AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
ERDEM/TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru no. 25014/10)
KARAR
STRAZBURG
10 Temmuz 2018
İşbu karar kesin olup bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
Erdem/Türkiye davasında,
Başkan,
Ledi Bianku,
Hâkimler,
Nebojša Vučinić,
Jon Fridrik Kjølbro,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla Komite olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
19 Haziran 2018 tarihinde gerçekleştirilen kapalı müzakereler sonrasında,
Aynı tarihte kabul edilen aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan davanın temelinde bir Türk vatandaşı olan Nurettin Erdem’in (“başvuran”) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (“AİHM” veya “Mahkeme”), İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca, 29 Nisan 2010 tarihinde yapmış olduğu (25014/10 no.lu) başvuru bulunmaktadır.
2. Başvuran, Mahkeme önünde, İzmir Barosuna kayıtlı Avukat S. Cengiz tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (“Hükümet”), kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuru, 21 Mart 2012 tarihinde Hükümete bildirilmiştir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
4. Başvuran, 1959 doğumlu olup İzmir’de ikamet etmektedir.
5. Devlet memuru olarak görev yapan başvuran, 2002 yılı Mart ayında, görevini kötüye kullandığı gerekçesiyle ihraç edilmiştir. Başvuran, söz konusu kararın iptali istemiyle idare mahkemelerine başvurmuştur. Yargılamalar devam ederken, 4 Temmuz 2006 tarihinde, disiplin cezalarına tabi tutulan devlet memurlarına af tanıyan 5525 sayılı Kanun yürürlüğe girmiştir. Bu kapsamda, Danıştay, yeni af kanununu dikkate alarak, 10 Nisan 2009 tarihinde, davanın esas yönünden incelenmesine gerek olmadığına karar vermiştir.
6. Bu süre içerisinde, 30 Eylül 2005 tarihinde, başvuran aleyhinde açılan ceza davasında, başvuran hakkında görevi kötüye kullanma suçu nedeniyle mahkûmiyet kararı verilmiştir.
7. Af kanununun yürürlüğe girmesinin ardından, başvuran idareye başvurarak işe iadesini talep etmiştir. Başvuranın talebi 19 Aralık 2006 tarihinde reddedilmiştir. Başvuran, söz konusu kararın iptali istemiyle dava açmıştır.
8. Ankara İdare Mahkemesi, 8 Ocak 2008 tarihli kararıyla, başvuranın talebi doğrultusunda, yetkililerin, başvuranın işe iadesinin reddedilmesine yönelik kararın iptaline karar vermiştir.
9. Temyiz talebi sonrasında, dava Danıştay nezdinde görülmeye başlanmıştır. Yargılamalar esnasında, Danıştay Cumhuriyet Başsavcısı yazılı mütalaa vermiştir. Söz konusu mütalaada, davanın esasına ilişkin önemli gerekçelere yer verilmiş ve ilk derece mahkemesince verilen kararın bozulması yönünde bir öneri sunulmuştur. Danıştay, 25 Mayıs 2009 tarihinde, Başsavcının mütalaasını da dikkate alarak, 8 Ocak 2008 tarihli kararın bozulmasına karar vermiştir. Temyiz mahkemesi özellikle, daha önce benzer bir davaya ilişkin 17 Ekim 2008 tarihinde verdiği emsal kararına atıfta bulunmuş ve af kanununun, idareye, başvuranın işe iade edilmesi yönünde bir yükümlülük getirmediğini belirtmiştir.
10. Dava böylece Ankara İdare Mahkemesine gönderilmiştir. İlk derece mahkemesi, 9 Ekim 2009 tarihinde, temyiz mahkemesinin kararına uyarak başvuranın davasının reddine karar vermiştir. Bu karar 13 Kasım 2009 tarihinde başvurana tebliğ edilmiştir.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK VE UYGULAMA
11. İlgili iç hukuka ilişkin açıklamalar Meral/Türkiye, (no. 33446/02, §, 27 Kasım 2007), ve Turgut ve Diğerleri / Türkiye ((k.k.), no. 4860/09, §§ 19-26, 26 Mart 2013) kararlarında yer almaktadır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. SÖZLEŞME’NİN 6. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
A. Cumhuriyet Başsavcısının mütalaasının tebliğ edilmemesi
12. Başvuran, Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi uyarınca, Cumhuriyet Başsavcısının yazılı mütalaasının tebliğ edilmemesi nedeniyle çekişmeli yargılama hakkının ihlal edildiği hususunda şikâyette bulunmuştur.
13. Hükümet bu iddiaya itiraz etmiş ve başvurana karşı önemli bir dezavantaj oluşturmadığını ileri sürmüştür.
14. Mahkeme, başvurunun bu kısmının Sözleşme’nin 35 § 3 (a) maddesi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını kaydetmektedir. Ayrıca, Mahkeme kabul edilemezliğe ilişkin başka herhangi bir gerekçe de bulunmadığını kaydetmektedir. Dolayısıyla, şikâyetin kabul edilebilir olduğu beyan edilmelidir.
15. Mahkeme hâlihazırda benzer bir şikâyeti Meral/Türkiye (no. 33446/02, §§ 32-39, 27 Kasım 2007) davasında incelemiş ve Sözleşme’nin 6 § 1 maddesinin ihlal edildiğini tespit etmiştir. Mevcut başvuruyu da inceleyen Mahkeme, yukarıda belirtilen kararda yer alan tespitlerinden ayrılmasını gerektirecek herhangi bir durum görmemektedir. Özellikle, Mahkeme somut davada, Cumhuriyet savcısının mütalaasının önemli olduğu ve davanın esasına ilişkin yorumlar içerdiği hususlarını dikkate almıştır (bk. a contrario, Kılıç ve Diğerleri / Türkiye ((k.k.), no. 33162/10, §§ 19-32, 3 Aralık 2013).
15. Mahkeme, yukarıdaki hususları göz önünde bulundurarak, Sözleşme’nin 6 § 1 maddesinin ihlal edildiğine hükmetmiştir.
B. Yargılamaların uzunluğu
16. Başvuran, yargılamaların uzunluğunun, Sözleşme’nin 6 § 1 maddesinde düzenlenen “makul süre” koşuluyla bağdaşmadığı konusunda şikâyette bulunmuştur.
17. Mahkeme, Ümmühan Kaplan / Türkiye (no. 24240/07, 20 Mart 2012) davasında pilot karar usulünün uygulanmasının ardından, diğerlerine ilaveten, yargılamaların uzunluğuna ilişkin olarak Mahkemeye yapılan başvuruların ele alınmasıyla ilgili olarak Türkiye’de yeni bir iç hukuk yolunun getirildiğini belirtmiştir. Daha sonra, Turgut ve Diğerleri/Türkiye ((k.k.) no. 4860/09, 26 Mart 2013) davasında, söz konusu hukuk yolunun, muhtemel surette (a priori) erişilebilir olduğu ve yargılamanın uzunluğuna ilişkin şikâyetler bakımından makul bir tazmin imkânı sunabileceği değerlendirilmiş ve dava, başvuranların söz konusu yeni hukuk yoluna başvurmamaları nedeniyle kabul edilemez olarak beyan edilmiştir.
18. Mahkeme somut davada, başvuranın şikâyetiyle ilgili olarak belirtilen yeni hukuk yolunu kullanmasını engelleyecek herhangi bir durumun bulunmadığı kanısındadır.
19. Dolayısıyla Mahkeme, iç hukuk yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle, başvurunun bu kısmının Sözleşme’nin 35 §§ 1 ve 4. maddesi uyarınca reddedilmesi gerektiği sonucuna varmıştır.II. SÖZLEŞME’NİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİA EDİLEN DİĞER MADDELERİ HAKKINDA
20. Başvuran son olarak, Sözleşme’nin 6, 13 ve 14. maddeleri ile Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi kapsamında şikâyette bulunmuştur.
21. Mahkeme, elinde bulunan tüm belgeler ışığında ve şikâyette bulunulan hususun yargı yetkisine girdiği ölçüde, bu şikâyetlerin Sözleşme veya Ek Protokol’lerde belirtilen hak ve özgürlüklerin ihlaline işaret etmediği sonucuna varmıştır. Dolayısıyla Mahkeme, söz konusu şikâyetleri, Sözleşme’nin 35 §§ 3 (a) ve 4 hükümleri uyarınca açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle reddetmektedir.
III. SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
23. Başvuran, 15.000 avro (EUR) manevi tazminat talebinde bulunmuştur. Başvuran, avukatlık ücreti için 2.812,5 EUR, masraf ve giderler için ise 30 EUR talep etmiştir. Başvuran bu bağlamda, avukatının on sekiz saat kırk beş dakikalık hukuki çalışma yürüttüğünü belirtmiştir.
22. Hükümet bu taleplere itiraz etmiştir.
23. Mahkeme, manevi tazminata ilişkin olarak, önündeki tüm hususları dikkate alarak, Sözleşme’nin 6 § 1 maddesinin ihlali tespitinin başvuranın uğradığı tüm manevi zararlar bakımından adil tazmin teşkil ettiğini değerlendirmektedir. Mahkemenin içtihadına göre, bir başvuran, ancak masraf ve giderlerin gerçekten ve zorunlu olarak yapıldığını ve miktar olarak makul olduğunu gösterebiliyorsa, bunların geri ödenmesi hakkına sahiptir. Mahkeme somut davada, masraf ve giderler bakımından başvurana 500 EUR ödenmesine karar vermiştir.
24. Mahkeme, gecikme faizinin Avrupa Merkez Bankasının söz konusu dönem için geçerli olan marjinal faiz oranına üç puan eklenmek suretiyle elde edilecek oran üzerinden hesaplanmasını uygun görmektedir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,
1. Cumhuriyet savcısının mütalaasının tebliğ edilmemesine ilişkin şikâyetlerin kabul edilebilir olduğunun ve başvurunun geri kalan kısmının kabul edilemez olduğunun beyan edilmesine;
2. Sözleşme’nin 6 § 1 maddesinin ihlal edildiğine;
3.
(a) Davalı Devlet tarafından, başvurana, üç ay içerisinde, masraf ve giderler için, yansıtılabilecek her türlü vergi hariç olmak üzere 500 EUR (beş yüz avro) ödenmesine;
(b) Yukarıda bahsi geçen üç aylık sürenin bittiği tarihten itibaren, ödeme gününe kadar, yukarıda bahsedilen miktara, Avrupa Merkez Bankasının söz konusu dönem için geçerli olan marjinal faiz oranına üç puan eklenmek suretiyle elde edilecek oranda basit faiz uygulanmasına;
4. Başvuranın adil tazmin talebinin geri kalan kısmının reddedilmesine karar vermiştir.
İşbu karar İngilizce tanzim edilmiş olup; Mahkeme İçtüzüğü’nün 77 §§ 2 ve 3. maddesi uyarınca 10 Temmuz 2018 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan BakırcıLedi Bianku
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan
Full & Egal Universal Law Academy