AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
ERDEN / TÜRKİYE KARARI
(Başvuru No. 54901/10)
KARAR
STRAZBURG
13 Şubat 2018
İşbu karar kesindir. Bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
Erden / Türkiye davasında,
Başkan
Ledi Bianku,
Yargıçlar
Nebojša Vučinić,
Jon Fridrik Kjølbro,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla Komite olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 23 Ocak 2018 tarihinde gerçekleştirdiği kapalı oturumdaki müzakereler sonucunda anılan tarihte aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan davanın temelinde, Türk vatandaşı Erkan Erden’in (“başvuran”) 19 Ağustos 2010 tarihinde İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvuru (No. 54901/10) bulunmaktadır.
2. Başvuran, Ankara Barosuna bağlı Avukat A.Erol tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti ("Hükümet") ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Sözleşme’nin 6 ve 8. maddeleriyle ilgili şikâyetler, 2 Eylül 2016 tarihinde Hükümete bildirilmiş ve Mahkeme İçtüzüğünün 54. maddesinin 3. fıkrası uyarınca, başvurunun geri kalan kısmı, kabul edilemez olarak açıklanmıştır.
OLAYLAR
4. Başvuran 1985 doğumlu olup, Eskişehir’de ikamet etmektedir.
5. Başvuran 22 Ağustos 2004 tarihinde Askeri Akademi’ye ("Akademi") kabul edilmiştir.
6. Başvuran 2 Ağustos 2005 tarihinde, ateş ve yorgunluk şikâyetleriyle revire gitmiştir. Doktorlar, üst solunum yolları enfeksiyonu teşhisinde bulunmuşlardır.
7. Başvuran 11 Ağustos 2005 tarihinde, sağ el serçe parmağında hareket kaybı olduğunu belirtmiştir.
8. Ebeveyni 13 Ağustos 2005 tarihinde, Erkan Erden’i, Eskişehir Askeri Hastanesi Nöroloji Servisine götürmüştür. Doktorlar, Guillain-Barre sendromu olduğu kanaatiyle, ilgiliyi ambulansla Gülhane Askeri Tıp Akademisi’ne (Ankara) ("GATA") sevk etmişlerdir.
9. Bu hastanede görevli nörologlar 14 Ağustos 2005 tarihinde, başvuranın kuadriparezi hastası olduğunu tespit etmişlerdir. Yapılan ek incelemeler neticesinde, bunun, periferik sinir sisteminde lokalize sinirlerin bozukluğu olan polinöropati olduğu anlaşılmıştır.
10. Başvurana ilaç tedavisi uygulanmış; bu durum, ilgilinin sağlık durumunun iyileşmesine imkân vermiştir. Başvuran 6 Eylül 2005 tarihinde hastaneden ayrılmış ve Türk Silahlı Kuvvetleri Rehabilitasyon Merkezi’ne ("Rehabilitasyon Merkezi") sevk edilmiştir.
11. Başvuran 24 Kasım 2005 tarihinde, üç aylığına hastalık iznine ayrılmıştır.
12. Başvuran 27 Şubat 2006 tarihinde kas güçlendirme ve rehabilitasyonu egzersizleri için yeniden Rehabilitasyon Merkezine sevk edilmiştir.
13. Başvuran 30 Mart 2006 tarihinde, bir kez daha, dört aylığına hastalık iznine ayrılmıştır.
14. GATA Sağlık Kurulu 31 Temmuz 2006 tarihinde, başvuranın askerlik eğitimine devam etmeye elverişli olduğuna; ancak spor faaliyetlerinden muaf tutulması gerektiğine karar vermiştir.
15. Başvuran 29 Eylül ve 1 Kasım 2006 tarihlerinde, polinöropati durumunun gelişiminin incelenmesi için GATA Nöroloji Servisinde muayene edilmiştir. Başvuran aynı zamanda depresyon nedeniyle 10 Kasım 2006 tarihinde psikolojik danışmandan da yararlanmıştır.
16. GATA Sağlık Kurulu 3 Ağustos 2007 tarihinde yeni bir rapor vermiş; raporda, polinöropati nedeniyle ilgilinin askerlik yapmaya elverişsiz olduğu değerlendirmesinde bulunmuştur.
17. Askeri Akademi Eğitim ve Öğretim Yüksek Kurulu 13 Aralık 2007 tarihinde, başvuranın, askerlik hizmetine tıbben elverişsiz olması nedeniyle akademide eğitimini sürdüremeyeceğine karar vermiştir.
18. Başvuran 1 Eylül 2008 tarihinde, askerlik hizmetine bağlı faaliyetler neticesinde hastalığın ortaya çıkması, tıbbi tedavi işlemlerindeki gecikme ve yetersizlik, sağlık durumuyla bağdaşmayan yaşam koşullarının dayatılması akabinde askerliğe elverişsiz hale gelmesi nedeniyle maruz kaldığını iddia ettiği zarar nedeniyle 30.000 Türk lirası, manevi zarar nedeniyle ise 15.000 Türk lirası tazminat istemiyle Milli Savunma Bakanlığı’na müracaat etmiştir. İdare, cevap vermeyerek talebi zımnen reddetmiştir.
19. Başvuran 29 Aralık 2008 tarihinde, tazminat istemiyle Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’ne ("Yüksek Mahkeme") başvurmuştur.
20. Yüksek Mahkeme, bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar vermiştir. Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Servisinde görevli üç profesörden oluşan bilirkişi heyeti 2 Şubat 2010 tarihli raporla, başvuranın Guillain-Barre sendromu olduğu ve bu hastalığın ortaya çıkmasında askerlik hizmetinin sebep ve tesirinin söz konusu olmadığı, idiyosenkrazik bir hastalık olduğu yönünde görüş sunmuşlardır. Bilirkişi heyeti, hastalığın ortaya çıkmasından iki gün sonra Eskişehir Askeri Hastanesi tarafından teşhis edildiği ve dolayısıyla tanıda bir gecikme söz konusu olmadığı; öte yandan başvuranın GATA’da ve Rehabilitasyon Merkezinde kaldığı sırada gereken tüm tedavilerden yararlandığı ve ilgilinin yazılı sınavlara girmesinin veya eğitimlere devam etmesinin hastalığının seyrinde bir etkisi bulunmadığı kanaatine varmışlardır.
21. Yüksek Mahkeme 2 Şubat 2010 tarihli bilirkişi raporuna dayanarak, hastalığı ile askerlik hizmeti arasında nedensellik bağı bulunmadığı gerekçesiyle 17 Mart 2010 tarihinde başvuranın talebini reddetmiştir. Yüksek Mahkeme, ilgilinin, askeri hastanelerde uygun tedavilerden yararlandığını da eklemiştir.
22. Başvuran karar düzeltme başvurusunda bulunmuştur.
23. Yüksek Mahkeme 2 Haziran 2010 tarihinde, bu başvuruyu da reddetmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. SÖZLEŞME’NİN 8. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
24. Başvuran, hastaneye kaldırılma talepleri karşısında yetkililerin ilgisiz tutumlarından şikâyet etmekte ve tanının geç konulmasının, hastalığının ilerlemesine neden olduğunu ve bu durumun, Sözleşme’nin hükümleri anlamında fiziksel ve ruhsal bütünlüğüne zarar verdiğini ileri sürmektedir.
25. Hükümet, bu iddiaya karşı çıkmaktadır.
26. Mahkeme, başvuranın şikâyet ettiği olayların, bilhassa, kişilerin ruhsal ve fiziksel bütünlüğü ile ilgili meseleleri kapsayan, Sözleşme’nin 8. maddesi açısından incelenmesinin uygun olduğu kanaatine varmaktadır (bkz. diğer birçok karar arasından, Trocellier/Fransa (kk.), No. 75725/01, 5 Ekim 2006). İşbu madde aşağıdaki şekildedir:
"1. Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.
2. Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir."
27. Mahkeme somut olayda, Hükümetin, iç hukuk yollarının tüketilmesine ilişkin itirazı hakkında karar vermenin gerekli olmadığı; zira başvurunun bu kısmının her halükarda, aşağıda açıklanan nedenlerden ötürü kabul edilemez olduğu kanaatine varmaktadır.
