Olaylar – Dava, İrlanda’da Özel Ceza Mahkemesi nezdinde, İrlanda Cumhuriyet Ordusuna (IRA) üye olduğu gerekçesiyle yargılanan ve mahkum edilen başvuran hakkındaki yargılamaların adilliği ile ilişkilidir. Başvuran hakkındaki mahkumiyet kararı, diğerlerinin yanı sıra, başkomiserin polis ve sivil kaynaklardan aldığı gizli bilgilere dayalı olarak, başvuranın İrlanda Cumhuriyet Ordusu üyesi olduğuna inandığı şeklindeki yeminli ifadesine dayandırılmıştır. Başkomiser, bu düşüncesine dayanak teşkil eden kaynakları belirtmesi istendiğinde, ilgili kaynakları ifşa etmenin insanların hayatlarını ve Devletin güvenliğini tehlikeye sokacağı gerekçesiyle kendisine muafiyet sağlanmasını talep ederek, bu isteği reddetmiştir. Özel Ceza Mahkemesi başkomiserin bu düşüncesine gerekçe teşkil eden ilgili tüm kaynakları belgelendirmesi talimatını vermiş ve sonrasında, başkomiserin başvurana ilişkin kanaatinin güvenirliğini saptamak amacıyla bu belgeleri incelemiştir. Ne kovuşturma makamının ne de davalı tarafın söz konusu gizli belgelere erişimi olmamıştır. Başvuran, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yaptığı başvurusunda, ilgili belgelerin ifşa edilmemesinin, savunma haklarını ciddi anlamda kısıtlaması bakımından adil yargılanma hakkına halel getirdiğinden şikayetçi olmuştur.
Hukuki Değerlendirme – Madde 6 § 1: Al-Khawaja ve Tahery / Birleşik Krallık[1] kararında belirtilmiş olan genel ilkeler doğrultusunda, muafiyet sağlanması talebinin onaylanmasının gerekli olup olmadığı; ifşa edilmemiş olan delillerin mahkumiyet kararına dayanak teşkil eden tek ve belirleyici unsur olup olmadığı; ve bütünüyle değerlendirildiğinde yargılamaların adilliğinin sağlanması için etkili usuli korumaların varlığı da dahil olmak üzere, yeterli nitelikte dengeleyici etkenin bulunup bulunmadığı şeklinde ele alınması gereken üç husus söz konusudur.
Mahkeme, ilk hususla ilgili olarak, muafiyet sağlanmasına, diğer bir deyişle Devlet güvenliğinin ve IRA’nın intikam alma ihtimaline karşı tehlikede olan muhbirlerin etkili bir şekilde korunması ile ağır ve karmaşık suça dair etkin bir kovuşturma yürütülmesine dair gerekçelerin mecburi ve kanıtlanmış olduğu, dolayısıyla kaynakları ifşa etmemenin bu nedenle gerekli olduğu kanaatine varmıştır. İkinci hususa dair, ifşa edilmemiş delillerin mahkumiyet kararına dayanak teşkil eden tek ve belirleyici unsur olmadığını; zira, yargılamayı yapan mahkemenin iddia makamından elli tanığın daha beyanlarını dinlediğini ve önünde “önemli” nitelikte doğrulayıcı belgelerin yer aldığını belirtmiştir.
Yargılamayı yapan mahkeme, muafiyet verilmesi hususunun savunma tarafına yol açtığı olumsuz durumun dengelenmesi amacıyla yeterli usuli koruma sağlanıp sağlanmadığına ilişkin olarak bir dizi tedbir uygulamıştır. Bu tedbirler kapsamında, başkomiserin başvuranın IRA üyesi olduğu düşüncesinin yeterliliğini ve güvenilirliğini değerlendirmek amacıyla, başkomiserin kaynaklarının dayandırıldığı belgeleri incelemiş; ifşa edilmemiş belgelerin savunma tarafıyla ilgililiğini ya da ilgili olma ihtimalini araştırmış ve gizli tutulması halinde kamunun menfaatine karşı, ifşa edilmesi halinde sanığın menfaatini değerlendirirken adillik ilkesinin gerekliliklerine özellikle önem göstermiş; son olarak, başkomiserin sunduğu delilleri değerlendirirken belgelere ilişkin kendi yaptığı inceleme sonucu elde etmiş olduğu hiçbir bilgiyi dikkate almamış ve başvuran hakkındaki mahkumiyet kararını sadece başkomiserin sunduğu delillere dayandırmamıştır.
Yargılamayı yapan mahkeme tarafından alınan tedbirlere ilave olarak, bir kimsenin bir yöndeki “düşüncesinin” delil olarak kabul edilmesine olanak sağlayan yasalar, bu türden görüşlerin yalnızca yüksek rütbeli polis memurlarından gelmesi halinde delil kabul edileceğini, mahkemeler tarafından kati nitelikli fiili delil olmaktan ziyade bir düşünce ya da fikir olarak değerlendirileceğini ve savunma tarafının başkomiserin bu tutumunun ve güvenilirliğinin test edilmesi için kaynaklarının niteliğini, muhbirleri tanıyıp tanımadığını ya da bu kişilerle şahsi olarak görüşüp görüşmediğini ve bu türden istihbarat toplamadaki tecrübesini sorma gibi çeşitli yollarla çapraz sorgu gerçekleştirebilmesini teminat altına almıştır.
Bu nedenle, genel açıdan ve Mahkemenin görevinin yargılamaların bir bütün olarak adil olup olmadığının tespiti olduğu göz önünde bulundurulduğunda; delil olarak kabul edilen düşünce dışındaki diğer delillerin ağırlığı, dengeleyici güvenceler ve etkenler ile bir araya geldiğinde, başkomiserin düşüncesine temel oluşturan kaynakların ifşasına dair muafiyet sağlanmasının başvuran hakkındaki yargılamaların adilliğine halel getirmediği sonucuna varmak için yeterli olduğunun değerlendirilmesi gerekmektedir.
Sonuç : ihlal yok (oybirliğiyle).
[1]Bakınız, Al-Khawaja ve Tahery / Birleşik Krallık [BD], 26766/05 ve 22228/06, 15 Aralık 2011, 147 Sayılı Bilgi Notu.
Full & Egal Universal Law Academy