AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
EĞİTİM VE BİLİM EMEKÇİLERİ SENDİKASI VE DİĞERLERİ /TÜRKİYE
(Başvuru No. 2389/10)
KARAR
STRAZBURG
20 Eylül 2022
İşbu karar kesinleşmiştir. Bazı şekli düzeltmelere tabi tutulabilir.
Eğitim Ve Bilim Emekçileri Sendikası ve Diğerleri /Türkiye kararında,
Başkan
Branko Lubarda,
Hâkimler
Jovan Ilievski,
Diana Sârcu,
ve Bölüm Yazı işleri Müdür Yardımcısı Dorothee von Arnim’in katılımıyla Komite halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan davanın temelinde bulunan, bir sendika ve Türk vatandaşı olan beş kişinin (“başvuranlar”) - başvuranların listesi ve ilgili açıklamalar karar ekindeki tabloda yer almaktadır - 6 Ocak 2010 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca yapmış oldukları (2389/10 no.lu) başvuruyu,
Başvurunun, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi nezdinde Türkiye temsilcisi olan, Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Dairesi Başkanı Hacı Ali Açıkgül tarafından temsil edilen Türk Hükümetinin (“Hükümet”) bildirilmesine ilişkin kararı,
Davalı Hükümet tarafından sunulan ile başvuranlar tarafından cevaben sunulan görüşleri,
Bölüm Başkanının, davaya müdahil taraf olarak katılma izni verdiği Avrupa Sendikalar Konfederasyonu (“ETUC”) tarafından iletilen görüşleri dikkate alarak,
30 Ağustos 2022 tarihinde kapalı oturumda gerçekleştirilen müzakerelerin ardından,
Söz konusu tarihte aşağıdaki kararı vermiştir:
DAVANIN KONUSU
Dava, bir sendika gösterisi sırasında güvenlik güçlerinin sert müdahaleleri ve bazı başvuranların yaralanmasıyla ilgilidir. Birinci başvuran Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim-Sen), toplu sözleşme görüşmeleriyle bağlantılı olarak, 5 Haziran 2009 tarihinde bir gösteri düzenlemeye karar vermiştir. Gösterici grubu, basın açıklaması yapmak üzere Ankara’da Sıhhiye Meydanı’ndan giderek, Atatürk Bulvarı üzerinden başlangıç noktasına yaklaşık 500 metre uzaklıkta bulunan Milli Eğitim Bakanlığına ulaşması gerekmekteydi. Ankara Valiliği, 4 Haziran 2009 tarihinde, Eğitim-Sen’e, planlanan gösterinin bir “miting” olduğunu ve bu nedenle bu tür etkinliklere ayrılmış alanlardan birinde yapılması gerektiğini belirtmiştir. Ankara Valiliği, şehrin ana arterlerinden birinde yapılacak olması nedeniyle gösteriye izin vermediğini belirtmiş ve bu yasağın dikkate alınmamasına yönelik her türlü girişime müdahale etmek üzere güvenlik güçlerinin harekete geçirileceğini ve suçlular hakkında adli soruşturma başlatılacağını bildirmiştir. Hepsi sendika üyesi ve birçoğu sendika yöneticisi olan beş başvuranın da aralarında bulunduğu göstericiler, 5 Haziran tarihinde, Ankara Valiliğinin uyarısına rağmen, Sıhhiye Meydanı’nda toplanmışlardır. Atatürk Bulvarı’ndaki kaldırımı kullanarak Bakanlığa gitmeye karar veren gösterici grubu, kask, kalkan ve coplarla donatılmış polis memurlarının barikatıyla karşı karşıya kalmıştır. Güvenlik güçleri, birçok defa göstericilerden barikata yaklaşmamalarını istemiş ve başka bir yoldan gitmelerini önermişlerdir. Göstericiler, barikatın çevresinden geçmek için yola inince polis memurları da inmiş ve çatışma çıkmıştır. Göstericiler, olay yerinin yakınında tekrar toplanmadan önce dağılmışlardır. Polise göre, göstericiler polis memurlarına su şişeleri ve pankartlarının ahşap saplarıyla saldırarak zorla geçmeye çalışmışlar, güvenlik güçleri de onları cop ve göz yaşartıcı gaz kullanarak uzaklaştırmak zorunda kalmışlardır. Başvuranlar, bu ifadeyi reddetmiş ve polisin aşırı güç kullanarak ve el bombalarıyla göstericileri doğrudan hedef alarak gösteriyi dağıtmaya karar verdiğini ileri sürmüşlerdir. Çatışma sırasında, başvuran Dengiz Sönmez sağ gözünden yaralanmıştır. Tıbbi raporlarda, söz konusu gözün travmatik aniridi nedeniyle kapasitesinin %80 kaybedildiği belirtilmiştir. Ardından, başvurana yapay iris yerleştirilmiştir. Tıbbi raporlara göre, başvuran Sayım Gültekin’in kafasında dikilmesi gereken bir yara bulunmuştur. Diğer başvuranlarla ilgili olarak, kollarında, ellerinde ve/veya omuzlarında çok sayıda morluk bulunmuştur. Bu çatışmalar sonunda, gösteri düzenleyicileri ve güvenlik güçleri arasındaki müzakerelerin ardından, gösterici grubu, Bakanlığa gitmek ve bir basın açıklaması yapmak üzere yetkililer tarafından önerilen alternatif güzergâhı kullanmıştır. Başvuranlar hakkında başlatılan soruşturmalar, sanıkların demokratik bir hakkı kullanmak istedikleri ve polis memurlarına karşı şiddet içeren bir davranışta bulunmadıkları gerekçesiyle serbest bırakılmalarıyla sonuçlanmıştır. Güvenlik güçlerine yönelik yapılan şikâyetler, barikatı aşmaya çalışan göstericilerin tutumu nedeniyle polis memurlarının zor kullanmak zorunda kaldıkları gerekçesiyle kovuşturmaya yer olmadığına dair bir kararla sonuçlanmıştır. Başvuranlar, 3. maddeye aykırı muamele mağduru olduklarından ve etkili bir soruşturma yapılmadığından şikâyet etmişlerdir. Başvuranlar ayrıca, Sözleşme’nin 11. maddesi anlamında toplanma özgürlüğü haklarının ihlal edildiğini iddia etmişlerdir. Başvuranlar, şikâyetlerine dayanak olarak, Sözleşme’nin 13. maddesini de ileri sürmüşlerdir.MAHKEMENİN DEĞERLENDİRMESİ
SÖZLEŞME’NİN 3. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA Mahkeme, bu şikâyetin Sözleşme’nin 35. maddesinde belirtilen bir başka gerekçeyle, açıkça dayanaktan yoksun veya kabul edilemez olmadığını tespit ederek, şikâyetin kabul edilebilir olduğuna karar vermektedir. Uygulanabilir genel ilkeler özellikle Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası ve diğerleri/Türkiye (no. 20347/07, §§ 59-62, 5 Temmuz 2016) kararında sunulmuştur. Dosyada yer alan unsurları dikkate alarak, başvuranların yaralanmalarının, gösteri sırasında polis memurları tarafından kullanılan gücün sonucu olarak değerlendirilmesi gerekmektedir. Ancak, yetkililer tarafından yürütülen soruşturmada, polis memurları tarafından kullanılan gücün orantılı olduğunu veya başvuranların şiddet içeren bir davranışla sert bir müdahaleye neden oldukları kanıtlanamamıştır (Karatepe ve diğerleri/Türkiye, no. 33112/04 ve diğer 4 başvuru, §§ 25-33, 7 Nisan 2009). Bu bağlamda, Mahkeme, bir yandan, başvuranların şiddet içeren bir davranışta bulunmadıkları gerekçesiyle kendilerine yöneltilen suçlamalardan serbest bırakıldıklarını ve diğer taraftan, güvenlik güçleri amirlerinin yararlandığı kovuşturmaya yer olmadığına dair karar öncesinde, güvenlik güçleri ve başvuranların kesin davranışları ile ilgililerin, olaydan sonra tespit edilebilen yaralanmalara maruz kaldıkları koşulları belirleyebilecek etkili bir soruşturma yapılmamış gibi göründüğünü gözlemlemektedir. Dolayısıyla, söz konusu kararın yalnızca valilik tarafından sunulan nota dayandığı görülmekte ve Cumhuriyet savcılığı, özellikle olaya karışan polis memurlarını ve olası tanıkları sorgulamayı veya kayıtları görüntülemeyi uygun görmemiş gibi görünmektedir. Dolayısıyla, Sözleşme’nin 3. maddesi ihlal edilmiştir.SÖZLEŞME’NİN 11. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA Somut olayda, uygulanabilir genel ilkeler Kudrevičius ve diğerleri/Litvanya [BD], no. 37553/05, §§ 142 ila 160, AİHM 2015) kararında sunulmuştur. Bu bağlamda, bir müdahalenin orantılılığının, özellikle gösterinin yasaklanma nedenleri, söz konusu kamu yararı ve polis tarafından göstericileri dağıtmak veya kontrol altına almak için kullanılan yöntem de dâhil olmak üzere çeşitli kriterler bağlamında değerlendirildiğinin hatırlatılması gerekmektedir (ibidem, § 151). Mahkeme, göstericilerin, önünde bir basın açıklaması yaptıkları Milli Eğitim Bakanlığına ulaşmak için alternatif bir yol izleyerek, yürüyüşlerine devam edebilseler de, bununla birlikte, güvenlik güçlerinin gösterici grubunun Atatürk Bulvarı’nı kullanmasını engellediğini, çatışmaların çıktığını, başvuranların yaralandıklarını ve göstericilerin başlangıçta dağıtıldıklarını gözlemlemektedir. Ankara’nın merkezindeki ana caddelerden birinde trafiğin aksaması olasılığıyla karşı karşıya kalan yetkililerin, göstericilerin başlangıçta Atatürk Bulvarı boyunca kaldırımlardan biri üzerinden ve birkaç yüz metrelik nispeten kısa bir mesafe boyunca ilerlemeye çalışmış olmalarına rağmen, başvuran sendikanın gösteriyi karayolu trafiği üzerindeki etkiyi en aza indirecek koşullarda gerçekleştirmesini sağlayacak herhangi bir tedbiri değerlendirmedikleri hem dosyadaki belgelerden hem de Hükümetin görüşlerinden anlaşılmamaktadır. Öngörülen ve her halükarda fiilen alınan tek tedbirin, kayıtsız şartsız, göstericilerin söz konusu bulvar üzerinden Milli Eğitim Bakanlığına gitmelerini engellemek ve bunu güvenlik güçlerini devreye sokarak yapmak olduğu görülmektedir. Bu müdahale ayrıca, Sözleşme’nin 3. maddesinin ihlal edildiği tespitine yol açmıştır. Bu nedenle Mahkeme, ilk başta talep edilen güzergâhın kullanılmasının yasaklanması ve polis müdahalesi olmak üzere 11. madde ile güvence altına alınan hakka müdahalenin orantılı olmadığı kanaatine varmaktadır. Sonuç olarak, söz konusu hüküm ihlal edilmiştir.DİĞER ŞİKÂYETLER HAKKINDA Başvuranlar, yukarıda incelenen iki şikâyetle bağlantılı olarak Sözleşme’nin 13. maddesine ilişkin bir şikâyet de ileri sürmüşlerdir. Mahkeme, bu şikâyetin incelemiş olduklarından farklı bir sorun ortaya koymadığı kanaatine varmaktadır. Dolayısıyla, bu şikâyetlerin kabul edilebilirliğini veya esasını ayrıca incelemeye gerek yoktur.SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
Başvuran Dengiz Sönmez, maddi tazminat bağlamında 100.000 avro ve manevi tazminat olarak 50.000 avro talep etmektedir. Diğer başvuranların her biri, manevi tazminat olarak 10.000 avro talep etmektedirler. Başvuranlar ayrıca, Ankara Barosu tarafından uygulanan ücret çizelgesine dayanarak avukatlık ücretleri için 14.000 Türk lirası (TRY) ve çeviri masrafları için yaklaşık 317 avro talep etmişlerdir. Hükümet, bu taleplerin tamamına itiraz etmektedir. Mahkeme, Dengiz Sönmez’e, maruz kaldığı bütün zararlar bağlamında 26.000 avro ve diğer dört başvuranın her birine manevi tazminat olarak 6.500 avro ödenmesinin makul olduğu kanaatindedir. Mahkeme, avukatlık ücretleri ile ilgili olarak, talebinin yanında ilgili herhangi bir kanıtlayıcı belgenin ibraz edilmediğini gözlemlemekte ve bu talebi reddetmektedir (Altay/Türkiye (no. 2), no. 11236/09, §§ 84 ve 87, 9 Nisan 2019). Ancak, Mahkeme diğer masraflar için 317 EUR ödenmesine karar vermektedir.BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE,
Sözleşme’nin 3 ve 11. maddelerine ilişkin şikâyetlerin kabul edilebilir olduğuna;Sözleşme’nin 3. maddesinin ihlal edildiğine;Sözleşme’nin 11. maddesinin ihlal edildiğine;Şikâyetlerin geri kalan kısmının kabul edilebilirliğinin ve esasının ayrıca incelenmesine gerek olmadığına karar vermiştir.a) Davalı Devlet tarafından başvuranlara, üç ay içerisinde, ödeme tarihindeki geçerli döviz kuru üzerinden Türk lirasına çevrilmek üzere aşağıda belirtilen miktarların ödenmesine:Ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, Dengiz Sönmez’in maruz kaldığı bütün zararlar bağlamında 26.000 avro (yirmi altı bin avro),Ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, manevi zarar bağlamında diğer dört başvuranın her birine, 6.500 avro (altı bin avro),Başvuranlar tarafından ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, masraf ve giderler için, 317 avro (üç yüz on yedi avro) ödenmesine,b) Söz konusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödeme tarihine kadar, bu tutarlara Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan marjinal kredi faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına,
Adil tazmine ilişkin kalan taleplerin reddine karar vermiştir.İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup, Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları gereğince, 20 Eylül 2022 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Dorothee von Arnim Branko Lubarda
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan
EK
Başvuranlar Listesi:
No.
Adı SOYADI
Doğum/Kayıt Tarihi
Uyruğu
1.
EĞİTİM VE BİLİM EMEKÇİLERİ SENDİKASI
Türk
2.
Mustafa ECEVİT
8.12.1958
Türk
3.
Sayım GÜLTEKİN
1.12.1959
Türk
4.
Zübeyde KILIÇ ÖZTÜRK
24.06.1963
Türk
5.
Alper ÖZTÜRK
10.10.1965
Türk
6.
Dengiz SÖNMEZ
1.09.1961
Türk