AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
DERYAN / TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru no. 41721/04)
KARAR
STRAZBURG
21 Temmuz 2015
İşbu karar, Sözleşme’nin 44. maddesinin 2. fıkrasında öngörülen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup, şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
Deryan / Türkiye davasında,
Başkan,
András Sajó,
Yargıçlar,
Işıl Karakaş,
Nebojša Vučinić,
Helen Keller,
Paul Lemmens,
Egidijus Kūris,
Robert Spano,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Stanley Naismith’in katılımıyla Daire halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 30 Haziran 2015 tarihinde gerçekleştirilen kapalı müzakereler sonucunda, aynı tarihte kabul edilen aşağıdaki kararı vermiştir.
USUL
1. Davanın temelinde, Yunan vatandaşı Armen Deryan (“başvuran") tarafından, 18 Haziran 2004 tarihinde, Türkiye Cumhuriyeti aleyhine, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (“AİHM” veya “Mahkeme”) yapılmış olan bir başvuru (no. 41721/04) bulunmaktadır.
2. Başvuran, İstanbul Barosuna kayıtlı avukat Diran Bakar tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (“Hükümet”) kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuran özellikle, aile büyüğü tarafından kendisine miras kalan mal ve mülklerin iadesi için kendisi hakkında açılan bir dizi davanın adil olarak görülmediği ve bu nedenle mülkiyet hakkından mahrum edildiğini ileri sürmüştür.
4. İkinci Bölüm Başkanı, 28 Mart 2008 tarihinde, başvurunun Hükümete tebliğ edilmesine karar vermiştir.
5. Başvuran ve Hükümet kendi yazılı görüşlerini iletmişlerdir (Mahkeme İçtüzüğü’nün 59 § 1 maddesi). Ayrıca, davaya müdahil olma hakkını kullanan Yunan Hükümetinden üçüncü taraf görüşleri alınmıştır (Sözleşme’nin 36 § 1 maddesi ve Mahkeme İçtüzüğü’nün 44 § 1 (b) maddesi). Davalı Hükümet üçüncü taraf görüşlerine cevap vermiştir (Mahkeme İçtüzüğü’nün 44 § 6 maddesi).
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
6. Başvuran 1948 doğumlu olup Yunanistan’ın Kallithea (Attika) şehrinde ikamet etmektedir.
7. Başvuran, hayatta olduğu dönemde İstanbul’da ikamet eden Serkis Gövderelioğlu’nun mirasçılarındandır. Gövderelioğlu, 7 Temmuz 1988 tarihinde, bir şirketin iflas masasından kamu ihalesiyle taşınır ve taşınmaz mallar satın almıştır.
8. Söz konusu satış; taksitlerin zamanında ödenmediği gerekçesiyle, 5 Şubat 1996 tarihinde mahkeme kararıyla iptal edilmiştir. Satışın iptaline yönelik mahkeme kararı 3 Ekim 1997 tarihinde kesinleşmiştir. İstanbul İflas Dairesi 14 Kasım 1997 tarihinde, Gövderelioğlu’ndan aldığı malları yedi gün içinde iade etmesini talep etmiştir. Ancak Gövderelioğlu bu talebi yerine getirmemiştir.
9. Gövderelioğlu 10 Ağustos 2000 tarihinde hayatını kaybetmiştir.
10. İflas Dairesinin malların iade edilmesine yönelik talimatının Gövderelioğlu tarafından yerine getirilmemesi sebebiyle, yukarıda belirtilen şirketin iflas masası, 5 Haziran 2001 tarihinde, malların iadesi veya eşit değerlerinin ödenmesi talebiyle, Şişli İlk Derece Mahkemesi (“Şişli Mahkemesi”) nezdinde, başvuran da dâhil olmak üzere Gövderelioğlu’nun mirasçıları hakkında dava açmıştır.
11. Başvuran ve Gövderelioğlu’nun diğer mirasçıları adına hareket eden bir avukat, 3 Aralık 2001 tarihinde Şişli Mahkemesine bir dilekçe sunarak, diğerlerine ilaveten, davanın yasal süre sınırı dışında açıldığını ve bu nedenle reddedilmesi gerektiğini ileri sürmüştür. Avukat, bir yıllık yasal süre sınırının 14 Kasım 1997 tarihinde başladığını ancak müştekilerin davayı 2001 yılına kadar açmadıklarını belirtmiştir.
12. Şişli Mahkemesi tarafından görevlendirilen üç bilirkişi 15 Nisan 2002 tarihinde, malların değerine ilişkin görüşlerini sunmuşlardır. Bilirkişilerden ikisi malların değerini yaklaşık olarak 245.000 avro olarak değerlendirirken, üçüncü bilirkişi malların değerini yaklaşık olarak 45.000 avro olarak değerlendirmiştir.
13. Şişli Mahkemesi, 11 Haziran 2002 tarihinde bir ara karar vererek, başvuranlara göre söz konusu malların değerine ilişkin uygun bilgi sağlayabilecek iki tanığın dinlenmesi talebini reddetmiştir. Şişli Mahkemesi, mevcut bilirkişi raporlarının, başvuranın tanıklarının dinlenmesini gereksiz kıldığını değerlendirmiştir.
14. Şişli Mahkemesi, 13 Aralık 2002 tarihinde verdiği kararında, Gövderelioğlu’nun mirasçılarının halen ellerinde bulunan malları iade etmelerine ve bu süre içerisinde tasarrufta bulundukları malların değerine karşılık gelen tutarı ödemelerine hükmetmiştir. Ödenmesi yönünde karar verilen meblağ, iki bilirkişi tarafından yapılan hesaplamalara dayandırılmıştır. Şişli Mahkemesi ayrıca, bu tutara, malların iadesine yönelik asıl teslim tarihi olan 21 Kasım 1997 tarihinden itibaren yasal faizin eklenmesine karar vermiştir. Şişli Mahkemesi tarafından verilen kararda, başvuranın süre sınırı konusuna ilişkin itirazına herhangi bir cevap verilmemiştir.
15. Başvuran kararı temyiz etmiş ve diğerlerine ilaveten, yasal süre sınırı dışında açılmış olması sebebiyle iade davasının Şişli Mahkemesi tarafından reddedilmesi gerektiğini ileri sürmüştür. Başvuran ayrıca, müşteki tarafından faiz talebinde bulunulmadığı dikkate alındığında, Şişli Mahkemesinin ödenmesi gereken miktara faiz eklenmesine karar vererek hukuka aykırı hareket ettiğini belirtmiştir. Başvuran aynı zamanda, dinlenmesi yönünde talepte bulunduğu tanıkların Şişli Mahkemesi tarafından dinlenmediğini eklemiştir. Başvuran Yargıtay’dan, kararını vermeden önce bir duruşma yapmasını talep etmiştir.
16. Yargıtay, 10 Temmuz 2003 tarihinde, duruşma yapmadan ve başvuranın itirazlarına herhangi bir cevap vermeden Şişli Mahkemesinin kararını onamıştır.
17. Yargıtay, 22 Aralık 2003 tarihinde, önceki kararının düzeltilmesine yönelik olarak başvuran tarafından yapılan talebi reddetmiştir.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK VE UYGULAMA
18. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 141. maddesinin ilgili kısmı şu şekildedir:
“141. ...Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır.
...”
19. Söz konusu dönemde yürürlükte olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 388. maddesinin ilgili kısımları şu şekildedir:
“388. Karar aşağıdaki hususları kapsar:
...
3. İki tarafın iddia ve savunmalarının özeti...
...”
20. 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 133. maddesinin ilgili kısımları şu şekildedir:
“...İhaleye katılıp daha sonra ihale bedelini yatırmamak suretiyle ihalenin feshine sebep olan tüm alıcılar ve kefilleri teklif ettikleri bedel ile son ihale bedeli arasındaki farktan ve diğer zararlardan ve ayrıca temerrüt faizinden müteselsilen mesuldürler...”
21. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 12 Ekim 2011 tarihinde verdiği E. 2011/4-504 K. 2011/606 sayılı kararına göre; Hukuk Usulü Muhakemeleri Yasası’nın 74. maddesi gereğince yargıç, tarafların iddia ve savunmaları ile bağlı olup ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremez. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, müştekinin bir talebi bulunmamasına rağmen bir mahkemenin yasal faiz ödenmesi yönünde verdiği kararı, hatalı olduğu gerekçesiyle bozmuştur.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. SÖZLEŞME’NİN 6 § 1 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
22. Başvuran, iki tanığının dinlenmesini reddetmesi ve kararını çoğunluk tarafından kabul edilen bir bilirkişi raporuna dayandırması nedeniyle, Şişli Mahkemesinin, delilini kabul etmediğini belirterek şikâyette bulunmuştur. Başvuran ayrıca, davacının bu tür bir talebi olmamasına rağmen, Şişli Mahkemesinin ödenecek tutara faiz eklenmesine karar verdiğini belirterek şikâyette bulunmuştur. Başvuran aynı zamanda, davanın yasal süre sınırı dışında açılmış olmasına rağmen, Şişli Mahkemesinin davanın incelenmesine karar vermesi nedeniyle şikâyette bulunmuştur. Başvuran son olarak, Yargıtay önünde herhangi bir duruşma yapılmadığını ve Yargıtay tarafından verilen kararın yeterli bir şekilde gerekçelendirilmediğini ileri sürmüştür.
23. Başvuran bu şikâyetlerle ilgili olarak Sözleşme’nin 6 § 1 maddesine dayanmıştır. Söz konusu madde şu şekildedir:
“Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili ... karar verecek olan, ... bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından ... görülmesini isteme hakkına sahiptir....”
24. Hükümet başvuranın iddialarına itiraz etmiştir.
A. Kabul edilebilirlik hakkında
25. Mahkeme, söz konusu şikâyetlerin Sözleşme’nin 35 § 3 maddesi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını değerlendirmektedir. Mahkeme ayrıca, bu şikâyetlerin herhangi bir başka gerekçe ile kabul edilemez olarak nitelendirilemeyeceğini belirtmektedir. Dolayısıyla, söz konusu şikâyetler kabul edilebilir olarak beyan edilmelidir.
B. Esas hakkında
1. Tarafların beyanları
(a) Başvuran
26. Başvuran, yukarıda belirtilen yargılamalardaki kusurların, adil yargılanma hakkını ihlal ettiğini iddia etmiştir.
(b) Hükümet
27. Hükümet, yasal süre sınırı hususunun, davanın tebliğ edildiği tarihten itibaren 10 gün içerisinde ibraz edilmesi gereken bir itirazname gerektirdiğini belirtmiştir. Yasal açıdan, bu husus yerel bir mahkeme tarafından resen dikkate alınamaz. Bununla birlikte, söz konusu dava bir istihkak davasıdır ve bu tür davalarda yasal süre sınırı geçerli değildir.
28. Hükümet ayrıca, İcra ve İflas Kanunu uyarınca, ihaleye katılıp daha sonra ihale bedelini yatırmamak suretiyle ihalenin feshine sebep olan alıcının temerrüt faizini ödemekle yükümlü olduğunu belirtmiştir.
2. Müdahil üçüncü taraf
29. Yunan Hükümeti, Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi kapsamındaki Mahkeme içtihadına atıfta bulunarak; ulusal bir mahkeme tarafından yapıldığı iddia edilen maddi veya hukuki hataları ele almanın Mahkemenin görevi olmamasına rağmen, söz konusu hataların Sözleşme ile güvence altına alınan hak ve özgürlükleri ihlal etmesi durumunda Mahkemenin bu tür hataları ele alabileceğini belirtmiştir. Yunan Hükümeti, mevcut davada başvuranın en temel iki iddiasının –diğer bir ifadeyle, davanın süre sınırı dışında açıldığı ve müştekilerin bu yönde bir talebi olmamasına rağmen faiz kararı verildiği- yerel mahkemelerce incelenmediğini iddia etmiştir.
3. Mahkemenin değerlendirmesi
30. Mahkeme, adaletin tecelli ettirilmesine ilişkin ilkeyi yansıtan yerleşik içtihadına göre, mahkeme kararlarının dayandırıldıkları gerekçelerin yeterince açıklanması gerektiğini hatırlatmaktadır (bk. Diğerlerine ilaveten, Suominen / Finlandiya, no. 37801/97, § 34, 1 Temmuz 2003 ve Luka / Romanya, no. 34197/02, § 55, 21 Temmuz 2009). Gerekçeli kararın diğer bir işlevi ise taraflara dinlendiklerini göstermek, ilgili karara itiraz etme ve kararı bir temyiz organı tarafından inceletme imkanını sağlamaktır (Suominen, yukarıda anılan, § 37).
31. Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi mahkemeleri verdikleri kararlar için gerekçe göstermekle yükümlü kılsa da, bu yükümlülük her iddiaya ayrıntılı bir cevap vermenin gerekli olduğu şeklinde anlaşılamaz. Dolayısıyla, temyiz mahkemesi bir temyizi reddederken, ilke olarak, sadece alt mahkemenin kararının gerekçelerini doğrulayabilir (bk. García Ruiz / İspanya [BD], no. 30544/96, § 26, AİHM 1999‑I ve bu kararda belirtilen davalar).
32. Söz konusu gerekçe gösterme görevinin uygulanma alanı, kararın niteliğine göre değişiklik gösterebilir. Ayrıca, diğerleri arasında, bir davacının mahkemelerin önünde sunabileceği ibrazlarının çeşitliliğinin ve yasa hükümleri, örf ve adet kuralları, yasal görüş ve kararların hazırlanması ve açıklanması konularında Sözleşmeci Devletler arasındaki mevcut farklılıkların dikkate alınması gerekmektedir. Bu nedenle, Sözleşme’nin 6. maddesi uyarınca bir mahkemenin gerekçe gösterme yükümlülüğünü yerine getirip getirmediği konusu yalnızca davanın koşullarının ışığında belirlenebilir (bk., Ruiz Torija / İspanya, 9 Aralık 1994, § 29, A Serisi, no. 303‑A).
33. Ancak, bir tarafın iddialarının incelenmesi, Ruiz Torija davasında olduğu gibi hak düşürücü süre sınırına ilişkin bir itiraz gibi mevcut yargılama işlemleri için belirleyici öneme sahip olduğunda, belirli ve açık bir sonuca ulaşılması gerekmektedir (bk., aynı yerde, § 30; ayrıca bk., Hiro Balani / İspanya, 9 Aralık 1994, § 28, A Serisi, no. 303‑B).
34. Mahkeme, bu noktada, mevcut davada yerel mahkeme kararlarının doğru veya iç hukuka uygun olup olmadığı ile ilgili olmadığını vurgulamaktadır. Mahkeme, örneğin, Şişli Mahkemesi’nin başvuranın ve mirasçılarının aleyhinde açılan davayı, -bu davanın yasal süre sınırı dışında açıldığının belirtilmesine rağmen- göz önüne almakla doğru davranıp davranmadığıyla ilgilenmemektedir (bk., yukarıda 11. paragraf). Benzer olarak, başvuranın itirazını on gün içinde yapıp yapmadığını ve bu itirazın sağlam temellere dayanıp dayanmadığını belirlemek ulusal mahkemelerin görevidir (bk., yukarıda 27. paragraf; ayrıca bk., yukarıda anılan Ruiz Torija, § 30).
35. Mahkeme’nin değerlendirmesi, yerel mahkemelerin başvuranın ileri sürdüğü ilgili ve önemli noktaları açıklayarak kararlarını yeterince gerekçelendirip gerekçelendirmediklerini incelenmesi konusuyla sınırlıdır. Bu maksatla, Mahkeme, Hukuk Muhakemeleri Kanunu uyarınca, Şişli Mahkemesi’nin ve Yargıtay’ın kararlarında tarafların iddialarını ve savunmanın ibrazlarını özetleme (bk., yukarıda 19. paragraf) ve söz konusu kararları gerekçelendirme (bk., yukarıda 18. paragraf) yükümlülükleri olduğunu gözlemlemektedir.
36. Mahkeme, Şişli Mahkemesi önünde görülen yargılama işlemlerinde başvuranın, yasal süre sınırı ile ilgili meseleyi kapsayan bir çok iddia ileri sürmesinin ihtilaf konusu olmadığını belirtmektedir (bk., yukarıda 11. paragraf). Mahkeme’ye göre, süre sınırına ilişkin iddia önemli bir konudur ve başvuran aleyhindeki davanın sonucu üzerinde belirleyici etkisi bulunmaktadır (bk., yukarıda anılan Ruiz Torija, § 30). Bu nedenle, yeterli bir açıklama gerektirmektedir. Ancak, Şişli Mahkemesi kararında bu konuda herhangi bir açıklamada bulunmamıştır.
37. Ayrıca, başvuran temyiz dilekçesinde iddialarını yinelemesine rağmen, Yargıtay, söz konusu iddialara atıfta bulunmamış ve Şişli Mahkemesi’nin kararını doğrulamıştır. Bir temyiz mahkemesinin bu şekilde alt mahkeme kararının gerekçelerini doğrulamasının, ilke olarak, kabul edilebilir olmasına rağmen, Mahkeme, adil yargılama gerekliliklerinin yerine getirilmediğine karar vermiştir (bk., Hirvisaari / Finlandiya, no. 49684/99, § 32, 27 Eylül 2001; ayrıca bk., Emel Boyraz / Türkiye, no. 61960/08, §§ 72-75, 2 Aralık 2014). Şişli Mahkemesi, kararını gerekçelendirmediğinden, Yargıtay’ın kendi kararı için yeterli gerekçe göstermesi oldukça önemlidir (bk., Helle / Finlandiya, 19 Aralık 1997, § 60, Karar ve Hüküm Derlemeleri 1997‑VIII). Bu bağlamda, Mahkeme, Hükümet’in ulusal mahkemelerin başvuranın iddialarına ilişkin hiçbir açılama getirmemelerinin bu iddiaların reddedildiği şeklinde yorumlanması gerektiğini ileri sürmediğini gözlemlemektedir (bk., aksine, yukarıda anılan, Ruiz Torija, § 30).
38. Hükümet’in, başvuranın yasal süre sınırına ilişkin itirazını kararın tebliğinden itibaren 10 gün içinde dile getirmiş olması gerektiğine ve ayrıca söz konusu davanın taşınmazın geri iadesi veya tazmin edilmesine ilişkin olduğuna ve bu davalarda hak düşürücü süre sınırının söz konusu olmadığına ilişkin iddialarına ilişkin (bk., yukarıda 27. paragraf), Mahkeme, yukarıda belirtildiği gibi (bk., 34. paragraf), bu konuları değerlendirmenin ve karara bağlamanın ulusal mahkemelerin görevi olduğu görüşündedir. Ancak, bu konularda ulusal mahkemelerce hiçbir açıklamada bulunulmamıştır.
39. Başvuranın davacının bu yönde bir talebi olmaksızın yasal sürenin işlemesi konusundaki ibrazlarına ilişkin olarak, Mahkeme, Yargıtay Büyük Dairesi’nin ilgili olmayan ancak mukayese edilebilir ileri tarihli bir kararında, Türkiye’deki hakimlerin tarafların iddialarına ve savunmanın ibrazlarına bağlı olduklarına ve davacıdan bu yönde bir talep olmadığında yasal süre sınırının uygulanması konusunda karar veremeyeceklerine karar verildiğini belirtmektedir (bk., yukarıda 21. paragraf). Mahkeme, bu kararın, başvuranın faiz verilmesine ilişkin talebinin de yerinde olduğunu ve Yargıtay’ın bu konuda açıklama yapması gerektiğine ilişkin iddiasını desteklediği görüşündedir.
40. Bu kapsamda, Mahkeme, davalı Devlet’in, Şişli Mahkemesi’nin verilmesine karar verdiği faizin, kamu ihalesinin iptal edilmesinden kaynaklanan temerrüt faizi olduğu konusuna katılmamaktadır (bk., yukarıda 28. paragraf). Mahkeme, İcra ve iflas Kanunu’nun 133. bölümünde tanımlanan “temerrüt faizinin” (bk., yukarıda 20. paragraf) davacının mevcut davada toplam tutara “yasal faiz” olarak eklenen faizden farklı olduğunu belirtmektedir (bk., yukarıda 14. paragraf).
41. Mahkeme, faiz konusuna Şişli Mahkemesi tarafından karar verilmesi nedeniyle bu konuyu yalnızca Yargıtay’ın inceleyebilecek olması ve bu nedenle başvuranın ilk derece mahkemesi önünde itirazda bulunamamasına rağmen, Yargıtay’ın kısa bir açıklamada dahi bulunmadığı görüşündedir.
42. Mahkeme, bu nedenle, Şişli Mahkemesi’nin ve daha sonra Yargıtay’ın başvuranın ilgili iddiaları hakkında, Anayasa’nın ve Hukuk Muhakemesi Kanunu’nun gerektirdiklerine aykırı olarak, hiçbir açıklamada bulunmadıklarını belirtmektedir (bk., yukarıda 18 ve 19. paragraflar).
43. Yukarıdaki değerlendirmeler, Mahkeme’nin hukuk davalarını gören yerel mahkemelerin, adil yargılamanın gerekliliklerinden biri olan kararlarını yeterince gerekçelendirmeyi yerine getirmedikleri sonucuna varması için yeterlidir. Buna göre, Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi ihlal edilmiştir.
44. Önceki paragrafta varılan sonuca ilişkin olarak, Mahkeme, ulusal mahkemenin başvuranın önerdiği tanığı dinlememesinin, bilirkişilere karşı yöneltilen itirazları dikkate almamasının veya Yargıtay’ın kararını vermeden önce duruşma gerçekleştirmemesinin Sözleşme’nin 6. maddesini ayrı ayrı ihlal edip etmediklerini ayrı olarak incelemenin gerekli olmadığı görüşündedir.
II. SÖZLEŞME’YE EK 1 NO’LU PROTOKOL’ÜN 1. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
45. Son olarak, başvuran, yerel mahkemelerin verdikleri hatalı kararın kendisini maddi zarara uğrattığını ve bu nedenle 1 no’lu Protokol’ün 1. maddesi uyarınca haklarını ihlal ettiğini iddia etmiştir.
46. Hükümet, bu iddiaya itiraz etmiştir.
47. Mahkeme, bu şikâyetin kabuledilebilir olarak nitelendirilebileceği görüşündedir. Ancak, Sözleşme’nin 6 § 1 maddesine ilişkin hükümlere ilişkin olarak (bk., yukarıda 43. paragraf), Mahkeme, mevcut davada, Sözleşme’nin 1 no’lu Protokolü’nün 1. maddesinin de ihlal edilip edilmediğini ayrı olarak incelemenin gerekli görmemektedir. Bu bağlamda, Mahkeme, ayrıca, başvuranın ulusal makamlara başvurmasının ve yargılama işlemlerini tekrar başlatmasının mümkün olduğunu gözlemlemektedir.
III. SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
48. Sözleşme’nin 41. maddesine göre:
“Eğer Mahkeme bu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Taraf’ın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarını ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder.”
A. Tazminat
49. Başvuran, maddi tazminat olarak 180,322 avro talep etmiştir.
50. Hükümet bu talebin dayanaksız olduğu görüşündedir.
51. Başvuranın mevcut karar uyarınca yargılama işlemlerini tekrar başlatma imkânı göz önüne alındığında, Mahkeme, başvuranın tazminat talebini reddetmektedir.
B. Masraf ve Giderler
52. Başvuran, ayrıca, Mahkeme önünde yapılan masraf ve giderler için “makul bir miktarın” ödenmesini talep etmiştir.
53. Hükümet, Mahkeme’yi belirli bir miktar belirtilmediği gerekçesiyle başvuranın talebini reddetmeye davet etmiştir.
54. Mahkeme’nin içtihadına göre, bir başvurana, masraf ve giderlerin ödenmesine karar verilebilmesi için, bu masraf ve giderlerin gerçek, zorunlu ve miktar bakımından makul olduğunun ortaya konulması gerekmektedir. Mevcut davada başvuran, belirli bir miktar belirtmemekle kalmamış, ayrıca gerçekten bir masraf yaptığını göstermemiştir. Dolayısıyla Mahkeme, bu başlık altında hiçbir tutara hükmetmemektedir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,
1. Başvuruyu kabul edilebilir olarak nitelendirir;
2. Ulusal mahkemelerin kararlarında yeterli gerekçe göstermemeleri nedeniyle Sözleşme’nin 6 § 1 maddesinin ihlal edildiğine karar verir;
3. Sözleşme’nin 6. maddesi uyarınca yapılan şikâyetlerin geri kalanını ayrı olarak incelemeye gerek olmadığına karar verir;
4. Sözleşme’nin 1 no’lu Protokolü’nün 1. maddesi uyarınca yapılan şikâyeti ayrı olarak incelemeye gerek olmadığına karar verir;
5. Başvuranın adil tazmine ilişkin taleplerinin geri kalanını reddeder.
İşbu karar, İngilizce olarak hazırlanmış ve Mahkeme İçtüzüğü’nün 77 §§ 2 ve 3 maddeleri uyarınca, 21 Temmuz 2015 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
Stanley NaismithAndrás Sajó
Yazı İşleri MüdürüBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy