AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
DAŞ / TÜRKİYE KARARI
(Başvuru No. 36909/07)
KARAR
STRAZBURG
2 Temmuz 2019
İşbu karar kesinleşmiştir. Bazı şekli düzeltmelere tabi tutulabilir.
Daş / Türkiye davasında,
Başkan
Valeriu Griţco,
Hâkimler
Egidijus Kūris,
Darian Pavli,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla Komite olarak toplanarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ("İkinci Bölüm") 11 Haziran 2019 tarihinde gerçekleştirilen kapalı müzakerelerin ardından, söz konusu tarihte aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan davanın temelinde, Türk vatandaşı olan Hüseyin Daş’ın (“başvuran”) 6 Ağustos 2007 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvuru (No. 36909/07) bulunmaktadır.
2. Başvuran, Diyarbakır Barosuna bağlı Avukat D. Özdoğan tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuranın ifade özgürlüğünün ihlal edildiği iddiası ile ilgili şikâyeti 21 Eylül 2017 tarihinde Hükümete bildirilmiştir ve Mahkeme İç Tüzüğü’nün 54. maddesinin 3. fıkrası uyarınca, başvurunun kalan kısmının kabul edilemez olduğuna karar verilmiştir.
OLAY VE OLGULAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
4. Başvuran, 1966 doğumludur.Başvuran, başvurunun yapıldığı tarihte, Diyarbakır’da tutuklu bulunmaktaydı.
5. Olayların meydana geldiği tarihte, başvuran, Diyar-Göç Der’in (Göç Bilimsel Araştırma ve Göç Mağdurları ile Sosyal Yardımlaşma, Dayanışma ve Kültür Derneği) yönetim kurul üyesidir.
6. Polisler, 14 Mart 2006 tarihinde, söz konusu derneğin bürosunda arama yapmışlardır. Aynı gün, yasa dışı bir örgüte yardım ettiğine dair hakkında şüphe duyulan başvuran, gözaltına alınmıştır ve ertesi gün tutuklanmıştır.
7. Diyarbakır Cumhuriyet Savcısı, 18 Mayıs 2006 tarihli bir iddianameyle, başvuranı suç teşkil eden PKK (Kürdistan İşçi Partisi) örgütüne bilerek ve isteyerek yardım etmekten suçlamıştır ve Türk Ceza Kanunu’nun 314. maddesinin 3. fıkrasına ve 220. maddesinin 7. fıkrasına (“TCK”) atıfta bulunarak TCK’nın 314. maddesinin 2. fıkrası uyarınca mahkûm edilmesini talep etmiştir. Diyarbakır Cumhuriyet Savcısı, bu bağlamda, 14 Mart 2006 tarihinde başvuranın da bulunduğu yukarıda anılan derneğin bürosuna yapılan arama sırasında, polisin Türkçe ve Kürtçe dillerinde yazılmış yaklaşık 2.000 dilekçeye el koyduğunu belirtmektedir. Söz konusu dilekçeler aşağıdaki şekilde düzenlenmiştir:"ben bir kürdistanlı olarak kürdistan sayın Abdullah OCALAN’ı bir siyasal irade olarak görüyor ve kabul ediyorum". Ayrıca, Diyarbakır Cumhuriyet Savcısı, arama sırasında bulunan bir USB belleğinin, farklı yerlerde yapılan imza faaliyetleri hakkında raporlar içeren dijital belgeler içerdiğini kaydetmektedir. Diyarbakır Cumhuriyet Savcısı, bu unsurlara dayanarak, başvuranın, yukarıda belirtilen metni içeren imzalı dilekçeleri bazı ulusal ve uluslararası kuruluşlara göndermek için, PKK’nın talimatları üzerinde başlatıldığı iddia edilen bir imza kampanyası üzerinde çalıştığını ileri sürmektedir.
8. Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi (“Ağır Ceza Mahkemesi”), 6 Ekim 2006 tarihinde, başvuranı, atılı suçtan suçlu bulmuştur ve TCK’nın 314. maddesinin 3. fıkrasına ve 220. maddesinin 7. fıkrasına atıfta bulunarak TCK’nın 314. maddesinin 2. fıkrası uyarınca altı yıl üç ay hapis cezasına mahkûm edilmesine karar vermiştir. Ağır Ceza Mahkemesi bu bağlamda, başvuranın, ülkede barışa katkıda bulunacağını düşünerek imza kampanyasına gönüllü olarak katıldığını mahkeme huzurunda kabul ettiğini kaydetmektedir. Ağır Ceza Mahkemesi, bu imza kampanyasının amacını yani cezaevinde bulunan PKK liderinin serbest bırakılması ve yetkililer tarafından muhatap olarak tanınmasını, bu kampanyanın önemini ve PKK’nın talimatlarıyla başlatılmış olduğunu dikkate alarak, başvuranın söz konusu kampanyaya aktif katılımı, TCK’nın 220. maddesinin 7. fıkrasında öngörülen yasa dışı bir örgüte bilerek ve isteyerek yardım etme suçunu teşkil ettiği kanaatindedir.
9. Başvuran tarafından yapılan temyiz başvurusu sonrasında, Yargıtay, 13 Şubat 2007 tarihinde, Ağır Ceza Mahkemesinin kararını onamıştır.
10. Başvuran, 19 Kasım 2010 tarihine kadar hapis cezasını çekmiştir; bu tarihten itibaren adli kontrol şartıyla serbest bırakılmıştır.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK KURALLARI
11. TCK’nın “Suç işlemek amacıyla örgüt kurma” başlıklı 220. maddesinin 7. fıkrası aşağıdaki şekildedir:
“(...)
(7) Örgüt içindeki hiyerarşik yapıya dahil olmamakla birlikte, örgüte bilerek ve isteyerek yardım eden kişi, örgüt üyesi olarak cezalandırılır.
(...) "
12. TCK’nın “Silâhlı örgüt” başlıklı 314. maddesi aşağıdaki şekildedir:
“(1) Bu kısmın dördüncü ve beşinci bölümlerinde yer alan suçları işlemek amacıyla, silahlı örgüt kuran veya yöneten kişi, on yıldan on beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Birinci fıkrada tanımlanan örgüte üye olanlara, beş yıldan on yıla kadar hapis cezası verilir.
(3) Suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçuna ilişkin diğer hükümler, bu suç açısından aynen uygulanır.”
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. SÖZLEŞME’NİN 10. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
13. Başvuran, Sözleşme’nin 9 ve 10. maddelerini ileri sürerek, hakkında verilen mahkûmiyet kararının, düşünce özgürlüğü ve ifade özgürlüğü haklarını ihlal ettiğini iddia etmektedir.
14. Olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eden Mahkeme, söz konusu başvuranın şikâyetini Sözleşme’nin yalnızca 10. maddesi açısından incelenmesinin uygun olduğu kanaatine varmaktadır.
A. Kabul Edilebilirlik Hakkında
15. Hükümet, başvuranın şikâyetinin konu yönünden (ratione materiae) Sözleşme hükümleriyle bağdaşmadığına ilişkin olarak kabul edilemezlik itirazı ileri sürmektedir. Hükümet, somut olayda, söz konusu dilekçelerin içeriğini, imza kampanyasının PKK’nın talimatlarına uygun olarak başlatıldığı hususunu ve başvuranın bu kampanyada oynadığı rolü dikkate alarak, başvuranın mahkûmiyetinin ifade özgürlüğü hakkına bir müdahale teşkil etmediğini ileri sürmektedir.
16. Mahkeme, itiraz çerçevesinde, başvuranın ifade özgürlüğü hakkını kullanmasına yönelik müdahalenin varlığının incelenmesiyle, dolayısıyla Sözleşme’nin 10. maddesi bağlamındaki şikâyetin özüyle yakından ilişkili sorunların ileri sürüldüğü kanısına varmaktadır. Dolayısıyla işbu itirazın esasla birleştirilmesine karar vermektedir.
17. Mahkeme ayrıca, başvurunun Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının (a) bendi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve başka herhangi bir kabul edilemezlik gerekçesiyle bağdaşmadığını tespit ederek, başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar vermektedir.
