AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
DAŞTAN / TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru no. 37272/08)
KARAR
STRAZBURG
10 Ekim 2017
İşbu karar AİHS’in 44§2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup, bazı değişikliklere tâbi tutulabilir.
Daştan / Türkiye davasında,
Başkan,
Robert Spano,
Yargıçlar,
Julia Laffranque,
Işıl Karakaş,
Nebojša Vučinić,
Paul Lemmens,
Jon Fridrik Kjølbro,
Stéphanie Mourou-Vikström,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Stanley Naismith’in katılımıyla, Daire olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm); 12 Eylül 2017 tarihinde gerçekleştirdiği kapalı oturumdaki müzakereler sonucunda, anılan tarihte aşağıda belirtilen kararı vermiştir.
USUL
1. Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan davanın (no. 37272/08) temelinde; Türk vatandaşı Suat Daştan’ın (“başvuran”) 1 Ağustos 2008 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (“AİHM” veya “Mahkeme”) İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvuru bulunmaktadır.
2. Başvuran; İstanbul Barosuna bağlı Avukat H. Demirkılıç tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise; kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuran özellikle; aleyhindeki ceza davasında, avukat yardımından yararlandırılmaması ve yargılamayı yürüten mahkeme önünde en önemli tanığı sorgulamasına ve onunla yüzleşmesine imkân verilmemesi gerekçeleriyle, söz konusu yargılamanın adil olmadığını iddia etmiştir.
4. Başvuru, 2 Mayıs 2011 tarihinde Hükümete tebliğ edilmiştir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
5. Başvuran; 1975 doğumlu olup, Türkiye’de tutulmaktadır.
6. Başvuran; yasa dışı bir örgüt olan PKK (Kürdistan İşçi Partisi) üyeliği şüphesiyle, 22 Ağustos 2004 tarihinde yakalanmıştır. Ertesi gün, 23 Ağustos 2004 tarihinde; jandarma tarafından, anılan tarihte avukat yardımından yararlanma hakkını da içeren hakları hatırlatılarak, başvuranın ifadesi alınmıştır. Başvuran; avukat yardımından yararlanma hakkını reddetmiş ve kapsamında PKK üyeliğini kabul ettiği, örgüt ve üyeleri hakkında detaylı bilgi verdiği, 49 sayfa uzunluğunda bir ifade vermiştir. Söz konusu ifadenin dökümlerine göre; başvuran ifade içeriğini okumuş ve her bir sayfasını imzalamıştır.
7. Başvuran; 26 Ağustos 2004 tarihinde, Tunceli Cumhuriyet Savcısının huzuruna getirilmiş ve kendisine yeniden avukat yardımından yararlanma hakkı hatırlatılmıştır. Başvuran, kendisine avukat tayin edilmesini istemediğini ve ifadesini yardım almadan vereceğini belirtmiştir. Başvuran; PKK üyesi olduğunu ve bu yasa dışı örgüte destek verdiğini kabul etmiş; ancak silahlı bir operasyonda yer almadığını belirtmiştir. Başvuran, aynı gün tutuklu olarak yargılanmaya başlanmıştır.
8. Malatya Cumhuriyet Savcısı, 3 Aralık 2004 tarihinde; başvuran hakkında, Malatya Ağır Ceza Mahkemesine, eski Türk Ceza Kanunu’nun 125. maddesi uyarınca Türkiye Cumhuriyeti Devletinin anayasal düzenini ve birliğini ortadan kaldırmayı ve topraklarının bir kısmını Devletin idaresinden ayırmayı amaçlamakla suçlayan bir iddianame sunmuştur. Cumhuriyet Savcısı başvuranın:
- Ovacık bölgesinde, Kasım 2003 tarihinde, bir askerin yaralanmasına sebep olan uzaktan kumandalı kara mayınını patlattığını,
- Ovacık bölgesinde, 28 Ekim 2003 tarihinde, iki askerin yaralanmasına sebep olan zaman ayarlı bir bombayı patlattığını öne sürmüştür.
Malatya Ağır Ceza Mahkemesi 10 Aralık 2004 tarihli tensip zaptı kapsamında; D.T., M.A., A.Ç., S.G., H.B. ve V.D.’nin polis memurlarına verdikleri ifadelerinin birer örneğini istemiştir. Ayrıca, yargılamayı yürüten mahkeme; D.T.’nin nerede olduğunun öğrenilmesini istemiştir.
9. M.A.; aynı örgüte ilişkin olarak yürütülen diğer bir ceza davasında yargılanmıştır. M.A.; 6 Ağustos 2003 tarihinde yürürlüğe giren 4959 sayılı Topluma Kazandırma Kanunu’ndan yararlanmak için, 17 Şubat 2004 tarihinde başvuruda bulunmuştur.
10. Başvuran; 30 Aralık 2004 tarihindeki ilk duruşmada, avukatı nezaretinde ifade vermiş ve polis memurlarına verdiği ifadesinin içeriğini kabul etmiştir. Başka bir ifadeyle; başvuran herhangi bir silahlı eylemde yer almadığında ısrar ederken, PKK üyeliğini bir kez daha itiraf etmiştir. Ayrıca başvuran; ifadesinin polis tarafından kendisine okunmadığını belirtmiş ve yargılamayı yürüten mahkemenin, söz konusu ifadenin kendisi veya üçüncü kişilerin silahlı eylemlerde bulundukları ile ilgili olduğu kadarıyla suçlayıcı ifadeler içerdiği gerekçesiyle göz önünde bulundurmamasını talep etmiştir. Cumhuriyet Savcısı huzurunda verdiği ifadesi ile ilgili olarak başvuran; Türkiye’nin doğusunda bir şehir olan Tunceli’deki saldırılara ilişkin herhangi bir ifade vermediği ve ifadeyi okumadan imzaladığı hususlarında ısrarcı olsa da, vermiş olduğu ifadeyi büyük ölçüde teyit etmiştir. Son olarak başvuran; bomba yapımı eğitimi aldığını ve PKK’nın talimatları doğrultusunda büyük şehirlerde bombalı saldırılar yapmayı planlamış olduğunu belirtmiştir. Avukatı; başvuranın ifadelerine ekleyeceği bir husus bulunmadığını belirtmiştir.
11. Aynı duruşma esnasında, yargılamayı yürüten mahkeme; A.Ç., M.A., ve K.A. isimli tanıkları sorgulamıştır. A.Ç. ifadesinde; başvuranı tanıdığını, ancak birlikte herhangi bir silahlı eyleme katılmadıklarını ifade etmiştir. M.A. ifadesinde; başvuranın gerçek ismini bilmediğini, ancak onu “Hamza” ismiyle bildiğini ifade etmiştir. Ayrıca M.A.; başvuranın yasa dışı örgüt içerisindeki konumu ve eylemleri hakkında, herhangi bir bilgisi bulunmadığını belirtmiştir. K.A. ifadesinde; başvuranı tanımadığını belirtmiştir.
12. Yargılamayı yürüten mahkeme, 25 Kasım 2005 tarihli duruşmada; D.T.’nin Kırklareli Cezaevinde bulunduğunu kaydetmiş ve kendisinin ifadesinin alınması için, Kırklareli Ağır Ceza Mahkemesine, talep yazısı göndermiştir.
13. Yargılamayı yürüten mahkemenin talep yazısı uyarınca; D.T.’nin ifadesi, Kırklareli Ağır Ceza Mahkemesi tarafından, 14 Aralık 2005 tarihinde alınmıştır. Kırklareli Ağır Ceza Mahkemesinde yapılan duruşmanın yazılı dökümüne göre D.T.; ifadesi alındığı sırada, Kırklareli E tipi Cezaevinde tutulmaktadır. D.T.; başvuranı “Zafer” ismiyle tanıdığını ve Ovacık bölgesindeki saldırı hakkında bilgisi bulunduğunu, söz konusu bilgiyi “Serhildan” kod adlı örgüt üyesinden aldığını ekleyerek ifade vermiştir.
14. Başvuran, 15 Mart 2006 tarihinde; yargılamayı yürüten mahkemeden, D.T.’nin mahkeme tarafından bizzat dinlenmesini talep etmiştir. Yargılamayı yürüten mahkeme; başka bir mahkeme önünde verilen ifadenin de, mahkûmiyet için yeterli olması ve D.T’nin ifadesini bizzat dinlemenin, mahkemenin değerlendirmesine bir katkı sunmayacağı gerekçeleriyle, başvuranın bu talebini reddetmiştir.
15. Malatya Ağır Ceza Mahkemesi, 10 Mayıs 2006 tarihinde; başvuranı eski Türk Ceza Kanunu’nun 125. maddesi uyarınca suçlu bulmuş ve müebbet hapis cezasına hükmetmiştir. Mahkeme; D.T.’nin Kırklareli Ağır Ceza Mahkemesi tarafından alınan ifadesi de dahil olmak üzere, çeşitli delilleri ve tanık ifadelerini göz önünde bulundurmuştur. Yargılamayı yürüten mahkemenin gerekçeli kararının ilgili kısımları, aşağıdaki gibidir:
“...
DELİL, DELİLİN İNCELENMESİ VE GEREKÇELENDİRME
...
a) Delil
Yasa dışı silahlı örgüt üyeliği suçundan yargılanan H.B polise verdiği ifadesinin 18. sayfasında N.I.’nın [müşterek sanık] Mayıs 2003’te Tunceli’deki Hiran Nehri civarında iki askerin öldürülmesi olayına karıştığını ifade etmiştir.
...
Tanık A.Ç polis memurları önünde verdiği ifadesinin 52. sayfasında “Dilhas” kod adlı bir üyenin liderliğinde hareket eden “Zana” ve “Fırat” kod adlı [yasa dışı] örgüt [PKK] üyelerinin Mayıs 2003’te Malazgirt’te bulunan Güleç köyündeki Ziyaret nehri civarında güvenlik güçlerinin oluşturduğu kordona sızdığını ifade etmiştir.
...
Tanık M.A ifadesinin 44. sayfasında, Malazgirt bölgesinde Göktepe olarak bilinen yerde bulunan asayiş komando birliğine 2003 yılının Mayıs ayında yapılan ve iki askerin öldürülmesiyle sonuçlanan saldırının, ‘Dilhas’ın liderliğinde hareket eden ‘Zana’ ve ‘Fırat’ kod adlı [yasa dışı] örgüt [PKK] üyeleri tarafından gerçekleştirildiğini ifade etmiştir. Tanık ifadesinin 44. sayfasında bombanın ‘Hamza’ tarafından 28 Ekim 2003 tarihinde Ovacık bölgesinde Efkartepe olarak bilinen bölgedeki yol kontrol noktasına yerleştirildiğini, bu kişinin patlayıcılar konusunda uzman olduğunu ve ‘Diyar’ kod adlı üyenin liderliğindeki birlikte yer aldığını ifade etmiştir.
...
Tanık V.D. polis memurları önünde verdiği ifadesinin 20. sayfasında ...’Dilhas’ ın Tunceli ve Pülümür arasındaki karayoluna patlayıcı yerleştirdiğini ve bunu ‘Dilhas’tan duyduğunu ifade etmiştir.
Yasa dışı silahlı örgüt üyeliğinden yargılanan D.T. polis memurları önünde verdiği ifadenin 15. sayfasında askeri birliğe saldırı kararının Ekim veya Kasım 2003 tarihinde alındığını ve mayınların ‘Zafer’ kod adlı Suat Daştan [başvuran] tarafından yerleştirildiğini ve patlatıldığını ifade etmiştir.
Talep yazıları üzerine hareket eden Kırklareli Ağır Ceza Mahkemesi önünde tanık sıfatıyla ifade veren D. T., yargılama öncesi aşamadaki ifadesinin doğru olduğunu ve [başvuranın] [“Zafer” kod adıyla] Ovacık bölgesindeki ve karakoldaki eylemlerine ilişkin bilgisi olduğunu ve söz konusu bilgiyi ‘Serhildan’ dan aldığını ifade etmiştir.
Tanık A.Ç. [yargılamayı yürüten] mahkeme önündeki ifadesinde. yargılama öncesi aşamadaki ifadelerinin doğru olmadığını ve başvuranın bahsettiği ‘Nurhak’ kod adlı üyenin kendisi olduğunu [A.Ç.] ve birlikte herhangi bir saldırı düzenlemediklerini ifade etmiştir.
Tanık M.A. [yargılamayı yürüten] mahkeme önündeki ifadesinde başvuranın kod adını ‘Hamza’ olarak bildiğini ve başvuranın örgüt [PKK] içerisindeki yasa dışı eylemleri ile ilgili bilgisi olmadığını ifade etmiştir.
...
b) Delilin incelenmesi, mahkememizce kabulü ve gerekçeleri
...
İddianamede başvuranın 28 Ekim ve Kasım 2003 tarihinde Ovacık bölgesinde gerçekleşen saldırılardan sorumlu olduğu ifade edilmişse de tanık D.T. tarafından bahsedilen saldırının 28 Ekim 2003 tarihinde gerçekleşen saldırı olduğu ve iddianamede anılan iki saldırının aslında yalnızca bir tane ve aynı saldırı olduğu anlaşılmıştır. Ayrıca, [başvuranın] kod adının ‘Zafer’ olduğu belirtilmiş olsa da yargılama esnasında [başvuran ve tanık M.A. arasında] gerçekleştirilen yüzleştirme işlemi sonucunda, tanık M.A.’nın [polise verdiği] ifadesinin 44. sayfasında 28 Ekim saldırısının faili olarak bahsettiği ve patlayıcılar üzerine özel eğitim alan ‘Hamza’ nın [aslında] başvuran olduğu açığa çıkmıştır.
...
Sanığın [başvuran] yargılamalar boyunca herhangi bir silahlı eylemde bulunduğunu kabul etmemesine rağmen, S.G, A.Ç., V.D., M.A. ve D.T,’nin ifadelerinin yanı sıra M.A ve D.T’nin yargılamalar esnasında verdiği ifadeler ve M.A.’nın başvuranı ‘Hamza’ olarak teşhis etmesi birbirleriyle tutarlı olup; kabul edilen tanık ifadeleri, tanık M.A. tarafından ‘Hamza’ olarak bilinen başvuranın 28 Ekim 2003 tarihinde düzenek kurduğunu ve mayınları yerleştirdiğini göstermiştir.
...”
16. Yargıtay, 6 Şubat 2008 tarihinde, ilk derece mahkemesi kararının onanmasına karar vermiştir.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK
17. Olay tarihinde yürürlükte olan Türk Ceza Kanunu’nun 125 § 1 maddesi aşağıdaki gibidir:
“1. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın tamamını veya bir kısmını değiştirmeye yahut Anayasa uyarınca kurulmuş Türkiye Büyük Millet Meclisine karşı darbe yapmaya, veya güç kullanarak Türkiye Büyük Millet Meclisinin görevlerini yapmasını engellemeye teşebbüs edenler müebbet hapis cezasıyla cezalandırılırlar.”
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. SÖZLEŞME’NİN 6 §§ 1 VE 3 (d) MADDELERİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
18. Başvuran; yargılamayı yürüten mahkeme huzurunda, en önemli tanığı sorgulayamadığı ve onunla yüzleştirilmediği gerekçesiyle şikayetçi olmuştur. Başvuran, Sözleşme’nin ilgili kısımları aşağıdaki şekilde olan 6. maddesine dayanmıştır:
“1. “Herkes davasının, ... kendisine yöneltilen suçlamaların... bir mahkeme tarafından... makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir.”
3. Bir suç ile itham edilen herkes aşağıdaki asgari haklara sahiptir:
...
(d) İddia tanıklarını sorguya çekmek veya çektirmek, savunma tanıklarının da iddia tanıklarıyla aynı koşullar altında davet edilmelerinin ve dinlenmelerinin sağlanmasını istemek;
...”
A. Kabul edilebilirlik hakkında
19. Mahkeme; başvurunun bu kısmının, Sözleşme’nin 35 § 3. maddesinin anlamı çerçevesinde, açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve başka herhangi bir kabul edilemezlik gerekçesi de bulunmadığını; dolayısıyla kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerektiğini belirtmektedir.
B. Esas Hakkında
1. Tarafların beyanları
20. Başvuran; somut dava kapsamında, kendisini suçlayıcı tek ifadenin, D.T.’nin ifadesi olduğunu ve D.T.’yi sorgulama olanağından makul olmayan bir şekilde mahrum bırakıldığını belirtmiştir. Başvurana göre; hakkında verilen mahkûmiyet kararı, somut delil ve belgeler yerine, D.T.’nin ifadelerine dayanmıştır. Başvuran; bir suç nedeniyle yargılandığını, Türk ceza sisteminde yer alan en ağır cezayla cezalandırıldığını ve D.T.’nin, iç hukuk kapsamında başka bir mahkeme tarafından dinlenmesinin mümkün olmasına rağmen, suçlayıcı ifade veren tek tanığı sorgulama hakkına sahip olduğunu vurgulamıştır.
21. Hükümet; yargılamayı yürüten mahkeme tarafından, D.T.’nin bizzat dinlenmediğini kabul etmiştir. Ancak Hükümet; D.T.’nin ifadesinin, yargılamayı yürüten mahkemeden farklı bir mahkeme tarafından alınmasının, söz konusu tarihte yürürlükte bulunan Ceza Muhakemesi Kanunu’na uygun olduğunu ileri sürmüştür. Hükümete göre, yargılamayı yürüten mahkeme; D.T.’nin önceki ifadesinin açık olması ve mahkûmiyet hükmünün kurulması için yeterli bulunması gerekçesiyle; D.T.’nin ifadesini bizzat almayı reddetmiştir. Hükümete göre; D.T.’nin ifadesinin yargılamayı yürüten mahkeme huzurunda, başvuranın katılımıyla alınmasının; ceza yargılamasına herhangi bir katkısı olmayacaktı.
2. Mahkemenin Değerlendirmesi
(a) Genel İlkeler
22. Tanıkların davet edilmesi ve dinlenmesini isteme hakkına ilişkin genel ilkeler Büyük Daire’nin Al‑Khawaja ve Tahery / Birleşik Krallık ([BD], no. 26766/05 ve 22228/06, AİHM 2011) ve Schatschaschwili / Almanya ([BD], no. 9154/10, § 100, AİHM 2015) kararlarında görülebilir.
(b) Söz konusu ilkelerin somut davaya uygulanması
(i) D.T.’nin yargılamada hazır bulunmaması için geçerli bir nedenin bulunup bulunmadığı hakkında
23. Yargılamayı yürüten mahkemenin bakış açısıyla bakıldığında; bir tanığın hazır bulunmaması için geçerli nedenler mevcut olmalıdır ve böyle bir nedenin maddi ve hukuki gerekçelerine de, yerel mahkemelerin kararlarında yer verilmelidir. Mahkemenin yerleşik içtihadına göre; bir tanığın yargılamaya katılamaması için; ölüm korkusu, sağlık nedenleri veya tanığa erişilememesi gibi birtakım nedenler bulunmalıdır. (bk. yukarıda anılan Schatschaschwili, § 119 buradaki diğer referanslarla birlikte).
24. Davanın koşulları dikkate alındığında öncelikle Mahkeme; Kırklareli Ağır Ceza Mahkemesinin tutanaklarına göre, D.T. ifadesi alındığı sırada Kırklareli E tipi Cezaevinde tutulmakta olduğunu belirtmiştir. Nitekim D.T. devlet yetkililerinin özel bilgisi ve kontrolü altında bulunan bir yerde bulunmaktadır (bk. Makeyev / Rusya, no. 13769/04, § 45, 5 Şubat 2009, ve Rudnichenko / Ukrayna, no. 2775/07, § 107, 11 Temmuz 2013). Ancak, yargılamayı yürüten mahkeme, herhangi bir özel koşulu göz önünde bulundurmaksızın, D.T.’nin Kırklareli Ağır Ceza Mahkemesi önünde ifade vermesini istemiştir. Başka bir deyişle; yargılamayı yürüten mahkemenin, D.T.’yi kendisi huzurunda ifade vermesi için davet etmemesi nedeniyle, D.T.’nin bizzat dinlenmediği anlaşılmaktadır. Ayrıca, başvuran yargılamayı yürüten mahkemeden D.T.’nin bizzat kendisinden ifade alınmasını talep ettiğinde mahkeme; D.T.’nin başka bir mahkeme önünde vermiş olduğu ifadenin de, mahkumiyet için yeterli olduğuna karar vermiştir. Bu şekilde; D.T.’nin ifadesi, yargılamayı yürüten mahkeme tarafından alınmamış, sadece Kırklareli Ağır Ceza Mahkemesi tarafından tespit edilen ifade esas alınmıştır. Bu nedenle Mahkeme; D.T.’nin yargılamada hazır bulunmaması için geçerli bir nedeni bulunduğuna veya yargılamayı yürüten mahkeme tarafından, D.T.’nin duruşmada hazır bulunması için her türlü makul teşebbüste bulunulduğu sonucuna varamamaktadır.
(ii) Duruşmada bulunmayan tanığın ifadesinin başvuranın mahkumiyeti bakımından yegâne veya belirleyici olup olmadığı hakkında
25. Mahkeme öncelikle; yargılamayı yürüten mahkemenin ve Yargıtay’ın, davadaki diğer deliller bağlamında, tanık ifadesinin önemi hakkında herhangi bir yorumda bulunmadığını kaydetmektedir. Dolayısıyla; bu hususta, kendi değerlendirmesini yapma görevi, Mahkeme’ye düşmektedir (bk. Poletan ve Azirovik / Eski Yugoslav Makedonya Cumhuriyeti, no. 26711/07 ve 2 diğer başvuru numarası, § 88, 12 Mayıs 2016, ve Manucharyan / Ermenistan, no. 35688/11, § 55, 24 Kasım 2016).
26. Mahkeme; yargılamayı yürüten mahkemenin, başvuranı 28 Ekim 2003 tarihinde gerçekleşen saldırı nedeniyle mahkum ederken, diğer delillerin yanı sıra, S.G., A.Ç., H.B., V.D., M.A. ve D.T’nin ifadelerine dayandığını gözlemlemektedir. Ancak yargılamayı yürüten mahkeme tarafından, mahkumiyet hükmü verilirken;, S.G., A.Ç., H.B., ve V.D.’nin ifadelerinde dayanılan kısımlarda, başvuran hakkında herhangi bir bilgi bulunmamaktadır. Ayrıca, başvuranın suçuna ilişkin olarak; yargılamayı yürüten mahkemenin, başka somut ve doğrudan tasdik edici bir delili bulunmamaktadır (bk. bu davaya uygulandığı ölçüde, Erkapić / Hırvatistan, no. 51198/08, § 85, 25 Nisan 2013). Başka bir ifadeyle; dava dosyasında, başvuranı saldırılarla ilişkilendiren herhangi somut bir delil bulunmamaktadır.
27. Ayrıca Mahkeme; M.A. ve D.T.’nin, başvuran hakkında suçlayıcı ifade veren iki kişi olduğunu gözlemlemektedir. M.A.; polise verdiği ifadesinde saldırının “Hamza” tarafından gerçekleştirildiğini ifade etmiştir. M.A.; yargılamayı yürüten mahkeme önünde ifade verirken de, başvuranı bu şekilde teşhis etmiş ancak başvuranın yasa dışı örgüt içerisindeki eylemleri hakkında bir bilgisinin bulunmadığını öne sürmüştür. Diğer yandan D.T.; polis memurları önünde verdiği ifadesinde, mayınların başvuran tarafından yerleştirildiğini ve patlatıldığını ifade etmiştir. Ancak D.T.; başka bir mahkeme önünde ifade verirken, söz konusu bilgiyi “Serhildan’dan” öğrendiğini belirtmiştir. Mahkeme; başvuran hakkındaki ceza yargılamaları sırasında, D.T. ve M.A.’nın ifadelerinin tanık sıfatıyla alınmış olmasına rağmen, bu kişilerin başvuranın suçlandığı saldırıya bizzat tanık olmadıklarını kaydetmektedir. Ayrıca Mahkeme; yerel mahkemenin kararları kapsamında, başvuranın mahkûmiyetini haklı gerekçelere dayandırabilecek, başkaca ikna edici bir delilin bulunmadığı kanaatindedir (bk. Berhani / Arnavutluk, no. 847/05, § 53, 27 Mayıs 2010).
28. Bu bağlamda Mahkeme; başvuranın yerel yargılamaların tamamı süresince, PKK üyesi olduğunu ileri sürmesine rağmen; 28 Ekim 2003 tarihinde gerçekleşen bombalı saldırıda yer aldığını sürekli ve kesin olarak inkâr ettiğini kaydetmektedir. Yargılamayı yürüten mahkemenin, başvuranın 28 Ekim 2003 tarihinde düzeneği hazırladığı ve mayınları yerleştirdiği yönündeki bulgusu ve başvuranı eski Türk Ceza Kanunu’nun 125. maddesi uyarınca mahkum etme yönündeki kararı; yalnızca M.A. ve D.T.’nin ifadelerine dayanmış olup; bu ifadelerin güvenilirliği diğer delillerle desteklenmemiştir.
29. Dolayısıyla Mahkeme, mevcut davanın koşulları kapsamında; D.T’nin ifadesinin, başvuranın mahkûmiyeti bakımından yegâne dayanak olmasa da, belirleyici dayanak olduğunu kabul etmektedir.
(iii) Savunma tarafının karşılaştığı engellerin tazmini için yeterli dengeleyici faktörlerin bulunup bulunmadığı hakkında
30. Mahkeme üçüncü olarak ayrıca; savunma tarafının duruşmada hazır bulunmayan tanığa ait belirleyici ifadelerin kabul edilmesinin bir sonucu olarak karşılaştığı engellerin tazmini için yeterli dengeleyici faktörlerin bulunup bulunmadığını belirlemelidir. Yargılamanın adil sayılması için gereken dengeleyici faktörlerin ölçüsü; hazır bulunmayan tanığın ifadesinin teşkil ettiği öneme bağlı olacaktır. Tanığın ifadesi ne kadar önemliyse; yargılamaların bir bütün olarak adil olduğunun değerlendirilebilmesi için dengeleyici faktörlerin taşımak zorunda kalacağı önem de, o derece artacaktır (bk. yukarıda anılan Schatschaschwili, § 116).
31. Bu bağlamda Mahkeme; ulusal mahkemenin kararlarında, D.T. tarafından verilen ifadeye belirli bir temkinle yaklaştıklarını veya D.T.’nin ifade vermemesi ve yargılamayı yürüten mahkeme önünde bizzat çapraz sorguya alınmamasının, ulusal mahkemeyi, D.T.’nin ifadesine daha az önem vermeye sevk ettiğini gösteren herhangi bir ibare bulunmadığını kaydetmektedir (bk. aksine, Brzuszczyński / Polonya, no. 23789/09, §§ 85-86, 17 Eylül 2013).
32. Daha da önemlisi, dava dosyasındaki belgelerden ve Hükümet beyanlarından; başvuranın D.T.’yi, soruşturma aşamasında ve 14 Aralık 2005 tarihinde başka bir mahkeme önünde ifade verirken sorgulama veya çapraz sorguya alma olanağına sahip olduğu anlaşılmamaktadır (bk. buna karşı, Štefančič /. Slovenya, no. 18027/05, § 44, 25 Ekim 2012).
33. Mahkeme; ulusal hâkimin, bir tanığın tutumu ve güvenilirliği hususundaki görüşlerinin, sanık bakımından bazı sonuçlar doğurabilecek olması nedeniyle; adil bir yargılamanın gerekliliklerinden biri olduğunu ve sanığın davanın nihai hükmünü verecek bir hâkim huzurunda tanıklarla yüzleştirilmesi imkanı bulunduğunu yinelemenin faydalı olacağı kanaatindedir (bk Hanu / Romanya, no. 10890/04, § 40, 4 Haziran 2013; ve Asatryan / Ermenistan, no. 3571/09, § 61, 27 Nisan 2017). Bir tanığın güvenilirliğinin değerlendirilmesi; çoğunlukla sadece kayda geçirilmiş sözlerinin okunmasıyla elde edilemeyecek karmaşık bir görevdir (bk. bu davaya uygulandığı ölçüde, Lorefice / İtalya, no. 63446/13, § 43, 29 Haziran 2017). Bu bağlamda Mahkeme; D.T.’nin ifadesinin video kaydına alınmadığını, böylece yerel mahkemelerin ve başvuranın, D.T.’nin hal ve hareketlerini gözlemleme fırsatına sahip bulunmadıklarını kaydetmektedir. Başvuran açısından önemini göz önünde bulunduran Mahkeme; başvuran yerel mahkeme tarafından, Türk ceza hukuku sistemi kapsamında yer alan en ağır cezalardan biri olan müebbet hapis cezasına mahkum edilirken, D.T.’nin bizzat dinlenmemesinin şaşırtıcı olduğu kanaatindedir.
34. Ayrıca yukarıda da açıklandığı üzere (bk. yukarıdaki §§ 25-29. paragraflar); başvuranın, saldırılarda yer aldığını doğrulayan somut bir kanıt bulunmamaktadır.
35. Dolayısıyla, başvuranın mahkûm edildiği suç açısından belirleyici önemi bulunan D.T.’nin ifadelerinin delil değeri göz önüne alındığında; usule ilişkin bir güvencenin mevcut olmaması ve başvuranın söz konusu saldırıda yer aldığını gösteren başka somut bir delilin de bulunmaması, yargılamanın bütün olarak adil olmamasına neden olmuştur (bk. Gökbulut / Türkiye, no. 7459/04, § 70, 29 Mart 2016).
36. Dolayısıyla, Sözleşme’nin 6 §§ 1 ve 3 (d) maddeleri ihlal edilmiştir.
II. SÖZLEŞME’NİN 6 §§ 1 VE 3(c) MADDELERİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
37. Başvuran; hazırlık soruşturması aşamasında, avukat yardımından yararlandırılmaması nedeniyle, Sözleşme’nin 6. maddesinin ihlâl edildiğinden şikayetçi olmuştur. Başvuran ayrıca; baskı altında alındığını iddia ettiği ifadelerinin, yargılamayı yürüten mahkeme tarafından kendisini mahkûm etmek amacıyla kullanıldığını iddia etmiştir.
38. Hükümet, başvuranın avukata erişim imkânının bulunmadığı iddiasına ilişkin şikâyetini, en azından yargılamayı yürüten mahkeme önünde dile getirmediği gerekçesiyle, iç hukuk yollarını tüketme koşuluna uymaması sebebiyle reddedilmesini talep etmiştir.
39. Mahkeme, davaya konu olayları ve Sözleşme’nin 6 § 1 ve 6 §§ 3 (c) maddesinin ihlal edildiğine dair bulgusunu göz önüne alarak, başvuranın bu başlık altındaki şikâyetlerinin kabul edilebilirliği veya esası bakımından ayrı bir karar vermeye yer olmadığına kanaat getirmiştir (bk, bu davaya uygulandığı ölçüde, Abdulgafur Batmaz / Türkiye, no. 44023/09, § 54, 24 Mayıs 2016).
III. SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
40. Sözleşme’nin 41. maddesi şu şekildedir:
“Eğer Mahkeme bu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Taraf’ın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarını ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder.”
A. Tazminat
41. Başvurana göre kendisi; eski Türk Ceza Kanunu’nun 125. maddesi kapsamında mahkûm edilmek yerine, silahlı terör örgütüne üyelikten mahkûm edilseydi; uygulamada yalnızca üç yıl hapis cezası çekecekti. Başvuran, Mahkeme’ye 26 Ekim 2011 tarihinde görüşlerini sunduğunda, seksen altı ay fazladan hapis cezası çekmiş bulunmaktaydı. Başvuran söz konusu her ay için mahkûmiyeti sırasındaki kazanç kaybının tazminatı olarak 837 Türk lirası olan asgari ücret talep etmiştir. Böylece başvuran; özgürlüğünü elde edinceye kadarki diğer kayıpları için talep hakkını saklı tutarak, 71.982 Türk lirası (yaklaşık 30.000 avro) tutarında maddi tazminat talep etmiştir. Başvuran ayrıca; 1.000.000 avro manevi tazminat talep etmiştir.
42. Hükümet; başvuranın talepleri hakkında, taleplerin aşırı ve belgelendirilmemiş olması gerekçesiyle itiraz etmiştir.
43. Mahkeme, yargılamanın 6. maddeye uygun olarak gerçekleştirilmesi durumunda sonucunun ne olacağı hakkında tahminde bulunamamaktadır, bu nedenle adil tazmin ödemesi, yalnızca başvuranın söz konusu maddenin güvencelerinden yararlanmamış olmasına dayandırılabilmektedir. Bu nedenle Mahkeme; başvuranın yalnızca yasa dışı örgüt üyeliğinden mahkûm edilmesi durumunda kendisine ne ceza verileceğini tahmin etmenin mümkün olmaması sebebiyle, bu hususta herhangi bir maddi tazminata hükmetmemektedir.
44. Davaya özgü koşulları göz önünde bulunduran Mahkeme; başvuranın maruz kalmış olabileceği herhangi manevi zarar açısından, ihlal tespitinin, yeterli adil tazmin teşkil ettiğini değerlendirmektedir. Mahkeme ayrıca; Sözleşme’nin ihlal edildiğinin tespit edilmesi durumunda, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 311. maddesinin yargılamaların yerel mahkemeler önünde yenilenmesine olanak tanıdığını kaydetmektedir.
B. Masraf ve giderler
45. Başvuran; avukatlık ücreti ve Mahkeme önünde gerçekleşen masraf ve giderler için, 50.000 avro talep etmiştir.
46. Hükümet, söz konusu meblağın aşırı şekilde abartılı olduğunu ve başvuranın herhangi bir destekleyici belge de ibraz etmediğini vurgulamıştır.
47 Mahkeme içtihatlarına doğrultusunda; bir başvuranın masraf ve giderlerini geri alabilmesi için, söz konusu masraf ve giderlerin fiilen ve gerekli olduğu için yapılmış olduğunu belgelemesi ve talep edilen masrafın, makul miktarda olması gerekmektedir. Mahkeme, yukarıdaki koşulların ne derece karşılandığını tespit etmesine imkân verebilecek şekilde, yeterli bir biçimde detaylandırılmış fatura ve makbuzlara ihtiyaç duymaktadır (bk. İzzettin Doğan ve Diğerleri / Türkiye [BD], no. 62649/10, § 192, AİHM 2016). AİHM İçtüzüğü’nün 60 §§ 2 ve 3 maddesi uyarınca, tüm adil tazmin talepleri, ilgili ve destekleyici belgelerle birlikte sunulmalıdır ve bunun gerçekleştirilmemesi, talebin tamamının ya da bir kısmının reddedilmesine yol açabilir.
48. Mahkeme, başvuranın talebini destekleyecek herhangi bir yasal veya mali belge ibraz etmediğini kaydetmektedir. Söz konusu belgelerin mevcut olmamasını göz önünde bulunduran Mahkeme; masraf ve gider talebini reddetmektedir.
C. Gecikme Faizi
49. Mahkeme, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğunu değerlendirmektedir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME OY BİRLİĞİYLE,
1. Başvuranın, tanık D.T.’yi sorgulama ve çapraz sorgulayamamasına ilişkin şikâyetinin kabul edilebilir olduğuna;
2. Sözleşme’nin 6 §§ 1 ve 3 (d) maddesinin ihlal edildiğine;
3. Sözleşme’nin 6 §§ 1 ve 3 (c) kapsamındaki şikâyetin kabul edilebilirlik veya esasının incelenmesine gerek olmadığına;
4. İhlal tespitinin, başvuranın uğradığı manevi zarar bakımından tek başına yeterli adil tazmin teşkil ettiğine;
5. Başvuranın adil tazmin talebinin reddedilmesine karar vermiştir.
İşbu karar, İngilizce olarak tanzim edilmiş ve Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca 10 Ekim 2017 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Stanley NaismithRobert Spano
Yazı İşleri MüdürüBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy