AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
EKŞİOĞLU VE MOSTUROĞLU / TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru no. 2006/13 ve 10857/13)
KARAR
STRAZBURG
15 Haziran 2021
İşbu karar kesinleşmiş olup bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
Ekşioğlu ve Mosturoğlu / Türkiye davasında,
Başkan
Valeriu Griţco,
Hâkimler
Branko Lubarda,
Pauliine Koskelo
ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Stanley Naismith’in katılımıyla Komite olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine iki Türk vatandaşı İlhan Yüksel Ekşioğlu ve Mehmet Şekip Mosturoğlu’nun (“başvuranlar”) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (“Mahkeme”), İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca, 30 Kasım 2012 tarihinde yapmış olduğu başvuruları (no. 2006/13 ve 10857/13) göz önüne alarak,
Tahkim Kurulunun bağımsızlığı ve tarafsızlığı ve mahkemeye erişim, söz konusu yargılamalarda dinlenen telefon görüşmelerinin kullanılması ve Tahkim Kurulunun gerekçesi ve lafzı nedeniyle başvuranların masumiyet karinesi hakkına ilişkin şikâyetlerin Türk Hükümetine (“Hükümet”) bildirilmesi ve başvurunun geri kalanının kabul edilemez olduğunun beyan edilmesine ilişkin kararı göz önünde bulundurarak,
Tarafların beyanlarını dikkate alarak,
18 Mayıs 2021 tarihinde yapılan kapalı müzakerelerin ardından,
Aynı tarihte kabul edilen aşağıdaki kararı vermiştir:
GİRİŞ
1. Başvuranlar Türkiye’deki bir futbol kulübünün eski yöneticileridir. Davalar, müsabaka sonuçlarını etkilemek (şike) suçlamasıyla başvuranlar hakkında Türkiye Futbol Federasyonu Tahkim Kurulu önündeki disiplin yargılamasına ilişkindir.
OLAYLAR
2. Başvuranlar 1966 doğumlu olup İstanbul’da ikamet etmektedir. İlk başvuran İstanbul Barosuna bağlı olarak görev yapan Avukat E. Şen tarafından temsil edilmiştir. İkinci başvuran ise İstanbul Barosuna bağlı olarak görev yapan Avukat N. Karakaya tarafından temsil edilmiştir.
3. Hükümet, kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
DAVANIN KOŞULLARI4. Dava konusu olaylar, taraflarca ibraz edildiği şekliyle, aşağıdaki gibi özetlenebilir:
Davanın arka planı: başvuranlar hakkındaki kamu davası ve telefon dinleme tedbirleri5. Futbol camiasında şike ve hileli anlaşmaları içermek üzere organize bir suç faaliyetine ilişkin olarak 2011 yılında belirtilmeyen bir tarihte başlatılan ceza soruşturmaları kapsamında bazı futbolcular, teknik direktörler ve başvuranların da aralarında yer aldığı kulüp yöneticilerinin sabit ve mobil telefon hatları İstanbul Ağır Ceza Mahkemesinin kararları uyarınca dinlenilmiştir. İlk başvuranın telefon hatlarının dinlenilmesine bir suç örgütü kurmak suçu şüphesiyle izin verilmiş olup ilk olarak 22 Şubat 2011 tarihinde üç aylığına verilen bu izin 22 Ağustos 2011 tarihine kadar uzatılmıştır. 15 Mart 2011 tarihinde bir suç örgütü kurmak suçu şüphesiyle ikinci başvuranın telefon hattının dinlenilmesine izin verildiği ancak tarafların ilgili yargı kararını veya ne kadar süreyle söz konusu tedbire izin verildiğini Mahkeme’ye iletmedikleri anlaşılmaktadır.
6. 7 Temmuz 2011 tarihinde başvuranlar tutuklanmışlardır.
7. 2 Kasım 2011 tarihinde İstanbul Cumhuriyet Savcısı, İstanbul Ağır Ceza Mahkemesine 93 şüpheli hakkında bir iddianame sunmuştur. Başvuranlar, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (“TCK”) 220. maddesi kapsamında suç işlemek amacıyla örgüt kurmak veya örgütün içerisinde yer almak ve 158 § 1(d) maddesi kapsamında nitelikli dolandırıcılık ve 6222 sayılı Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanun’un 11 §§ 1, 4(b) ve (c) ve 5. maddeleri kapsamında Süper Ligde oynanan birkaç spor müsabakasında şike yapmak ile müsabaka sonucunu etkilemek amacıyla teşvik primi vermekle isnat edilmişlerdir.
8. 2 Temmuz 2012 tarihinde İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi başvuranları Türkiye Profesyonel Süper Liginde spor müsabakalarının sonucunu şike ve teşvik primi ile etkilemek amacıyla kurulan örgüte üye olmaktan TCK 220 § 2 ve 62. maddeleri uyarınca 1 yıl 3 ay hapis cezasıyla cezalandırmıştır. Ceza mahkemesi, söz konusu mahkûmiyetlere ilişkin olarak hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar vermiştir. 6222 sayılı Kanunun 11. maddesi kapsamında şike ve teşvik primleri vermek suçlamalarına istinaden, ceza mahkemesi sırasıyla 15 ve 22 Mayıs 2011 tarihinde oynanan spor müsabakalarında şike ile 17 ve 22 Nisan 2011 ve 15 Mayıs 2011 tarihinde oynanan spor müsabakalarında futbolculara teşvik primi verdiği gerekçesiyle ilk başvuranı 1 yıl 25 ay 15 gün hapis ve 900.000 TL adli para cezası ile cezalandırmıştır. Ceza mahkemesi, sırasıyla 8 ve 15 Mayıs 2011 tarihinde oynanan spor müsabakalarında şikeye teşebbüs ve 22 Nisan 2011 tarihinde oynanan spor müsabakasına ilişkin olarak teşvik primi vermek suçundan ikinci başvuranı 1 yıl 10 ay 14 gün hapis ve 100.000 TL adli para cezası ile cezalandırmıştır. Ceza mahkemesi, şike ve teşvik primini suç haline getiren 6222 sayılı Kanunun ileriki tarihli spor müsabakalarını kapsaması nedeniyle 22 Şubat ve 9 Nisan 2011 tarihleri arasında çeşitli tarihlerde oynanan spor müsabakalarına ilişkin aynı suçlardan başvuranların beraatine karar vermiştir. Ceza mahkemesi ilaveten cezalarının infazı sırasında başvuranları spor kulüpleri ve federasyonlar bünyesinde yönetim veya denetim organlarında görev yapmaktan men etmiştir.
9. Yargıtay 17 Ocak 2014 tarihinde 6222 sayılı Kanunun 11. maddesi kapsamındaki suçlardan ilk başvuranın mahkûmiyetini onamış, ikinci başvuranın 6222 sayılı Kanun kapsamındaki mahkûmiyetini ise bozmuştur.
10. Bu esnada, 21 Şubat 2014 tarihinde Ceza Muhakemesi Kanununun ("CMK”) 135 ve 140. maddelerine getirilen bir değişiklikle, TCK 220. maddesi kapsamında düzenlenen suçlar, iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınmasına izin verilebildiği katalog suçlar arasından çıkartılmıştır.
11. Belirtilmeyen bir tarihte, ilk başvuran CMK’nın 135 ve 140. maddelerine getirilen değişiklikler doğrultusunda ceza yargılamalarının yenilenmesi talebinde bulunmuştur.
12. İstanbul Ceza Mahkemesi, ilk başvuranın yargılamanın yenilenmesi talebini kabul etmiş ve başvuranların davasını aynı dosya kapsamında incelemeye devam etmiştir. Ceza Mahkemesi 9 Ekim 2015 tarihinde şike ve teşvik primi suçlarından başvuranların beraatine karar vermiştir. Tarafların Mahkeme’ye bildirimlerini yaptıkları esnada temyiz yargılamaları yerel mahkemeler önünde halen derdestti.
13. Dahası, başvuranlar ve diğer sanıklar hakkında yürütülen ceza yargılamaları sırasında yapılan usulsüzlüklere karıştıkları iddia edilen kişiler hakkında “kumpas davası” olarak bilinen kamu davası açılmıştır. Tarafların Mahkeme’ye bildirimlerini yaptıkları esnada bu dava yerel mahkemeler önünde halen derdestti.
Davalara ilişkin yargılamalar: başvuranlar hakkında Türkiye Futbol Federasyonu önünde başlatılan disiplin yargılaması14. Türkiye Futbol Federasyonu,16 Ağustos 2011 ve 3 Ocak 2012 tarihli yazılarıyla, şike suçlamalarına istinaden haklarında açılan ceza soruşturmasıyla bağlantılı olarak başvuranları Profesyonel Futbol Disiplin Kuruluna (“PFDK”) sevk etmiştir.
15. Başvuranların yazılı savunmaları istenmiştir. Her iki başvuran da dinlenen telefon kayıtlarının disiplin yargılamasında delil olarak kullanılmasına itiraz etmiştir. Bu manada, 6222 sayılı Kanunun 14 Nisan 2011 tarihinde yürürlüğe girmesinden önce şike eyleminin cezai bir suç olmadığını ve dolayısıyla bu tarihten önceki telefon görüşmelerine ilişkin kayıtların kullanılmasının hukuka aykırı olduğunu ileri sürmüşlerdir. İkinci olarak, başvuranlar, 14 Nisan 2011 ve 3 Temmuz 2011 dönemine ilişkin olarak, iletişimlerinin tespitine şikeden değil yalnızca bir suç örgütü kurmak suçundan izin verildiğini ve bu minvalde, iletişimlerinin elde edilmesi ve kullanılmasının da hukuka aykırı olduğunu bildirmişlerdir. Ek olarak, müsabaka hakemlerinin ve gözlemci raporlarının ve maç kayıtlarının söz konusu yargılamalarda temel delil olarak kullanılması gerektiğini ancak disiplin soruşturmasında bunların kullanılmadığını da belirtmişlerdir.
16. PFDK, 6 Mayıs 2012 tarihinde, Futbol Disiplin Talimatının 58 § 2 maddesi uyarınca 7 Mart 2011, 22 Nisan 2011 ve 15 Mayıs 2011 tarihlerinde oynanan müsabakaların sonuçlarını etkilemeye teşebbüsten ilk başvurana 3 yıl hak mahrumiyeti; ikinci başvurana ise 22 Nisan 2011 tarihinde oynanan müsabakanın sonucunu etkilemeye teşebbüsten 1 yıl hak mahrumiyeti uygulanmasına oyçokluğuyla karar vermiştir. PFDK, başvuranları söz konusu suçtan suçlu bulurken, büyük ölçüde ilk başvuranın 28 Şubat 2011 ve 18 Mayıs 2011 tarihleri arasında dinlenen telefon görüşmelerine ve ikinci başvuranın 15 Mayıs 2011 tarihindeki telefon görüşmelerine ve de ilk başvuranın ofisine geldiği iddia edilen diğer bireylerin fiziki takibine dayanmıştır.
17. Başvuranlar 19 Mayıs 2012 tarihinde PFDK’nın kararına karşı Tahkim Kurulu önünde itiraz etmişlerdir. Belirtilmeyen bir tarihte Tahkim Kurulu başkanı davadan çekilmiştir.
18. Tahkim Kurulu, 4 Haziran 2012 tarihinde, TFF makamlarının disiplin yargılamasında delil hususunda, söz konusu delil hukuka aykırı olarak elde edilmediği sürece, herhangi bir kurala bağlı olmadığını değerlendirerek oybirliğiyle söz konusu itirazı reddetmiştir. Bu itibarla, Tahkim Kurulu, başvuranların dinlenen telefon görüşmelerinin müsabaka sonuçlarını etkilediğinin delili olarak kullanılmasının, dinlemeye izin veren tedbirle alakalı olmayan ancak yine de bir katalog suçun işlendiğine dair şüphe teşkil eden iletişimlerin tespiti sırasında elde edilen delilin kullanılmasına izin veren CMK hükümleri nedeniyle hukuka aykırı olarak nitelendirilemeyeceğini değerlendirmiştir. Tahkim Kurulu dolayısıyla bir suç örgütü kurdukları şüphesiyle başvuranların telefon görüşmelerinin dinlenmesine izin verilse de iletişimin tespiti sırasında elde edilen delilin dinlenmesine izin verilebilen bir suç olan şike suçuna dair şüpheye sebebiyet verdiğini değerlendirmiştir.
Tahkim Kurulunun kararı kesinleşmiş olup Anayasa’nın 59. maddesi uyarınca herhangi bir yargı denetimine tabi tutulmamıştır.
İLGİLİ İÇ HUKUK
Türkiye Futbol Federasyonu19. TFF, 1923 yılında Türkiye’de futbolu yönetmek amacıyla kurulmuştur. Spor alanındaki ulusal federasyon olarak, ülkedeki profesyonel ve amatör futbolu tüm yönleriyle düzenleyen ve denetleyen en yüksek mercidir. Futboldaki uyuşmazlıklara ilişkin ilgili iç mevzuat ve futbolda yönetim ve disipline ilişkin uyuşmazlıklarda TFF Tahkim Kurulunun münhasır yetkisi Ali Rıza ve Diğerleri /Türkiye (no. 30226/10 ve diğer 4 başvuru, §§ 45- 22, 28 Ocak 2020) davasında bulunabilir.
20. Futbol Disiplin Talimatının 58. maddesi, söz konusu tarihte yürürlükte olduğu şekliyle, müsabakanın sonucunu hukuka veya spor ahlakına aykırı şekilde etkileme veya etkilemeye teşebbüs etme disiplin suçunu tanımlamıştır. Bir futbolcuya veya kulübe teşvik primi vermek, bu bağlamda suç oluşturan bir davranış olarak da değerlendirilmiştir. Bir müsabakanın sonucunu etkilemeye karşılık gelen yaptırım kişiler için 1 yıldan 3 yıla kadar müsabakadan men veya hak mahrumiyeti cezası ve kulüpler için bir alt lige düşürme cezası verilmesi olarak değişmektedir. 99. madde ise futbol müsabakalarına katılmaktan men edilen kişilerin futbolla ilgili idari, sportif veya sair hiçbir faaliyette bulunamayacağını ve stadyumlara giremeyeceğini belirterek hak mahrumiyeti yaptırımının kapsamını tanımlamıştır.
İlgili Ceza Kanunu Hükümleri21. 14 Nisan 2011 tarihinde yürürlüğe giren 6222 sayılı Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanun’un ilgili hükümleri aşağıdaki gibidir:
“11- Şike ve Teşvik Primi
1. Belirli bir spor müsabakasının sonucunu etkilemek amacıyla bir başkasına kazanç veya sair menfaat temin eden kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis ve yirmi bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır. Kendisine menfaat temin edilen kişi de bu suçtan dolayı müşterek fail olarak cezalandırılır. Kazanç veya sair menfaat temini hususunda anlaşmaya varılmış olması halinde dahi, suç tamamlanmış gibi cezaya hükmolunur.
...
3. Kazanç veya sair menfaat vaat veya teklifinde bulunulması halinde, anlaşmaya varılamadığı takdirde, suçun teşebbüs aşamasında kalmış olması dolayısıyla cezaya hükmolunur.
4. Suçun, ... b) Spor kulübünün yönetim kurulu başkan veya üyeleri tarafından,
c) Suç işlemek amacıyla kurulmuş bir örgütün faaliyeti çerçevesinde,
...
işlenmesi halinde verilecek ceza yarı oranında artırılır.
5. Suçun bir müsabakada bir takımın başarılı olmasını sağlamak amacıyla teşvik primi verilmesi veya vaat edilmesi suretiyle işlenmesi halinde bu madde hükümlerine göre verilecek ceza yarı oranında indirilir.
....
9. Bu madde kapsamına giren suçlarla ilgili olarak hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilemez.”
“23 – Yargılama ve usul hükümleri
...
2. Ceza Muhakemesi Kanununun 135 inci maddesi hükümleri, 11 inci maddede tanımlanan suç bakımından da uygulanır...”
22. İletişimin tespiti ve kayda alınmasına ilişkin CMK (5271 sayılı Kanun)135. maddesi ve izin verilen suçla ilgili olmayan ancak 135. madde kapsamında sayılan katalog suçlardan herhangi birinin tespiti sırasında “tesadüfen elde edilen delilleri” düzenleyen 138 § 2 maddesi Karabeyoğlu / Türkiye (no. 30083/10, §§ 39-48, 7 Haziran 2016) kararında bulunabilir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
BAŞVURULARIN BİRLEŞTİRİLMESİ23. Mahkeme, başvuruların konuları bakımından benzer olduklarını göz önünde bulundurarak, bunları tek bir karar kapsamında birleştirerek incelemeyi uygun görmektedir.
SÖZLEŞME’NİN 6 §§ 1 VE 2 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA24. İlk başvuran, Sözleşme’nin 6. maddesi kapsamında, ikinci başvuran ise Sözleşme’nin 6 ve 13. maddeleri kapsamında Türkiye Futbol Federasyonu yönetimi ve bu yönetimin Tahkim Kurulu üzerinde etkisi olması nedeniyle Tahkim Kurulunun bağımsız ve tarafsız olmadığından şikâyetçi olmuşlardır. Ek olarak, Tahkim Kurulu başkanının, bu hususta hiçbir gerekçe göstermeksizin, davadan çekilmesinin Sözleşme’nin aynı hükmüyle bağdaşmadığından şikâyet etmişlerdir. Başvuranlar, ayrıca, Sözleşme’nin 6 § 2 maddesi kapsamında benzer suçlamalarla ilgili ceza yargılamaları kesinleşmeden önce Tahkim Kurulunun gerekçesi ve lafzı nedeniyle Türkiye Futbol Federasyonu önündeki yargılamalarda masumiyet karinesi haklarının ihlal ettiğinden şikâyet etmişlerdir. Mahkeme, bu şikâyetlerin yalnızca Sözleşme’nin 6 §§ 1 ve 2 maddesi kapsamında incelenmesi gerektiği kanısındadır (bk. Sukhorubchenko / Rusya, no. 69315/01, § 60, 10 Şubat 2005; bu davaya uygulanabildiği ölçüde, Assanidze / Gürcistan [BD], no. 71503/01, § 187, ECHR 2004‑II ve Popov / Moldova (no. 1), no. 74153/01, § 58, 18 Ocak 2005). Söz konusu maddenin ilgili kısımları şu şekildedir:
"1. Herkes, medeni hak ve yükümlülüklerinin belirlenmesi konusunda (...) bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından (...) adil bir şekilde (...) yargılanmayı isteme hakkına sahiptir.”
2. suç ile itham edilen herkes, suçluluğu yasal olarak sabit oluncaya kadar masum sayılır.”
25. Hükümet başvuranların şikâyetlerine itiraz etmiştir.
Kabul Edilebilirlik HakkındaSözleşme’nin 6 § 1 maddesinin TFF önündeki disiplin yargılamasına konu bakımından uygulanabilirliği26. Hükümet, Sözleşme’nin 6 § 1 maddesinin TFF önünde yürütülen yargılamalara uygulanamayacağını değerlendirmiştir. Yönetime ve spor faaliyetlerinin disiplinine ilişkin uyuşmazlıkların spor camiasının münhasır ilgi alanı olduğunu ve medeni hak ve yükümlülükler kapsamında değerlendirilemeyeceğini belirtmiştir.
27. Başvuranlar, disiplin yargılamasının yöneticilik görevlerinden geçici olarak men edilmesiyle sonuçlandığı için medeni haklarına ilişkin olduğunu iddia etmişlerdir.
28. Mahkeme, söz konusu yargılamaların bir suç isnadının esasının karara bağlanmasına ilişkin olmadığını ve bu nedenle Sözleşme’nin 6 § 1 maddesinin ceza başlığı altında uygulanamadığını not etmektedir (bk. bu davaya uygulanabildiği ölçüde, Denisov / Ukrayna [BD], no. 76639/11, § 43, 25 Eylül 2018).
29. Bununla birlikte, Mahkeme, bir mesleği icra etmeye devam etme hakkına ilişkin disiplin işlemleri söz konusu olduğunda, Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi anlamında medeni haklar üzerinde uyuşmazlıklara (“ihtilaflara”) yol açtığına ısrarlı bir şekilde karar vermiştir (bk. diğerlerinin yanı sıra König / Almanya, 28 Haziran 1978, §§ 87-95, A Serisi no. 27 ve Di Giovanni / İtalya, no. 51160/06, § 36, 9 Temmuz 2013). Haklarında açılan disiplin yargılamasında başvuranların spor kulübünde yöneticilik görevlerini icra etmeye devam etme hakkı söz konusu olduğundan, Mahkeme, Sözleşme’nin 6 § 1 maddesinin medeni başlığı altında uygulanabilir olduğunu değerlendirmektedir.
30. Mahkeme, Sözleşme’nin 6. maddesinin dolayısıyla başvuranların taraf oldukları TFF önünde görülen disiplin yargılamasının konusunu oluşturan uyuşmazlıklara konu bakımından uygulanabilir olduğuna karar vermektedir.
Sözleşme’nin 6 § 2 maddesinin TFF önündeki disiplin yargılaması bağlamında uygulanabilirliği31. Sözleşme’nin 6 § 2 maddesi, “suçluluğu yasal olarak sabit oluncaya kadar herkesin masum sayılma” hakkını güvence altına almaktadır. Mahkeme, içtihadında, masumiyet karinesiyle sağlanan güvencenin iki yönünün varlığını kabul etmiştir: ceza yargılamalarının yürütülmesi ile ilgili usuli yön ve mahkûmiyet dışında bir neticeyle sonuçlanan ceza yargılamalarıyla bağlantılı müteakip yargılamalar bağlamında başvuranın sabit bulunan masumiyetine saygı gösterilmesini sağlamayı amaçlayan ikinci yön (bk. genel olarak, Allen / Birleşik Krallık [BD], no. 25424/09, §§ 93-94, AİHM 2013). Masumiyet karinesi ilkesi, ilk yönü kapsamında, kamu görevlilerinin bir davalının suçluluğu hakkında vaktinden önce beyanlarda bulunmasını yasaklamaktadır ve ceza yargılamasının adilliğini sağlamak üzere usuli bir güvence görevi görmektedir. Ancak, bu yön, cezai konularda usuli bir güvenceyle sınırlı değildir: kapsamı daha geniştir ve hiçbir Devlet temsilcisinin bir kişinin suçunun mahkeme tarafından sabit oluncaya kadar suçlu olduğunu belirtmemesini gerekli kılmaktadır (Konstas / Yunanistan, no. 53466/07, § 32, 24 Mayıs 2011). Bu doğrultuda, Mahkeme, “sanık” sıfatıyla ilgili kişiye karşı doğrudan yöneltilmeyen ancak yine de onunla ilgili olup hakkında eş zamanlı olarak sürdürülen ceza yargılamalarıyla bağlantısı olan yargılamalarda ulaşılan bir mahkeme kararında kişinin suçluluğuna ilişkin olarak erken bir değerlendirme imasında bulunulabildiğinde Sözleşme’nin 6 § 2 maddesinin uygulandığını yinelemektedir (bk. diğer atıflarla birlikte El Kaada / Almanya, no. 2130/10, § 37, 12 Kasım 2015).
32. Masumiyet karinesinin uygulanabildiği süreye istinaden, Mahkeme, Sözleşme’nin 6 § 2 maddesinin “bir suç ile isnat edilen” herkese, yani bir kişiye cezai bir suç işlediği iddiasıyla yetkili bir makam tarafından resmi bir bildiri gelmesinden itibaren (bk. Bikas / Almanya, no. 76607/13, § 30, 25 Ocak 2018) veya hakkındaki şüphe nedeniyle söz konusu kişinin durumu itibariyle yetkililerin eylemlerinden ciddi anlamda etkilendiği noktadan itibaren (bk. Simeonovi / Bulgaristan [BD], no. 21980/04, §§ 110-11, 12 Mayıs 2017 ve bu kararda anılan içtihat), Sözleşme’nin bu kavramının özerk anlamı dâhilinde uygulandığını yinelemektedir.
33. Somut davanın koşullarına bakıldığında, Mahkeme, başvuranların 7 Temmuz 2011 tarihinde tutuklandığını ve 2 Kasım 2011 tarihinde düzenlenen iddianamede diğer hususların yanı sıra şike suçlarıyla isnat edildiklerini not etmektedir. Tutuklanmalarının ve ceza yargılamalarının başlatılmasından ardından TFF, başvuranlar hakkında bir disiplin soruşturması başlatmıştır. Mahkeme, bu bağlamda, başvuranların hak mahrumiyeti almasına neden olan disiplin yargılamasının, ceza yargılamalarına yol açan olaylarla doğrudan ilgisi olduğu konusunda taraflar arasında ihtilaf bulunmamaktadır. TFF’nin disiplin kurullarının ceza dosyasını inceleyip gerekçesini yalnızca içeriklere -ve spesifik olarak ceza yargılamaları için başvuranların dinlenen telefon görüşmelerinin kayıtlarına - dayandırmış olması, Mahkeme’nin ceza yargılamaları ve Sözleşme’nin 6 § 2 maddesinin uygulanabilir olduğuna karar verdiği disiplin yargılaması arasında kuvvetli bir bağ olduğu sonucunu çıkarması için yeterlidir. Dolayısıyla, Tahkim Kurulunu da içermek üzere disiplin yargılamasını yürüten makamlar, başvuranların masumiyetini ceza yargılamalarında isnat edilen suçlarla şüpheye düşürmeme sorumluluğu altındadırlar. Bu yüzden, başvuruların bu kısmının Sözleşme hükümleriyle konu bakımından bağdaşmaz olmadığına karar vermektedir.
İç hukuk yollarının tüketilmesi34. Hükümet, başvuranların Tahkim Kuruluna karşı mevcut tüm hukuk yollarını tüketmediğini ileri sürmüştür. Hükümet, Tahkim Kurulunun kararının kesinleştiğini ve temyize açık olmadığını kabul etmekle birlikte başvuranların yargılamaların yenilenmesini talep edebileceğini öne sürmüştür.
35. Başvuranlar, yargılamaların yenilenmesi için yapılacak bir başvurunun davaları açısından etkili bir hukuk yolu olarak değerlendirilemeyeceğini ileri sürmüşlerdir. Başvuranlar, bu tür başvuruların ancak yargılamaların yenilenmesi için haklı gerekçelerin mevcut olması halinde kabul edilebilir olduğunu savunmuşlardır. Disiplin Talimatının 93. maddesine göre, disiplin kurullarının, kesinleşen bir kararında dayanılan delillerin gerçeğe aykırı oldukları veya kararı etkileyecek yeni bir delilin meydana çıktığı veya kararın yerine getirilmesi tamamlanmadan önce mevzuatta ilgililer lehine bir değişiklik yapıldığı takdirde haklı gerekçeler olarak değerlendirilebilmektedir. Davalarında mahkûmiyetleri bozulmuş olsa da ceza mahkemeleri nezdindeki yargılamalar halen derdest olup kesinleşmemiştir ve bu nedenle disiplin yargılamasının yenilenmesini talep edemeyeceklerdir.
36. Mahkeme, iç hukuk yollarını tüketme yükümlülüğüne ilişkin yerleşik içtihadına atıfta bulunmaktadır. Söz konusu içtihat örneğin Vučković ve Diğerleri/Sırbistan ((ilk itiraz) [BD] 17153/11 ve diğer 29 başvuru, §§ 69-77, 25 Mart 2014) davasında özetlenmiştir. Mahkeme, iç hukuk yollarının tüketilmesine ilişkin kuralları düzenleyen Sözleşme’nin 35 § 1 maddesinin ispat külfetinin dağıtılmasını öngördüğünü yinelemektedir. İç hukuk yollarının tüketilmediğini iddia eden Hükümetin, Mahkeme’yi, söz konusu iç hukuk yolunun etkili ve aynı zamanda teoride ve uygulamada mevcut, yani başvuranın şikâyetleri bakımından telafi imkânı ve makul başarı olanağı sunan, erişilebilir bir hukuk yolu olduğuna ikna etmesi gerekmektedir. Söz konusu ispat külfeti karşılandığında, Hükümet tarafından ileri sürülen hukuk yolunun aslında tüketildiğini veya davanın kendine özgü koşullarında, bazı sebeplerden ötürü yetersiz ve etkisiz olduğunu veya başvuranı bu gereklilikten kurtaran özel koşulların mevcut olduğunu başvuranın ispatlaması gerekmektedir.
37. Mahkeme, Tahkim Kurulunun 4 Haziran 2012 tarihli kararının, Anayasa Mahkemesini de içermek üzere herhangi bir mahkeme nezdinde temyize açık olmadığını ve dolayısıyla kesinleştiğini not etmektedir. Yargılamanın yenilenmesine izin veren hükümler, ceza yargılamalarında kesinleşmeyen beraatların aynı olaylardan kaynaklanan disiplin yargılamasının yenilenmesi için haklı gerekçeler olarak değerlendirilebileceğini öngörmemektedir. Dahası, Hükümet, ceza yargılamalarında kesinleşmeyen beraata dayalı bir itirazın başvuranlarınkiyle kıyaslanabilir bir duruma başarılı bir şekilde dayandırıldığı PFDK uygulamasına dair herhangi bir örnek sunmamıştır. Dolayısıyla, Mahkeme, Hükümetin hukuk yollarının tüketilmediğine yönelik gerekçesini reddetmektedir.
Kabul edilebilirlik hakkında sonuç38. Mahkeme, başvuranların yukarıda bahsedilen şikâyetlerinin, Sözleşme’nin 35 § 3 (a) maddesi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını kaydetmektedir. Ayrıca, Mahkeme şikâyetlerin kabul edilemez olduğuna dair başka herhangi bir gerekçe bulunmadığını kaydetmektedir. Dolayısıyla, şikâyetlerin kabul edilebilir olduğu beyan edilmelidir.
Esas HakkındaTahkim Kurulunun Bağımsızlığı ve Tarafsızlığı39. Mahkeme, aynı şikâyeti Ali Rıza ve Diğerleri (yukarıda anılan, §§ 201-222) davasında hâlihazırda incelediğini gözlemlemektedir. Mahkeme, söz konusu kararda, Tahkim Kurulunun Sözleşme’nin 6. maddesi anlamında bağımsız ve tarafsız olarak değerlendirilemeyeceğini çünkü Yönetim Kurulunun - TFF’nin yürütme organı - Tahkim Kurulunun teşkilatı ve işleyişi üzerinde önemli bir etkisi olduğunu belirtmiştir. Mahkeme ilaveten TFF Kanununun Tahkim Kurulu üyelerini dış baskıya karşı korumak için uygun güvenceler sunmadığını ve bir Tahkim Kurulu üyesinin bağımsız ve tarafsız olmaması gerekçesiyle yapılan itirazları ele alacak spesifik bir usulün olmadığını da not etmiştir (aynı kararda, §§ 212 ve 215).
40. Somut davayı inceleyen Mahkeme, yukarıda anılan Ali Rıza ve Diğerleri (yukarıda anılan, § 222) kararındaki tespitlerinden ayrılmasını gerektirecek herhangi bir özel durum bulunmadığı sonucuna varmıştır.
41. Yukarıda yer alan açıklamalar, Mahkemenin, Sözleşme’nin 6 § 1 maddesinin ihlal edildiğine karar vermesi için yeterlidir.
Sözleşme’nin 6 § 2 maddesi kapsamında yargılamaların adilliği ve masumiyet karinesi42. Tahkim Kurulunun Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi kapsamında bağımsızlık ve tarafsızlık koşullarını karşılamadığı tespitini göz önüne alarak, Mahkeme, başvuranların mahkemeye erişim hakkını da içermek üzere Tahkim Kurulu önündeki yargılamaların adilliğine ilişkin şikâyetlerinin ve masumiyet karinesine saygı gösterilmesi haklarının ayrı olarak incelenmesine gerek olmadığını değerlendirmektedir (bk. yukarıda anılan Ali Rıza ve Diğerleri, § 226 ve bu kararla ilgili olduğu ölçüde Kar ve Diğerleri / Türkiye, no. 58756/00, §§ 27 ve 32, 3 Mayıs 2007).
SÖZLEŞME’NİN 8. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA43. Başvuranlar, ceza soruşturması bağlamında telefon görüşmelerinin dinlenilmesinin hukuka aykırı olduğundan ve telefon görüşmelerinin kayıtlarının PFDK ve Tahkim Kurulu önündeki disiplin yargılamasında delil olarak kullanılmasının Sözleşme’nin 8. maddesine aykırı düştüğünden şikâyet etmişlerdir. İlgili madde aşağıdaki gibidir:
"1. Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.
2. Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir.”
Kabul Edilebilirlik Hakkında44. Hükümet, başvuranların iletişimlerinin hukuka aykırı olarak dinlendiğine ilişkin olarak kamu görevlilerine karşı idare mahkemesi önünde tazminat davası açmadıkları için Sözleşme’nin 35 § 1 maddesinin gerektirdiği üzere iç hukuk yollarının tüketmediklerini belirtmiştir.
45. Mahkeme’nin Karabeyoğlu (yukarıda anılan, § 60) kararındaki tespitlerine istinaden, başvuranlar, Hükümetin bahsettiği hukuk yolunun şikâyetleri için etkili bir yol olarak değerlendirilemeyeceğini çünkü idare mahkemelerinin bir adli tedbirle ihtilaf konusu takip tedbirine izin verildiğinde Sözleşmenin 8. maddesi kapsamındaki güvencelere ilişkin olarak herhangi bir değerlendirme yapmadıklarını ileri sürmüşlerdir.
46. Mahkeme, bir yargı kararıyla izin verilen takip tedbiri için bu tür bir hukuk yolunun etkili bir yol olarak gösterilemeyeceğine ilişkin olarak idare mahkemesi önündeki tazminat davalarına dair önceki davalarda ulaşmış olduğu tespitlerine atıfta bulunmaktadır (bk. yukarıda anılan Karabeyoğlu, § 60 ve Mustafa Sezgin Tanrıkulu / Türkiye, no. 27473/06, §§ 24-28, 18 Temmuz 2017). Hükümet, hiçbir argüman ileri sürmemiş ve Mahkeme’nin farklı bir sonuca ulaşmasını sağlayacak herhangi bir yerel mahkeme içtihadına da atıfta bulunmamıştır.
47. Dolayısıyla, Mahkeme, Hükümetin iç hukuk yollarının tüketilmemesine yönelik itirazını reddetmiştir.
48. Mahkeme ayrıca bu şikâyetin Sözleşme’nin 35 § 3 (a) maddesi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığı sonucuna varmaktadır. Mahkeme, ek olarak, başvurunun kabul edilemez olduğuna ilişkin başka bir gerekçe bulunmadığını kaydetmektedir. Dolayısıyla, söz konusu şikâyetin kabul edilebilir olduğu beyan edilmelidir.
Esas Hakkında49. Başvuranlar argümanlarını sürdürmüşlerdir.
50. Hükümet, Sözleşme’nin 8. maddesi kapsamında başvuranların haklarına bir müdahalenin olmadığını öne sürmüştür. Her halükarda, Hükümet, müdahalenin şike suçu halinde telefon dinleme tedbirlerinin istenebileceğini öngören 6222 sayılı Kanunun 23 § 2 maddesi nedeniyle hukukilik koşulunu karşıladığını ve CMK’nın 135. maddesinin uygulanacağını değerlendirmiştir. 14 Nisan 2011 tarihinden itibaren geçen süreyi, yani 6222 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten sonrasını, kapsamak üzere başvuranların iletişimlerinin dinlenmesi için bir yargı izni olduğu sürece tedbirin yasal dayanaktan yoksun olduğu söylenemez. Başvuranlar hakkında açılan disiplin yargılamasında delil olarak söz konusu görüşmelerinin kullanılmasına ilişkin, Hükümet, iç hukukta bu tür bir kullanıma izin verildiğine dair bir hükme işaret etmemiş ancak şikeyle mücadelede Disiplin Talimatıyla birlikte 6222 sayılı Kanunun içerdiği hükümler ve TFF’nin genel görevinin bu tür bir kullanımı haklı kıldığını değerlendirmiştir.
51. Mahkeme, ilk olarak, telefon görüşmelerinin Sözleşme’nin 8. maddesinin anlamında “özel hayat” ve “haberleşme” kavramları kapsamında yer aldığını gözlemlemektedir (bk. diğer kararların yanı sıra Craxi / İtalya (no. 2), no. 25337/94, § 57, 17 Temmuz 2003 ve Drakšas / Litvanya, no. 36662/04, § 52, 31 Temmuz 2012). Dolayısıyla, başvuranların şikâyet ettikleri telefon dinleme tedbirleri ve ihtilaf konusu disiplin yargılaması bağlamında telefon görüşmeleri kayıtlarının kullanılması söz konusu madde anlamında bir müdahale teşkil etmektedir (bk. benzer bir sonuç için yukarıda anılan Karabeyoğlu, § 76).
52. Mahkeme, ayrıca, Karabeyoğlu (yukarıda anılan, § 119) davasında, disiplin kurullarının aslında ceza yargılamaları amacıyla izin verilen telefon görüşmelerinin kayıtlarına dayanması nedeniyle Sözleşme’nin 8. maddesinin ihlalini tespit ettiğini yinelemektedir. Mahkeme, bu davada, bu tür müdahalenin Sözleşme’nin 8 § 2 maddesi anlamında “kanunla öngörülmüş” olmadığını not etmiştir (aynı kararda, § 119).
53. Mahkeme, somut davanın konusu olan olayların Karabeyoğlu (yukarıda anılan, §§ 112-21) davasında incelenen olaylara benzer olduğunu kaydetmektedir. Bu doğrultuda, başvuranların telefon hatlarının dinlenmesine yalnızca bir ceza soruşturması amacıyla ve bilhassa da suç işlemek amacıyla bir suç örgütü kurmak suçundan izin verildiğini not etmektedir. İç hukuktaki hiçbir hüküm, bir disiplin soruşturmasının parçası olarak bu tür verinin kullanılmasına izin vermemektedir. Bu yüzden, dinlenen telefon görüşmelerinin kayıtlarının kullanılmasının ulusal mevzuata uygun olmadığı anlamı çıkmaktadır.
54. Dolayısıyla, disiplin soruşturması bağlamında başvuranların telefon görüşmelerinin kayıtlarının kullanılmasına ilişkin olarak Sözleşme’nin 8. maddesi ihlal edilmiştir.
SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI55. Sözleşme’nin 41. maddesi aşağıdaki gibidir:
“Eğer Mahkeme bu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarını ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder.”
56. İlk başvuran adil tazmin talebinde bulunmamıştır. Dolayısıyla, Mahkeme, başvuran lehine tazminat hükmedecek konumda değildir.
57. İkinci başvuran, (i) tutuklu olarak yargılanması nedeniyle yaşamış olduğu gelir kaybı, (ii) TFF önündeki yargılamalar nedeniyle yaşadığı itibar kaybından dolayı gerçekleşen gelir kaybı ve (iii) tutukluluğu süresince yaptığı masraf ve giderler bakımından toplamda 156.822 avro tazminat talebinde bulunmuştur. İlaveten, Sözleşme’nin 6 ve 8. maddeleri kapsamında 87.000 avro manevi tazminat talebinde bulunmuştur. Masraflar ve giderler bakımından, ceza yargılamalarındaki yasal temsilcisinin masrafı ve hakkındaki yargılamaları haber eden basındaki yazılar nedeniyle kamu nezdindeki imajını korumak için aldığı tedbirlerden dolayı gerçekleşen diğer masraflardan oluşmak üzere 4.406,05 avro tazminat talebinde bulunmuştur.
58. Hükümet, başvuranın iddia ettiği zarar ile iddia edilen ihlaller arasında bir illiyet bağının olmadığını değerlendirerek söz konusu taleplere itiraz etmiştir. Her halükarda, söz konusu miktarların aşırı olduğunu değerlendirmiştir.
59. Mahkeme, tespit edilen ihlaller ile ileri sürülen maddi zarar arasında herhangi bir illiyet bağı bulunmadığı kanısına varmış ve bu nedenle söz konusu talebi reddetmiştir. Diğer yandan, ikinci başvuranın manevi zarara uğradığı kanaatindedir. Hakkaniyet temelinde karar veren Mahkeme, başvurana, manevi tazminat olarak, miktara yansıtılabilecek vergiler hariç olmak üzere 6.000 avro ödenmesine hükmetmiştir.
60. Başvuranın masraf ve giderlere yönelik talebine ilişkin olarak ise, Mahkeme, yerel yargılamalarda oluşan masrafların yalnızca tespit edilen bir ihlali önlemek veya telafi etmek için gerekli olduğu sürece ödenebileceğini yinelemektedir (bk. örneğin, Moser / Avusturya, no. 12643/02, § 115, 21 Eylül 2006). Somut davada, yerel yargılamalarda oluşan masraf ve giderler tespit edilen ihlallerle alakalı değildir. Mahkeme dolayısıyla bu talepleri reddetmiştir.
61. Mahkeme, gecikme faizinin Avrupa Merkez Bankasının marjinal faiz oranına üç puan eklenmek suretiyle elde edilecek oran üzerinden hesaplanmasının uygun olduğu kanaatindedir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE,
Başvuruların birleştirilmesine;Başvuruların kabul edilebilir olduğuna;Sözleşme’nin 6 § 1 maddesinin ihlal edildiğine;Sözleşme’nin 6 §§ 1 ve 2. maddesi uyarınca kalan şikâyetleri incelemeye gerek olmadığına;Sözleşme’nin 8. maddesinin ihlal edildiğine;Davalı Devlet tarafından ikinci başvurana (Ş. Mosturoğlu), kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içerisinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk lirasına çevrilmek üzere, yansıtılabilecek tüm vergiler hariç olmak üzere, masraf ve giderler bakımından 6.000 avro (altı bin avro) ödenmesine ve yukarıda bahsi geçen üç aylık sürenin bittiği tarihten itibaren ödeme gününe kadar geçen sürede, yukarıda bahsedilen miktara, Avrupa Merkez Bankasının marjinal faiz oranına üç puan eklenmek suretiyle elde edilecek oran üzerinden basit faiz uygulanmasına;Başvuranların adil tazmine ilişkin diğer taleplerinin reddedilmesine karar vermiştir.İşbu karar İngilizce dilinde tanzim edilmiş olup Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77 §§ 2 ve 3 maddesi uyarınca 15 Haziran 2021 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Stanley Naismith Valeriu Griţco
Yazı İşleri Müdürü Başkan