B. Esas Hakkında
1. Tarafların İddiaları
18. Başvuran, özellikle toplanan dilekçeleri derleyerek ve sınıflandırarak, sivil toplum faaliyeti olarak nitelendirdiği söz konusu imza kampanyasına aktif bir şekilde katıldığını kabul etmektedir. Başvuran, bu faaliyetin yasa dışı örgüt PKK tarafından emredilmiş bir faaliyet olarak değerlendirilmesine rağmen, PKK ile bağlantısını ortaya koyacak hiçbir delil unsuru bulunmadığını ileri sürmektedir. Başvuran, mahkûmiyetine dayanak olan ceza kanunu hükümlerinin, yani TCK’nın 220. maddesinin 7. fıkrası ve 314. maddesinin 2. fıkrasının, çok geniş kapsamlı olduğunu ve yeterince açık olmadığını ve aynı zamanda Mahkemenin İçtihadında gerekli kanun niteliğini karşılamadığını eklemektedir.
19. Hükümet, başvuranın ifade özgürlüğü hakkına yapılan bir müdahalenin varlığının Mahkeme tarafından kabul edilmesi durumuna ilişkin olarak, söz konusu müdahalenin TCK’nın 220. maddesinin 7. fıkrası ve 314. maddesinin 2. fıkrasıyla öngörüldüğünü ve Hükümete göre, bu hükümlerin, açıklık, erişilebilirlik ve öngörülebilirlik gerekliliklerini karşıladığını ve ulusal güvenliğin korunmasına, düzenin sağlanmasına ve suçun önlenmesine ilişkin meşru amaçlar izlediğini ileri sürmektedir. Hükümet, ayrıca, kendisine göre, PKK’nın tutuklu liderinin siyasi bir irade olarak tanınmasını ve üyelerinin PKK ile aralarındaki bağlılığını, bu örgüte olan taahhütlerini ve sempatisini güçlendirmeyi hedefleyen, başvuranın katıldığı söz konusu imza kampanyasının içeriği ve amacı bakımından, ihtilaf konusu müdahalenin demokratik bir toplumda gerekli olduğu ve izlenen meşru amaçlarla orantılı olduğu kanaatindedir.
2. Mahkemenin Değerlendirmesi
a) Müdahalenin Varlığı
20. Mahkeme, başvuranın, söz konusu dilekçeleri birçok ulusal ve uluslararası kuruluşa sunmak için, kişilere PKK’nın tutuklu liderinin kürdistan’da siyasi iradenin temsilcisi olarak tanıdıklarını belirtikleri dilekçeleri imzalatmayı hedefleyen imza kampanyasına katılması nedeniyle, bilerek ve isteyerek yasa dışı bir örgüte yardım etme suçundan mahkûm edildiğini kaydetmektedir.
21. Mahkeme, başvuranın mahkûmiyetine dayanarak işlediği iddia edilen fiilin, yani kişilere dilekçe imzalatmak ve bu dilekçeleri toplamak, ilgili tarafından ifade özgürlüğü hakkını kullanmasını teşkil ettiğini belirtmektedir. Mahkeme, bu nedenle, ihtilaf konusu mahkûmiyetin, başvuranın ifade özgürlüğü hakkını kullanmasına bir “müdahale” olarak anlaşıldığı kanaatindedir ve bu bağlamda Hükümet tarafından ileri sürülen konu yönünden (ratione materiae) bağdaşmadığına ilişkin itirazı reddetmektedir.
b) Müdahalenin Haklı Gösterilmesi
22. Bu türden bir müdahale "kanunla öngörülmediği", 10. maddenin 2. fıkrasında sıralanan meşru amaçlardan birini ya da birkaçını izlemediği ve demokratik bir toplumda “gerekli” olarak kabul edilemediği sürece Sözleşme’nin 10. maddesini ihlal etmektedir.
23. Mahkeme, ihtilaf konusu müdahalenin kanunla, yani TCK’nın 220. maddesinin 7. fıkrası ve 314. maddesinin 2. fıkrasıyla, öngörüldüğü konusu taraflar arasında tartışma konusu olmadığını kaydetmektedir.
24. Mahkeme, bu bağlamda, başvuranlara, özellikle bu hükümde kullanılan ifadelerin geniş kapsamının keyfi soruşturmalara karşı güvenilir bir güvence sağlamadığı ve uygulamada bu eksikliği gidermediğinin anlaşıldığı gerekçesiyle, Türk Ceza Kanunu’nun 220. maddesinin 7. fıkrasının öngörülebilir olmadığını, başvuranların yukarıda anılan ceza hükümleri uyarınca mahkûm edilmesiyle ilgili daha önce benzer bir davada tespit etme imkânının bulunduğunu hatırlatmaktadır (Bakır ve diğerleri/Türkiye, No. 46713/10, §§ 56 ila 69, 10 Temmuz 2018). Mahkeme, mevcut davada, kabul edilen bu görüşü değiştirmek için herhangi bir sebep görmemektedir.
25. Bu nedenle, Mahkeme, ihtilaf konusu müdahalenin, Sözleşme’nin 10. maddesinin 2. fıkrası anlamında “kanunla öngörülmediği” kanaatine varmaktadır. Mahkeme, vardığı bu sonucu dikkate alarak, Sözleşme’nin 10. maddesinin 2. fıkrasının gerektirdiği diğer koşullara - meşru bir amacın varlığı ve demokratik bir toplumda müdahalenin gerekliliği - somut olayda riayet edilip edilmediğinin denetlenmesine gerek olmadığı kanısına varmaktadır.
26. Mahkeme sonuç olarak, Sözleşme’nin 10. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmaktadır.
II. SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
27. Başvuran maruz kaldığını iddia ettiği maddi zarar bağlamında 50.000 avro (EUR) ve ceza mahkûmiyeti nedeniyle maruz kaldığını iddia ettiği manevi zarar bağlamında 10.000 avro talep etmektedir. Başvuran ayrıca, avukatlık masrafları için 10.000 avro talep etmektedir. Bu son talebe dayanarak, başvuran, avukatının başvurunun işlemi kapsamında yaptığı her bir görevin saatini ve bu işleme ilişkin masrafları ve tercüme masraflarını detaylı şekilde gösteren bir hesap çizelgesi sunmaktadır. Başvuran, Diyarbakır Barosunun ücretlendirme çizelgesini de sunmuştur.
28. Hükümet, maddi zarar bağlamında sunulan talebin desteklenmediği ve aşırı olduğu ve bu talep ile iddia edilen ihlal arasında bir nedensellik bağının bulunmadığı kanaatindedir. Hükümet, manevi zarar bağlamında sunulan talebin aşırı olduğunu ve genellikle Mahkeme tarafından ödenmesine hükmedilen miktarlara uygun olmadığını eklemektedir. Hükümet, masraf ve giderler ile ilgili olarak, başvuranın avukatlık masrafları ve iddia edilen diğer masraflarla ilgili ödemeye ilişkin olarak hiçbir kanıtlayıcı belge sunmadığını belirtmektedir. Hükümet, ayrıca, bu bağlamda yapılan talebin yeterince detaylı olmadığı kanaatindedir.
29. Mahkeme, tespit edilen ihlal ile iddia edilen maddi zarar arasında herhangi bir nedensellik bağının bulunmadığı kanaatine varmakta ve bu talebi reddetmektedir. Mahkeme buna karşılık, başvurana manevi zarar bağlamında 7.500 avro ödenmesinin uygun olduğu kanısındadır. Mahkeme, masraf ve giderler ile ilgili olarak, somut olayla ilgili olarak kendisine sunulan belgeleri ve içtihatlarını göz önünde bulundurarak, başvurana 1.000 avro ödenmesinin makul olduğunu değerlendirmektedir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE,
1. Hükümetin konu yönünden (ratione materiae) bağdaşmadığına ilişkin itirazının esasla birleştirilmesine ve bu itirazın reddedilmesine;
2. Başvurunun kabul edilebilir olduğuna;
3. Sözleşme’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine;
4. a)Davalı Devlet tarafından başvurana, üç ay içerisinde, ödeme tarihinde geçerli döviz kuru üzerinden davalı Devletin para birimine çevrilmek üzere:
i. Ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, manevi tazminat olarak 7.500 avro (yedi bin beş yüz avro),
ii. Başvuran tarafından ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, masraf ve giderler için 1.000 avro (bin avro) ödenmesine,
b) Söz konusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödeme tarihine kadar, bu miktarlara Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan marjinal kredi faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına,
5. Başvurunun geri kalan kısmı için adil tazmin taleplerinin reddedilmesine
karar vermiştir.
İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilmiş; Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2. ve 3. fıkraları uyarınca, 2 Temmuz 2019 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan BakırcıValeriu Griţco
Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy