Danis ve Etnik Türkler Derneği / Romanya – 16632/09 - 21.4.2015 tarihli Karar [III. Bölüm]
Olaylar ve Olgular – Romanya’daki Türk azınlığını temsil eden başvuran dernek hâlihazırda, diğer bir Türk azınlık örgütünün biraz daha yüksek sayıda oy alarak Türk azınlığı için ayrılan koltuk sayısını elde ettiği 2004 Kasım seçimlerinde yer almıştır. Ancak 2008 yılında seçimlerin yapıldığı tarih itibariyle, yürürlüğe yeni girmiş olan 35/2008 sayılı Kanun diğer Türk azınlık örgütünün başka herhangi bir formalite yerine getirmeksizin aday olmasına imkân vermesine rağmen; birinci başvuranı milletvekili adayı gösterme niyetinde olan başvuran derneğin ise yardım derneği statüsü verilmiş olma konusunda getirilen yeni koşulu sağlamasını gerektirmiştir.
Hukuksal Değerlendirme – 1 No.lu Protokolün 3. maddesiyle bağlantılı olarak Sözleşme’nin 14. maddesi: 35/2008 sayılı Kanun ile milletvekili seçimlerinde ulusal azınlık örgütleri tarafından gösterilen adayların onaylanması için iki aşamalı bir sistem getirilmiştir. Sadece önceki seçimlerde elde ettiği başarıdan ötürü temsilci olduğu varsayılan ve hâlihazırda Parlamentoda temsil edilen örgütler kendiliğinden aday çıkarma hakkına sahipken, temsil edilmeyen örgütlerin temsilci niteliğini ortaya koyması gerekmiştir. Bu nedenle hâlihazırda Parlamentoda temsil edilen örgütlerin aday çıkarması daha kolay olmuştur. Dolayısıyla başvuranlar yeni seçim kanununun yürürlüğe konması sonucunda Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 3. maddesi kapsamındaki seçme ve seçilme haklarını kullanmada farklı muameleye tabi tutulmuşlardır
Yeni kanun henüz Parlamentoda temsil edilmeyen örgütlerin düzgün bir biçimde temsil edilmesini sağlamayı ve ciddiyetsiz adaylıkları ortadan kaldırmayı hedeflemiştir.
Muamele farkının orantılı olup olmadığı konusuna ilişkin olarak, 35/2008 sayılı seçim kanunu 16 Mart 2008 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Adayların isimlerinin 30 Kasım 2008 tarihli seçimlerden kırk gün önce sunulması gerektiği dikkate alındığında, başvuranların adaylık hazırlıkları için yaklaşık yedi aylık bir süresi olmuştur.
Ayrıca, yardım derneği statüsü verilmiş olma konusundaki yeni koşul, bu türden bir statü için yapılacak başvurudan önceki üç yıl içerisinde “geçmişte önemli faaliyette bulunma” koşulunu içermiştir. Başvuranlar, söz konusu koşulu taşımadığı gerekçesiyle başvuran derneğe yardım derneği statüsü verilmesi için başvuruda bulunmamışlardır. Dolayısıyla, bu eylemsizliğin başvuranlara atfedilebilir olup olmadığının veya yeni seçim kanununun kaçınılmaz bir sonucu olup olmadığının tespit edilmesi gerekmiştir. Örgütün önceki faaliyetinin önemli mahiyeti, örgütün “amacına özgü programlar ve projeler yürütüp yürütmediği” temelinde değerlendirilmiştir. Mevzuatta “programlar” veya “projeler” terimleri tanımlanmamış olsa da, söz konusu kavramlar, bir örgütün mali raporlarını Sayıştay’a sunması gibi yasal yükümlülüklerine uygulanabilir kavramlar olmamıştır. Aksine, bu türden program ve projelerle meşgul olmak, program ve projelerin amaçlarını, süresini ve bunlarla bağlantılı faaliyetleri kendi hedeflerine ve mevcut kaynaklarına göre belirleme hakkına sahip olan söz konusu örgütün takdirine bağlıdır. Başvuran dernek 2004 seçimlerine aday olmuş ve Türk azınlığı temsil eden koltuk sayısını elde eden örgütten biraz daha az oy almıştır. Dolayısıyla Mahkeme, başvuran derneğin 2004 yılında iç hukuk uyarınca tüm yeterlilik kriterlerini taşıdığı ve sonraki faaliyetlerini söz konusu tarihte geçerli olan yasal hükümler temelinde düzenlediği sonucuna varmıştır. Dolayısıyla başvuranlar, 2008 seçimlerinden yedi ay önce, en az üç yıl boyunca belirli program ve projeler yürütmüş olma konusundaki yeni kriteri karşılamaları gerektiğini öngörmemekten ötürü eleştirilemezlerdi.
Yetkililer seçim mevzuatını 2008 milletvekilliği seçimlerinden yedi ay önce değiştirerek, başvuranlara faaliyetlerini yardım derneği statüsü verilmesini sağlayacak şekilde düzenleme fırsatı vermemişlerdir. Sonuç olarak, başvuranların söz konusu statüyü elde etmesi ve böylece yeni seçim kanunu kapsamındaki seçim yeterliği koşullarından birini yerine getirmeleri nesnel olarak mümkün olmamıştır.
Dolayısıyla, hâlihazırda Parlamentoda temsil edilen ulusal azınlık örgütlerinden farklı olarak başvuranların milletvekilliği seçimlerine aday olmaları için karşılamaları gereken yeni yeterlilik kriteri, izlenen meşru hedefle orantılı olmamıştır.
Sonuç: ihlal (oy birliğiyle).
Madde 41: ihlal bulgusu tüm manevi zarar bakımından yeterli adil tazmin teşkil etmiştir.
Full & Egal Universal Law Academy