AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
EKER VE DİĞERLERİ / TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru No. 25844/07 39096/08, 39105/08, 50354/08, 52527/08, 53237/08, 53687/08, 61680/08, 4173/09, 5099/09, 10798/09, 11924/09, 16281/09, 16989/09, 18351/09, 19307/09, 23011/09, 24301/09, 25918/09, 30668/09, 38911/09 ve 47808/09)
KARAR
STRAZBURG
9 Haziran 2015
İşbu karar kesinleşmiş olup şekli bazı değişikliklere tabi tutulabilir.
Eker ve diğerleri / Türkiye davasında,
Başkan,
Paul Lemmens,
Yargıçlar,
Robert Spano,
Jon Fridrik Kjølbro,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı, Abel Campos’un katılımıyla Komite olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 19 Mayıs 2015 tarihinde gerçekleştirdiği kapalı oturumdaki müzakereler sonucunda anılan tarihte aşağıdaki kararı vermiştir:
USULTürkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan davanın temelinde, yirmi beş Türk vatandaşının, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunması’na İlişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu yirmi iki adet başvuru bulunmaktadır.Başvuran tarafların ve temsilcilerinin listesi ekte yer almaktadır. Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.Başvuranlar, özellikle telefonla haberleşmelerine ve/veya özel hayatları ile ve aile hayatlarına saygı gösterilmesi haklarının (Sözleşme’nin 8. maddesi) ihlal edildiğini ve adil bir yargılamadan (Sözleşme’nin 6. maddesi) yararlanamadıklarını iddia etmişlerdir. Başvuranlar ayrıca, Sözleşme’nin 1, 3, 7, 9, 10, 13, 14, 17 ve 18. maddeleri ile 12 No.’lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edilmesinden şikâyet etmişlerdir.25844/07, 39096/08, 39105/08 ve 50354/08 No.’lu başvurular, 18 Ocak 2010 tarihinde Hükümet’e tebliğ edilmiştir. 52527/08, 53237/08, 53687/08, 61680/08, 4173/09, 5099/09, 10798/09, 11924/09, 16281/09, 16989/09, 18351/09, 19307/09, 23011/09, 24301/09, 25918/09, 30668/09, 38911/09 ve 47808/09 No.’lu başvurular, 6 Aralık 2011 tarihinde Hükümet’e tebliğ edilmiştir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI Başvuranların tamamı, farklı yüksek güvenlikli Türk Cezaevlerinde tutuklu bulunmaktadırlar. Başvuranların tümü, cezaevi yetkilileri tarafından yakınlarıyla Kürtçe telefon konuşması yapmalarına izin verilmemesiyle karşı karşıya kalmışlardır. Başvuranlar, cezaeviyle ilgili söz konusu tedbirlere itiraz etmek amacıyla çeşitli tarihlerde (bk. ek) ulusal mahkemelere başvurmuşlardır. Kürtçe telefon konuşmalarına izin verilmemesi konusunda yapılan incelemelerin sonucunda, ulusal mahkemeler, cezaevi yetkilileri tarafından benimsenen uygulamanın, uygulanabilir nitelikteki, yasal ve Tüzükle ilgili hükümlere uygun olduğu kanaatine varmışlardır. Bu karara varırken, ulusal mahkemeler, özellikle Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkındaki Tüzüğün 88. maddesinin 2. fıkrasının p) bendi uyarınca, yetkili yerel makamlar tarafından, bir tutuklunun görüşmek istediği kişilerin Türkçe konuşmadığının ya da anlamadığının tespit edilmesinin ardından, tutuklunun Türkçeden başka bir dilde konuşmasına izin verilebileceğinin altını çizmişlerdir.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK VE ULUSLAR ARASI METİNLER
İlgili iç hukuk ve uluslararası metinler için Nusret Kaya ve diğerleri/Türkiye (No. 43750/06, 43752/06, 32054/08, 37753/08 ve 60915/08, §§ 22-25, AİHM 2014 (alıntılar)) kararına bakınız.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. DAVALARIN BİRLEŞTİRİLMESİDavaların ortaya konulan olaylar ve esasa ilişkin sorunlar bakımından benzerlik gösterdiğini dikkate alarak, Mahkeme, İçtüzüğünün 42. maddesinin 1. fıkrasına dayanarak, davaların birleştirilmesi gerektiği kanısına varmaktadır.
II. SÖZLEŞME’NİN 8. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA Başvuranlar, yakınlarıyla Kürtçe telefon konuşmalarının sınırlandırılmasından ibaret olan cezaevi idaresinin uygulaması sebebiyle, haberleşmelerine ve/veya özel hayatları ile aile hayatlarına saygı gösterilmesi haklarının ihlal edilmesinden şikâyet etmektedirler.
Başvuranlar, bu bağlamda, Sözleşme’nin 8. maddesini ileri sürmektedirler. Söz konusu maddenin somut olaya ilişkin kısımları aşağıdaki gibidir:
“1. Herkes özel hayatına, aile hayatına, (...) ve haberleşmesine saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.
2. Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, (...) düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi (...) için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir.”
Hükümet, bu iddiayı reddetmektedir.
A. Kabul edilebilirlik hakkında 52527/08, 53237/08, 53687/08, 61680/08, 4173/09, 5099/09, 10798/09, 11924/09, 16281/09, 16989/09, 18351/09, 19307/09, 23011/09, 24301/09, 25918/09, 30668/09, 38911/09 ve 47808/09 No.’lu başvurulara ilişkin olarak, Hükümet, başvuranların Sözleşme’nin 8. maddesi bağlamındaki şikâyetlerini yerel mahkemeler önünde sunmadıklarını ileri sürmektedir. Başvuranlar bu hususta herhangi bir görüş belirtmemektedirler. Mahkeme, kendisine sunulmak istenen şikâyetin, öncelikle, uygun ulusal mahkemeler önünde, iç hukukta öngörülen süre ve şekillerde, en azından esasen ileri sürülmüş olması gerektiğini hatırlatmaktadır. Somut olayda, Mahkeme, dosyadaki belgeleri göz önünde bulundurarak, başvuranların her birinin, yakınlarıyla Kürtçe konuşma hakkı talep etmek için infaz hâkimine başvurduğunu tespit etmektedir. Başvuranlar, akabinde infaz hâkimi tarafından talepleri reddedildikten sonra, söz konusu hâkimin kararına Ağır Ceza Mahkemesinde itiraz etmişlerdir. Böylelikle başvuranlar tarafından iç hukukta yapılan itirazların amacı, kendi yakınlarıyla Kürtçe telefon konuşması yapma hakkını elde etmekti. Dolayısıyla Mahkeme’ye göre, somut olayda, ilgililerin ulusal mahkemeler önünde açtıkları davalara temel teşkil edecek şekilde, haberleşme özgürlüğü hakkı ile aile hayatına saygı hakkının söz konusu olduğu ve başvuranların ulusal mahkemeler huzurunda dile getirdikleri taleplerin Sözleşme’nin 8. maddesine ilişkin bir şikayeti içerdiği hususunda herhangi bir şüphe yoktur. Mahkeme dolayısıyla, Hükümet tarafından ileri sürülen iç hukuk yollarının tüketilmemesine ilişkin ilk itirazı reddetmektedir. Başvuranların, telefon konuşmalarına getirilen sınırlamayla ilgili Sözleşme’nin 8. maddesi bağlamındaki şikâyetlerinin, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve başka herhangi bir kabul edilemezlik gerekçesinin bulunmadığını saptayarak, Mahkeme, bu şikâyetin kabul edilebilir olduğuna karar vermektedir.
B. Esas hakkında Mahkeme, iç hukukun tutuklulara cezaevi idaresinin kontrolü altında bulunan telefonları kullanmak suretiyle yakınlarıyla telefon konuşması yapma imkânı tanıdığında, başvuranların Kürtçe konuşmak istedikleri gerekçesiyle, aile üyeleriyle olan telefon görüşmelerine getirilen sınırlamanın, Sözleşme’nin 8. maddesinin 1. fıkrası anlamında aile hayatına ve haberleşmelerine saygı gösterilmesi haklarının kullanılmasına yapılan bir müdahale olarak kabul edilebileceği kanaatine vardığını hatırlatmaktadır (bk. Nusret Kaya ve diğerleri/Türkiye, No. 43750/06, 43752/06, 32054/08, 37753/08 ve 60915/08, § 36, AİHM 2014 (alıntılar)). Mahkeme, ardından ihtilaf konusu müdahalenin, iç hukukta, olayların meydana geldiği dönemde yürürlükte olduğu şekliyle, Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkındaki Tüzüğün 88. maddesine dayandırıldığını tespit etmektedir. Söz konusu maddede, böylelikle, belirtilen hallerde ve koşullarda başka bir dilde telefon konuşmasına izin verilmesi dışında, telefon konuşmalarının ilke olarak Türkçe dilinde yapılması gerektiği belirtilmekteydi. Bu bağlamda, Mahkeme, somut olayda olduğu gibi, cezaevi yetkililerinin telefon kullanımına izin vermeleri durumunda, cezaevindeki hayatın olağan ve makul koşulları dikkate alınarak, örneğin, diğer tutuklularla telefon kullanımını paylaşma gerekliliği ile düzenin korunması ve suçların önlenmesine ilişkin gereklilikler göz önünde bulundurularak, telefon kullanımına meşru sınırlamalar getirilebileceğini daha önce kabul ettiğini hatırlatmaktadır (A.B./Hollanda, No. 37328/97, § 93, 29 Ocak 2002, ve Coşcodar/Romanya (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 36020/06, § 30, 9 Mart 2010). Somut olayda, Mahkeme, söz konusu müdahalenin düzenin korunması ve suç işlenmesinin önlenmesi yönünde meşru bir amaç taşıdığı kanısına varmaktadır. Bununla birlikte, somut olaydaki koşullarla büyük ölçüde benzerlik gösteren müdahalelerin gerekliliği hakkında karar veren Mahkeme, daha önce, tutukluların yakınlarının yeterli düzeyde Türkçe konuşup konuşamadıklarının teyit edilmesine yönelik ön işleme tabi tutulmalarını gerektiren uygulamanın, başvuranların yakınlarıyla iletişim kurmalarına getirilen sınırlama bakımından yerinde ve yeterli gerekçelere dayandırılmadığını ifade etme fırsatı bulmuştur. Mahkeme ayrıca, söz konusu düzenlemenin, tüm tutuklular için farklılık gözetilmeden, genel biçimde ve tutuklulardan her birine atfedilen suçların veya her bir tutuklunun kişiliğinin gerektirebileceği, güvenlik bakımından gerekliliklere ilişkin her türlü bireysel değerlendirmeden bağımsız olarak uygulandığını saptamıştır. Mahkeme, Hükümet’in, diğer yandan, bu tespitten uzaklaşmasını sağlayacak herhangi bir olgu ya da delil sunmaması sebebiyle, mevcut davaya özgü koşullarda da söz konusu durumun geçerli olduğu kanaatine varmaktadır. Dolayısıyla, Mahkeme, Sözleşme’nin 8. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmaktadır (bk. benzer bir yaklaşım için, yukarıda anılan, Nusret Kaya ve diğerleri, § 60).
III. DİĞER İHLAL İDDİALARI HAKKINDA
Başvuranlar, aynı olaylara dayanarak, Sözleşme’nin 1, 3, 7, 9, 10, 13, 14, 17 ve 18. maddeleri ile 12 No.’lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edilmesinden de şikâyet etmektedirler. Sözleşme’nin 8. maddesi açısından vardığı ihlal tespitini dikkate alarak (22. paragraf), Mahkeme, mevcut başvuruda ortaya konulan başlıca hukuki sorunu incelediği kanaatine varmaktadır. Sonuç olarak, Mahkeme, bundan böyle, şikâyetlerin kalan kısmı hakkında ayrıca karar vermesinin gerekli olmadığı kanısındadır (Kamil Uzun/Türkiye, No. 37410/97, § 64, 10 Mayıs 2007; ve tutukluların haberleşmelerine saygı gösterilmesi hakkına ilişkin davalarda benzer bir yaklaşım için özellikle bk. Kapçak/Türkiye, No. 22190/05, § 32, 22 Eylül 2009, Mehmet Nuri Özen/Türkiye, No. 37619/05, § 20, 2 Şubat 2010, ve Mehmet Nuri Özen ve diğerleri/Türkiye, No. 15672/08, 24462/08, 27559/08, 28302/08, 28312/08, 34823/08, 40738/08, 41124/08, 43197/08, 51938/08 ve 58170/08, § 64, 11 Ocak 2011).
IV. SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDASözleşme’nin 41. maddesi uyarınca,
“Şayet Mahkeme, işbu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Taraf’ın iç hukuku, bu ihlalin sonuçlarını ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder.” Eker ve Temizyüz, herhangi bir adil tazmin talebi sunmamışlardır. Dolayısıyla, Mahkeme, bu bağlamda, kendilerine herhangi bir meblağ ödenmesinin gerekmediği kanaatindedir.
A. Tazminat Adlığ ve Bingöl, maruz kaldıkları maddi zarar bağlamında, sırasıyla 5.000 avro ve 15.000 avro talep etmektedirler.
Manevi zarar bağlamında, Ekinci, Özalp, Bayar, Döner, (Mehmet Faruk) Aydın, Gültekin ve Güzel’in her biri 10.000 avro; Turğay, Bayhan, Şanak ve Adlığ’ın her biri 5.000 avro; Tunç ve (Yusuf) Aydın’ın her biri 20.000 avro; Ҫabuk ve Duruk’un her biri 3.000 avro talep etmektedir. Bingöl, Kağanaslan, Aksoy ve Yakut, bu bağlamda, sırasıyla 2.000 avro, 4.000 avro, 6.000 avro ve 9.000 avro talep etmektedirler. Kaya ise 50354/08 No.’lu başvuru çerçevesinde manevi zarara ilişkin olarak 4.000 avro ve 5099/09 No.’lu başvuru çerçevesinde manevi zarar için 2.000 avro talep etmektedir. Kahraman ve Abi, bununla birlikte, rakamla belirtmeksizin manevi zarara maruz kaldıklarını iddia etmektedirler. Hükümet, bu iddiaları kabul etmemektedir. Mahkeme, tespit edilen ihlal ile Adlığ ve Bingöl tarafından iddia edilen maddi zarar arasında herhangi bir nedensellik bağının bulunmadığı kanısındadır ve bu talebi reddetmektedir.
Buna karşın, Mahkeme, manevi zarar bağlamındaki taleplerini rakamla belirterek, 300 avro talep eden başvuranların her birine, söz konusu meblağın ödenmesi gerektiği kanısına varmaktadır (bk. benzer bir yaklaşım için, Akar/Türkiye, No. 28505/04, § 21, 21 Haziran 2011, Tur/Türkiye, No. 13692/03, § 30, 11 Haziran 2013, ve yukarıda anılan, Nusret Kaya ve diğerleri, § 94).
B. Masraf ve giderler Turğay, Kağanaslan, Gültekin, Adlığ ve Abi, masraf ve giderler için herhangi bir talep sunmamaktadırlar.
Ekinci ve Özalp, avukatlık ücretleri bağlamında müştereken 5.900 Türk lirası (TRY) ve Mahkeme önünde yapılan masraflar için 500 TRY talep etmektedirler. İlgililer, bu bağlamda herhangi bir kanıtlayıcı belge sunmamaktadırlar.
Bayar, Döner ve (Mehmet Faruk) Aydın, avukatlık ücretleri bağlamında müştereken 8.850 TRY ve Mahkeme önünde yapılan masraflar için 500 TRY talep etmektedirler. Döner ve Aydın, kanıtlayıcı belge olarak, avukatlık ücretlerinin 2.950 TRY olduğunu belirten avukatlık ücret sözleşmelerini ibraz etmektedirler.Kaya, 50354/08 No.’lu başvuruya ilişkin olarak, avukatlık ücretleri bağlamında 750 TRY ve çeviri masrafları için 1.350 TRY talep etmektedir. Kaya, kanıtlayıcı belge olarak, avukatının çalışma saatlerine ilişkin faturayı ve 1.350 TRY’lik çeviri faturalarını ibraz etmektedir. 5099/09 No.’lu başvuruya ilişkin olarak, Kaya, masraf ve giderler için herhangi bir talep sunmamaktadır.
Aksoy, avukatlık ücretleri bağlamında 3.000 TRY ve Mahkeme önünde yapılan masraflar için 2.500 TRY talep etmektedir. Aksoy, kanıtlayıcı belge olarak, avukatlık ücret sözleşmesi, 3.000 TRY’lik avukatlık ücretine ilişkin fatura ve 500 TRY’lik çeviri faturası sunmaktadır.
Bayhan, avukatlık ücretleri bağlamında 3.000 TRY ve Mahkeme önünde yapılan masraflar için 1.700 TRY talep etmektedir. İlgili, kanıtlayıcı belge olarak, avukatlık ücreti sözleşmesi, 3.000 TRY’lik avukatlık ücretine ilişkin fatura ve 500 TRY’lik çeviri faturası sunmaktadır.
Masraf ve giderler bağlamında, Bingöl 7.000 avro; Çabuk 100 TRY; Duruk ve Tunç’un her biri 400 avro; Şanak 1.000 avro; Güzel 200 avro; (Yusuf) Aydın 2.920 avro ve Yakut 670 avro talep etmektedir. Söz konusu başvuranlar, bu bağlamda, herhangi bir kanıtlayıcı belge ibraz etmemektedirler.
Kahraman, bununla birlikte, rakamla belirtmeksizin, Mahkeme önünde yapılan masraf ve giderlerin geri ödenmesini talep etmektedir. Kahraman, bu bağlamda, herhangi bir kanıtlayıcı belge sunmamaktadır. Hükümet, bu talepleri kabul etmemektedir. Mahkeme’nin içtihadına göre, bir başvurana, masraf ve giderlerinin doğruluğunu, gerekliliğini ve ödenen miktarların makul olduğunu ispatlamak kaydıyla bu masraflar iade edilebilmektedir.
Somut olayda, Turğay, Kağanaslan, Gültekin ve Adlığ’ın masraf ve giderler bağlamında herhangi bir talep sunmaması sebebiyle, Mahkeme, kendilerine bu bağlamda herhangi bir meblağ ödenmesinin gerekmediği kanaatine varmaktadır.
Ayrıca, Mahkeme, taleplerini desteklemek için kanıtlayıcı belgeler sunmamaları nedeniyle, başvuranlar, Ekinci, Özalp, Bayar, Kaya (5099/09 No.’lu başvuruya ilişkin olarak), Kahraman, Bingöl, Ҫabuk, Duruk,Tunç, Şanak, Güzel, (Yusuf) Aydın ve Yakut’un taleplerini reddetmektedir.
Döner, (Mehmet Faruk) Aydın, Kaya (50354/08 No.’lu başvuruya ilişkin olarak), Aksoy ve Bayhan ile ilgili olarak, elinde bulunan belgeleri ve içtihadını göz önünde bulundurarak, Mahkeme, önünde yürütülen süreç için 500 avro ödenmesinin makul olduğu kanısına vararak, başvuranların her birine bu meblağın ödenmesine karar vermektedir.Gecikme faizi
Mahkeme, gecikme faizi olarak, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredilere uyguladığı faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar vermektedir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,
Başvuruları birleştirmeye,Başvuruların Sözleşme’nin 8. maddesi bağlamındaki şikâyete ilişkin kısmının kabul edilebilir olduğuna;Sözleşme’nin 8. maddesinin ihlal edildiğine;Sözleşme bağlamındaki diğer şikâyetlerin kabul edilebilirliği ya da esası hakkında ayrıca inceleme yapılmasına gerek olmadığına;a) Davalı devletin, üç ay içinde, ödeme tarihinde geçerli olan döviz kuru üzerinden Türk lirasına çevrilmek üzere, aşağıdaki miktarları ödemekle yükümlü olduğuna:
i) Ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, başvuranlar, Mehmet Emin Ekinci, Resul Özalp, Ruşen Bayar, Buyur Zazan Döner, Mehmet Faruk Aydın, Eyüp Turğay, Orhan Bingöl, Ahmet Kağanaslan, Yusuf Ҫabuk, Süleymen Gültekin, Murat Duruk, Tayfur Tunç, Abdulkahar Aksoy, Zeki Bayhan, Musa Şanak, Mehmet Deniz Güzel, Yusuf Aydın, Mehmet Sabri Yakut ve Hayrettin Adlığ’ın her birine, manevi tazminat olarak 300 avro (üçyüz avro);
ii) Ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, Ahmet Kaya’ya manevi tazminat olarak 600 avro (altıyüz avro);
iii) Başvuranlar tarafından ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, başvuranlar, Buyur Zazan Döner, Mehmet Faruk Aydın, Ahmet Kaya, Abdulkahar Aksoy ve Zeki Bayhan’ın her birine, masraf ve giderler için 500 avro (beşyüz avro);
b) Söz konusu sürenin bitiminden itibaren ödeme tarihine kadar, bu miktarlara Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan marjinal kredi faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
6. Adil tazmine ilişkin kalan taleplerin reddine karar vermiştir.
İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilmiş; İçtüzüğün 77. maddesinin 2. ve 3. fıkraları uyarınca 9 Haziran 2015 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
Abel Campos Paul Lemmens
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan
EK
No.
Başvuru No.
Başvuru tarihi
Başvuranın adı
Doğum tarihi
Cezaevinin bulunduğu yer
Avukat
İnfaz hâkiminin karar verdiği tarih
Ağır Ceza Mahkemesi’nin karar verdiği tarih
25844/07
2 Mayıs 2007
Cengiz EKER
1964
Erzurum
Şaziye ÖNDER
26 Mayıs 2006
14 Aralık 2006
39096/08
21 Temmuz 2008
Mehmet Emin EKİNCİ
1986
Tekirdağ
Resul ÖZALP
1978
Tekirdağ
İnan AKMEŞE
27 Aralık 2007
28 Aralık 2007
22 Ocak 2008
39105/08
21 Temmuz 2008
Ruşen BAYAR
1972
Tekirdağ
Buyur Zazan DÖNER
1977
Tekirdağ
Mehmet Faruk AYDIN
1973
Tekirdağ
İnan AKMEŞE
28 Aralık 2007
22 Ocak 2008
50354/08
16 Eylül 2008
Ahmet KAYA
1957
Erzurum
Onur GÜNDOǦDU
15 Mayıs 2008
29 Mayıs 2008
52527/08
23 Ekim 2008
Cesim KAHRAMAN
1963
Bolu
13 Mayıs 2008
4 Haziran 2008
53237/08
14 Ekim 2008
Eyüp TURǦAY
1972
Ankara
2 Eylül 2008
22 Eylül 2008
53687/08
10 Ekim 2008
Orhan BİNGÖL
1973
Bolu
Fatma Karakaş DOǦAN
13 Mayıs 2008
10 Haziran 2008
61680/08
20 Kasım 2008
Ahmet KAǦANASLAN
1970
Ankara
2 Eylül 2008
22 Eylül 2008
4173/09
10 Temmuz 2008
Yusuf ҪABUK
1960
Bolu
13 Mayıs 2008
4 Haziran 2008
5099/09
25 Aralık 2008
Ahmet KAYA
1957
Ankara
13 Ekim 2008
31 Ekim 2008
10798/09
3 Şubat 2009
Süleyman GÜLTEKİN
1974
Erzurum
7 Ocak 2009
22 Ocak 2009
11924/09
27 Ocak 2009
Murat DURUK
1975
Ankara
2 Eylül 2008
22 Eylül 2008
16281/09
2 Ocak 2009
Tayfur TUNҪ
1962
Bolu
10 Haziran 2008
4 Temmuz 2008
16989/09
7 Temmuz 2008
Abdulkahar AKSOY
1963
Bolu
Mazlum DİNҪ
13 Mayıs 2008
4 Haziran 2008
18351/09
21 Şubat 2009
Musa ŞANAK
1964
Ankara
Sinem COŞKUN
2 Eylül 2008
22 Eylül 2008
19307/09
25 Şubat 2009
Bedri TEMİZYÜZ
1978
Erzurum
Fahriye Belgün BABA
12 Ocak 2009
29 Ocak 2009
23011/09
21 Ekim 2008
Mehmet Deniz GÜZEL
1972
Bolu
21 Mayıs 2008
9 Haziran 2008
24301/09
11 Haziran 2009
Yusuf AYDIN
1961
Bolu
14 Ocak 2009
12 Şubat 2009
25918/09
19 Mart 2009
Mehmet Sabri YAKUT
1974
Bolu
14 Ocak 2009
12 Şubat 2009
30668/09
16 Nisan 2009
Hayrettin ADLIĞ
1971
Bolu
31 Aralık 2008
9 Şubat 2009
38911/09
3 Şubat 2009
Ebedin ABİ
1970
Erzurum
Sinem COŞKUN
12 Ocak 2009
22 Ocak 2009
47808/09
29 Temmuz 2009
Zeki BAYHAN
1976
Bolu
Faik Özgür EROL
5 Ocak 2009
16 Ocak 2009
Full & Egal Universal Law Academy