AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
ELLIS / TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru no. 1065/06)
KARAR
STRAZBURG
4 Nisan 2017
İşbu karar kesin olup, bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
Ellis / Türkiye davasında,
Başkan
Nebojša Vučinić
Yargıçlar
ValeriuGriţco,
StéphanieMourou-Vikström
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımlarıyla Komite halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 14 Mart 2017 tarihinde gerçekleştirilen kapalı müzakereler sonrasında, aynı tarihte aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (1065/06 no.lu) davanın temelinde, Birleşik Krallık vatandaşı olan Robert Mackenzie Ellis’in (“başvuran”) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (“AİHM” veya “Mahkeme”) 7 Aralık 2005 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvuru bulunmaktadır.
2. Başvuran, Mahkeme önünde, Ankara Barosuna kayıtlı Avukat M. An tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise, kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuranın lehine hükmedilmiş olan mahkeme kararının icrasını sağlayamamış olmasına ilişkin olarak Sözleşme’nin 6 ve 13. maddeleri ile Sözleşme’ye Ek 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesi kapsamında dile getirmiş olduğu şikâyetleri 10 Eylül 2015 tarihinde Türk Hükümeti’ne bildirilmiş, başvurunun geri kalan bölümü ise Mahkeme İç Tüzüğü’nün 54 § 3 maddesi uyarınca kabul edilemez olarak beyan edilmiştir.
4. Sözleşme’nin 36 § 1 maddesi ve İç Tüzüğün 44 § 1 (a) maddesi kapsamındaki bildirim uyarınca, Birleşik Krallık Hükümeti mevcut davada müdahil olma hakkını kullanmak istememiştir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
5. Başvuran 1941 doğumlu olup, Danimarka’nın Birkerod şehrinde ikamet etmektedir.
6. Başvuran, N.K. isimli bir Türk ortakla Türkiye’nin Alanya ilçesinde turizm hizmetleri sunmak amacıyla 11 Nisan 1995 tarihinde N.R Group Ltd. (“şirket”) isimli bir limited şirket kurmuştur.
7. Başvuran, N.K.nın yönetim yetkisinin iptali istemiyle 19 Mart 1997 tarihinde Alanya Asliye Hukuk Mahkemesi’ne başvuruda bulunmuştur. Alanya Asliye Hukuk Mahkemesi 2 Ekim 1997 tarihinde yönetim yetkisinin iptaline hükmetmiş ve 18 Mayıs 1998 tarihinde, şirkete bir kayyum atamıştır. Bu arada, başvuranın ortağı N.K.nın şirketin varlıklarını hileli olarak yeni bir şirket hesabına aktarmış olduğu tespit edilmiştir.
8. Başvuran 8 Temmuz 1997 tarihinde Alanya Asliye Hukuk Mahkemesi nezdinde N.K. aleyhine iki tane hukuk davası açmış, N.K.nın hileli eylemleri sebebiyle uğramış olduğu kaybın tazmin edilmesini talep etmiştir. Yerel mahkeme, tazminat davalarının birleştirilmesine ve birlikte incelenmesine karar vermiştir.
9. Alanya Asliye Hukuk Mahkemesi başvuranın tazminat talebini 7 Haziran 2005 tarihinde kabul etmiş ve başvurana kaybı karşılığında yasal faiziyle birlikte 203.000 Alman Markı (DEM) (söz konusu zamanda 103.792 avroya tekabül etmektedir) değerinde Avro para biriminde tazminat ile %40’ı faizsiz 10.000 DEM (söz konusu zamanda 7.158 avroya tekabül etmektedir) değerinde Türk lirası para biriminde inkâr tazminatı ödenmesine karar vermiştir. Yerel mahkeme ayrıca, yargılamalara ilişkin masraf ve harcamaların da N.K. tarafından karşılanmasına hükmetmiştir.
10. Belirtilmemiş bir tarihte, başvuran icra işlemlerinin başlatılması için kararın kendisine tebliğ edilmesini talep etmiştir. Yerel mahkeme 492 sayılı Harçlar Kanunu’nun 28 (1) (a) maddesinde belirtilen gerekli harç ödemesi yapılmazsa kararın tebliğ edilmesinin mümkün olmadığını belirterek, bu talebi reddetmiştir.
11. Bu nedenle, başvuran, yukarıda bahsedilen kararın icrasını sağlamak üzere icra işlemlerini başlatamamıştır.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK
12. Dava konusu olayların yaşandığı tarihte, Harçlar Kanunu’nun 28(1) (a) maddesi aşağıdaki gibiydi:
“Madde 28(1) – Nispi harçlarda ödeme zamanı
(1) sayılı tarifede yazılı nispi harçlar aşağıdaki zamanlarda ödenir:
(a) Karar ve ilam harçlarının dörtte biri peşin, geri kalanı kararın verilmesinden itibaren iki ay içinde ödenir... Karar ve ilam harçları ödenmedikçe, ilgiliye ilam verilmez...”
13. Anayasa Mahkemesi’nin kararı ve sonrasında Harçlar Kanunu’nun 28(1) (a) maddesinde yapılan değişiklik
14. Anayasa Mahkemesi 14 Ocak 2010 tarihli bir kararla, Harçlar Kanunu’nun 28(1) (a) maddesinin ikinci cümlesinde yer alan hükmü yürürlükten kaldırmıştır. Anayasa Mahkemesi, mahkeme harçlarını ödeme yükünü davası kabul edilen ve ilk derece mahkemesinin kararıyla aynı harçları ödemekten muaf tutulan tarafa yüklemenin mahkemeye erişim hakkına ve bilhassa, kararın icrasını sağlama hakkına aykırı olduğunu ifade etmiştir. Yüksek mahkeme bu bağlamda, yürürlükten kaldırılan hükmün nispi harçlara atıf yaptığını ve bu harçların bahse konu ana meblağ temelinde hesaplandığına işaret etmiştir.
15. Bunun sonrasında, 2010 yılının Temmuz ayında, Harçlar Kanunu’nun 28(1) (a) maddesinde değişiklik yapılmıştır. Söz konusu değişikliği müteakip, ilgili ikinci cümle aşağıdaki şekli almıştır:
“...Bakiye karar ve ilam harcının ödenmemiş olması, hükmün tebliğe çıkarılmasına, takibe konulmasına ve kanun yollarına başvurulmasına engel teşkil etmez.”
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. SÖZLEŞME’NİN 6. MADDESİ İLE SÖZLEŞME’YE EK 1 NO.LU PROTOKOL’ÜN 1. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
16. Başvuran, yerel mahkemenin, lehine hükmedilmiş mahkeme kararının bir nüshasını kendisine tebliğ etmeyi reddetmesi nedeniyle, söz konusu kararının icrasını sağlayamamış olduğundan şikâyet etmiştir. Başvuran ayrıca, bahse konu kararın icra edilmemesinin kendisinin mülkiyetin çekişmesiz kullanımı hakkını ihlal ettiğini iddia etmiştir. Başvuran bu bağlamda, Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi ile Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesini dayanak olarak ileri sürmüştür.
17. Hükümet, bu iddiaya karşı çıkmıştır.
A. Kabul Edilebilirlik Hakkında
18. Hükümet, başvuranın kendi lehine hükmedilmiş mahkeme kararının icrasını sağlayamamasına ilişkin şikâyetinin iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle reddedilmesi gerektiğini ileri sürmüştür. Hükümet bu bağlamda, Anayasa Mahkemesi’nin Harçlar Kanunu’nun 28(1) (a) maddesinin ikinci cümlesindeki hükmü yürürlükten kaldıran kararının ardından, söz konusu mevzuatta Temmuz 2010 tarihinde değişiklik yapıldığına ve bu nedenle, başvuranın dava konusu kararın icrasını sağlama imkânının bulunduğuna işaret etmiştir.
19. Mahkeme, dava konusu kararın 2005 yılında ilk derece mahkemesi tarafından verildiğini ve başvuranın, lehine verilmiş olan mahkeme kararının icrasını, yerel mahkemenin ilgili kararın bir nüshasını tebliğ etmeyi reddetmesi nedeniyle aşırı uzun bir süre boyunca sağlayamamış olduğunu kaydetmektedir (bk. Sevgül Altıparmak/Türkiye, no. 27023/06, § 25, 20 Temmuz 2010).
20. Mahkeme, sonuç olarak, Hükümetin iç hukuk yollarının tüketilmesiyle ilgili itirazını reddetmektedir.
21. Mahkeme, başvurunun bu kısmının Sözleşme’nin 35 § 3 (a) maddesinin anlamı dâhilinde açıkça dayanaktan yoksun olmadığına kanaat getirmiştir. Mahkeme ayrıca, başvurunun ilgili bölümünün başka herhangi bir kabul edilemezlik gerekçesiyle bağdaşmadığı kanaatindedir. Bu nedenle, başvuru kabul edilebilir olarak beyan edilmelidir.
B. Esas Hakkında
1. Sözleşme’nin 6 § 1 Hükmü Hakkında
22. Mahkeme, Sözleşme’nin 6 § 1 maddesinin herkese, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili olarak, bir mahkeme tarafından davasının görülmesini isteme hakkı verdiğini yineler; bu yolla, hukuki konularda mahkemelerde dava açma hakkı anlamına gelen erişim hakkının bir yönünü teşkil ettiği “mahkemeye gitme hakkını” da çerçevesi içine alır. Ancak, Sözleşmeye Taraf Devletlerden birinin iç hukuk sistemi, nihai ve bağlayıcı bir kararın, taraflardan birinin zararına geçersiz kalmasına izin verirse, bu hak aldatıcı olacaktır. Bu nedenle, herhangi bir mahkemenin verdiği bir kararın icrası, Sözleşme’nin 6 § 1 maddesinin amaçları doğrultusunda, “yargılamanın” ayrılmaz parçası olarak değerlendirilmelidir (bk. Hornsby/Yunanistan, 19 Mart 1997, § 40, Karar ve Hükümler Derlemesi 1997-II, ve Ülger/Türkiye, no. 25321/02, § 38, 26 Haziran 2007).
23. İcra işlemlerinin yargılamanın ayrılmaz bir parçasının teşkil etmesinden dolayı, Mahkeme, mahkemeye gitme hakkının, “medeni hak ve yükümlülüklerin” belirlenmesi amacıyla ilk derece ve temyiz mahkemelerine erişimin yanı sıra (bk. Kreuz/Polonya, no. 28249/95, §§ 53-54, AİHM 2001‑VI), icra davasına erişim hakkını da eşit derecede koruduğu kanısındadır (bk. yukarıda anılan Ülger, § 39).
24. Somut davada, Alanya Asliye Hukuk Mahkemesi’nin kararıyla başvurana tazminat ödenmesine hükmedilmiştir. Bununla birlikte, başvuran, yerel mahkemenin davalı tarafa/haksız çıkan tarafa yüklemiş olduğu gerekli mahkeme harçlarının hiç ödenmemiş olması nedeniyle, bu kararın icrasını sağlayamamıştır.
25. Mahkeme bu bağlamda, mahkemeye erişim hakkının mutlak olmadığını ve bazı kısıtlamalara tabi tutulabileceğini yinelemektedir. Mahkemeye erişim hakkı özü itibariyle Devlet tarafından düzenleme yapılmasını gerektirdiğinden bu kısıtlamalara zımnen izin verilir. Ancak Mahkeme uygulanan kısıtlamaların hakkın özünün zedeleneceği şekilde veya derecede kişiye sunulan erişimi kısıtlamadığı veya azaltmadığı konusunda ikna olmalıdır. Ayrıca bir kısıtlamanın meşru bir hedef izlememesi ve izlenen yöntemler ve ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir orantılılık ilişkisi bulunmaması durumunda; bu kısıtlama Sözleşme’nin 6 § 1 maddesine uygun olmayacaktır (bk. Apostol / Gürcistan, no. 40765/02, § 57, AİHM 2006‑XIV, ve yukarıda anılan Ülger, § 41).
26. Mahkeme ayrıca bir kişinin mahkemeye erişim hakkından faydalanıp faydalanmadığını belirlemek amacıyla, talep edilen miktarların, başvuranın bunları ödeme gücü ve söz konusu kısıtlamanın uygulandığı yargılama evresi de dahil olmak üzere, belirli bir davanın kendine özgü koşulları ışığında değerlendirilmesi gerektiğini yinelemektedir (bk. yukarıda anılan Apostol kararı, § 59).
27. Mahkeme, Harçlar Kanunu’nun 28 (1)(a) maddesine dayanan yerel mahkemenin başvurana finansal bir yükümlülük yüklediğini kaydetmiştir. Bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi başvuranın tazminat taleplerine ilişkin karara ve sonrasındaki icra işlemlerine erişimini engellemiştir. Bu nedenle, diğer tarafça üstlenilmesi gereken ve icra aşamasında başvurana yüklenen söz konusu yükümlülük, yalnızca finansal mahiyette bir kısıtlama teşkil etmiştir ve bu nedenle adaletin menfaati açısından katı bir inceleme gerektirmektedir (bk. yukarıda anılan Apostol, § 60, ve Osman Yılmaz / Türkiye, no. 18896/05,§ 41, 8 Aralık 2009). Mahkeme bu bağlamda Anayasa Mahkemesi’nin madde 28 (1) (a)’nın ikinci cümlesinde yer alan hükmü yürürlükten kaldıran 14 Ocak 2010 tarihli kararını dikkate almaktadır. Mahkeme söz konusu hükmün, davası kabul edilen ve karar uyarınca bu tür masraflardan hukuken sorumlu olmayan tarafa mahkeme harçlarını ödeme yükümlülüğü yüklemesinden dolayı, yüksek mahkemenin söz konusu hükmü mahkemeye erişim hakkına uygun bulmadığını kaydetmektedir.
28. Ayrıca Mahkeme Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi kapsamındaki etkin hakları güvence altına alma yükümlülüğünün yerine getirilmesinin, yalnızca müdahalede bulunulmamış olması anlamına gelmeyeceğini; aynı zamanda Devlet açısından pozitif bir eylemde bulunulmasını gerektirebileceğini yinelemektedir (bk. yukarıda anılan Kreuz, § 59). Devlet başvurana mahkeme masraflarını karşılaması konusunda tam sorumluluk vererek kararların icrası bakımından hem hukuken hem de uygulamada etkin olan bir sistem oluşturma konusundaki pozitif yükümlülüğünden kaçınmıştır (bk. Fuklev / Ukrayna, no. 71186/01, § 84, 7 Haziran 2005, ve yukarıda anılan Osman Yılmaz, § 42). Bu nedenle, mevcut davada mahkeme masraflarının ödenmesi ve mevcut görev için gerekli olan çalışma, diğer deyişle başvurana yalnızca kararın bir kopyasının verilmesi arasındaki makul orantılılık ilişkisine dikkat edilmelidir.
29. Dolayısıyla Mahkeme, başvuran kararın bir kopyasını alamadan önce başvuranı masrafları ödemekten sorumlu tutmanın, başvuran üzerinde aşırı bir yük oluşturduğunu ve mahkemeye erişim hakkının özünü zedeleyecek derecede bu hakkının kısıtlandığını tespit etmiştir.
30. Bu nedenle Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi ihlal edilmiştir.
2. Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokolün 1. maddesi
31. Mahkeme bir “talebin” 1 No.lu Protokolün 1. maddesi anlamında eğer icra edilebilirliği yeterli şekilde ortaya konulabildiyse “mülkiyet” teşkil edebileceğini yineler (bk. Burdov / Rusya, no. 59498/00, § 40, AİHM 2002‑III). Sinop Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından, başvuranların açtığı tazminat davaları kapsamında verilen kararlar başvuranlara icrası mümkün talepler sunmuştur.
32. Başvuranın ilgili kararın icra edilmesini sağlayamaması, 1 No.lu Protokolün 1. maddesinin ilk cümlesinde öngörüldüğü şekilde, mülkiyetinin barışçıl şekilde kullanılması hakkına yönelik bir müdahale teşkil etmiştir (bk. yukarıda anılan Ülger, §§ 49-50).
33. Söz konusu müdahale bakımından herhangi bir gerekçe bulunmaması nedeniyle, Mahkeme 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmıştır.
II. SÖZLEŞME’NİN 13. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
34. Başvuran Sözleşme’nin 13. maddesine dayanarak; lehine olan kararın icra edilmediği konusundaki şikâyetlerini yinelemiştir.
35. Mahkeme bu şikâyetin yukarıda incelenenlerle bağlantılı olduğunu ve bu nedenle kabul edilebilir olduğunun beyan edilmesi gerektiğini kaydetmektedir. Ancak Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi ve Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokolün 1. maddesi kapsamında tespit edilen ihlaller dikkate alındığında, Mahkeme başvuranın bu kapsamındaki iddiasını ayrıca incelemeye gerek duymamaktadır.
III. SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
A. Tazminat
36. Başvuran maddi zarara ilişkin olarak 345.378 avro, manevi zarara ilişkin olarak ise 100.000 avro talep etmiştir.
37. Hükümet bu taleplere karşı çıkmıştır.
38. Mahkeme maddi tazminata ilişkin olarak, yerel mevzuatta yapılan değişikliklerin ardından başvuranın şikâyet konusu kararın icra edilmesini ve bu karardan kaynaklanan tahsil edilmemiş borcun ödenmesini sağlama olanağına sahip olduğunu gözlemlemektedir. Bu nedenle Mahkeme en uygun tazminat yolunun, icra emrinin hazırlanmasını sağlamak amacıyla gereken bütün tedbirleri alarak icranın önündeki engellerin kaldırılması olduğu kanısındadır (bk. Sevgül Altıparmak / Türkiye, no. 27023/06, § 33, 20 Temmuz 2010, ve Çakır ve Diğerleri / Türkiye, no. 25747/09, §§ 30-31, 4 Haziran 2013).
39. Mahkeme manevi tazminata ilişkin olarak; başvuranın lehine olan mahkeme kararının uzun süre boyunca icra edilmemesinden kaynaklı olarak sıkıntı ve hüsran yaşamış olduğu ve bu durumun Mahkeme’nin yerleşik içtihatlarına göre yalnızca ihlal tespit edilmesiyle telafi edilemeyeceği kanaatindedir. Başvuran Sözleşme’nin 41. maddesinin gerektirdiği şekilde hakkaniyet temelinde bir karar vererek bu başlık kapsamında 7.200 avro ödenmesine karar vermiştir.
B. Masraf ve giderler
40. Başvuran ayrıca Mahkeme önünde gerçekleşen masraf ve giderlere ilişkin olarak 55.431 avro ödenmesini talep etmiştir.
41. Hükümet bu talebe karşı çıkmıştır.
42. Mahkeme’nin içtihadına göre, bir başvurana, masraf ve giderlerin ödenmesine karar verilebilmesi için, bu masraf ve giderlerin gerçek, zorunlu ve miktar bakımından makul olduğunun ortaya konulması gerekmektedir. Mahkeme elindeki belgeleri ve içtihatlarını dikkate alarak bütün başlıklar altındaki masrafların karşılanması amacıyla 3.000 avroluk miktarın ödenmesinin makul olduğu kanısındadır.
C. Gecikme faizi
43. Mahkeme, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankasının kısa vadeli kredilere uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklenmek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar vermiştir.
İŞBU GEREKÇELERLE MAHKEME OY BİRLİĞİYLE,
1. Başvurunun kabul edilebilir olduğuna;
2. Sözleşme’nin 6 § 1 maddesinin ihlal edildiğine;
3. Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokolün 1. Maddesinin ihlal edildiğine;
4. Şikâyeti 13. madde kapsamında incelemeye gerek olmadığına;
5. (a) Davalı Devletin, Sözleşme’nin 44 § 2 maddesi uyarınca kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içerisinde, icra emrinin hazırlanmasını sağlamak amacıyla gereken tüm tedbirleri alarak şikâyet konusu kararın icra edilmesi önündeki engelleri kaldırmasına;
(b) Davalı Devlet tarafından başvurana, üç ay içerisinde ödeme tarihindeki kur üzerinden davalı Devletin ulusal para birimine çevrilmek üzere, aşağıdaki miktarların ödenmesine:
(i) Manevi tazminata ilişkin olarak, ortaya çıkabilecek her türlü vergi hariç olmak üzere 7.200 avro;
(ii) Masraf ve giderlere ilişkin olarak başvurana yansıtılabilecek her türlü vergi hariç olmak üzere 3.000 avro;
(c) Yukarıda bahsi geçen üç ayın sona ermesinden itibaren ödeme tarihine kadar geçen sürede, yukarıdaki tutar üzerinden gecikme dönemi süresince geçerli olan Avrupa Merkez Bankası marjinal borç verme faizine üç puan eklenmesi suretiyle elde edilecek oran üzerinden basit faiz ödenmesine karar vermiştir.
6. Başvuranın adil tazmine ilişkin talebinin geri kalanını reddetmiştir.
İşbu karar İngilizce dilinde tanzim edilmiş olup, Mahkeme İçtüzüğü’nün 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca, 4 Nisan 2017 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
Hasan Bakırcı Nebojša Vučinić
Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy