AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
DÜZEL / TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru no. 64375/12)
KARAR
STRAZBURG
25 Eylül 2018
İşbu karar kesin olup bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
Düzel / Türkiye davasında,
Başkan,
Paul Lemmens,
Yargıçlar,
Valeriu Griţco,
Stéphanie Mourou-Vikström
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla,
4 Eylül 2018 tarihinde yapılan kapalı müzakerelerin ardından Daire olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm)
aynı tarihte aşağıdaki kararı vermiştir.
USUL
1. Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan davanın temelinde bir Türk vatandaşı olan Hüsniye Düzel’in (“başvuran”) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (“AİHM” veya “Mahkeme”), İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca, 10 Ağustos 2012 Cuma tarihinde yapmış olduğu (64375/12 no’lu) başvuru bulunmaktadır.
2. Başvuran, Diyarbakır Barosuna bağlı olarak görev yapan avukat M. Beştaş tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (“Hükümet”), kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuran Sözleşme’nin 9 ve 10. maddesi kapsamında mahkûmiyetinin düşünce ve ifade özgürlüğü hakkını ihlal ettiğinden şikâyet etmiştir.
4. Başvuru, 20 Aralık 2012 tarihinde Hükümet’e tebliğ edilmiştir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
5. Başvuran 1960 doğumlu olup; Diyarbakır’da ikamet etmektedir
6. 30 Eylül 2007 tarihinde yasadışı terör örgütü PKK’nın (Kürdistan İşçi Partisi) lideri Abdullah Öcalan’ın zehirlendiği iddiası ve tutukluluk koşullarını protesto etmek amacıyla Diyarbakır’da basın bildirisi okunmuştur ve yürüyüş yapılmıştır. Protestocular DTP (Demokratik Toplum Partisi) Diyarbakır İl Binasının önünde toplanmıştır ve burada basın bildirisi okunmuştur. Sonrasında yürüyüşe geçilmiştir. DTP üyesi olan başvuran toplanmaya ve onu takip eden yürüyüşe katılmıştır. 9 Ekim 2007 tarihli polis tutanağına göre, polis tarafından alınan görüntülerde başvuran üzerinde “İnsanlık zehirleniyor” yazan bir pankart taşırken ve diğer göstericilerle birlikte alkışlarken görülmüştür.
7. Başvuran 9 Ekim 2007 tarihinde gözaltına alınmıştır. Aynı gün tutuklanmıştır.
8. 17 Ekim 2007 tarihinde Diyarbakır Cumhuriyet Savcısı, 30 Eylül 2007 tarihinde gerçekleştirilen gösteri sırasında taşıdığı pankartın içeriğinden dolayı başvuranı 3713 Sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun (“3713 Sayılı Kanun”) 7 § 2 maddesi gereğince terör örgütü lehine propaganda yapmakla suçlamıştır.
9. Başvuran 4 Aralık 2007 tarihinde tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmıştır.
10. Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi 18 Mart 2008 tarihinde başvuranı atılı suçlardan suçlu bularak mahkûm etmiştir. Mahkeme, polis tarafından alınan görüntülere ilişkin hazırlanan bilirkişi raporuna dayanarak başvuranın “Be Serok Jiyan Nabe” şeklinde slogan atan diğer kişilerle birlikte olduğunu ve üzerinde “İnsanlık zehirleniyor” yazan bir pankart taşıdığını sabit bulmuştur. Başvurana 10 ay hapis cezası verilmiştir.
11. 9 Ocak 2012 tarihinde Yargıtay 18 Mart 2008 Salı kararı onamıştır.
12. Belirli olmayan bir tarihte başvuranın hapis cezasının infazına başlanmıştır. 17 Temmuz 2012 tarihinde başvuranın talebi üzerine Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi 3713 sayılı kanunun bazı hükümlerini değiştiren ve 5 Temmuz 2012 tarihinde yürürlüğe giren 6352 sayılı Kanun uyarınca başvuranın serbest bırakılmasını emretmiştir.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK
13. Somut tarihte yürürlükte olan iç hukuk Belge / Türkiye (no. 50171/09, § 19, 6 Aralık 2016) davasında bulunabilir.
14. Özellikle, mevcut başvuruya konu olayların meydana geldiği zamanda yürürlükte olan 3713 sayılı Kanun’un 7(2) maddesi aşağıdaki gibidir:
“Terör örgütünün propagandasını yapan kişi, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır...”
HUKUKSAL DEĞERLENDİRME
I. SÖZLEŞME’NİN 10. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
15. Başvuran Sözleşme’nin 9 ve 10. maddesi kapsamında mahkûmiyetinin düşünce ve ifade özgürlüğü hakkını ihlal ettiğinden şikâyet etmiştir.
16. Mahkeme ilk olarak başvurunun bu kısmının yalnızca Sözleşme’nin 10. maddesi açısından değerlendirilmesi gerektiğinin altını çizer.
Sözleşme’nin 10. maddesi aşağıdaki gibidir:
“1. Herkes ifade özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak, kamu makamlarının müdahalesi olmaksızın ve ülke sınırları gözetilmeksizin, kanaat özgürlüğünü ve haber ve görüş alma ve de verme özgürlüğünü de kapsar. Bu madde, Devletlerin yayın, televizyon veya sinema işletmelerine lisans yükümlülüğü getirmesinin önüne geçmez.
2. Görev ve sorumluluklar da yükleyen bu özgürlüklerin kullanılması, yasayla öngörülen ve demokratik bir toplumda ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu güvenliğinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması, gizli bilgilerin yayılmasının önlenmesi veya yargı erkinin yetki ve tarafsızlığının güvence altına alınması için gerekli olan bazı formaliteler, koşullar, sınırlamalar veya yaptırımlara tabi tutulabilir.”
17. Hükümet, başvuranın görüşlerine itiraz etmiştir. Hükümet, gösteriler sırasında şiddet eylemlerine başvurulduğunu iddia ederek Mahkeme’yi başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermeye davet etmiştir. Sözleşme’nin 10. maddesi kapsamında başvuranın şikâyetinin esaslarına ilişkin olarak Hükümet, gösteri sırasında taşınan pankartların üzerinde şiddet içeren ifadelerin bulunduğunu ve başvuranın ifade özgürlüğüne yönelik olarak yapılan müdahalenin meşru bir amaç izlediğini ve acil bir toplumsal ihtiyaca yönelik olduğunu bildirmiştir.
18. Hükümet’in Sözleşme’nin 10. maddesinin mevcut davada uygulanamayacağına yönelik beyanlarına ilişkin olarak Mahkeme, başvuranın şiddet eylemleri gerçekleştirdiği için mahkûm edilmediğini gözlemlemiştir (bk. yukarıda § 10). Mahkeme, Hükümet’in beyanlarının davanın gerçekleri ile desteklenmediği kanısındadır. Bu yüzden Mahkeme Hükümet’in itirazını reddetmiştir. Ek olarak, Mahkeme bu şikâyetin Sözleşme’nin 35 § 3 (a) maddesi anlamında açıkça dayanaktan‑ yoksun olmadığını kaydetmektedir. Mahkeme ayrıca, başvurunun bu kısmının kabul edilemez olduğuna ilişkin başka bir gerekçe de bulunmadığı kanısındadır. Dolayısıyla, şikâyetin kabul edilebilir olduğu beyan edilmelidir.
19. Mevcut davanın esaslarına yönelik olarak, Mahkeme başvuranın cezai anlamda mahkûmiyetinin başvuranın ifade özgürlüğüne yönelik bir “müdahale” oluşturduğu ve bu müdahalenin 3713 sayılı kanunun 7 § 2 maddesine dayandırıldığı görüşündedir. Müdahalenin gerekliliği ile ilgili bulgularının ışığında (bk. aşağıda § 23) Mahkeme, müdahalenin “kanuna uygunluğunun” bir incelemesinin yapılmasının gerekli olmadığı kanaatindedir. Mahkeme, ayrıca, mevcut davada, ulusal makamların, ulusal güvenliğin korunması ve düzensizlik ve suçun önlenmesi gibi meşru amaçlarını yerine getirmiş sayılabileceğini kabul etmeye hazırdır. (bk. Faruk Temel / Türkiye, no. 16853/05, § 52, 1 Şubat 2011).
20. Müdahalenin demokratik bir toplumda gerekliliğine ilişkin olarak Mahkeme daha önce birkaç davada benzer şikâyetler incelediğini ve Sözleşme’nin 10 ve 11. maddesinin ihlal edildiğine karar verdiğini not etmiştir (bk., örneğin, Savgın/Türkiye, no. 13304/03, §§ 39-48, 2 Şubat 2010; Gül ve Diğerleri/Türkiye, no. 4870/02, §§ 32-45, 8 Haziran 2010; Menteş/ Türkiye (no. 2), no. 33347/04, §§ 39-54, 25 Ocak 2011; Kılıç ve Eren/Türkiye, no. 43807/07, §§ 20-31, 29 Kasım 2011; Faruk Temel, yukarıda alıntılanan, §§ 58-64; Öner ve Türk / Türkiye, no. 51962/12, §§ 19-27, 31 Mart 2015; Gülcü / Türkiye, no. 17526, §§ 110-117, 19 Ocak 2016; Belge, yukarıda alıntılanan, §§ 24-38; Yigin / Türkiye [Komite], no. 36643/09§§ 22-24, 30 Ocak 2018; Zengin ve Çakır / Türkiye [Komite], no. 57069/09§§ 18-20, 13 Şubat 2018). Mahkeme somut davayı incelemiş ve somut davada Hükümet’in farklı bir sonuca ulaşmayı gerektirecek herhangi bir argüman öne sürmediği kanaatine varmıştır.
21. Özellikle, Mahkeme başvuranın 3713 sayılı Kanun’un 7 § 2 maddesinin kapsamında üzerinde “İnsanlık zehirleniyor” yazan bir pankart taşıdığı ve “Be Serok Jiyan Nabe” şeklinde slogan atan bir grupla birlikte oturduğu gerekçesiyle mahkûm edildiğini not etmiştir. Mahkeme, dava dosyasında başvuranın söz konusu sloganı attığına dair herhangi bir belge olmadığını gözlemlemiştir. Gösteri sırasında başvuranın taşıdığı pankartın içeriğine ilişkin olarak Mahkeme, ilk derece mahkemesinin pankart üzerinde yazılı olan ifadenin ve başvuranın gösteriler sırasındaki hareketlerinin göz önüne alınması gerekli unsurlar olan şiddeti, silahlı direnişi ya da ayaklanmayı destekleyecek nitelikte ya da şiddeti teşvik edebilecek nitelikte olup olmadığı konusunda bir inceleme yapmadığını gözlemlemiştir. Özet olarak Mahkeme, başvuranın cezai anlamdaki mahkûmiyetini gerekçelendirmek için ulusal mahkemeler tarafından 3713 sayılı Kanun’un 7 § 2 maddesinin kapsamında sunulan gerekçelerin Sözleşme’nin 10. maddesinin amaçları doğrultusunda “ilgili ve yeterli” olmadığı görüşündedir.
22. Son ve önemli olarak Mahkeme, başvuranın bir kısmını çektiği 10 ay olarak verilen hapis cezanın ağırlığına dikkat çekmiştir (bk. Karataş / Türkiye [BD], no. 23168/94, § 53, AİHS 1999‑IV).
23. Mahkeme bu nedenle, söz konusu müdahalenin “demokratik bir toplumda gerekli” olmadığı sonucuna varmıştır. Sonuç olarak, Sözleşme’nin 10. maddesi ihlal edilmiştir.
II. SÖZLEŞME’NİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİA EDİLEN DİĞER MADDELERİ
24. Başvuran, Sözleşme’nin 6 ve 13. maddesi kapsamında Ağır Ceza Mahkemesi’nin kendisinin Diyarbakır Cumhuriyet Savcısı’nın dava açılmadan önceki iddianamesine cevaben sunduğu beyanlarını almadığından şikâyet etmiştir.
25. Mahkeme ilk olarak bu şikâyetin yalnızca Sözleşme’nin 6. maddesi açısından değerlendirilmesi gerektiğinin altını çizer. Ayrıca Mahkeme, daha önce benzer bir şikâyetin incelendiğini ve açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle kabul edilemez ilan edildiğini hatırlatmıştır (bk. Ökten / Türkiye (k.k.), no. 22347/07, §§ 51-53, 3 Kasım 2011). Mahkeme mevcut davada, daha önceki bulgularından ayrılmasını gerektirecek herhangi bir sebep tespit edememiştir. Dolayısıyla, Mahkeme, başvurunun bu kısmının, açıkça ‑dayanaktan yoksun olduğu ve Sözleşme’nin 35. maddesinin 3 (a) ve 4. fıkraları uyarınca reddedilmesi gerektiği sonucuna varmıştır.
III. SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
26. Başvuran, 40.000 TL (yaklaşık olarak 14.545 avro) manevi tazminat talebinde bulunmuştur. Ayrıca maddi tazminat talebinde bulunarak miktarı Mahkeme’nin takdirine bırakmıştır. Son olarak başvuran hem yerel mahkemeler hem de Mahkeme önündeki yargılamalara ilişkin avukat masrafları ve aynı zamanda Mahkeme önündeki giderler için 12.000 TL (yaklaşık olarak 4.24 avro) talep etmiştir. Taleplerini desteklemek üzere başvuran avukatının 13 saat 30 dakikalık hukuki çalışma yürüttüğünü gösteren zaman çizelgesini Mahkeme’ye ibraz edilen başvuruda sunmuştur.
27. Hükümet bu şikâyetlere itiraz etmiştir.
28. Mahkeme, tespit edilen ihlal ile ileri sürülen maddi zarar arasında herhangi bir nedensellik ilişkisinin bulunmadığı kanısına varmış ve bu nedenle söz konusu talebi reddetmiştir. Diğer yandan, hakkaniyet temelinde karar veren Mahkeme, başvurana manevi tazminat olarak 5.000 Avro ödenmesine karar vermiştir.
29. Masraf ve giderlere ilişkin olarak, Mahkeme somut davada, elinde bulunan belgeleri ve içtihadı dikkate alarak, Mahkeme önünde gerçekleşen masraflar ve giderler için başvurana 1.300 avro ödenmesinin uygun olduğu kanaatindedir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,
1. Başvuranın ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine ilişkin şikâyetlerin kabul edilebilir olduğunun ve başvurunun geri kalan kısmının kabul edilemez olduğunun beyan edilmesine;
2. Sözleşme’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine;
3. (a) Davalı Devlet tarafından, başvuranlara, kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden davalı Devletin ulusal para birimine çevrilmek üzere:
(i) manevi tazminat olarak, miktara yansıtılabilecek vergiler hariç olmak üzere, 5.000 avro (beş bin avro) ödenmesine;
(ii) Masraf ve giderler için, başvuranlara yansıtılabilecek vergiler hariç olmak üzere, 1.300 avro (bin üç yüz avro) ödenmesine;
(b) Yukarıda bahsi geçen üç aylık sürenin bittiği tarihten itibaren, ödeme gününe kadar, Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranda, yukarıda bahsedilen meblağlara basit faiz uygulanmasına;
4. Başvuranın adil tazmine ilişkin diğer taleplerinin reddedilmesine karar vermiştir.
İşbu karar, İngilizce olarak tanzim edilmiş ve Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77 §§ 2 ve 3. maddesi uyarınca 25 Eylül 2018 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan BakırcıPaul Lemmens
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan
Full & Egal Universal Law Academy