28. Mahkeme somut olayda, başvuranın Akademiye girmeye elverişli olduğunu ve buraya kabul edildikten yaklaşık bir sene sonra rahatsızlandığını gözlemlemektedir. Mahkeme, başvuranın, Gullian-Barre sendromuna bağlı polinöropati hastası olduğunu, GATA’da ve Rehabilitasyon Merkezinde tedavi edildiğini kaydetmektedir. Mahkeme, başvuranın bir zarara maruz kaldığı kanaatiyle, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’ne başvurarak tazminat talebinde bulunduğunu ve bu mahkemenin, davanın esası hakkında karar vermeden önce tıbbi bilirkişi incelemesi yapılmasına karar verdiğini gözlemlemektedir.
29. Bu bağlamda Mahkeme, somut olayda verilen ayrıntılı tıbbi bilirkişi raporunu göz önünde bulundurarak, kendisine sunulan tıbbi bilgilerle ilgili olarak yeniden değerlendirme yapmanın kendi görevi olmadığını hatırlatmaktadır (bkz. diğer birçok karar arasında, Tysiąc/Polonya, No. 5410/03, § 119, AİHM 2007‑I, Yardımcı/Türkiye, No. 25266/05, § 59, 5 Ocak 2010 ve Kaya/Türkiye (kk.), No. 20442/10, § 35, 10 Temmuz 2012).
30. Mahkeme dosyadaki hiçbir unsurun, başvuranın, askeri makamların hastalığı karşısında ilgisiz kaldıkları, kendisini zamanında hastaneye kaldırmadıkları ve geç tanı konulması nedeniyle rahatsızlığının ilerlediği yönündeki iddialarını desteklemediği kanaatine varmaktadır.
31. Somut olayda yürütülen soruşturmaların ciddiyetini ve titizliğini etkileyebilecek eksiklikler bulunmaması nedeniyle, Mahkeme, ulusal makamların olay ve olgulara ilişkin değerlendirmelerini ve konuyla ilgili vardıkları sonuçları eleştirmek için hiçbir neden görmemektedir. Nitekim Mahkeme, Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Servisi’nde görevli üç öğretim üyesi tarafından hazırlanan heyet raporuna göre, başvuranın hastalığının ortaya çıkmasında askeri hayatın koşullarının sebep ve tesirinin söz konusu olmadığını, idiyosenkrazik bir hastalık olduğunu ve hastalığın ortaya çıkmasından iki gün sonra teşhis edildiğini, başvuranın gereken tedavilerden yararlandığını ve yazılı sınavlara girmesinin ve eğitimlere devam etmesinin hastalığının seyrinde bir etkisi bulunmadığını kaydetmektedir.
32. Mahkeme ayrıca, gerekli olduğuna karar verildiğinde, ilgilinin hastalık izni aldığını ve spor faaliyetlerinden muaf tutulduğunu gözlemlemektedir. Bunun yanı sıra doktorların, hastalığın seyrini göz önünde bulundurarak, başvuranın, Askeri Akademi’deki eğitimine devam etmek için elverişsiz olduğu değerlendirmesinde bulunduklarını da kaydetmektedir.
33. Bu nedenle, somut olayda başvuranın hastalığı ile askerlik hizmeti arasında nedensellik bağı kurulmadığından Mahkeme, Sözleşme’nin 8. maddesi anlamında başvuranın fiziksel ve ruhsal bütünlüğüne yönelik bir müdahalenin söz konusu olmadığı kanaatine varmaktadır. Dolayısıyla, başvurunun bu kısmı açıkça dayanaktan yoksun olup, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının (a) bendi ve 4. fıkrası uyarınca reddedilmelidir.
II. SÖZLEŞME’NİN 6. MADDESİNİN 1. FIKRASININ İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
34. Başvuran, Sözleşme’nin 6. maddesine dayanarak, başvurusunu inceleyen Yüksek Mahkeme’nin, hâkim heyetinde iki muvazzaf subay bulunması nedeniyle bağımsız ve tarafsız olmadığından yakınmaktadır.
35. Hükümet bu iddiaya karşı çıkmaktadır.
36. Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrasının somut olayla ilgili bölümleri aşağıdaki şekildedir:
“Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar (...)konusunda karar verecek olan (...) bir mahkeme tarafından hakkaniyete uygun ve kamuya açık olarak, makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir.”
37. Mahkeme, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının (a) bendi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve diğer yandan, başkaca herhangi bir kabul edilemezlik gerekçesinin bulunmadığını tespit ederek, bu şikâyetin kabul edilebilir olduğuna karar vermektedir.
38. Mahkeme, benzer bir şikâyeti daha önce Tanışma/Türkiye (No. 32219/05, 17 Kasım 2015) ilke kararında incelediğini ve Yüksek Mahkemenin bünyesinde bulunan muvazzaf subayların uygun bağımsızlık güvencelerinden yararlanmadıkları gerekçesiyle Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrasının ihlal edildiği sonucuna vardığını belirtmektedir (bkz. yukarıda anılan Tanışma kararı, §§ 76-84, ve aynı anlamda, Sürer/Türkiye, No. 20184/06, §§ 45-46, 31 Mayıs 2016).
39. Somut olayda Mahkeme, bu sonuçtan sapmak için herhangi bir neden görmemektedir. Bu nedenle Mahkeme, somut olayda Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrasının ihlal edildiği kanaatine varmaktadır.
III. SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
40. Sözleşme’nin 41. maddesi aşağıdaki şekildedir:
“Eğer Mahkeme bu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarını ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder.”
41. Başvuran, maddi tazminat olarak 23.724 avro, manevi tazminat olarak 13.000 avro talep etmektedir. Başvuran aynı zamanda, ulusal mahkemeler ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi önündeki yargılamalar nedeniyle yapmış olduğunu ifade ettiği masraf ve giderlerden ötürü 10.425 avro talep etmektedir.
42. Hükümet bu taleplere karşı çıkmaktadır.
43. Mahkeme, Yüksek Mahkemenin oluşumu bakımından, somut olayda Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrasının ihlal edildiği sonucuna vardığını hatırlatmaktadır.
44. Maddi tazminatla ilgili olarak Mahkeme, Sözleşme’ye riayet edilmiş olsaydı, ihtilaf konusu yargılamanın nasıl sonuçlanacağı konusunda yorum yapamayacağına ilişkin içtihadını tekrar etmektedir (yukarıda anılan Tanışma kararı, § 88). Bu nedenle, Mahkeme, maddi tazminata ilişkin talebi reddetmektedir.
45. Manevi tazminatla ilgili olarak Mahkeme, hakkaniyete uygun olarak ve ihlalin niteliğini göz önünde bulundurarak, başvurana 1.500 avro ödenmesine karar vermektedir.
46. Masraf ve giderlerle ilgili olarak, Mahkeme’nin içtihadına göre, bir başvurana, masraf ve giderlerin doğruluğunu, gerekliliğini ve ödenen miktarların makul olduğunu ispatlamak kaydıyla bu masraflar iade edilebilmektedir. Somut olayda Mahkeme, elindeki belgeleri göz önünde bulundurarak, başvurana tüm masraflar için 500 avro ödenmesinin makul olduğu kanaatindedir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,
1. Başvurunun, Yüksek Mahkeme’nin bağımsız ve tarafsız olmadığı bağlamındaki şikâyetlerle ilgili kısmının kabul edilebilir; geri kalan kısmının ise kabul edilemez olduğuna;
2. Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrasının ihlal edildiğine;
3.
a) Davalı Devlet tarafından, başvurana, üç ay içerisinde,
i. Ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, manevi tazminat olarak 1.500 avro (bin beş yüz);
ii. Başvuran tarafından bu meblağ üzerinden ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, masraf ve giderler için 500 avro (beş yüz) ödenmesine;
b) Söz konusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapıldığı tarihe kadar, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
4. Adil tazmine ilişkin diğer taleplerin reddine karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilmiş; Sözleşme’nin 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca 13 Şubat 2018 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan BakırcıLedi Bianku
Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy