AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
DIRAMA / TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru no. 20797/07)
KARAR
STRAZBURG
13 Kasım 2018
İşbu karar kesin olup bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
Dırama / Türkiye davasında,
Başkan,
Ledi Bianku,
Hâkimler,
Jon Fridrik Kjølbro,
Ivana Jelić,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla Komite hâlinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
16 Ekim 2018 tarihinde gerçekleştirilen kapalı müzakereler sonrasında,
Aynı tarihte kabul edilen aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan davanın temelinde, bir Türk vatandaşı olan Nazlı Dırama’nın (“başvuran”) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (“AİHM” veya “Mahkeme”), İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca, 1 Mayıs 2007 tarihinde yapmış olduğu (20797/07 no.lu) başvuru bulunmaktadır.
2. Başvuran, Aksaray Barosuna bağlı olarak görev yapan Avukat H. Genç tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (“Hükümet”), kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuru, 20 Haziran 2017 tarihinde Hükümete bildirilmiştir.
4. Hükümet, başvurunun bir Komite tarafından incelenmesine itiraz etmiştir. Mahkeme, Hükümet’in itirazını değerlendirdikten sonra reddetmiştir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
5. Başvuran 1967 doğumlu olup, Muğla’da ikamet etmektedir.
6. Başvuran, belirtilmeyen bir tarihte, vadesi geçmiş nafakayı ve birikmiş faizi tahsil etmek için eski eşi G.F.’ye karşı icra müdürlüğü aracılığıyla bir ödeme emri çıkartmıştır.
7. G.F., 9 Mart 2006 tarihinde, söz konusu emre itiraz etmiş ve başvuran aleyhine Datça İcra Mahkemesine dava açmıştır. G.F., mahkemeden, söz konusu ödemeleri tam olarak yaptığı gerekçesiyle ödeme emrinin hükümsüz olduğunu ilan etmesini talep etmiştir.
8. G.F.’nin temsilcisi, ilk duruşmada, mahkemeden, G.F.’nin yapmış olduğu ödemelerin iddia edilen borca karşılık gelip gelmediğini belirlemek üzere bir bilirkişi raporu çıkarmasını talep etmiştir. Mahkeme, bilirkişi raporunun istenip istenmeyeceği konusuna ilişkin incelemesini, 10 Mayıs 2006 tarihinde yapılacak duruşmaya kadar ertelemiştir.
9. Söz konusu duruşmada, başvuranın temsilcisi, hâlihazırda ödenmiş olan miktarların belirlenmesine ilişkin olarak bir bilirkişi atanmasını mahkemenin takdirine bırakmıştır. Bu nedenle, mahkeme, bilirkişi atanmasına hükmetmiş ve 7 Haziran 2006 tarihi için başka bir duruşmanın gerçekleştirilmesini öngörmüştür.
10. Bu arada, ancak 7 Haziran 2006 tarihli duruşmadan önce, başvuranın temsilcisi, başka yerde planlanmış bir duruşması olduğu için söz konusu duruşmadan muaf tutulmayı talep etmiştir.
11. Mahkeme, planlandığı şekilde duruşmayı yapmış, ancak başvuranın temsilcisinin bu duruşmadan muaf tutulduğunu not etmiştir. Mahkeme, söz konusu duruşmada, dava dosyasında bilirkişi raporunun sunulduğunu kaydetmiş ve G.F.’nin yasal temsilcisinin huzurunda bilirkişi raporunun içeriğini okumuştur. G.F.’nin yasal temsilcisi, mahkemeden, ilgili tüm nafakaların ödendiği sonucuna varan bilirkişi raporundaki tespitler uyarınca karar vermesini talep etmiştir. Mahkeme, duruşmada bulunmayan tarafa bildirimde bulunulmasına karar vererek 21 Haziran 2006 tarihi için bir duruşma yapılmasını planlamıştır.
12. Mahkeme, 21 Haziran 2006 tarihindeki son duruşmasında, söz konusu bilirkişi raporuna dayanarak başvuran aleyhine karar vermiştir. Ne başvuran ve ne de temsilcisi duruşmada hazır bulunmuştur. Duruşmanın dökümlerinde, Mahkemenin başvuranın temsilcisine zamanında bildirim yapılıp yapılmadığını gösteren hiçbir tespit bulunmamaktadır.
13. Başvuranın temsilcisi, 31 Temmuz 2006 tarihinde, Yargıtay’a temyiz başvurusunda bulunmuş ve 21 Haziran 2006 tarihli duruşmanın tebligatının kendisine sadece 26 Haziran 2006 tarihinde yapıldığını ve bu durumun, kendisinin ve müvekkilinin duruşmaya katılma ve bilirkişi raporunun tespitlerine ilişkin beyanlarını sunma fırsatını kaçırmalarına neden olduğunu ileri sürmüştür. Başvuranın temsilcisi, bu bağlamda, bilirkişinin yaptığı hesaplamaların hatalı olduğu ve dava dosyasındaki banka transferi dökümleriyle örtüşmediği açıklamasında bulunmuştur.
14. Yargıtay, 5 Aralık 2006 tarihinde, başvuranın iddialarına yanıt vermeksizin 21 Haziran 2006 tarihli kararı onamıştır.
15. Başvuranın bu karara karşı yaptığı düzeltme talebi, 13 Mart 2007 tarihinde reddedilmiştir.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK
16. Olaylar sırasında yürürlükte olan Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun(Kanun no. 1086) ilgili kısımları aşağıdaki gibidir:
73. madde
“Kanunun gösterdiği istisnalar haricinde hakim her iki tarafı istima veyahut iddia ve müdafaalarını beyan etmeleri için kanuni şekillere tevfikan davet etmedikçe hükmünü veremez.”
283. madde
“Hakim raporda noksan ve müphem gördüğü cihetleri itmam ve izah için ehlivukufa yeni sualler tertip edebilir. İki taraf dahi noksan ve müphem cihetler hakkında ehlivukuftan izahat alınmasını raporun kendilerine tebliği tarihinden bir hafta zarfında hakimden tahriren talep edebilirler.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. SÖZLEŞME’NİN 6 § 1 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
17. Başvuran, tebligatın geç yapılması sonucunda, ilk derece mahkemesinin kararını dayandırdığı bilirkişi raporuna ilişkin yorum yapma olanağından yoksun bırakıldığından şikâyetçi olmuştur. Başvuran, ilgili kısmı aşağıdaki gibi olan, Sözleşme’nin 6 § 1 maddesini dayanak göstermiştir:
“Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ... konusunda karar verecek olan, ... bir mahkeme tarafından, adil bir şekilde ve kamuya açık olarak ... görülmesini isteme hakkına sahiptir ...”
18. Hükümet bu iddiaya itiraz etmiştir.
A. Kabul Edilebilirlik Hakkında
19. Mahkeme, başvurunun, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının (a) bendi kapsamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ifade etmiştir. Ayrıca kabul edilemezliğe ilişkin başka herhangi bir gerekçe de bulunmadığını kaydetmektedir. Dolayısıyla, şikâyetin kabul edilebilir olduğu beyan edilmelidir.
B. Esas Hakkında
20. Başvuran iddialarını sürdürmüştür.
21. Hükümet, 21 Haziran 2006 tarihli duruşmanın bildiriminin zamanında yapılmadığı hususuna itiraz etmemiştir. Bununla birlikte, Hükümet, söz konusu bilirkişi raporunun, o tarihten önce başvuranın erişiminde olduğunu iddia etmiştir. Bu bağlamda, Hükümet, başvuranın bizzat bilirkişi raporunu aldığını yazılı olarak belirttiği 10 Mayıs 2006 tarihli duruşma tutanaklarının bir nüshasını sunmuştur. Bu doğrultuda, Hükümet, başvuranın söz konusu tarihten itibaren bir hafta içerisinde rapora karşı itirazlarını sunabilmesinin mümkün olduğunu ileri sürmüştür. Bununla beraber, Hükümet, bilirkişinin tespitlerinin sadece başvuranın hesabına yatırılan para miktarının belirlenmesiyle ilgili olduğunu ve önceden başvurana bildirilen başka bir hususla ilgili olmadığını iddia etmiştir. Bu nedenle, başvuranın yorumlarına ihtiyaç duyulduğu söylenemez. Son olarak, Hükümet, başvuranın temyiz başvurusunda rapora karşı itirazlarını ileri sürme fırsatının bulunduğunu iddia etmiş ve Yargıtay, bunları dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle reddetmiştir.
22. Mahkeme, silahların eşitliği ilkesinin, davanın taraflarından her birine, davasını, kendisini diğer taraf karşısında önemli ölçüde dezavantajlı bir duruma düşürmeyecek koşullar altında sunması için makul bir olanak sağlanmasını gerektirdiğini hatırlatır (bk. Dombo Beheer B.V./Hollanda, 27 Ekim 1993, § 33, A Serisi no. 274 ve Avotiņš/Letonya [BD], no. 17502/07, § 119, 23 Mayıs 2016). Davanın taraflarından her birine, diğer taraf tarafından yapılan beyanlara veya gösterilen delillere ilişkin bilgi sahibi olma ve yorum yapma olanağı verilmelidir. Bu durumda mevzubahis olan konu, diğer hususların yanı sıra, davanın taraflarının, adaletin işleyişine duyduğu ve dosyada yer alan her belge hakkında görüşlerini ifade etme imkânına sahip olduklarını bilmelerine dayanan güvendir (bk. Beer/Avusturya, no. 30428/96, § 17-18, 6 Şubat 2001).
23. Sözleşmenin 6. maddesi, mahkeme postasının tebliğinin belirli bir türünü öngördüğü şeklinde yorumlanamaz (bk., örneğin, Bogonos/Rusya(k.k.), no. 68798/01, 5 Şubat 2004, ve Bats/Ukrayna(k.k.), no. 59927/08, § 37,24 Ocak 2017). Yerel mercilerin kusursuz bir şekilde işleyen bir posta sistemi sağlaması da gerekmemektedir (bk. Zagorodnikov/Rusya, no. 66941/01, § 31, 7 Haziran 2007). Nitekim yetkililerin davanın taraflarından birine duruşmaya katılma hakkını kullanma olanağına sahip olacağı şekilde duruşma bildirimde bulunmaması, belirli koşullarda, 6 § 1 maddesi kapsamındaki konuları ortaya atabilir (bk. Nikoghosyan ve Melkonyan/Ermenistan, no. 11724/04 ve 13350/04, § 37, 6 Aralık 2007). Mahkeme, adaletin tecelli etmesi adına, bir davacıya, hem duruşma tarihi ve yerini öğrenmesi hem de davasını hazırlaması ve duruşmaya katılması için yeterli zamana sahip olacağı şekilde duruşmanın bildirilmesi gerektiği kanaatindedir. Bir tebliğ yazısının başvurana zamanında ulaşmayacağı inancıyla resmi olarak gönderilmesi, Mahkeme tarafından uygun tebligat olarak düşünülemez(bk. Fridman/Litvanya, no. 40947/11, § 26, 24 Ocak 2017 ve burada anılan davalar).
24. Somut davada, 21 Haziran 2006 tarihinde gerçekleşecek olan duruşmanın tebligatının başvuranın temsilcisine zamanında ulaşmadığı tartışmasızdır. Ayrıca, mahkemenin söz konusu duruşmada bilirkişi raporu temelinde davaya ilişkin kararını verdiği de tartışmasızdır. Söz konusu bilirkişi raporunun sadece başvuranın temsilcisinin muaf tutulduğu önceki duruşmada verilmesi nedeniyle başvurana iddialarını sunması için pratik ve etkili bir olanağın sağlandığı söylenemez. Hükümetin başvuranın kendisinin her halükarda söz konusu bilirkişi raporunu aldığına dair iddiasına ilişkin olarak(bk. yukarıda 21. paragraf), Mahkeme, başvuranın yerel mahkemenin yazı işleri müdürlüğünden raporun nüshasını tam olarak ne zaman aldığına dair hiçbir bulgunun olmadığını gözlemlemektedir. Zira başvuranın raporun nüshasını aldığına dair bildirisi, mahkemenin bilirkişi raporu talep eden kararından önceki bir tarih olan 10 Mayıs 2006 tarihli duruşma tutanaklarında belirtilmişti. Bu nedenle, Mahkeme, sadece bu husustan hiçbir sonucunun çıkarılamayacağı kanaatindedir. Önemli olan husus, başvuranın tebligatın geç yapılması nedeniyle rapora ilişkin yorumlarını sunma fırsatını kaçırmasıyla birlikte diğer tarafın söz konusu fırsata sahip olmasıydı. Yargıtay tarafından başvuranın itirazını reddettiği zaman verilen genel gerekçelerde, başvuranın mahkemeye beyanda bulunma fırsatını kaybetmesiyle sonuçlanan söz konusu duruşmanın zamanında bildirilmemesi hakkındaki şikâyetine değinilmemesinden ve bu şikâyetin reddedilmemesinden dolayı, Mahkeme, bu eksikliğin, temyiz aşamasında giderilip giderilmediğinin belirlenemeyeceğini düşünmektedir.
25. Yukarıda anılan değerlendirmeler, başvuranın Sözleşme’nin 6 § 1. maddesinde yer alan adil duruşma hakkının ihlal edildiği sonucuna varmak için yeterlidir.
II. SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
26. Sözleşme’nin 41. maddesi aşağıdaki gibidir:
“Eğer Mahkeme bu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarını ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder.”
27. Başvuran manevi tazminat olarak 50.000 avro ve masraflar ve giderler için 10.000 avro talep etmiştir.
28. Hükümet, başvuranın taleplerinin dayanaksız ve her halükarda aşırı olduğunu ileri sürmüştür.
29. Mahkeme, Sözleşme’nin 6 § 1 maddesinin ihlali tespitinin, başvuranın uğradığı tüm manevi zarar bakımından yeterli adil tazmin teşkil ettiğini değerlendirmektedir. Masraflar ve giderler konusunda, Mahkeme İçtüzüğü’nün 60. maddesi, başvuranların adil tazmin taleplerini desteklemeleri amacıyla belgelere dayalı delil sunmalarını gerektirmektedir. Somut davada bunların hiçbiri sunulmamıştır. Bu nedenle, Mahkeme, başvuranın masraf ve giderlere yönelik talebini reddetmektedir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE,
1. Başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar vermiştir.
2. Sözleşme’nin 6 § 1 maddesinin ihlal edildiğine;
3. İhlal tespitinin, başvuranın uğradığı manevi zarar açısından tek başına yeterli adil tazmin teşkil ettiğine;
4. Başvuranın adil tazmin talebinin reddedilmesine karar vermiştir.
İşbu karar İngilizce tanzim edilmiş olup; Mahkeme İçtüzüğü’nün 77 §§ 2 ve 3 maddesi uyarınca 13 Kasım 2018 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan BakırcıLedi Bianku
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan
Full & Egal Universal Law Academy