AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
DOǦAN ALTUN / TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru No. 7152/08)
KARAR
STRAZBURG
26 Mayıs 2015
İşbu karar Sözleşme’nin 44 §2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
Doğan Altun / Türkiye davasında,
Başkan
András Sajó,
Yargıçlar
Işıl Karakaş,
Nebojša Vučinić,
Helen Keller,
Paul Lemmens,
Robert Spano,
Jon Fridrik Kjølbro,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Abel Campos’un katılımıyla Daire halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm) 7 Nisan 2015 tarihinde gerçekleştirdiği kapalı oturumdaki müzakereler sonucunda anılan tarihte aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan (No. 7152/08) davanın temelinde, Türk vatandaşı Doğan Altun’un (“başvuran”) 29 Ocak 2008 tarihinde İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvuru bulunmaktadır.
2. Başvuran, Ankara Barosuna bağlı Avukat S. Karaduman tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti ise (“Hükümet”) kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuran, Sözleşme’nin 11 ve 13. maddelerinin ihlal edildiğini iddia etmektedir.
4. Başvuru, 19 Mayıs 2009 tarihinde Hükümete bildirilmiştir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
5. Başvuran 1963 doğumlu olup, Ankara’da ikamet etmektedir.
6. Başvuran, olayların meydana geldiği dönemde, Ankara Büyükşehir Belediyesinde (Bundan böyle metinde “Büyükşehir Belediyesi” olarak anılacaktır.) devlet memuru olup, Tüm Bel Sen adlı sendikanın üyesiydi.
7. Başvuran 24 Kasım 2006 tarihinde bir başka Tüm Bel Sen sendika üyesiyle birlikte, 2007 yılı mali bütçesiyle ilgili referandum düzenlemek amacıyla, Büyükşehir Belediyesine bağlı, Elektrik, Gaz ve Otobüs İşletmeleri (“EGO”) Genel Müdürlüğünün yemekhane giriş kapısının önüne oy sandıkları yerleştirmiştir. Söz konusu yemekhane, EGO Genel Müdürlüğü yerleşkesinde bulunmaktaydı.
8. Büyükşehir Belediyesi İnsan Kaynakları ve Eğitim Dairesi Başkanı 8 Mayıs 2007 tarihinde, 14 Temmuz 1965 tarihli 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 125/A-(a) maddesine dayanarak, başvurana uyarma cezası vermiştir. Büyükşehir Belediyesi İnsan Kaynakları ve Eğitim Dairesi Başkanı, kararda şu hususlara değinmiştir:
“Söz konusu sandığın 2007 yılı mali bütçesindeki, çalışanların hakları ile ilgili referandum sandığı olduğu; sandığın yanına KESK’e (Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu) ait broşürler ve “evet-hayır” pusulasının konulduğu; çalışanların da hiçbir taşkınlığa meydan vermeden buna katıldıkları; sandığın sendika görevlileri tarafından saat 13.15’te alınarak EGO Genel Müdürlüğünden ayrıldıkları; ancak söz konusu referandum eyleminin öğlen saat tatilinde olsa dahi, EGO Genel Müdürlüğü’nden herhangi bir izin alınmadan yapıldığı; [bu nedenle] [başvuranın] kurumlarca belirlenen usul ve esasların yerine getirilmesinde kayıtsızlık gösterdiği sonucuna varılmıştır (...).”
9. Başvuran 14 Mayıs 2007 tarihinde Büyükşehir Belediyesi Disiplin Kurulu’nda, hakkında verilen uyarma cezasına itiraz etmiştir. Bilhassa, 25 Haziran 2001 tarihli 4688 sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları ve Toplu Sözleşme Kanunu’nun 18. maddesi ile Başbakanlık Personel ve Prensipler Genel Müdürlüğü’nün 5 Ağustos 1999 tarihli genelgesinin yanı sıra Mahkeme’nin Karaçay/Türkiye (No. 6615/03, § 37, 27 Mart 2007) davasında verdiği karara atıfta bulunarak, çalışma saatleri dışında yapılan sendikal faaliyetler için EGO Genel Müdürlüğü’nden izin alınmasına gerek olmadığını belirtmiştir. Tüm Bel Sen sendikası şube “Eğitim ve Basın Yayın” sekreteri sıfatıyla hareket ettiğini belirtmiştir.
10. Büyükşehir Belediyesi Disiplin Kurulu, üyelerin çoğunluğu tarafından kabul edilen ve 27 Aralık 2007 tarihinde başvurana tebliğ edilen 19 Aralık 2007 tarihli kararla, başvuranın iddialarını da göz önünde bulundurarak, 4688 sayılı Kanunun 18. maddesi uyarınca, işverenden izin alınmasının yasal bir zorunluluk olduğu gerekçesiyle, başvurana verilen disiplin cezasını onamıştır. Bir disiplin kurulu üyesi, ayrık görüşte, Sözleşme’ye ve Mahkeme’nin içtihadına atıfta bulunarak, başvuranın durumunda olduğu gibi, iş saatleri dışındaki sendikal faaliyetlere katılmak için, işverenin izninin gerekli olmadığını ileri sürmüştür.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK KURALLARI
A. Anayasa
11. Anayasa’nın 129. maddesinin olayların meydana geldiği dönemde yürürlükte olan hali aşağıdaki şekildedir:
“ (...)
Uyarma ve kınama cezalarıyla ilgili olanlar hariç, disiplin kararları yargı denetimi dışında bırakılamaz.”
12. Anayasa’nın 129. maddesinin 12 Eylül 2010 tarihinde değiştirildiği hali aşağıdaki şekildedir:
“(...)
Disiplin kararları yargı denetimi dışında bırakılamaz.”
B. 14 Temmuz 1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu
13. 14 Temmuz 1965 tarihli 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 125. maddesine göre, Devlet memurlarına verilebilecek disiplin cezaları, uyarma, kınama, aylıktan kesme, kademe ilerlemesinin durdurulması ve Devlet memurluğundan çıkarmadır.
14. Devlet Memurları Kanunu’nun 125/A maddesi aşağıdaki şekildedir:
“A- Uyarma: Memura, görevinde ve davranışlarında daha dikkatli olması gerektiğinin yazı ile bildirilmesidir.
Uyarma cezasını gerektiren fiil ve haller şunlardır:
a) Verilen emir ve görevlerin tam ve zamanında yapılmasında, görev mahallinde kurumlarca belirlenen usul ve esasların yerine getirilmesinde, görevle ilgili resmi belge, araç ve gereçlerin korunması, kullanılması ve bakımından kayıtsızlık göstermek veya düzensiz davranmak,
(...)”
15. Devlet Memurları Kanunu’nun 135. maddesinin olayların meydana geldiği dönemde yürürlükte olan hali aşağıdaki şekildedir:
“Disiplin amirleri tarafından verilen uyarma ve kınama cezalarına karşı itiraz, varsa bir üst disiplin amirine yoksa disiplin kurullarına yapılabilir.
Aylıktan kesme, kademe ilerlemesinin durdurulması ve Devlet memurluğundan çıkarma cezalarına karşı idari yargı yoluna başvurulabilir.”
16. 13 Şubat 2011 tarihli ve 6111 sayılı Kanunla değiştirilen Devlet Memurları Kanunu’nun 135. maddesi şu şekildedir:
“Disiplin amirleri tarafından verilen uyarma, kınama ve aylıktan kesme cezalarına karşı disiplin kuruluna, kademe ilerlemesinin durdurulması cezasına karşı yüksek disiplin kuruluna itiraz edilebilir.
(...)
Disiplin cezalarına karşı idari yargı yoluna başvurulabilir.”
17. Devlet Memurları Kanunu’nun, memurların çalışma saatleri ile ilgili 99 ve 100. maddeleri aşağıdaki şekildedir:
“ Çalışma Saatleri:
99. Memurların haftalık çalışma süresi genel olarak 40 saattir.
Bu süre Cumartesi ve Pazar günleri tatil olmak üzere düzenlenir.
Ancak özel kanunlarla yahut bu Kanuna veya özel kanunlara dayanılarak çıkarılacak tüzük ve yönetmeliklerle, kurumların ve hizmetlerin özellikleri dikkate alınmak suretiyle farklı çalışma süreleri tespit olunabilir.
(...)
Günlük Çalışma Saatlerinin Tespiti:
100. Günlük çalışmanın başlama ve bitme saatleri ile öğle dinlenme süresi, bölgelerin ve hizmetin özelliklerine göre merkezde (...) Devlet Personel Başkanlığının teklifi üzerine Bakanlar Kurulunca, illerde valiler tarafından tespit olunur.”
C. 22 Mayıs 2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanunu
18. 22 Mayıs 2003 tarihli 4857 sayılı İş Kanunu’nun “Ara Dinlenmesi” başlıklı 68. maddesi aşağıdaki şekildedir:
“(...)
Ara dinlenmeleri çalışma süresinden sayılmaz.”
D. 25 Haziran 2001 tarihli ve 4688 sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları ve Toplu Sözleşme Kanunu
19. 25 Haziran 2001 tarihli ve 4688 sayılı Kanunun 18. maddesinin 1. fıkrası aşağıdaki şekildedir:
“Kamu görevlileri, iş saatleri dışında veya -işverenin izni ile- iş saatleri içinde sendika veya konfederasyonların bu Kanunda belirtilen faaliyetlerine katılmalarından dolayı farklı bir işleme tâbi tutulamaz ve görevlerine son verilemez.”
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. SÖZLEŞME’NİN 11. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
20. Başvuran, Sözleşme’nin 11. maddesine dayanarak, aldığı uyarma cezası nedeniyle dernek kurma özgürlüğü hakkının ihlal edildiğinden şikâyet etmektedir. Söz konusu madde aşağıdaki şekildedir:
“1. Herkes barışçıl olarak toplanma ve dernek kurma hakkına sahiptir. Bu hak, çıkarlarını korumak amacıyla başkalarıyla birlikte sendikalar kurma ve sendikalara üye olma hakkını da içerir.
2. Bu hakların kullanılması, yasayla öngörülen ve demokratik bir toplum içinde ulusal güvenliğin, kamu güvenliğinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli olanlar dışındaki sınırlamalara tabi tutulamaz. Bu madde, silahlı kuvvetler, kolluk kuvvetleri veya devlet idaresi mensuplarınca yukarıda anılan haklarını kullanılmasına meşru sınırlamalar getirilmesine engel değildir.”
A. Kabul edilebilirlik hakkında
21. Hükümet, Vilho Eskelinen ve diğerleri/Finlandiya ([BD], No. 6235/00, AİHM 2007-II) kararına dayanarak, idare ile Devlet görevlilerini karşı karşıya getiren ihtilafların Sözleşme’nin uygulama alanı dışında kaldığını ileri sürmektedir. Hükümete göre, başvuru konu bakımından (ratione materiae) yetkisizlik nedeniyle reddedilmelidir.
22. Başvuran, itirazın dayanaktan yoksun olduğu kanısındadır.
23. Mahkeme, Hükümet tarafından ileri sürülen ve Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrasının uygulanabilirliği ile ilgili kararda kabul edilen görüşün, Sözleşme’nin 11. maddesi bağlamındaki şikâyet bakımından uygun olmadığını tespit etmektedir.
24. Mahkeme bununla birlikte, Hükümetin, başvurunun Sözleşme hükümleriyle konu bakımından (ratione materiae) bağdaşmadığı ile ilgili itirazının, 11. maddenin “silahlı kuvvetler, kolluk kuvvetleri veya devlet idaresi mensuplarınca [toplantı ve dernek kurma özgürlüğü haklarının] kullanılmasına meşru sınırlamalar getirilmesine engel olmadığını” öngören, Sözleşme’nin 11. maddesinin 2. fıkrasının ikinci cümlesi açısından incelenmesi gerektiğini belirtmektedir.
25. Mahkeme bu bağlamda, Sözleşme’nin 11. maddesinin 2. fıkrası hükmünde, Devletin, memurlara dernek kurma özgürlüğünü sağlaması gerektiğinin; ancak gerekli durumlarda, silahlı kuvvetler, kolluk kuvvetleri veya devlet idaresi mensupları söz konusu olduğunda, meşru sınırlamalar getirebileceğinin açıkça öngörüldüğünü hatırlatmaktadır (İsveç Lokomotif Sürücüleri Sendikası/İsveç, 6 Şubat 1976, § 37, A serisi no. 20; Schmidt ve Dahlström/İsveç, 6 Şubat 1976, § 33, A serisi no. 21 ve Demir ve Baykara/Türkiye [BD], No. 34503/97, § 96, AİHM 2008).
26. Mahkeme aynı zamanda, Sözleşme’nin 11. maddesinin 2. fıkrasında belirtilen üç gruba (silahlı kuvvetler, kolluk kuvvetleri veya devlet idaresi mensupları) uygulanabilecek sınırlamaların dar anlamda yorumlanması ve dolayısıyla söz konusu hakların “kullanılması” ile sınırlı kalması gerektiğini de hatırlatmaktadır. Bu sınırlamalar, örgütlenme hakkının özüne halel getirmemelidir. Her halükarda, bu kişilerin sendikal haklarına getirilen olası sınırlamaların meşruiyetini ispat etme görevi, ilgili Devlete aittir. Öte yandan Mahkeme, çalışmaları devletin idare mekanizmasından kaynaklanmayan belediye memurlarının, ilke olarak, “devlet idaresi mensupları” ile bir tutulamayacağını ve buna göre, bu temelde örgütlenme ve sendika kurma haklarında bir kısıtlamaya maruz bırakılamayacakları kanısındadır (yukarıda anılan Demir ve Baykara kararı, § 97).
27. Hükümet mevcut davada, başvuranın belediye memuru olarak, hangi sebeple Sözleşme’nin 11. maddesinin uygulama alanı dışında bırakılabileceği hususunda herhangi bir açıklamada bulunmamaktadır (bk. mutatis mutandis, Tüm Haber Sen ve Çınar/Türkiye, No. 28602/95, § 36, AİHM 2006-II). Belediye memuru olan başvuran tarafından yapılan işlerin mahiyetinin hangi hususta onun, Sözleşme’nin 11. maddesinin 2. fıkrasının ikinci cümlesine uygun olarak “meşru sınırlamalara” tâbi bir “devlet idaresi” mensubu olarak kabul edilmesini gerektirdiğini de kanıtlamamaktadır (yukarıda anılan Demir ve Baykara kararı,§ 107).
28. Dolayısıyla başvuran, Sözleşme’nin 11. maddesini yasal olarak ileri sürebilir ve bu nedenle, Hükümetin itirazı reddedilmelidir.
29. İşbu şikâyetin Sözleşmenin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve başka hiçbir kabul edilemezlik engeline takılmadığını tespit eden Mahkeme kabul edilebilirliğine karar vermektedir.
B. Esas hakkında
1. Müdahalenin varlığı hakkında
30. Başvuran, referandum düzenlemesi nedeniyle kendisine verilen uyarma cezasının, dernek kurma özgürlüğü hakkına müdahale teşkil ettiğini iddia etmektedir.
31. Hükümet, başvurana, sendikaya katılma nedeniyle değil, iş yerinden izinsiz ayrılma nedeniyle disiplin cezası verildiğini iddia etmektedir. Dolayısıyla başvurana verilen ceza, sendika üyesi olmasıyla ilgili değildir.
32. Mahkeme öncelikle, Büyükşehir Belediyesi İnsan Kaynakları ve Eğitim Dairesi Başkanı’nın 8 Mayıs 2007 tarihli kararından (yukarıdaki 8. paragraf), başvuranın, Hükümetin iddia ettiği üzere iş yerinden izinsiz ayrılma nedeniyle değil, EGO Genel Müdürlüğü’nün izni olmadan referandum düzenleme nedeniyle uyarma cezası aldığını tespit etmektedir. Mahkeme daha sonra, başvuranın iş yerinden izinsiz ayrılmış olması nedeniyle cezalandırılmış olduğu varsayılsa dahi, bunun Tüm Bel Sen sendikası tarafından düzenlenen bir faaliyete katılma nedeniyle olduğunu kaydetmektedir. Mahkeme, başvuran örneğinde olduğu üzere, ihtilaf konusu tedbirin, başvuranın dernek kurma özgürlüğü hakkına bir müdahale olarak değerlendirilebileceği kanaatindedir.
2. Müdahalenin haklılığı hakkında
33. Mahkeme, benzer bir müdahalenin, “kanunla öngörülmesi”, Sözleşme’nin 11. maddesinin 2. fıkrası bakımından meşru bir amaç veya amaçlar izlemesi ve bu amaçlara ulaşmak için “demokratik bir toplumda gerekli olması” dışında, Sözleşme’nin 11. maddesine aykırı olduğunu hatırlatmaktadır.
Müdahalenin “kanunla öngörülüp öngörülmediğinin” tespit edilmesi hakkında
34. Mahkeme, başvurana verilen uyarma cezasının 657 sayılı Kanunun 125/A-(a) maddesine uygun olduğuna taraflarca itiraz edilmediğini tespit etmektedir.
35. Mahkeme bu nedenle, başvuranın uyarma cezasına almasına neden olan davranışın, yani önceden izin almadan referandum düzenlemenin, iç hukukta disiplin cezasına konu olup olamayacağı hususunda kararsızlık yaşamaktadır. Bununla birlikte disiplin amirleri, somut olayda, sözkonusu referandumun belirli saat ve yerde düzenlenmesi amacıyla bu tür bir iznin alınmasının gerekli olduğu kararına varmış oldukları halde, Hükümet bu bağlamda, yalnızca 4688 sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları ve Toplu Sözleşme Kanunu’nun iş saatleri dışında sendikal bir faaliyete katılabilmek için işverenin izninin alınmasına gerek olmadığının bildirildiği 18. maddesine (yukarıdaki 19. paragraf) atıfta bulunmaktadır. Dolayısıyla Mahkeme somut olayda, başvurana verilen cezanın öngörülebilirliği sorununun tartışmaya açık olduğunu tespit etmektedir.
36. Mahkeme bununla birlikte, bu sorunu daha kapsamlı bir şekilde incelemesine gerek olmadığı kanaatindedir. İhtilaf konusu disiplin tedbirinin kanuni dayanağının bulunduğu ve bu dayanağın, tedbirin uygulanması hususunda öngörülebilir olduğu varsayımından hareket edecektir. Mahkeme, müdahalenin gerekliliğinin incelenmesi sırasında, önceden izin alınmasının gerekliliğine ilişkin sorunu yeniden ele alacaktır (aşağıdaki 47. paragraf). Müdahalenin meşru amaç ya da amaçlar izleyip izlemediğinin tespit edilmesi hakkında
37. Hükümet, müdahalenin, kamu güvenliğinin korunması, kamu düzeninin sağlanması, suç işlenmesinin önlenmesi ve başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacı taşıdığını ileri sürmektedir. Başvuran, bu hususla ilgili olarak herhangi bir görüş bildirmemektedir.
38. Mahkeme, başvuranla ilgili olarak alınan tedbirlerle izlenen amaçların meşruluğu konusunda şüpheleri bulunduğundan, müdahalenin, kamu düzeninin korunması meşru amacını hedeflediği varsayımından hareket edecektir.
c. Müdahalenin “demokratik bir toplumda gerekli olup olmadığının” tespit edilmesi hakkında
i. Tarafların İddiaları
39. Hükümet, başvurana verilen disiplin cezasının, kazandığı hakları yani aylığını, kademesini, ödeneklerini değiştirmediğini ve konumu gereğince kendisine disiplin cezalarının verilebileceğini savunmaktadır. Hükümet öte yandan, başvurana verilen disiplin cezasının, bir sendikaya üye olma veya dernek kurma hakkını kullanma hususunda bir engel veya bir sınırlama teşkil etmediği kanısındadır. Hükümet, başvuranın sendikal faaliyetlerini yürütmeye devam edebileceğini eklemektedir.
40. Hükümet ayrıca, 657 sayılı Kanun’a uygun olarak, başvuranın memur sıfatı nedeniyle kanun ve yönetmeliklere tâbi olduğunu ve bu unvan itibariyle, ihtiyatlı davranma yükümlülüğünün bulunduğunu savunmaktadır. Hükümet, başvuranın, memur sıfatıyla, idareye karşı görev ve sorumluluklarının bulunduğunu ve bu hususları bilerek memuriyete girdiğini eklemektedir. Hükümet, memurların bazı hak ve özgürlüklerine sınırlama getirme imkânının idarenin disiplin sisteminin doğasından ileri geldiğini ve bu sınırlamaların memur olmayan kişilere zorunlu olarak dayatılamayacağını belirtmektedir.
41. İlgili idare için, bu davaya konu olan benzer faaliyetler düzenleme nedeniyle alınacak izin ile ilgili özel prosedürler ve ilkeler olup olmadığının tespit edilmesi sorunuyla ilgili olarak, Hükümet, 4688 sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları ve Toplu Sözleşme Kanunu’nun 18. maddesine atıfta bulunmaktadır (yukarıdaki 19. paragraf). Hükümet ayrıca, 657. sayılı Kanun’un 99 ve 100. maddeleri (yukarıdaki 17. paragraf) ile İş Kanunu’nun 68. maddesi (yukarıdaki 18. paragraf) uyarınca, ara dinlenmelerinin çalışma süresinden sayılamayacağını kabul etmektedir.
42. Başvuran, Hükümet’in iddialarına karşı çıkmaktadır. İş saatleri dışında yapılan sendikal faaliyetlerini yürütmek için EGO Genel Müdürlüğünün izninin gerekmediği kanısındadır. Bu bağlamda, yukarıda anılan 4688 sayılı Kanun’un 18. maddesine atıfta bulunmaktadır (yukarıdaki 19. paragraf). Başvuran ayrıca, Ankara Büyükşehir Belediyesinde 12.00 ila 13.00 saatleri arasında dinlenme saati olduğunu ve 657 sayılı Kanun’un 99 ve 100. maddelerine göre (yukarıdaki 17. paragraf), söz konusu sürenin, çalışma saati olarak sayılmayacağını belirtmektedir.
ii. Mahkeme’nin Değerlendirmesi
43. Mahkeme, Sözleşme’nin 11. maddesinin 1. fıkrasında, sendika özgürlüğünün, dernek kurma özgürlüğünün bir şekli ya da özel bir yönü olarak ifade edildiğini hatırlatmaktadır (Belçika Ulusal Polis Sendikası/Belçika, 27 Ekim 1975, § 38, A serisi No. 19 ve anılan İsveç Lokomotif Sürücüleri Sendikası/İsveç, § 39, yukarıda anılan Schmidt ve Dahlström kararı, § 34 ve yukarıda anılan Demir ve Baykara kararı, § 109). Bu hükümde yer alan “çıkarlarını korunmak amacıyla” ifadesi, gereksiz bir ifade değildir ve Sözleşme, sendikanın yapacağı toplu eylem yoluyla, sendika üyelerinin mesleki çıkarlarını savunma özgürlüğünü güvence altına almaktadır. Sendika tarafından gerçekleştirilecek olan bu eyleme Sözleşmeci Devletler tarafından izin verilmeli aynı zamanda eylemin devamı ve gelişimi sağlanmalıdır (Wilson, Ulusal Gazeteci Sendikası ve Diğerleri/Birleşik Krallık, No. 30668/96, 30671/96 ve 30678/96, § 42, AİHM 2002-V; Danilenkov ve diğerleri/Rusya, No. 67336/01, § 121, AİHM 2009 (Özetler)).
44. Mahkeme ayrıca, Sözleşme’nin 11. maddesinde sendikanın üyelerine çıkarlarının korunması amacıyla sendikanın sesini duyurma hakkının tanındığını; ancak Devlet tarafından belli bir muamelede bulunulmasının güvence altına alınmadığını hatırlatmaktadır. Sözleşme’nin gerektirdiği husus, yürürlükteki yasaların, sendikalara bu maddeye uygun düşen koşullara uygun olarak üyelerinin menfaatlerini korumaları için mücadele etmelerine imkân vermesidir (yukarıda anılan Demir ve Baykara kararı, § 141 ve Sindicatul “Păstorulcel Bun”/Romanya [BD], No. 2330/09, § 134, AİHM 2013 (Özetler)).
45. Mahkeme, mevcut davada, başvuranın, öğle arasında, EGO Genel Müdürlüğünün yemekhane giriş kapısı önünde, izin almadan sendika referandumu düzenleme nedeniyle disiplin cezası bağlamında uyarma cezasıyla cezalandırıldığını kaydetmektedir (yukarıdaki 8. paragraf).
46. Mahkeme daha önce, spontane bir şekilde eylem ya da gösteriler düzenleme hakkının, sadece özel koşullarda, yazılı bildirimde bulunma yükümlülüğü getirdiğine karar verdiği hatırlatmaktadır (bk. diğer kararlar arasında, Gün ve diğerleri/Türkiye, No. 8029/07, § 77, 18 Haziran 2013).
47. Mahkeme, somut olayın koşullarında başvuranın önceden izin almasının gerekip gerekmediğiyle ilgili olarak ise, öğle arasının çalışma süresinden sayılamayacağı hususuna taraflarlarca itiraz edilmediğini saptamaktadır. Mahkeme aynı zamanda, referandumun söz konusu idarenin yemekhane giriş kapısı önünde, dolayısıyla idare binasının dışında; ancak idari kompleksin yerleşkesinde yapıldığını tespit etmektedir. Hükümet tarafından, öğle arasında yukarıda belirtilen yerde düzenlenen sendikal faaliyetler nedeniyle özel izin alınmasının gerekliliğiyle ilgili olarak delil sunulmamış olması nedeniyle, Mahkeme bu tür bir yükümlülüğün var olduğundan emin değildir. Bununla birlikte, bu sorunu incelemenin gereksiz olduğu kanaatindedir. Bu bağlamda, Mahkeme, disiplin cezasının uygunluğunu değerlendirmenin ve bilhassa başvuranın eylemini sürdürmek için EGO Genel Müdürlüğü’nden izin talebinde bulunmayarak “(yetkili) kurumlarca belirlenen usul ve esasların yerine getirilmesinde kayıtsızlık” gösterip göstermediğinin tespit edilmesi sorunuyla ilgili olarak görüş bildirmesinin beklenmediğinin bilincindedir. (bk. Büyükşehir Belediyesi İnsan Kaynakları ve Eğitim Dairesi Başkanı’nın 8 Mayıs 2007 tarihli kararı (yukarıdaki 8. paragraf), zımnen 657 sayılı Kanunun 125/A-(a) maddesine atıfta bulunarak (yukarıdaki 14. paragraf)).
48. Mahkeme’nin somut olayda, başvurana verilen disiplin cezasının, Sözleşme’nin 11. maddesi açısından başvuranın sendikal faaliyetlerini yürütme hakkı üzerindeki etkilerini incelemesi gerekmektedir (Metin Turan/Türkiye, No. 20868/02, § 28, 14 Kasım 2006). Dolayısıyla Mahkeme’nin bu cezanın, zorunlu sosyal ihtiyacı karşılayıp karşılamadığını ve etkileri dikkate alındığında, izlenen meşru amaçla orantılı olup olmadığını incelemesi gerekmektedir.
49. Mahkeme, disiplin yargılaması sırasında, başvuranın, üyesi olduğu sendikanın bir şubesinin sekreteri olarak referandum düzenlediğini belirttiğini kaydetmektedir. Mahkeme ayrıca, Büyükşehir Belediyesi İnsan Kaynakları ve Eğitim Dairesi Başkanı’nın kararına göre, EGO Genel Müdürlüğü personelinin çalışmasında herhangi bir aksaklık/karışıklık yaşandığının tespit edilmediğini kaydetmektedir (yukarıdaki 8. paragraf). Üstelik başvuranın katıldığı gösteri, öğle arasında yani çalışma saatleri dışında yapılmıştır. Mahkeme, 4688 sayılı Kanun’un 18. maddesi uyarınca, iş saatleri dışında gerçekleşen sendikal bir gösteriye katılma nedeniyle, işvereninin izni alınmamış olsa bile, bir kamu görevlisinin cezalandırılamayacak olmasına rağmen (yukarıdaki 19. paragraf), başvuranın, işvereninin iznini almadan, öğle arasında referandum düzenlemesi nedeniyle cezalandırıldığını tespit etmektedir. Dolayısıyla Mahkeme, başvuranın disiplin amirleri tarafından referandumu düzenlediği sıfat az da olsa göz önünde bulundurulmadan cezalandırıldığı kanaatindedir.
50. Mahkeme, bununla birlikte, kişiye verilen seçme ve eylem yapma imkânlarının ortadan kaldırılması veya hiçbir yarar sağlamayacak derecede azaltılması halinde, bu kişinin dernek kurma özgürlüğüne haiz olamayacağını hatırlatmaktadır (bk. mutatis mutandis, Chassagnou ve diğerleri/Fransa [BD], No. 25088/94, 28331/95 ve 28443/95, § 114, AİHM 1999‑III). Ancak somut olayda, Mahkeme, şikâyet edilen ceza ne kadar küçük olursa olsun, başvuranın ve diğer sendika üyelerinin, faaliyetlerini özgürce gerçekleştirmeleri konusunda caydırıcı nitelikte olduğunu saptamaktadır (bk. mutatis mutandis, yukarıda anılan Karaçay/Türkiye kararı, § 37, Kaya ve Seyhan/Türkiye, No. 30946/04, § 30, 15 Eylül 2009 ve Şişman ve diğerleri/Türkiye, No. 1305/05, § 34, 27 Eylül 2011).
51. Bu nedenle Mahkeme, somut olayda, başvurana verilen uyarma cezasının, zorunlu sosyal ihtiyacı karşıladığının Hükümet tarafından kanıtlanmadığı sonucuna varmaktadır. Dolayısıyla, dernek kurma özgürlüğüne müdahale ile izlenen amaç –izlenen amacın meşruluğu kabul edildiğinde- arasında ne makul bir orantılılık ilişkisi bulunduğu ne de söz konusu müdahalenin “demokratik bir toplumda gerekli” olduğu tespit edilmemiştir.
52. Dolayısıyla, Sözleşme’nin 11. maddesi ihlal edilmiştir.
II. SÖZLEŞME’NİN 13. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
53. Başvuran, Sözleşme’nin 13. maddesine dayanarak, hakkında verilen uyarma cezasına karşı itirazda bulunmak için iç hukuk yolu bulunmamasından şikâyet etmektedir. Söz konusu maddenin somut olayla ilgili kısmı aşağıdaki şekildedir:
“(...) Sözleşme’de tanınmış olan hak ve özgürlükleri ihlal edilen herkes, söz konusu ihlal resmi bir hizmetin ifası için davranan kişiler tarafından gerçekleştirilmiş olsa dahi, ulusal bir merci önünde etkili bir yola başvurma hakkına sahiptir.”
54. Başvuran bilhassa, olayların meydana geldiği dönemde yürürlükte olan kanuna göre, uyarma cezasına karşı yargı yoluna başvurulamayacağından şikâyet etmektedir.
55. Hükümet, başvuranın, 657 sayılı Kanun’un 125/A maddesi uyarınca uyarma cezası aldığını belirtmekte ve 657 sayılı Kanun’un 135. maddesi uyarınca, tüm memurların üst disiplin amirine ya da bu amirlerin bulunmadığı durumlarda yetkili disiplin kuruluna uyarma cezalarına karşı itirazda bulunabileceğini eklemektedir. İlgililer tarafından yapılan itirazın ardından verilen kararların kesinleştiğini kabul etmektedir. Bununla birlikte Hükümet, Anayasa’nın olayların meydana geldiği tarihte yürürlükte olan 129. maddesine uygun olarak, uyarma cezalarının yargı denetimine tabi tutulamayacağını belirtmektedir.
A. Kabul edilebilirlik hakkında
56. İşbu şikâyetin Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrası anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve başka hiçbir kabul edilemezlik engeline takılmadığını tespit eden Mahkeme, kabul edilebilirliğine karar vermektedir.
B. Esas hakkında
57. Mahkeme, Sözleşme’nin 13. maddesi, iç hukukta hak ve özgürlüklerin Sözleşme’de yer aldıkları şekliyle ileri sürebilmelerini sağlayan bir başvuru yolunun mevcut bulunmasını güvence altına aldığı hatırlatmaktadır. Şüphesiz, söz konusu maddede geçen “merci”in mutlaka yargısal nitelikte bir merci olması gerekmemektedir. Bununla birlikte, söz konusu merciinin yetkileri ve usuli güvenceleri, başvuru yolunun etkili olup olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulmaktadır. Yargısal nitelikte olmayan merciler söz konusu olduğunda, Mahkeme, söz konusu mercilerin bağımsızlığını ve başvuranlara sundukları usuli güvenceleri denetlemeye özen göstermektedir (De Souza Ribeiro/Framsa [BD], No. 22689/07, §§ 78-79, AİHM 2012).
58. Somut olayda, uyarma disiplin cezasına itiraz etmek için açık olan tek başvuru yolu, disiplin kurulu önünde idari başvuru yoluydu. Mahkeme, mevcut davada ifade edilenlerle benzer şikâyetleri daha önce incelediğini ve uyarma cezası alan bir kamu memurunun, olası suiistimalleri önlemeye ya da sadece bu tür bir disiplin tedbirinin yasallığını denetlettirmeye imkân veren her türlü güvenceden yoksun olması nedeniyle Sözleşme’nin 13. maddesinin ihlal edildiği sonucuna vardığını hatırlatmaktadır (bk. özellikle, yukarıda anılan Karaçay kararı, § 44 ve yukarıda anılan Kaya ve Seyhan kararı, § 41).
59. Mahkeme, yaptığı inceleme sonrasında, Hükümet’in somut olayda, farklı bir sonuca götürebilecek herhangi bir ikna edici iddia ya da olgu sunmadığını gözlemlemektedir.
60. Dolayısıyla, somut olayda Sözleşme’nin 13. maddesi ihlal edilmiştir.
III. SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
61. Sözleşme’nin 41. maddesi aşağıdaki gibidir:
“Eğer Mahkeme bu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Taraf’ın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarını ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder.”
A. Zarar
62. Başvuran, maruz kaldığını iddia ettiği manevi zarar için 5.000 avro talep etmektedir.
63. Hükümet bu meblağa karşı çıkmaktadır.
64. Mahkeme, hakkaniyete uygun olarak, manevi tazminat için başvurana 1.500 avro ödenmesinin uygun olduğu kanaatindedir.
B. Masraf ve Giderler
65. Başvuran, posta ve çeviri masrafları için 1.000 avro talep etmekte; ancak kanıtlayıcı belge ibraz etmemektedir. Mahkeme önündeki temsil masrafları konusunda takdiri Mahkeme’ye bırakmaktadır.
66. Hükümet, başvuranın desteklendirmediği gerekçesiyle bu iddialara karşı çıkmaktadır.
67. Mahkeme’nin içtihadına göre, bir başvurana, masraf ve giderlerin doğruluğunu, gerekliliğini ve ödenen miktarların makul olduğunu ispatlamak kaydıyla bu masraflar iade edilebilmektedir. Somut olayda, Mahkeme, başvuranın, yapılan harcamalarla ilgili olarak herhangi bir kanıtlayıcı belge sunmadığını göz önünde bulundurarak, önünde yapılan masraf ve giderlere ilişkin talepleri reddetmektedir.
C. Gecikme Faizi
68. Mahkeme, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygulanmasının uygun olduğuna karar vermektedir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,
1. Başvurunun kabul edilebilir olduğuna;
2. Sözleşme’nin 11. maddesinin ihlal edildiğine;
3. Sözleşme’nin 13. maddesinin ihlal edildiğine;
4.
a) Sözleşme’nin 44. maddesinin 2. fıkrasına uygun olarak davalı Devletin manevi tazminat olarak, başvurana, kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihinde geçerli olan döviz kuru üzerinden Türk lirasına çevrilmek üzere ve vergi başlığı altında tahsil edilebilecek her türlü miktarın da eklenmesi suretiyle 1.500 avro (binbeşyüz avro) ödemekle yükümlü olduğuna;
b) Yukarıda anılan sürenin bitiminden itibaren ve ödeme tarihine kadar, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere bu süre boyunca uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek basit faiz oranın uygulanmasının uygun olduğuna;
5. Adil tazmine ilişkin kalan taleplerin reddine karar vermiştir.
Fransızca olarak yazılan işbu karar Mahkeme İçtüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3. fıkraları gereğince 26 Mayıs 2015 tarihinde tebliğ edilmiştir.
Abel CamposAndrás Sajó
Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy