© Avrupa Konseyi/Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, 2014. Bu çeviri, Avrupa Konseyi’nin insan haklarına destek Fonu’nun desteğiyle hazırlanmıştır (/humanrightstrustfund). Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Daha fazla bilgi için, bu belgenin sonunda bulunan yazarın telif hakkı ile ilgili kısmı okuyabilirsiniz.
© Council of Europe/European Court of Human Rights, 2014. This translation was commissionned with the support of the Human Rights Trust Fund of the Council of Europe (/humanrightstrustfund). It does not bind the Court. For further information see the full copyright at the end of this document.
© Conseil de l’Europe/Cour européenne des droits de l’homme, 2014. La présente traduction a été effectuée avec le soutien du Fonds fiduciaire pour les droits de l’homme du Conseil de l’Europe (/humanrightstrustfund). Elle ne lie pas la Cour. Pour plus de renseignements veuillez lire l’indication de copyright/droits d’auteur à la fin du présent document.
167 No’lu Mahkeme içtihadına ilişkin Bilgi Notu
Ekim 2013
Del Río Prada/İspanya [BD] - 42750/09
Karar 21.10.2013 [BD]
7. Madde
7-1. Madde
Daha ağır ceza
Kanunsuz ceza olmaz
Geriye yürütme
Cezaya hükmedilmesinden sonra yapılan içtihat değişikliğinin ardından başvurucunun tahliye tarihinin ertelenmesi: ihlal
5. Madde
5-1. Madde
Hukuka uygun yakalama veya alıkoyma
Cezaya hükmedilmesinden sonra yapılan içtihat değişikliğinin ardından başvurucunun tahliye tarihinin ertelenmesi: ihlal
Olaylar – Başvurucu, 1988 ile 2000 yılları arasında, sekiz ayrı ceza yargılamasında, terörist saldırılarla bağlantılı çeşitli cürümlerden ötürü toplamda 3000 yılı aşan bir dizi hapis cezasına çarptırılmıştır. Kasım 2000’de, bu suçlar arasındaki yakın hukuki ve kronolojik bağlantıyı göz önüne alan Audiencia Nacional, başvurucunun cezalarını birleştirmiş ve çekilecek toplam hapis cezası süresini, ilgili tarihte yürürlükte olan 1973 Ceza Kanunu’nda öngörülen sınır uyarınca otuz yıl olarak belirlemiştir. Nisan 2008’de başvurucunun tutulmakta olduğu cezaevi makamları, başvurucunun 1987 yılında başlayan tutukluluğundan beri cezaevinde yapmış olduğu işlerden dolayı hak kazandığı ceza indirimlerini düştükten sonra tahliye tarihini Temmuz 2008 olarak kararlaştırmıştır. Daha sonrasında, Mayıs 2008’de Audiencia Nacional cezaevi makamlarından, başvurucunun planlanan tahliye tarihini gözden geçirerek, Yüksek Mahkeme tarafından Şubat 2006’da alınan bir kararda benimsenen ve ilgili ceza ayarlamaları ve indirimlerinin otuz yıllık azami hapis süresine değil, tek tek her bir cezaya uygulanmasını gerektiren yeni bir yaklaşımı (“Parot doktrini”) esas alarak yeniden hesaplamasını istemiştir. Sonuç olarak, başvurucunun tahliyesi için nihai tarih 27 Haziran 2017 olarak belirlenmiştir. Başvurucunun bunun ardından yaptığı itirazlar başarıya ulaşmamıştır.
Mahkeme’nin bir Dairesi, 10 Temmuz 2012 tarihinde verilen bir kararla (bkz. Information Note 154), oybirliğiyle, ceza indirimlerinin hesaplanmasına dair yeni yöntemin tatbikinin başvurucunun mahkûm edildiği tarihte öngörülebilir olmadığı ve suçların işlenmesinden sonra meydana gelen bir değişikliğin başvurucunun zararına olacak şekilde geçmişe dönük uygulanması sonucu yarattığı tespitiyle, Sözleşme’nin 5. ve 7. maddelerine yönelik bir ihlal bulunduğu kanaatine varmıştır.
Esas – 7. Madde: Tarafların sunduğu görüşler büyük oranda, hem cezaların birleştirilmesine ve azami bir süre belirlenmesine dair kurallar, hem de 1973 Ceza Kanunu’nda öngörülen alıkonma süresince yapılan işlerden dolayı tanınan ceza indirimleri sistemi uyarınca başvurucu tarafından çekilecek toplam hapis süresinin hesaplanmasıyla ilgiliydi.
(a) Verilen cezanın kapsamı – Suçların işlenmiş olduğu tarihte geçerli olan 1973 Ceza Kanunu uyarınca otuz yıllık azami hapis ceza süresi, sanığı mahkûm eden çeşitli kararlarda açıklanan veya verilen “cezalar” (penas) kavramından farklı olan, birbiriyle bağlantılı çok sayıda suçların söz konusu olması halinde çekilecek azami süreye (condena) tekabül etmekteydi. Dahası, “verilen ceza”nın çekilmesi amacıyla, mahkûmlara çalışılan her iki gün için bir günlük indirim hakkı tanınmaktaydı. Ancak, toplamda üç bin yıla ulaşan hapis cezalarının otuz yıla indirilmiş olduğu başvurucunun örneği gibi, çoklu cezalar birleştirildiğinde ve azami bir toplam hapis süresi belirlendiğinde bu ceza indirimlerinin nasıl tatbik edileceği konusunda hiçbir özel kural bulunmamaktaydı. Ceza ayarlamalarının tatbikine ilişkin olarak, kanunen öngörülmüş olan azami süre yerine, verilen cezaların toplam süresinin dikkate alınabileceği, 1995 tarihli yeni Ceza Kanunu hazırlanana dek kanun tarafından açıkça dile getirilmiş bir husus değildi.
Yüksek Mahkeme’nin 2006 tarihli kararından önce 1973 Ceza Kanunu’nun ilgili hükümlerinin yorumuna ilişkin içtihat ve pratik göz önüne alınırsa, bir mahkûmun cezaları birleştirildiğinde ve toplam bir azami süre belirlendiğinde, cezaevi makamları ve mahkemeler alıkonma süresince yapılan işlerden dolayı elde edilen her türlü ceza indirimini çekilecek azami hapis süresine uygulamaktaydı. Yani, alıkonma süresince yapılan işlerden dolayı hak kazanılan ceza indirimlerini tatbik ederken otuz yıllık azami yasal hapis süresini dikkate almaktaydı. Yüksek Mahkeme, Mart 1994 tarihli bir kararda, otuz yıllık azami yasal hapis süresinden, kanunen öngörülen her türlü ayarlamanın tatbik edilmesi gereken “yeni, müstakil bir ceza” olarak bahsetmiştir. Dolayısıyla, 1973 Ceza Kanunu’nun ilgili maddelerindeki muğlaklığa ve, Yüksek Mahkeme’nin bu muğlaklığı 1994 yılına dek gidermemiş olmasına rağmen, İspanyol cezaevi ve yargı makamlarının pratiğine bakıldığında, otuz yıllık üst sınırdan kaynaklandığı üzere çekilecek hapis süresini (condena), alıkonma süresince yapılan işlerden dolayı tanınan ceza indirimleri gibi birtakım ayarlamaların tatbik edilmesi gereken yeni, müstakil bir ceza gibi gördükleri açıkça anlaşılmaktaydı. Bu pratik ışığında, başvurucu hapis cezasını çekerken, kendisine verilen cezanın otuz yıllık azami süreden kaynaklandığına ve alıkonma boyunca yapılan işlerden dolayı tanınabilecek her türlü ceza indiriminin bu süreden düşüleceğine inanma hakkına sahipti. Dahası, alıkonma süresince yapılan işlerden dolayı ceza indirimi kanun tarafından açıkça öngörülmekteydi; aynı kanun iki hususi durum dışında –mahkûmun kaçması veya kaçma teşebbüsünde bulunması ve mahkûmun uygunsuz hareketler sergilemesi– alıkonma süresince yapılan her türlü işten dolayı bir ödüllendirme olarak hapis süresinde otomatik indirim yapılmasını şart koşmaktaydı. Bahsi geçen iki istisnai durumda dahi, bir hakim tarafından halihazırda izin verilmiş olan ceza indirimlerinin geçmişe dönük olarak geri alınması mümkün değildi; zira halihazırda tanınmış olan ceza indiriminin mahkûmun hukuka uygun biçimde müktesep ettiği haklarının bir parçasını oluşturduğu düşünülmekte ve ceza süresinden çekilmiş sayılmaktaydı.
1995 Ceza Kanunu gelecekte mahkûm edilecek kişiler açısından alıkonma süresince yapılan işlerden dolayı ceza indirimlerini kaldırmış olmasına karşın, aynı kanunun geçici hükümlerinde 1973 tarihli eski Ceza Kanunu kapsamında hüküm giymiş olan mahkûmlara –başvurucu gibi–, lehlerine olması halinde bu çerçeve dahilindeki avantajlardan yararlanmaya devam etme izni tanınmaktaydı. Öte yandan bu kanun, yürürlüğe girmesinden önce hüküm giymiş mahkûmlar açısından dahi şartlı tahliye konusunda daha ağır şartlar getirmekteydi. Mahkeme buradan hareketle, yasakoyucunun, geçici bir tedbir olarak, alıkonma süresince yapılan işlerden dolayı ceza indirimleriyle ilgili kuralların etkisini muhafaza etmeyi tercih etmesinden ve en esnek ceza kanununun tespiti amaçları bakımından, bu kuralları maddi ceza hukukunun bir parçası olarak gördüğü, yani sadece cezaların infazını değil, cezanın esas itibariyle netleştirilip sabitlenmesini etkileyen hükümlerden saydığı sonucunu çıkarmıştır.
Yukarıdaki hususlar ışığında, başvurucunun kovuşturulmasına yol açan suçları işlediği sırada ve cezaların birleştirilip azami bir hapis cezası süresinin belirlendiği karar alındığı sırada geçerli olan hukuk, bir bütün olarak ele alındığında, başvurucunun, kendisine verilen cezanın kapsamını, 1973 Ceza Kanunu’ndan kaynaklanan otuz yıllık azami yasal hapis süresini ve alıkonma süresince yapılan işlerden dolayı tanınan ceza indirimleri sistemini de hatırda bulundurarak, mevcut koşullarda makul sayılabilecek bir ölçüde kavramasına elverecek denli net bir şekilde formüle edilmiş bulunmaktaydı. Yani başvurucuya verilen ceza, azami otuz yıllık bir hapis cezasına tekabül etmekteydi ve alıkonma süresince yapılan işlerden dolayı hak kazanılan her türlü ceza indirimi bu azami cezadan düşülecekti.
(b) “Parot doktrini”nin başvurucuya tatbikinin sadece cezanın infaz edilme yollarını mı, yoksa fiili kapsamını mı değiştirdiği meselesi – Mayıs 2008’de Audiencia Nacional, Yüksek Mahkeme’nin Şubat 2006’daki kararıyla, yani suçların işlenmesinden, cezaların birleştirilmesinden ve azami bir hapis süresinin sabitlenmesinden epey sonra getirilen “Parot doktrini”ne dayanmayıp başvurucunun nihai tahliye tarihi olarak 2 Temmuz 2008’in belirlenmesi yönündeki öneriyi reddetmiş bulunmaktaydı. Alıkonma süresince yapılan işlerden dolayı tanınan ceza indirimlerinin –daha önce olduğu gibi otuz yıllık azami süre yerine– müstakil cezaların her birine uygulanması gerektiği yönündeki yeni kuralın, 1973 Ceza Kanunu’nun gerçek lafzına daha uygun olduğu görüşünü benimsemişti. “Parot doktrini”nin başvurucunun durumuna uygulanması, başvurucuyu, kanunen ve cezaların infazından sorumlu hakimlerin nihai kararları uyarınca hak kazanmış olduğu, alıkonma boyunca yapılan işlerden dolayı elde edilen ceza indirimlerini etkisiz hale getirmiş bulunmaktaydı. Bunun sonucu olarak otuz yıllık azami hapis cezası süresi, alıkonma süresince yapılan işlerden kazanılan indirimlerin uygulanacağı müstakil bir ceza olmaktan çıkmış, onun yerine, üzerine fiilen böylesi hiçbir indirimin uygulanmayacağı otuz yıllık bir ceza haline gelmiştir.
(c) “Parot doktrini”nin makul olarak öngörülebilir olup olmadığı meselesi – Ceza indirimlerinin tatbik edilme sistemindeki değişiklik, bir mevzuat değişikliğinden değil, Yüksek Mahkeme’nin önceki içtihadından sapması sonucunda ortaya çıkmıştır. Mart 1994’te Yüksek Mahkeme, otuz yıllık azami hapis süresinin kanunen öngörülmüş tüm ceza indirimlerinin uygulanacağı “yeni, müstakil bir ceza” oluşturduğu şeklindeki görüşü benimsemiş bulunmaktaydı. Her halükârda, “Parot doktrini” öncesinde cezaevi ve yargı makamları pratiği, alıkonma süresince yapılan işlerden dolayı hak kazanılan ceza indirimlerinin otuz yıllık azami hapis süresine uygulanması yönündeydi. Yüksek Mahkeme 2006 yılına dek, yani ilgili kanunun ilga edilmesinin üzerinden on yıl geçene dek içtihadından sapmamış bulunmaktaydı. Yani fiilen, artık yürürlükte bulunmayan bir kanunun, 1995 Ceza Kanunu ile ilga edilmiş bulunan 1973 Ceza Kanunu’nun hükümleri hakkında yeni bir yorum getirmiştir. Bunun yanı sıra, 1995 Ceza Kanunu’nun geçici hükümleri, 1973 Ceza Kanunu kapsamında mahkûm edilmiş kişilere yönelik olarak adı geçen Kanun tarafından getirilmiş olan alıkonma boyunca yapılan işlerden dolayı tanınan ceza indirimleri sisteminin etkilerinin, tam da daha katı nitelikteki ceza kanununun geriye yürütülmesini yasaklayan kurallara uyulması amacıyla muhafaza edilmesi niyeti taşımaktaydı. Oysa ki Yüksek Mahkeme’nin halihazırda tanınmış olan her türlü ceza indirimini etkisiz kılan yeni yorumu, pratikte başvurucunun ve benzer durumda olan diğer kişilerin indirim sisteminin sağladığı faydalardan mahrum bırakılması anlamına gelmekteydi.
Son olarak, Mahkeme, Yüksek Mahkeme’nin 1995 Ceza Kanunu’nda değişiklik yapan kanunu geçmişe dönük olarak uygulamamış olduğunu kabul etmekle birlikte, Yüksek Mahkeme tarafından sunulan gerekçeden açıkça anlaşıldığı üzere, Yüksek Mahkeme’nin amacı söz konusu kanunun amacı ile, yani azami yasal hapis süresinin uzun süreli birçok cezaya çarptırılmış olan kişiler tarafından tam ve fiili olarak çekilmesini güvence altına alma amacıyla aynıydı. Bu bağlamda, Devletler örneğin suçlara uygulanacak cezaları arttırmak gibi kendi ceza politikalarını belirlemek konusunda özgür olmakla birlikte, bunu yaparken, bir sanık açısından dezavantaj yaratacak olması halinde ceza hukukunun geriye yürütülmesini koşulsuz olarak yasaklayan 7. madde şartlarına uymaları gerekmektedir.
Yukarıdaki hususlar ışığında, başvurucunun cezaya çarptırıldığı sırada ve cezaları birleştirme ve azami bir hapis süresi belirleme kararı kendisine bildirildiği tarihte, içtihat gelişimi açısından Yüksek Mahkeme’nin 2006 tarihli kararına paralel nitelikte anlaşılması mümkün bir çizgiye dair hiçbir emare bulunmamaktaydı. Dolayısıyla başvurucunun, Yüksek Mahkeme’nin önceki içtihadından sapacağını ve bunun sonucu olarak Audiencia Nacional’in başvurucuya tanınmış olan ceza indirimlerini çekilecek otuz yıllık azami hapis süresiyle ilgili olarak değil, başvurucunun almış olduğu her bir cezaya ilişkin olarak müteselsilen uygulayacağı beklentisine girmek için hiçbir sebebi bulunmamaktaydı. Bu içtihat değişikliği, verilen cezanın kapsamını başvurucunun zararına olacak şekilde değiştiren bir etki yaratmış bulunmaktaydı.
Sonuç: ihlal (ikiye karşı on beş oy).
5 § 1. Madde: Başvurucu, yasayla öngörülmüş bir usul uyarınca yetkili bir mahkeme tarafından mahkûm edilmiş ve toplamda 3000 yılı aşan hapis cezalarına çarptırılmıştır. İlgili kararların çoğunda ve yanı sıra, cezaların birleştirilmesine ve azami bir hapis süresi belirlenmesine ilişkin Kasım 2000 tarihli kararında, Audiencia Nacional başvurucunun 1973 Ceza Kanunu uyarınca azami otuz yıllık bir hapis cezası çekeceğini belirtmiş bulunmaktaydı. Başvurucunun alıkonulması henüz bu azami süreye ulaşmamıştı. Başvurucunun giydiği hükümler ile 2 Temmuz 2008 tarihinden sonra süregiden ve sırasıyla hakkındaki mahkûmiyet kararlarından ve azami otuz yıllık hapis cezasından kaynaklanan alıkonulması arasında açıkça bir illiyet bağı mevcuttu.
Mahkeme, Sözleşme’nin 7. maddesine yönelik bir ihlal tespitine varmasına yol açan değerlendirmeler ışığında, başvurucunun hüküm giydiği, alıkonma süresince çalıştığı ve cezaların birleştirilmesine ve azami bir hapis süresi belirlenmesine ilişkin karardan haberdar edildiği tarihlerde, alıkonma süresince yapılan işlerden dolayı hak kazandığı ceza indirimlerinin tatbikinde kullanılan yöntemin, 2006 yılında Yüksek Mahkeme tarafından yapılan bir içtihat değişikliği neticesinde değişeceğini ve bu yeni yaklaşımın kendisine uygulanacağını makul bir ölçüye dek öngörmüş olabilmesinin mümkün olmadığı kanaatine varmıştır. Böylece başvurucunun tahliye tarihi fiilen neredeyse dokuz yıl ertelenmiştir. Dolayısıyla başvurucu, mahkûmiyeti tarihinde geçerli olan ulusal hukuk sistemi uyarınca, halihazırda kendisine kanuna uygun bir şekilde tanınmış olan ceza indirimleri hesaba katıldığında çekmiş olması gereken hapis süresinden daha uzun bir süre hapis yatmış olmaktaydı. Dolayısıyla, başvurucunun 3 Temmuz 2008 tarihinden beri alıkonulması “hukuka uygun” değildi.
Sonuç: ihlal (oybirliğiyle).
46. Madde: Davanın kendine özgü koşullarına ve Mahkeme’nin tespit ettiği Sözleşme ihlallerine son verilmesi yönündeki acil ihtiyaca binaen, davalı Devlet’e düşen görev, başvurucunun mümkün olan en yakın tarihte salıverilmesini sağlamaktır.
41. Madde: Manevi tazminat olarak 30.000 Euro.
© Avrupa Konseyi/Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi
Yazı İşleri tarafından hazırlanmış bu özet Mahkeme’yi bağlamamaktadır.
İçtihat Bilgi Notları için buraya tıklayınız
© Avrupa Konseyi/Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, 2014.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin resmi dilleri Fransızca ve İngilizce’dir. Bu çeviri, Avrupa Konseyi’nin insan haklarına destek Fonu’nun desteğiyle hazırlanmıştır (/humanrightstrustfund). Mahkeme’yi bağlamamaktadır ve Mahkeme, kalitesi konusunda herhangi bir sorumluluk kabul etmemektedir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatlarının veritabanı olan HUDOC üzerinden () veya HUDOC’un bildirdiği başka veritabanları üzerinden yüklenebilir. Davanın isminin tamamen yazılması, yukarıdaki telif hakkıyla ilgili ifadeler kullanılması ve insan haklarına destek Fonu’na referans yapılması şartıyla ticari olmayan amaçlarla kullanılabilir. Bu çevirinin tamamını veya bir kısmını ticari amaçlarla kullanmak isteyen herkesin, bu durumu belirtilen adrese bildirmesi rica olunur: publishing@.
© Council of Europe/European Court of Human Rights, 2014.
The official languages of the European Court of Human Rights are English and French. This translation was commissioned with the support of the Human Rights Trust Fund of the Council of Europe (/humanrightstrustfund). It does not bind the Court, nor does the Court take any responsibility for the quality thereof. It may be downloaded from the HUDOC case-law database of the European Court of Human Rights () or from any other database with which the Court has shared it. It may be reproduced for non-commercial purposes on condition that the full title of the case is cited, together with the above copyright indication and reference to the Human Rights Trust Fund. If it is intended to use any part of this translation for commercial purposes, please contact publishing@.
© Conseil de l’Europe/Cour européenne des droits de l’homme, 2014.
Les langues officielles de la Cour européenne des droits de l’homme sont le français et l’anglais. La présente traduction a été effectuée avec le soutien du Fonds fiduciaire pour les droits de l’homme du Conseil de l’Europe (/humanrightstrustfund) Elle ne lie pas la Cour, et celle-ci décline toute responsabilité quant à sa qualité. Elle peut être téléchargée à partir de HUDOC, la base de jurisprudence de la Cour européenne des droits de l’homme (), ou toute autre base de données à laquelle HUDOC l’a communiquée. Elle peut être reproduite à des fins non commerciales, sous réserve que le titre de l’affaire soit cité en entier et s’accompagne de l’indication de copyright ci-dessus ainsi que de la référence au Fonds fiduciaire pour les droits de l’homme. Toute personne souhaitant se servir de tout ou partie de la présente traduction à des fins commerciales est invitée à le signaler à l’adresse suivante : publishing@.
Full & Egal Universal Law Academy