenin kanunla öngörüldüğü (2911 sayılı Kanun’un 28. maddesi) ve Sözleşme’nin 11. maddesinin 2. fıkrası uyarınca meşru bir amaç izlediği hususlarına taraflarca itiraz edilmediğini kaydetmektedir. Somut olaydaki uyuşmazlık, müdahalenin “demokratik bir toplumda gerekli” olup olmamasıyla ilgilidir. Mahkeme, başvuranın 2911 sayılı Kanun’un 28. maddesi uyarınca mahkûm edildiğini kaydetmektedir. Söz konusu hüküm, yasa dışı bir gösteri düzenlemeyi ve yönetmeyi hapis cezası ile cezalandırmaktadır. Mahkeme, somut olayda, gösterinin söz konusu Kanun’un 22. maddesi ve 23. maddesinin e) bendi uyarınca yasa dışı kabul edildiğini kaydetmektedir. Birlikte okunduğunda bu hükümler, olayların meydana geldiği dönemde, genel yollarda, otoyolda ve kamu hizmeti görülen bina önlerinde gösteri yapılmasını yasaklamaktaydı. Taraflarca sunulan görüşlere ve belgelere göre, söz konusu gösteri, DEHAP’ın Ceylanpınar ilçesinde kazandığı seçim sonuçlarının yeniden incelenmesi amacıyla oy pusulalarının Şanlıurfa Seçim Kuruluna gönderilmesinden birkaç gün sonra düzenlenmiştir. Mahkemeye göre, söz konusu gösteri, bu siyasi partinin bir üyesi olarak başvuran için meşru bir menfaat teşkil etmekteydi. Ardından Mahkeme, gösterinin toplamda sadece yirmi dakika sürdüğünü ve şiddet olmaksızın gerçekleştirildiğini ve dağıldığını kaydetmektedir. Bununla birlikte yerel mahkeme, gösterinin barışçıl niteliğini dikkate almadan ve başvuranın meşru bir menfaati olup olmadığına bakmadan başvuranın mahkûmiyetine karar vermiştir. Bu bağlamda Mahkeme, barışçıl bir toplantı düzenleme veya böyle bir toplantıya katılma özgürlüğünün, kendisi bu vesileyle kınanacak bir eylem sergilemeyen bir siyasi parti üyesi bakımından en ufak bir sınırlamaya tabi tutulamayacağı kadar büyük bir önem taşıdığını hatırlatmaktadır (Gün ve diğerleri/Türkiye, no. 8029/07, § 83, 18 Haziran 2013). Mahkeme, bu koşullarda, 2911 sayılı Kanun hükümlerine aykırı bir gösteri düzenlediği gerekçesiyle başvuranı hapis cezasına mahkûm etmenin ve bu cezanın ertelenmesinin aşırı olduğu kanaatindedir. Başvuran hakkında verilen cezanın, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiş olsa bile, başvuranın Sözleşme’nin 11. maddesi tarafından güvence altına alınan gösteri yapma hakkını kullanması üzerinde “caydırıcı bir etkiye” neden olacak nitelikte olduğu konusunda herhangi bir şüphe bulunmamaktadır (yukarıda anılan Kemal Çetin, § 54 kararıyla karşılaştırınız). Dolayısıyla, söz konusu müdahalenin “demokratik bir toplumda gerekli” olduğu veya “zorunlu bir sosyal ihtiyacı” karşıladığı tespit edilmemiştir. Sonuç olarak, Sözleşmenin 11. maddesi ihlal edilmiştir.SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI Başvuran, manevi tazminat olarak 15.000 avro ve maddi tazminat olarak 2.000 avro talep etmektedir. Başvuran ayrıca, masraf ve giderler bağlamında, avukatlık masrafları (başvuranın avukatıyla ilk görüşmesi, başvurunun hazırlanması, Hükümetin görüşlerine cevabın hazırlanması ve 41. madde uyarınca talebin sunulması), posta masrafları ve fotokopi masrafları için 2.554 avro talep etmektedir. Başvuran, talebine dayanak olarak 11 Şubat 2018 tarihinde imzalanan avukatlık sözleşmesini sunmaktadır. Hükümet, talep edilen miktarların aşırı ve haksız olacağı gerekçesiyle başvuranın söz konusu tüm taleplerine itiraz etmektedir. Mahkeme, başvurana, manevi tazminat olarak, ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere 1.500 avro ödenmesine hükmetmekte (yukarıda anılan Kemal Çetin, § 60 kararıyla karşılaştırınız) ve başvuranın tüm maddi tazminat taleplerini reddetmektedir. Masraf ve giderler ile ilgili olarak, Mahkeme, bir başvurana, masraf ve giderlerin doğruluğunu, gerekliliğini ve ödenen miktarların makul olduğunu ispatlamak kaydıyla bu masrafların iade edilebileceğini hatırlatmaktadır. Mahkeme, somut olayda, başvuran tarafından sunulan kanıtlayıcı belgeleri dikkate alarak, başvurana, başvuran tarafından ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, 500 avro ödenmesinin makul olduğu kanaatindedir. Mahkeme, gecikme faizi olarak, Avrupa Merkez Bankasının marjinal kredi faizlerine uyguladığı faiz oranına üç puan eklenerek elde edilecek oranın uygulanmasının uygun olduğu sonucuna varmaktadır.BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE,
Başvurunun kabul edilebilir olduğuna;Sözleşme’nin 11. maddesinin ihlal edildiğine;a) Davalı Devletin, başvurana, üç aylık bir süre içinde, ödeme tarihinde geçerli olan döviz kuru üzerinden davalı Devletin para birimine çevrilmek üzere aşağıdaki miktarları ödemekle yükümlü olduğuna:
Manevi tazminat olarak, ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, 1.500 avro (bin beş yüz avro);Masraf ve giderler karşılığında, başvuran tarafından ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere 500 avro (beş yüz avro);b) Söz konusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödeme tarihine kadar, bu tutara Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan marjinal kredi faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
Başvurunun geri kalan kısmı için adil tazmin talebinin reddineİşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup, Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları gereğince 14 Şubat 2023 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Dorothee von Arnim Egidijus Kūris
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan