AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
DOĞUDAN/TÜRKİYE
(Başvuru No. 12256/21)
KARAR
STRAZBURG
26 Eylül 2023
İşbu karar kesinleşmiştir. Bazı şekli düzeltmelere tabi tutulabilir.
Doğudan/Türkiye davasında,
Başkan
Egidijus Kūris,
Hâkimler
Pauliine Koskelo,
Frédéric Krenc
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Dorothee von Arnim’in katılımıyla Komite halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan davanın temelinde bulunan ve İstanbul Barosuna bağlı Avukat F. Durak tarafından temsil edilen, İstanbul’da ikamet eden ve 1962 doğumlu bir Türk vatandaşı olan Hasan Doğudan’ın (“başvuran”), 11 Şubat 2021 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca Mahkemeye yapmış olduğu başvuruyu (no. 12256/21),
Başvurunun, Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Dairesi Başkanı Hacı Ali Açıkgül tarafından temsil edilen Türk Hükümetine (“Hükümet”) bildirilmesine ilişkin kararı,
Hükümet görüşlerini,
Hükümetin başvurunun bir komite tarafından incelenmesine ilişkin itirazının Mahkeme tarafından reddedildiği kararı dikkate alarak,
5 Eylül 2023 tarihinde kapalı oturumda gerçekleştirilen müzakerelerin ardından söz konusu tarihte aşağıdaki kararı vermiştir:
DAVANIN KONUSU Başvuru, başvuranın Facebook hesabında paylaştığı bir mesaj nedeniyle cezaya mahkûm edilmesiyle ilgilidir. Başvuran, 2018 yılı Ekim ayında, Facebook hesabında M.R.H.nin bir fotoğrafını ve “Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Başkanı R.H.: Piyasada gözle görülür yavaşlama var, para dönmüyor” başlıklı bir basın makalesinin linkini paylaşmıştır. Paylaşımda aşağıdaki metine yer verilmiştir:
İnsanları donlarına kadar soydunuz (...) hala da soyuyorsunuz (...) mahvettiniz herkesi, değil mi [?] (...)” Başvuran, söz konusu paylaşım nedeniyle hakaret suçundan hakkında başlatılan ceza yargılamasının sonunda, İstanbul Asliye Ceza Mahkemesi (“Asliye Ceza Mahkemesi”) tarafından, Ceza Kanunu’nun 125. maddesi uyarınca 1.740 Türk lirası (ilgili tarihte yaklaşık 250 avro) adli para cezasına mahkûm edilmiştir. Asliye Ceza Mahkemesi, başvuranın, M.R.H. hakkında yukarıda belirtilen sözleri kamuya açık bir şekilde sarf ederek (yukarıdaki 2. paragraf), söz konusu kişiye, onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte bir fiil isnat ettiği ve sonuç olarak, kendisine atfedilen suçu işlediği kanaatine varmıştır. Anayasa Mahkemesi, somut olayda, Anayasa’da öngörülen hak ve özgürlüklere herhangi bir müdahale olmadığı ve her hâlükârda, bu müdahalenin ihlal teşkil etmediği kanaatine vararak, başvuranın bireysel başvurusunun açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
MAHKEMENİN DEĞERLENDİRMESİ Başvuran, Sözleşme’nin 10. maddesini ileri sürerek, cezaya mahkûm edilmesinin, ifade özgürlüğü hakkını ihlal ettiğini iddia etmektedir. Mahkeme, önemli bir zararın bulunmadığı bağlamındaki ön itiraza ilişkin olarak, Hükümet gibi, başvurana verilen para cezasının miktarının çok yüksek olmadığını kaydetmektedir (yukarıdaki 3. paragraf). Bununla birlikte, Mahkeme, nispeten hafif miktarına rağmen, söz konusu para cezasının, özellikle cezai niteliği göz önüne alındığında, başvuranın ifade özgürlüğü hakkını kullanması üzerinde caydırıcı bir etkisi olabileceğini değerlendirmektedir (Ömür Çağdaş Ersoy/Türkiye, no. 19165/19, § 59, 15 Haziran 2021 ve karada yer alan atıflar). Mahkeme dolayısıyla, bu itirazı reddetmektedir. Mahkeme, Hükümetin başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olduğu yönündeki itirazına ilişkin olarak, bu itiraza yönelik ileri sürülen argümanların başvurunun esasının incelenmesini gerektiren hususlar ortaya çıkardığı kanaatine varmaktadır. Mahkeme, öte yandan, başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve Sözleşme’nin 35. maddesinde öngörülen başka bir gerekçeyle kabul edilemez olmadığını tespit ederek, başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar vermektedir. Başvuranın cezaya mahkûm edilmesi ifade özgürlüğü hakkını kullanmasına yönelik bir müdahale teşkil etmektedir (bk. bu davaya uygulanabildiği ölçüde (mutatis mutandis), yukarıda anılan Ömür Çağdaş Ersoy, § 40). Söz konusu müdahalenin, Ceza Kanunu’nun 125. maddesi olmak üzere yasal bir dayanağı vardı (yukarıdaki 3. paragraf). Mahkeme ayrıca, söz konusu müdahalenin özellikle başkalarının saygınlığını veya haklarını korumak meşru amacını izlediğini de kabul edebilir (Vedat Şorli/Türkiye, no. 42048/19, § 42, 19 Ekim 2021). Mahkeme, müdahalenin gerekliliğiyle ilgili olarak, özel hayatın ve ifade özgürlüğünün korunması konuları bağlamındaki genel ilkeleri hatırlatmaktadır. Bu ilkeler, özellikle Couderc ve Hachette Filipacchi Associés/Fransa ([BD], no. 40454/07, §§ 83-93, AİHM 2015 (özetler)) ve Tarman/Türkiye (no. 63903/10, §§ 36-38, 21 Kasım 2017) kararlarında özetlenmiştir. Somut olayda, ulusal mahkemelerin kararları, Mahkemenin içtihatlarında belirtilen ilgili kriterler uyarınca, başvuranın ifade özgürlüğü hakkı ile karşı tarafın özel hayata saygı hakkı arasında yeterli bir denge kurduklarını tespit etmeyi mümkün kılmamaktadır (yukarıda anılan kararlar Couderc et Hachette Filipacchi Associés, § 93 ve Tarman, § 38). Nitekim Asliye Ceza Mahkemesi, başvuranın, karşı tarafa, onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte bir fiil isnat ettiğini belirtmekle yetinmiştir (yukarıdaki 3. paragraf). Anayasa Mahkemesi ise, somut olayda genel olarak, Anayasa’da öngörülen hak ve özgürlüklere yönelik müdahalenin olmadığı ve her hâlükârda, söz konusu müdahalenin ihlal teşkil etmediği kanaatine varmıştır (yukarıda 4. paragraf). Mahkeme ayrıca, ulusal mahkemelerin kararlarının, başvurana verilen cezai yaptırımın orantılılığını incelemediğini kaydetmektedir. Mahkeme, her hâlükârda, başvuranın ifade özgürlüğü hakkının kullanımına yapılan müdahale ile ilgili kişinin itibarının korunması meşru amacı arasında makul bir orantılılık ilgisi bulunmadığı kanaatindedir (bk. bu davaya uygulanabildiği ölçüde (mutatis mutandis), yukarıda anılan Ömür Çağdaş Ersoy, § 63). Dolayısıyla, Sözleşme’nin 10. maddesi ihlal edilmiştir.
SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA Başvuran, esas hakkında görüşlerini sunması için kendisine verilen süre içerisinde adil tazmin talebinde bulunmamış veya başvuru formunda belirtilen talebi yinelememiştir. Dolayısıyla Mahkeme, başvurana bu bağlamda herhangi bir miktar ödenmesine gerek olmadığı kanaatindedir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE,Başvurunun kabul edilebilir olduğuna;Sözleşme’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine karar vermiştir.
İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca 26 Eylül 2023 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Dorothee von Arnim Egidijus Kūris
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan
Full & Egal Universal Law Academy