AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
DOĞU / TÜRKİYE
(Başvuru No. 16312/10)
KARAR
STRAZBURG
27 Nisan 2021
İşbu karar kesinleşmiştir. Bazı şekli düzeltmelere tabi tutulabilir.
Doğu / Türkiye davasında,
Başkan,
Valeriu Griţco,
Hâkimler,
Branko Lubarda,
Pauliine Koskelo
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla Komite olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
Türk vatandaşı olan Mahmut Doğu’nun (“başvuran”) 8 Mart 2010 tarihinde, Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (“Mahkeme”), İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvuruyu (no. 16312/10);
Başvurunun Türk Hükümetine (“Hükümet”) bildirilmesi kararını;
Tarafların görüşlerini;
Başvurunun bir Komite tarafından incelenmesine ilişkin Hükümetin itirazını reddetme kararını göz önüne alarak,
30 Mart 2021 tarihinde yapılan kapalı müzakerelerin ardından, aynı tarihte aşağıdaki kararı vermiştir:
GİRİŞ
1. Mevcut başvuru, başvuranın, bir patlama sonucu maruz kaldığı maddi zarar için ek tazminat talebinde bulunmak üzere hukuk mahkemelerine erişim sağlayamaması ile ilgilidir.
OLAYLAR VE OLGULAR
2. Başvuran, 1947 doğumlu olup, Batman’da ikamet etmektedir. Başvuran, Batman Barosuna bağlı avukatlar M.M. Erken ve E. Erken tarafından temsil edilmiştir.
3. Hükümet, kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
4. Davanın konusu, taraflarca ifade edildiği şekliyle aşağıdaki gibi özetlenebilir:
Davanın arka planı5. Başvuran, 2005 yılında özelleştirilinceye dek bir Kamu İktisadi Teşekkülü olan Tüpraş Batman Petrol Rafinerisi (“Tüpraş Rafinerisi” veya “Tüpraş”) ve Milli Savunma Bakanlığı tarafından işletilen bir yakıt depo ve ikmal tesisi (bundan böyle “ANT” olarak anılacaktır) yakınlarındaki Batman Toptancılar Sitesi içerisindeki bir taşınmazın sahibidir.
6. 3 Mayıs 2004 tarihinde, Toptancılar Sitesi’nin altında büyük bir patlama meydana gelmiş ve sonucunda 3 kişi ölmüş, çok sayıda kişi de yaralanmıştır. Patlama ve devamında çıkan yangın, bölgede içlerinde başvuranın taşınmazının da olduğu iddia edilen birçok taşınmaza zarar vermiştir.
7. Patlama olayına dair daha geniş arka plan bilgileri ile devamında gelen idari ve yargı nezdindeki gelişmeler, Kurşun/Türkiye (no. 22677/10, §§ 7-45, 30 Ekim 2018) kararında ortaya konmuştur.
8. Başvuranın taşınmazını kullanan kiracı, belirsiz bir tarihte, patlamanın sonucu olarak uğradığı zararın ve aynı zamanda söz konusu taşınmazda meydana gelen yapısal zararın belirlenmesi için tespit davası açmıştır. İlgili mahkemece görevlendirilen bir bilirkişi tarafından hazırlanan 24 Mayıs 2004 tarihli bir raporda, patlamanın sonucunda başvuranın taşınmazında meydana gelen yapısal zarar 68.341,10 Türk Lirası (TRY) olarak kaydedilmiştir.
Başvuran Tarafından Açılan Tazminat Davalarıİlk Dava Süreci9. Başvuran, 28 Nisan 2005 tarihinde, Batman Asliye Hukuk Mahkemesi önünde, TÜPRAŞ ve ANT aleyhinde tazminat davası açmıştır. Başvuran, yukarıda bahsedilen 24 Mayıs 2004 tarihli bilirkişi raporuna dayanarak (yukarıdaki 8. paragraf), patlamanın taşınmazında neden olduğu yapısal zararın tazmini için 68.341,10 TRY talep etmiştir. Başvuran ayrıca, taleplerini arttırma hakkını saklı tutarak, taşınmazındaki değer kaybı için 10.000 TRY ve patlama tarihinden itibaren kira geliri kaybı için 6.000 TRY talep etmiştir.
10. Batman Asliye Hukuk Mahkemesi, başvuranın uğradığı zararın boyutunun belirlenmesi için bilirkişi raporu hazırlanmasına karar vermiştir.
11. Bilirkişiler, 11 Aralık 2006 tarihinde, tespitlerini sunmuşlardır. Bilirkişiler, yapısal zarara ilişkin olarak, 24 Mayıs 2004 tarihli raporda yer alan tespitleri (yukarıdaki 8. paragraf) kabul etmişlerdir. Bilirkişiler, diğer tazminat taleplerine ilişkin olarak, söz konusu taşınmazdaki değer kaybının 67.411,20 TRY ve başvuranın kira geliri kaybının 3.550 TRY olduğunu değerlendirmişlerdir.
12. Batman Asliye Hukuk Mahkemesi, 7 Mart 2007 tarihinde, başvuranın TÜPRAŞ aleyhine olan taleplerini kısmen kabul etmiştir. Batman Asliye Hukuk Mahkemesi, 24 Mayıs 2004 ve 11 Aralık 2006 tarihli bilirkişi raporlarına dayanarak, başvurana, yapısal zarara ilişkin olarak, 68.341,10 TRY ödenmesine karar vermiştir. Batman Asliye Hukuk Mahkemesi, taşınmazındaki değer kaybı ile ilgili olarak başvurana, talebine bağlı kalarak, 10.000 TRY ödenmesine karar vermiştir. Batman Asliye Hukuk Mahkemesi, bununla birlikte, başvuranın kira geliri kaybına ilişkin taleplerini delil yetersizliğinden reddetmiştir.
13. Yargıtay, başvuranın ve TÜPRAŞ’ın temyiz başvurularının ardından, 13 Ocak 2009 tarihinde, özellikle yukarıda bahsi geçen bilirkişi raporlarının yeterli olmadığını değerlendirerek söz konusu kararı bozmuştur.
14. Dava dosyası daha sonra tekrar Batman Asliye Hukuk Mahkemesine sevk edilmiş ve Batman Asliye Hukuk Mahkemesi, başvuranın uğradığı zararın boyutunun belirlenmesi için yeni bir bilirkişi raporu hazırlanmasına karar vermiştir.
15. Bilirkişiler, 29 Mart 2010 tarihinde, tespitlerini sunmuşlardır. Bilirkişiler, taşınmazda meydana gelen yapısal zararın 41.149,51 TRY olduğunu değerlendirmişlerdir. Bilirkişiler ayrıca, başvuranın taşınmazının değerinin, 40.036 TRY (olayların meydana geldiği dönemde yaklaşık 19.350 avro (EUR)) denk gelecek şekilde %35 oranında düştüğü kanaatine varmışlardır. Dahası, başvuranın kira geliri kaybı 5.325 TRY olarak hesaplanmıştır.
16. Batman Asliye Hukuk Mahkemesi, 13 Mayıs 2010 tarihinde, başvuranın TÜPRAŞ aleyhine olan taleplerini kısmen kabul etmiştir. Batman Asliye Hukuk Mahkemesi, yapısal zarara ilişkin olarak, inşa edilişinden itibaren taşınmazdaki yıpranma payını göz önünde bulundurarak, bilirkişiler tarafından hesaplanan miktarı düzenlemiş ve bu bağlamda, TÜPRAŞ’ın başvurana 40.000 TRY ödemesine karar vermiştir. Batman Asliye Hukuk Mahkemesi dahası, bilirkişiler tarafından belirtildiği üzere, başvuranın taşınmazının %35 oranında değer kaybettiğine hükmetmiştir. Batman Asliye Hukuk Mahkemesi, bununla birlikte, başvuran tarafından talep edilen miktara bağlı kalarak, bu başlık altında başvurana, 10.000 TRY (olayların meydana geldiği dönemde yaklaşık 5.165 EUR) ödenmesine karar vermiştir. Batman Asliye Hukuk Mahkemesi ayrıca, başvurana, kira geliri kaybına ilişkin olarak 5.325 TRY ödenmesine karar vermiştir.
17. Yargıtay, 7 Ekim 2010 tarihinde bu kararı onamıştır. Yargıtay, 20 Ocak 2011 tarihinde, TÜPRAŞ’ın kazar düzeltme talebini reddetmiştir.
İkinci Dava Süreci18. Bu süreçte, başvuran, 7 Aralık 2007 tarihinde, Batman Asliye Hukuk Mahkemesi önünde TÜPRAŞ aleyhine ek bir dava açmıştır ve talebini arttırma hakkını saklı tutarak, patlama sonrasında taşınmazındaki değer kaybına ilişkin olarak ek 38.000 TRY (olayların meydana geldiği dönemde yaklaşık 22.070 EUR) talep etmiştir. Başvuran özellikle, 11 Aralık 2006 tarihli rapora göre (bk. yukarıdaki 11. paragraf), taşınmazındaki değer kaybının 67.411,20 TRY olduğu kanaatine varıldığını ve bu başlık altında kendisinin ilk talebinin 10.000 TRY olduğunu iddia etmiştir.
19. Batman Asliye Hukuk Mahkemesi, 16 Mayıs 2008 tarihinde, zamanaşımına uğradığı gerekçesiyle başvuranın ek tazminat talebini reddetmiştir. Batman Asliye Hukuk Mahkemesi, başvuranın talebinin, Borçlar Kanunu’nun 60 § 1 maddesi kapsamına giren haksız bir fiil ile ilgili olduğunu; ilgili hükümde de mağdurun, zararı ve zarardan sorumlu tarafı öğrenmesinden itibaren bir yıl içerisinde tazminat talebinde bulunması gerektiğinin öngörüldüğünü belirtmiştir. Batman Asliye Hukuk Mahkemesi, başvuranın hâlihazırda söz konusu patlamayla bağlantılı olarak 28 Nisan 2005 tarihinde açmış olduğu bir tazminat davasının bulunduğunu göz önüne alarak, başvuranın söz konusu fiilden ve sorumlu taraftan en geç o tarihe kadar haberdar olmuş olması gerektiğine karar vermiştir. Bu doğrultuda, ek tazminat davası, olayda geçerli olan bir yıllık süre sınırı içerisinde açılmamıştır.
20. Yargıtay, 28 Nisan 2009 tarihinde, başvuranın söz konusu karara karşı yaptığı temyiz talebini reddetmiştir.
21. Yargıtay ayrıca, 16 Eylül 2009 tarihinde, başvuranın karar düzeltme talebini reddetmiştir.
İLGİLİ YASAL ÇERÇEVE VE UYGULAMA
22. İlgili yasal çerçeve ve uygulama, Kurşun (yukarıda anılan, §§ 61-69) davasında kısmen yer almaktadır.
23. Olayların meydana geldiği dönemde yürürlükte olan 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (“mülga Borçlar Kanunu”) 60 § 1 maddesi uyarınca, maddi zarar nedeniyle açılan tazminat davası, zarar gören tarafın, zararı ve failini öğrendiği tarihten itibaren bir sene ya da en geç, zararı doğuran fiilin gerçekleşmesinden itibaren on sene sonra zamanaşımına uğrayacaktır.
24. Bu maddenin ikinci fıkrasında ise tazminat talebi, aynı zamanda ceza hukuku kapsamına giren daha uzun zamanaşımı süresine tabi bir suç teşkil eden bir fiilden kaynaklanmışsa, şahsi tazminat davasına da o zamanaşımı süresinin uygulanacağı öngörülmüştür.
25. Olayların meydana geldiği dönemde yürürlükte olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 74. maddesi uyarınca, hukuk mahkemeleri, tarafların taleplerine bağlıdır ve talep edilenden daha yüksek bir miktara karar veremezler.
26. Bununla birlikte, olayların meydana geldiği dönemde yürürlükte olan haliyle Türk Medeni Hukuku’nda, ilk talebi arttırmanın iki yolu bulunmaktadır. Bunlardan ilki, aynı ihtilaf ile bağlantılı olarak, ek dava açmaktır (bk. Okçu/Türkiye, no. 39515/03, § 26, 21 Temmuz 2009). İkincisi ise, davacıların, aynı dava kapsamında ilk taleplerini arttırmalarına imkân veren usuli bir talep olan ıslah yoludur (ibidem, § 25). Davacıların, bu iki dava yolundan birini kullanmak için, ilk davalarını açtıkları sırada ek tazminat talep etme haklarını saklı tutmaları gerekmektedir. Bununla birlikte, bu şekilde bir hakkı saklı tutma durumu, daha sonra yapılacak bir ek tazminat talebi bakımından kanuni zamanaşımı sürelerinin işleyişini kesmeyecektir, dolayısıyla, ek tazminat talebi, asıl davada geçerli olan süre içinde yapılmalıdır (bk. Akın ve Diğerleri/Türkiye (k.k.), no. 27747/02, §§ 18-20, 29 Ocak 2008).
27. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (“HMK”) 375 § 1 (i) maddesi aşağıdaki gibidir:
“1. Davanın yeniden açılması, aşağıdaki gerekçelerle talep edilebilir:
(...)
(i) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin, [nihai yerel] kararın İnsan Haklarının ve Temel Özgürlüklerin Korunması Sözleşmesi veya ek protokolleri ihlal edilerek verildiğini tespit eden nihai bir karar çıkarması durumunda (...)”
28. HMK’nın 377. maddesi dahası, 375 § 1 (i) maddesinde belirtilen gerekçeyle davanın yeniden açılması için süre sınırının, Mahkemenin kesin kararının bildirilmesinden itibaren üç ay ve her hâlükârda, davayı yeniden açma talebine konu olan yerel mahkeme kararının kesinleştiği tarihten itibaren on yıl olduğunu öngörmektedir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
SÖZLEŞME’NİN 6. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA29. Başvuran, Sözleşme’nin 6 § 1 maddesinin çeşitli ihlallerinden şikâyet etmektedir. Söz konusu maddenin ilgili kısımları aşağıdaki gibidir:
“Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar… konusunda karar verecek olan… bir mahkeme tarafından, adil bir şekilde… görülmesini isteme hakkına sahiptir…”
Başvuran Tarafından Açılan Ek Tazminat Davasının Reddedilmesi30. Başvuran, mülga Borçlar Kanunu’nun 60 § 1 maddesinin yanlış bir yorumuna ve olayların hatalı bir değerlendirmesine dayanılarak, ek tazminat davasının zamanında açılmadığı gerekçesiyle reddedilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkından mahrum bırakıldığından şikâyet etmiştir.
Kabul Edilebilirlik Hakkında31. Mahkeme, başvurunun bu kısmının, Sözleşme’nin 35. maddesinde listelenen başka herhangi bir gerekçeden dolayı ne açıkça dayanaktan yoksun olduğunu ne de kabul edilemez olduğunu kaydetmektedir. Dolayısıyla, başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekmektedir.
Davanın Esası(a) Tarafların Beyanları
32. Başvuran, mülga Borçlar Kanunu’nun 60 § 1 maddesi kapsamında, bir tazminat davasının, hem failin tespitinden hem de görülen zararın mağdur tarafından bilinmesinden itibaren bir yıl içinde açılması gerektiğini belirtmiştir. Başvuran, bu bağlamda, uğradığı zararın tam boyutundan ve sorumlu olanların kimliğinden, olaydan bir süre sonra haberdar olmadığını iddia etmiştir.
33. Başvuran dahası, sadece dava açma işleminin, söz konusu süre sınırını etkileyemeyeceğini, zira bu işlemin, davacının o tarihte failin kimliğini kesin olarak bildiğini kanıtlamadığını ileri sürmüştür. Başvuran, ilk tazminat davasını açtığı tarihte failin kimliğini ve zararın miktarını bilmediği için, ilk taleplerinin reddi hâlinde daha yüksek mahkeme harçları ve karşı tarafın vekâlet ücretlerini ödemek durumunda kalmaktan kaçınmak amacıyla, ilk etapta küçük bir miktar talep etmiştir.
34. Hükümet, iç hukuk uygulamasını yorumlama görevinin ulusal hâkimlere düştüğünü belirtmiştir. Mülga Borçlar Kanunu’nun 60 § 1 maddesi tarafından öngörülen süre sınırı kuralının yorumlanmasında ilgili yerel mahkemeler tarafından yapılan bir keyfilik olmadığı için başvuranın bu yöndeki şikâyeti dördüncü derece mahkemesi şikâyeti niteliğindedir.
35. Hükümet, olaydan sonra haksız fiili işleyen kişinin kimliğinin ve zararın medya aracılığıyla herkes tarafından öğrenildiğini ve dolayısıyla, bölgedeki diğer bazı mülk sahiplerinin sunulan süre sınırı içerisinde TÜPRAŞ’a karşı dava açabildiklerini eklemiştir. Dahası, Hükümete göre, Yargıtay, haksız fiili işleyen kişinin tespit edilebilir olmasının dava açmak için yeterli olduğunu belirtmiştir.
36. Hükümet ayrıca, başvuranın öngörülen süre sınırı içerisinde TÜPRAŞ’a karşı tespit davası açmış olduğunu, ancak açtığı ilk davada cüzi miktarlar talep ettiğini iddia etmiştir. Sonuç olarak, başvuranın zarara sebep olan fiili veya bunun failini bilmediği iddia edilemez.
(b) Mahkemenin Değerlendirmesi
37. Mahkeme, başvuranın şikâyetini, Sözleşme’nin 6 § 1 maddesiyle güvence altına alınan mahkemeye erişim hakkı açısından incelemeyi uygun görmektedir (bk. yukarıda anılan Kurşun, § 93). Bu anlamda Mahkeme, mahkemeye erişim hakkına ilişkin Zubac/Hırvatistan ([BD] no. 40160/12, §§ 76‑79, 5 Nisan 2018) kararında yaptığı içtihata gönderme yapmaktadır. Dahası Mahkeme, belge sunma ya da temyiz başvurusunda bulunma için belirlenen süre sınırı gibi usule ilişkin kuralların yorumuna ve uygulanmasına yönelik anlaşmazlıkların çözümünün öncelikle ulusal makamları ve mahkemeleri ilgilendirdiğini tekrarlamaktadır. Mahkeme’nin görevi, bu tür yorumların yarattığı etkilerin Sözleşme’ye uygunluğunu doğrulamakla sınırlıdır (bk. Tejedor García/İspanya, 16 Aralık 1997, § 31, Karar ve Hükümler Derlemesi 1997 VIII). Mahkeme, buna ek olarak, her davada, söz konusu davaların kendine özgü koşulları ışığında ve Sözleşme’nin 6 § 1 maddesinin konusu ve amacını dikkate alarak bir değerlendirme yapmalıdır (bu davaya uygulanabilirliği ölçüde (mutatis mutandis) bk. Miragall Escolano ve Diğerleri/İspanya, no. 38366/97 ve 9 diğer başvuru, § 36, AİHM 2000 I).
38. Mahkeme, mülga Borçlar Kanunu’nun 60 § 1 maddesince öngörülen süre sınırına göre, bütün haksız fiil iddialarının, zararın ve bu zarardan sorumlu olanların kimliklerinin mağdur tarafından öğrenildiği andan itibaren bir yıl içerisinde ileri sürülmesi gerektiğini gözlemlemektedir. Mahkeme, buna ek olarak, olayların meydana geldiği dönemde geçerli olan iç hukukun, davacılara, taleplerini arttırmak için ıslah ve ek dava olmak üzere iki seçenek sunduğunu gözlemlemektedir (bk. yukarıdaki 26. paragraf). Mahkeme, bununla birlikte, ilk talebi arttırmaya yönelik böyle bir talebin, mülga Borçlar Kanunu’nun 60 § 1 maddesince ilk talebin sunulması için öngörülen aynı bir yıllık süre sınırı içinde yapılması gerektiğini de kaydetmektedir (ibidem).
39. Mahkeme, somut olayda, başvuranın ilk tazminat taleplerini ilgili süre sınırı içinde yaptığını ve patlama nedeniyle taşınmazında meydana gelen yapısal hasarın, değer kaybının ve kira geliri kaybının tazminini talep ettiğini kaydetmektedir. Bununla birlikte, söz konusu ilk dava süresince ilgili mahkemece atanan bilirkişiler tarafından yapılan değerlendirme, başvuranın taşınmazındaki değer kaybının kendisi tarafından iddia edilenden daha yüksek olduğunu göstermiştir. Başvuran, dolayısıyla, bilirkişilerin değerlendirmesi ışığında talebini arttırmak üzere başvuruda bulunmuştur. Bununla birlikte yerel mahkemeler, başvuranın ilk davasını açtığı tarihten itibaren başlayan bir yıllık yasal süre sınırı içinde yapılmadığı gerekçesiyle bu talebi reddetmişlerdir.
40. Mahkeme, süre sınırının ne zaman başlamış olması gerektiğini belirleyecek konumda değildir, zira bu nitelikteki sorular hakkında karar vermek ulusal mahkemelerin görevidir. Mahkeme, bununla birlikte, mevcut davaya özgü koşullar dikkate alındığında, söz konusu süre sınırı kuralının uygulanmasının, başvuranı tam tazminat talebi imkânından mahrum bıraktığını gözlemlemektedir. Bunun sebebi, söz konusu zararın gerçek boyutunun, ilk tazminat davası sırasında bilirkişiler tarafından yapılan değerlendirmeler ile açığa çıkarılması ve ilgili bilirkişi raporunun, başvuranın ilk davayı açmasından yaklaşık bir yıl sekiz ay sonra, yani ilk talebi arttırmak için olan süre sınırının çoktan bittiği 11 Aralık 2006 tarihinde düzenlenmesidir.
41. Mahkeme, bu bağlamda, söz konusu zararın, yani karmaşık bir çevre kirliliği vakası ve sonrasında olan patlama (bk. yukarıda anılan Kurşun kararı, §§ 19 ve 102) sonucu başvuranın taşınmazındaki değer kaybının tespit edilmesinin teknik değerlendirmeler içerdiğini ve dolayısıyla belli bir uzmanlık gerektirdiğini vurgulamaktadır. Batman Asliye Hukuk Mahkemesi, bu nedenle, başvuranın zararının boyutunun belirlenebilmesi için iki ayrı bilirkişi raporu hazırlanmasına karar vermiştir. Bilirkişilerin tespitlerindeki farklılıklar ise mahkemece görevlendirilen bilirkişilerin dahi söz konusu zararın tam miktarının belirlenmesinde zorluklarla karşılaştıklarını göstermektedir. Mahkeme, dolayısıyla konunun karmaşıklığı göz önüne alındığında, başvuranın, ilk davanın başlangıcında, yalnızca ilk tazminat davası sırasında bilirkişiler tarafından yapılan değerlendirmeler ile açığa çıkarılan zararın tamamını bilmesinin beklenemeyeceğini değerlendirmektedir (bu davaya uygulanabilirliği ölçüde (mutatis mutandis) bk. Fatma Nur Erten ve Adnan Erten/Türkiye, no. 14674/11, §§ 29-33, 25 Kasım 2014 ve Mikail Tüzün/Türkiye, no. 42507/06, §§ 22-24, 27 Kasım 2018. Mahkeme, bu davalarda ayrıca, farklı bağlamları olsa da, başvuranın başvurusunu yaptığı sırada maruz kaldığı maddi zararın tam boyutunu bilmesini beklemenin ya da başvuranların, kasıtlı olarak, taleplerini fazla değerlendirmelerini ve daha yüksek mahkeme harçları ödeyerek daha yüksek bir miktar talep etmelerini gerektirmenin makul olmadığına, bunun mahkemeye erişim hakkının orantısız bir şekilde sınırlandırılmasına yol açacağına karar vermiştir). Mahkeme, bununla birlikte, somut olayda ilgili süre sınırı kuralının uygulanmasının, başvuranın davada istenen bilirkişi görüşünden yararlanmasını ve buna bağlı olarak, ilk taleplerini arttırmasını neredeyse imkânsız hale getirdiğini kaydetmektedir.
42. Mahkeme, Hükümet’in, zararın tespit edilmesi için öncesinde tespit davası açmış olsa da başvuranın ilk olarak taşınmazında meydana geldiği iddia edilen değer kaybı için “cüzi bir miktar” talep ettiğini iddia etmesine rağmen, ilgili tespit davasının başvuranın kendisi tarafından değil, üçüncü bir kişi tarafından açıldığını ve söz konusu taşınmazdaki değer kaybını ilgilendirmediğini kaydetmektedir (bk. yukarıdaki 8. paragraf).
43. Mahkeme, yukarıdaki unsurlar ışığında, başvuranın ek dava yoluyla ilk talebini arttırma hakkının, davada yer alan olaylar kapsamında “teorik ve yanıltıcı” kaldığı ve tüm zararı için tazminat talep edemediği kanaatine varmaktadır. Dolayısıyla, Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi kapsamında başvuranın mahkemeye erişim hakkı ihlal edilmiştir.
Sözleşme’nin 6 § 1 Maddesi Kapsamındaki Diğer Şikâyetler44. Başvuran, Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi kapsamında, yerel mahkeme kararlarının gerekçeden yoksun olduğundan ve aynı patlama sonucu taşınmazları zarar gören diğer başvurulara göre çelişkili kararlar verildiğinden şikâyetçi olmuştur. Başvuran ayrıca, bahse konu patlamayla bağlantılı olarak TÜPRAŞ yetkilileri aleyhine de suç isnatları yapılmış olduğunu göz önüne alarak, söz konusu suçlamalara uygulanacak cezai zamanaşımı süresinin, mülga Borçlar Kanunu’nun 60 § 2 maddesi uyarınca ilgili hukuk davalarına da uygulanması gerektiğini ileri sürmüştür.
45. Başvuran, buna ek olarak, 13 Ekim 2017 tarihinde Mahkemeye sunmuş olduğu görüşlerinde, söz konusu hasarın “devam eden” nitelikte olması nedeniyle, tazminat talebinin zamanaşımına uğramış olarak değerlendirilmesinden şikâyet etmektedir.
46. Mahkeme, yukarıdaki 43. paragrafta yer alan tespitini göz önünde bulundurarak, bu şikâyetlerin kabul edilebilirliği veya esasının incelenmesine gerek görmemektedir (bu davaya uygulanabilirliği ölçüde (mutatis mutandis) bk. yukarıda anılan Kurşun kararı, § 106).
SÖZLEŞME’YE EK 1 NO’LU PROTOKOL’ÜN 1. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA47. Başvuran Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi kapsamında (i) Devlet yetkililerinin, patlamayı ve sonucunda taşınmazına gelen hasarı önlemek için gerekli önlemleri almaya ilişkin pozitif yükümlülüklerini yerine getirmemesinden; (ii) taşınmazdaki değer kaybı bilirkişiler tarafından tespit edilmesine rağmen zamanaşımı gerekçesiyle ek dava talebinin reddedilmesinden ve (iii) devam eden sızıntı ve yeni patlamaların meydana gelme riski sebebiyle ilgili tarihte halen yürürlükte olan, patlamadan sonra yetkili makamlar tarafından yapılara ilişkin getirilen kısıtlamaların taşınmazının kullanımını ciddi şekilde kısıtlamasından şikâyet etmiştir.
48. Ayrıca başvuran, Sözleşme’nin 13. maddesi kapsamında, olaydan sonra başlatılan ceza davalarının etkili olmadığını ve özellikle Öneryıldız/Türkiye ([BD] no. 48939/99, AİHM 2004 XII) davasında Mahkeme tarafından ortaya konulan kriterler ile uyumlu olmadığını ileri sürmüştür.
49. Hükümet, diğerlerinin yanı sıra (inter alia), başvuran mülkiyet hakkına yapıldığını iddia ettiği ihlalden sorumlu tuttuğu Devlet yetkililerine karşı idari dava açmadığı için, Sözleşme’nin 35 § 1. maddesi kapsamında iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle, başvuranın bu başlık altındaki şikâyetlerinin kabul edilemez olduklarına karar verilmesi gerektiğini ileri sürmüştür.
50. Başvuran iddialarını sürdürmüş ve özellikle, Devlet yetkililerine karşı açılan herhangi bir davanın bu şartlar altında başarısızlığa mahkûm olacağını ileri sürmüştür.
51. Mahkeme, başvuranın bu başlık altındaki şikâyetlerinin yalnızca Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi kapsamında incelenmesi gerektiği kanısındadır (bk. yukarıda anılan Kurşun kararı, § 109).
52. Mahkeme, başvuranın sadece ceza davalarında bulunduğunu iddia ettiği eksikler dolayısıyla uygun telafi edici önlemlerden yoksun bırakıldığına dair şikâyeti ile ilgili olarak, aynı olayı ilgilendiren Kurşun (yukarıda anılan karar, § 125) davasında benzer bir şikâyeti hâlihazırda incelediğini ve açıkça dayanaktan yoksun olması sebebiyle kabul edilemez olduğuna karar verdiğini hatırlatmaktadır.
53. Mahkeme, somut olayda farklı bir sonuca varmasını gerektirecek herhangi bir sebep bulunmadığı kanısındadır. Mahkeme, başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olduğu ve Sözleşme’nin 35. maddesinin 3 (a) ve 4. fıkraları uyarınca reddedilmesi gerektiği sonucuna varmaktadır.
54. Mahkeme, başvuranın TÜPRAŞ’ın olaydaki direkt sorumluluğuna ve taşınmazındaki değer kaybına karşı şirketten ek tazminat alamamasına dair şikâyetlerine ilişkin olarak, Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi kapsamında yer alan sonuçları dikkate alarak bu şikâyetlerin kabul edilebilirliği veya esasına yönelik inceleme yapılmasına gerek olmadığını değerlendirmektedir (bk. yukarıdaki 43. paragraf ve ayrıca, yukarıda anılan Kurşun kararı, § 128).
55. Mahkeme, başvuranın Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi kapsamındaki diğer şikâyetleri ile ilgili olarak, ilgili kamu makamlarına karşı idari dava açılmadığı için iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle benzer şikâyetlerin hâlihazırda kabul edilemez olduklarına karar verdiğini kaydetmektedir (yukarıda anılan Kurşun kararı, §§ 129-132).
56. Mahkeme, somut olayda, bu tespitinden ayrılmasını gerektirecek herhangi bir sebep bulunmadığı kanısındadır. Mahkeme, iç hukuk yollarının tüketilmemesi nedeniyle, başvurunun bu kısmının Sözleşme’nin 35 §§ 1 ve 4. fıkraları uyarınca reddedilmesi gerektiği sonucuna varmaktadır.
SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI57. Sözleşme’nin 41. maddesi aşağıdaki gibidir:
“Eğer Mahkeme bu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Taraf’ın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarını ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder.”
58. Başvuran, hâlihazırda aldığı tazminat miktarı düşülerek, taşınmazında meydana gelen değer kaybının tazmin edilmesi için maddi tazminat olarak 20.740 EUR ve manevi tazminat olarak 40.000 EUR talep etmiştir. Başvuran ayrıca, yerel yargılamalarda ödemesine karar verilen mahkeme harçları ve diğer yargılama giderleri için 4.034 EUR ve avukatlık masrafları ve yerel mahkemeler ve Mahkeme önünde gerçekleşen diğer masraf ve giderler için 6.551 EUR talep etmiştir. Başvuran, taleplerini desteklemek üzere, avukatının altmış saatlik hukuki çalışma yürüttüğünü gösteren zaman çizelgesini Mahkemeye ibraz edilen başvuruda sunmuştur. Diğer giderler ise herhangi bir belgeyle desteklenmemiştir.
59. Hükümet, bu tazminat taleplerini dayanaksız ve aşırı bularak taleplere itiraz etmiştir. Hükümet, Mahkemenin Sözleşme’nin ihlal edildiğine karar vermesi durumunda, bu ihlalin en uygun telafisinin, tazminat davalarının tekrar başlatılmasının talep edilmesi olacağını eklemiştir.
60. Mahkeme, somut olayda olduğu gibi, bir kişinin Sözleşme’nin 6. maddesinin gerekliliklerinin ihlalinden mağdur olduğu bir durumda, kişinin talep etmesi halinde yeniden yargılamanın ya da davanın yeniden açılmasının, ilke olarak, ihlali gidermek için uygun bir yol olduklarını kaydetmektedir (bk. Aksis ve Diğerleri/Türkiye, no. 4529/06, § 64, 30 Nisan 2019). Mahkeme, somut olaya dönüldüğünde, HMK’nın 377. maddesinin, davanın yeniden açılması başvurusunda bulunmak için, davaya konu olan yerel mahkeme kararının kesinleştiği tarihten itibaren başlayan on yıllık bir süre sınırı öngördüğünü kaydetmektedir (bk. yukarıdaki 28. paragraf). Mahkeme, bu bağlamda, Yargıtay’ın şikâyet edilen davaya ilişkin kesin kararından itibaren on yıldan fazla bir sürenin geçtiğini gözlemlemektedir (bk. yukarıdaki 21. paragraf). Dolayısıyla Mahkeme, başvuranın bu yönde bir başvuru yapmayı tercih etmesi halinde, başvurusunu HMK’nın 377. maddesinde öngörülen on yıllık süre sınırı içinde yapmadığı gerekçesiyle, başvurana davayı yeniden açma imkânının verilmeme ihtimalinin olduğunu kaydetmektedir (bk. yukarıda anılan Aksis ve Diğerleri kararı, § 64 ve Şamat/Türkiye, no. 29115/07, § 72, 21 Ocak 2020).
61. Mahkeme ayrıca, Sözleşme’nin 6 § 1 maddesinin ihlali söz konusu olmasaydı şikâyet edilen dava sonuçlarının ne olacağı hususunda tahminde bulunamayacağını ve aynı zamanda, başvuranın ek tazminata ilişkin taleplerinin esaslarının incelenmemesi sebebiyle gerçek bir imkândan yoksun bırakıldığı çıkarımında bulunmanın dayanaksız olmadığını kaydetmektedir (bk. yukarıda anılan Aksis ve Diğerleri, § 65). Buna ek olarak Mahkeme, başvuranın, Sözleşme’nin ihlal edilmesinin tespitiyle yeterince tazmin olunamayacak derecede manevi zarara uğradığı kanaatindedir.
62. Dolayısıyla Mahkeme, davaya konu olan kararın kesinleşmesini müteakip on yıl sonra davanın yeniden açılmasına izin vermeyen iç hukuk hükümlerini dikkate alarak ve tespit edilen ihlalin niteliğini göz önünde bulundurarak, hakkaniyet temelinde, tüm tazmin başlıkları kapsayacak şekilde başvurana toplam 7.000 EUR verilmesine karar vermektedir.
63. Mahkeme, başvuran tarafından yapılan masraf ve giderlere ilişkin olarak, elinde bulunan belgeleri ve içtihadı dikkate alarak, tüm başlıklar altında gerçekleşen masraflar için başvurana 3.000 EUR ödenmesinin uygun olduğu kanaatindedir.
64. Mahkeme, gecikme faizinin Avrupa Merkez Bankasının marjinal faiz oranına üç puan eklenmek suretiyle elde edilecek oran üzerinden hesaplanmasının uygun olduğu kanaatindedir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE,
Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi kapsamında mahkemeye erişim hakkının ihlaline yönelik şikâyetin kabul edilebilir olduğuna;Başvuranın mahkemeye erişim hakkının ihlâl edildiği gerekçesiyle, Sözleşme’nin 6 § 1 maddesinin ihlal edildiğine;Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi kapsamında yapılan şikâyetlerin kalan kısmının kabul edilebilirliği veya esasının incelenmesine gerek olmadığına;Sözleşme’ye ek 1 No’lu Protokolün 1. maddesi kapsamında, olaydan TÜPRAŞ’ın direkt sorumluluğuna ve başvuranın söz konusu olay sonucunda taşınmazında meydana gelen değer kaybı için TÜPRAŞ’tan ek tazminat alamamasına yönelik şikâyetlerin kabul edilebilirliği veya esasının incelenmesine gerek olmadığına;Sözleşme’ye ek 1 No’lu Protokolün 1. maddesi kapsamındaki şikâyetlerin kalan kısmının kabul edilmez olduğuna;(a) Davalı Devlet tarafından, başvurana, kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden davalı Devletin ulusal para birimine çevrilmek üzere:
(i) Ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, maddi ve manevi tazminat olarak 7.000 EUR (yedi bin avro) ödenmesine;
(ii) Başvuran tarafından ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, masraf ve giderler için 3.000 EUR (üç bin avro) ödenmesine;
(b) Söz konusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödeme tarihine kadar, bu tutarlara Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan marjinal kredi faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
Adil tazmine ilişkin geri kalan taleplerin reddine karar vermiştir.İşbu karar İngilizce dilinde tanzim edilmiş olup, Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca 27 Nisan 2021 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
{signature_p_2}
Hasan Bakırcı Valeriu Griţco
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan