AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
ERDOĞAN VE DİĞERLERİ / TÜRKİYE
(Başvuru No. 15520/06)
KARAR
STRAZBURG
13 Kasım 2018
İşbu karar kesinleşmiştir. Bazı şekli düzeltmelere tabi tutulabilir.
Erdoğan ve diğerleri / Türkiye davasında,
Başkan
Paul Lemmens,
Hâkimler
Valeriu Griţco,
Stéphanie Mourou-Vikström
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla Komite halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm) 16 Ekim 2018 tarihinde gerçekleştirdiği kapalı oturumdaki müzakereler sonucunda anılan tarihte aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan davanın temelinde, dört Türk vatandaşının, Ali Rıza Erdoğan (“birinci başvuran”), Murat Dilber (“ikinci başvuran”), Fikret Aşçıoğlu (“üçüncü başvuran”) ve Behzat Şanlı’nın (“dördüncü başvuran”) 20 Nisan 2006 tarihinde İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca yapmış oldukları başvuru (No. 15520/06) bulunmaktadır.
2. Başvuranlar, Ankara Barosuna bağlı Avukat M.N. Eldem tarafından temsil edilmişlerdir. Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuranlar bilhassa, bir basın açıklamasına katılmalarını cezalandırmak amacıyla 12 Nisan 2005 tarihli valilik kararı uyarınca çarptırıldıkları para cezası nedeniyle ifade ve dernek kurma özgürlüğü haklarının ihlal edildiğini iddia etmişlerdir. Başvuranlar, haklarında verilen cezanın yasaya uygunluğunun incelemekle yetindiğini iddia ettikleri Sulh Ceza Mahkemesi tarafından davanın esasının incelenmediğinden yakınmışlardır.
4. Başvuru, 24 Haziran 2009 tarihinde Hükümete bildirilmiştir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
5. Başvuranlar sırasıyla 1956, 1957, 1956 ve 1950 doğumlu olup, Trabzon’da ikamet etmektedirler.
6. İlk üç başvuran Eğitim-Sen Sendikası üyesi olup, dördüncü başvuran ise Tarım-Orkam-Sen Sendikasının Trabzon Şubesinin Başkanıdır. Adı geçen bu iki sendika, Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu – KESK’e bağlıdır.
7. Başvuranlar 24 Nisan 2005 tarihinde, Eğitim-Sen Sendikası tarafından Trabzon Valiliği önünde düzenlenen ve diğerlerinin yanı sıra, milli eğitimde işe alımların siyasileşmesi riski, eğitim kurumlarını özelleştirme eğilimi, istihdam güvenliği, öğretmenlerin kitlesel olarak tayinlerinin çıkartılması, bilimsel, laik ve demokratik eğitim gerekliliği ile söz konusu sendika hakkında açılan kapatma davasının sonucu gibi konularla ilgili olarak halka bilgi vermeyi amaçlayan bir basın açıklamasına katılmışlardır.
8. Başvuranların her birine 15 Temmuz 2005 tarihinde, kamu kurumları ile bilhassa valilikler önünde her türlü basın açıklaması yapılmasını yasaklayan 12 Nisan 2005 tarihli 2005/1 sayılı Valilik kararına karşı gelme nedeniyle, Trabzon Valiliği tarafından, Türk Ceza Kanunu’nun 66. maddesine dayanarak ve 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 32. maddesine atıfta bulunarak düzenlenen, 100 Türk lirası (TRY) (yaklaşık 50 avro (EUR)) tutarında idari para cezası tutanağı tebliğ edilmiştir.
A. Para Cezasına İtiraz Davası
9. Başvuranlar 4 Ağustos 2005 tarihinde, Trabzon Sulh Ceza Mahkemesi önünde, ifade ve dernek kurma özgürlüklerini ileri sürerek bu karara itiraz etmişlerdir. Başvuranlar, milli eğitim alanında faaliyet gösteren bir sendikanın üyesi olduklarını, söz konusu sendikanın 98 şubesi ve 200.000 üyesi olduğunu, bahse konu basın açıklamasının, hakkında açılan kapatma davasının duruşmasının görülmesi nedeniyle bu sendika tarafından düzenlendiğini ve dolayısıyla sendikal bir faaliyet olduğunu ifade etmişlerdir. Başvuranlar, çarptırıldıkları para cezasının ulusal ve uluslararası hukuka aykırı olduğunu ileri sürmüşlerdir. Başvuranlar, temel özgürlüklerin Anayasa’nın 13. maddesi uyarınca yalnızca kanunla sınırlanabileceği ve valilik kararıyla sınırlandırılamayacağını belirterek valiliğin kendilerine para cezası uygulamasının yasal dayanağının olmadığını ileri sürmektedir.
10. Sulh Ceza Mahkemesi, 20 ve 21 Ekim 2005 tarihlerinde başvuranlara tebliğ edilen, 22 ve 27 Eylül 2005 ile 4 ve 6 Ekim 2005 tarihlerinde verilen kararlarla,12 Nisan 2005 tarihli karara dayanan idari para cezasının kanuna uygun olduğu değerlendirmesinde bulunduktan sonra, davanın esası incelemeden ilgililerin itirazını reddetmiştir. Sulh Ceza Mahkemesi, para cezasının, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu uyarınca verildiğini kaydetmiştir. Kamu kurumları ile bilhassa valilikler önünde basın açıklamaları yapılmasını yasaklayan idari bir kararın mevcut olduğu; söz konusu kararın usulüne uygun olarak tebliğ edildiği ve çarptırılan para cezasının kanuna uygun olduğu tespitlerinde bulunmuştur. Sulh Ceza Mahkemesi, söz konusu yasağın, ifade ve dernek kurma özgürlüklerinin başvuranlar tarafından kullanılması bağlamında uygun olup olmadığı hususunda araştırma yapmanın veya karara varmanın kendi görevi olmadığını değerlendirmiştir. Bu hususta araştırma yapmış ve karara varmış olması halinde, kendisini idarenin yerine koyarak, idari kararlar vermiş olacağını belirtmiştir. Yaptığı araştırmanın, idari kararın kendisini değerlendirme amacı taşımayan bir “yerindelik denetimi” ile sınırlı olduğunu belirtmiştir.
11. Başvuranların bu mahkemeye sunulan görüşlerine göre, çarptırıldıkları para cezasının tutarı göz önüne alındığında, verilen kararlar kesindi ve bu kararlara başka bir ulusal makam önünde itiraz edilemezdi.
B. Valilik Kararına ve Bakanlık Genelgesine İptal Davası
12. KESK belirtilmeyen bir tarihte, Danıştay’taİçişleri Bakanlığı ile Osmaniye Valiliği hakkında iptal davası açmıştır. KESK, 10 Ağustos 2004 tarihli 2004/1 sayılı Valilik kararının ve bu kararın yasal dayanağını teşkil eden 11 Haziran 2004 tarihli 2004/100 sayılı İçişleri Bakanlığı Genelgesinin bazı hükümlerinin iptal edilmesi talebinde bulunmuştur. KESK, basın açıklamaları hususunda bu iki belgede öngörülen sınırlamaların Anayasa’nın 13 ve 26. maddelerine aykırı olduğunu iddia etmiştir.
13. Danıştay 19 Şubat 2007 tarihinde, KESK’in talebinin reddine karar vermiştir.
14. KESK belirtilmeyen bir tarihte, söz konusu karara karşı karar düzeltme başvurusunda bulunmuştur. 23 Şubat 2010 tarihli görüşlerinde, başvuranlar dosyaya, başvurunun, Danıştay İdari Dava Daireleri önünde derdest olduğunu gösteren bir belge koymuşlardır. Taraflar, söz konusu tarihten bu yana, Mahkeme’ye bu davanın akıbeti ile ilgili bilgi vermemişlerdir.
15. KESK belirtilmeyen bir tarihte, Danıştay önünde İçişleri Bakanlığı ile Trabzon Valiliği hakkında iptal davası açmıştır. KESK, 12 Nisan 2005 tarihli 2005/1 sayılı Valilik Kararının ve bu kararın yasal dayanağını teşkil eden11 Haziran 2004 tarihli 2004/100 sayılı İçişleri Bakanlığı Genelgesinin bazı hükümlerinin iptal edilmesi talebinde bulunmuştur. KESK, basın açıklamaları hususunda bu iki belgede öngörülen sınırlamaların Anayasa’nın 13 ve 26. maddelerine aykırı olduğunu iddia etmiştir.
16. İlgili idareler, söz konusu düzenlemelerin Anayasa’ya, 5442 ve 2911 sayılı Kanunlara uygun olduğunu ileri sürmüşlerdir (yukarıda, § 22).
17. Danıştay savcısı, Valilik kararının ve Genelgenin iptal edilmesi yönünde görüş sunmuştur. Anayasa’nın ifade özgürlüğü ile ilgili hükümlerini, insan hakları ve temel özgürlüklere sınırlama getirilebilecek koşulları, kısıtlamalar için yasal dayanak gerekliliğinin yanı sıra Türk iç hukukunda ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 10 ve 11. maddelerinde uluslararası sözleşmelere verilen önemi hatırlattıktan sonra, Türk hukukunda basın açıklamaları düzenlemeye ilişkin koşulları ve yöntemleri düzenleyen bir kanun bulunmamasına rağmen, fikir verme ve tepki gösterme hakkının Anayasa ile korunduğunu kaydetmiştir. Söz konusu bu iki düzenlemenin, yasal dayanakları olmadığı gerekçesiyle iptal edilmesi önerisinde bulunmuştur.
18. Danıştay 6 Mayıs 2008 tarihinde, KESK’in talebinin reddine karar vermiştir. Danıştay, söz konusu düzenlemelerin hükümlerini Anayasa’nın ifade özgürlüğü ile ilgili 26. maddesi ışığında inceleyerek, basın açıklamasının, ifade özgürlüğü ve düşünceyi yayma haklarının uygulama alanına girdiğinin; İçişleri Bakanlığının genelgesinin, bu faaliyetin, demokratik bir toplumda, ulusal güvenliğe, kamu düzenine ve kamu güvenliğine zarar vermeden gerekliliklere uygun olarak organize edilmesinin düzenlenmesini sağlama amacı taşıdığının altını çizmiştir.
19. Ne KESK ne de diğer taraflar, bu karara karşı çıkmışlardır.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK KURALLARI VE UYGULAMASI
20. İlgili iç hukuk kuralları ve uygulaması Yılmaz Yıldız ve diğerleri/Türkiye, (No. 4524/06, §§ 17-22, 14 Ekim 2014) ve Akarsubaşı/Türkiye (No. 70396/11, §§ 14-26, 21 Temmuz 2015) kararlarında ele alınmaktadır.
21. İçişleri Bakanlığının 11 Haziran 2004 tarihli 2004/100 sayılı Genelgesi uyarınca, güvenlik konusundaki ihtiyaçları değerlendiren yetkili valilikler, bazı kurumların yakınlarında basın açıklamaları düzenlenmesini yasaklayabilirler.
12 Nisan 2005 tarihli 2005/1 sayılı Valilik Kararı
22. Adana Valisi 12 Nisan 2005 tarihinde, Anayasa’nın 26. maddesine, 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu ile 5442 sayılı İl İdaresi Kanunu’nun ilgili hükümlerine atıfta bulunarak, basın açıklamaları düzenlenmesine ilişkin koşullar hakkında bir karar almıştır. Kararda, basın açıklaması yapılmasının izin verildiği ve yasak olduğu yerlerin yukarıda anılan kanunların ilgili hükümlerine uygun olarak belirlendiği belirtilmekteydi.
23. Söz konusu valilik kararında, amacının, basın açıklamalarının kamu düzenini bozmadan ve kamu güvenliğine riayet ederek gerçekleşmesini sağlamak olduğu belirtilmekteydi.
24. Ayrıca, izin verilen yerler dışında basın açıklaması düzenleyenler hakkında yukarıda anılan kanunların yanı sıra Ceza Kanunu’nun ilgili hükümleri uyarınca adli, idari ve cezai işlem başlatılacağı da belirtilmekteydi.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. HÜKÜMETİN İLK İTİRAZI HAKKINDA
25. Hükümete göre, Sözleşme’nin 35. maddesinin 1. fıkrasında belirtilen altı aylık süre kuralı, Trabzon Sulh Ceza Mahkemesinin, sırasıyla ikinci, dördüncü, üçüncü ve birinci başvuran hakkındaki kararlarını verdiği 22 ve 27 Eylül 2005 ile 4 ve 6 Ekim 2005 tarihlerinde işlemeye başlamıştır. Bu nedenle, 20 Nisan 2006 tarihinde yapılan mevcut başvuru, vaktinden sonra yapılmıştır.
26. Başvuranlar, iç hukuktaki nihai kararın tebliğ tarihinden itibaren altı aylık süre içinde başvuruda bulunduklarını ileri sürmektedirler. Başvuranlar ancak, söz konusu kararları aldıklarında haklarında verilen kararların esasından haberdar olabildiklerini iddia etmektedirler. Başvuranlar, bu gerekçeli kararlar olmadan, söz konusu mahkeme kararların ve valilik kararının, ulusal hukuka ve uluslararası sözleşmelere uygun olup olmadığını ve hangi ölçüde uygun olduğunu değerlendirmenin ve bu nedenle Mahkeme’ye başvuruda bulunmaya karar vermenin mümkün olmadığını belirtmektedirler.
27. Bu konuyla ilgili olarak, Mahkeme birçok defa, Worm/Avusturya ((kk.), No. 22714/93, 27 Kasım1995) davasında ilkin benimsenen yaklaşımı onayladığını hatırlatmaktadır: İç hukuk gereğince, nihai kararın yazılı olarak bildirilmesi gerektiğinde, altı aylık süre, söz konusu kararın tebliğ edildiği tarihten itibaren hesaplanır (Cavit Tınarlıoğlu/Türkiye, No. 3648/04, § 75, 2 Şubat 2016 ve Sabri Güneş /Türkiye [BD], No. 27396/06, § 53, 29 Haziran 2012).
28. Bu bağlamda, somut olayda, başvuranların, söz konusu kararın tebliğ edilmesiyle görevli yazı işleri müdürlüğü tarafından gönderilen resmi zarfların nüshasını ibraz ettiklerini hatırlatmak uygun olacaktır. Söz konusu zarfların üzerinde basılı ibarelerden, başvuranların bunları 20 ve 21 Ekim 2005 tarihlerinde aldıkları anlaşılmaktadır; Hükümet tarafından buna itiraz edilmemektedir.
29. Bu nedenle, Sulh Ceza Mahkemesinin nihai kararlarının başvuranlara yukarıda anılan tarihlerde tebliğ edildiğini ve Sözleşme’nin 35. maddesinin 1. fıkrasıyla belirlenen sürenin ertesi gün, yani sırasıyla 21 ve 22 Ekim 2005 tarihlerinde başladığını ve 20 ve 21 Nisan 2006 tarihlerinde gece yarısı sona erdiğini göz önünde bulundurmak gerekmektedir.
Netice itibarıyla, 21 Nisan 2006 tarihinde yapılan başvuru vaktinden sonra yapılmış olarak değerlendirilemez.
30. Mahkeme vardığı sonuçları göz önünde bulundurarak, Hükümetin itirazının reddine karar vermektedir.
II. SÖZLEŞME’NİN 11. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
31. Başvuranlar, üyesi oldukları sendikal konfederasyon tarafından düzenlenen basın açıklamasına katılmaları nedeniyle çarptırıldıkları para cezası nedeniyle ifade ve dernek kurma özgürlüğü haklarının ihlal edildiğinden yakınmaktadırlar. Başvuranlar, Sözleşme’nin 10 ve 11. maddelerini ileri sürmektedirler.
Mahkeme, başvuranların, söz konusu valilik kararıyla yasak olarak kabul edilen bir yerde basın açıklamasına katıldıktan sonra para cezası aldıklarını tespit etmektedir. Mahkeme bu nedenle, başvuranların şikâyetinin Sözleşme’nin yalnızca 11. maddesi açısından incelenmesinin uygun olduğu kanaatine varmaktadır. Söz konusu madde aşağıdaki şekildedir:
“ 1. Herkes barışçıl olarak toplanma ve dernek kurma hakkına sahiptir. Bu hak, çıkarlarını korumak amacıyla başkalarıyla birlikte sendikalar kurma ve sendikalara üye olma hakkını da içerir.
2. Bu hakların kullanılması, yasayla öngörülen ve demokratik bir toplum içinde ulusal güvenliğin, kamu güvenliğinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın ya da başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli olanlar dışındaki sınırlamalara tabi tutulamaz. Bu madde, silahlı kuvvetler, kolluk kuvvetleri veya devlet idaresi mensuplarınca yukarıda anılan haklarını kullanılmasına meşru sınırlamalar getirilmesine engel değildir. ”
A. Kabul Edilebilirlik Hakkında
32. Mahkeme, bu şikâyetin, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve başka herhangi bir kabul edilemezlik engeline takılmadığını tespit ederek, kabul edilebilir olduğuna karar vermektedir.
B. Esas Hakkında
1. Tarafların İddiaları
33. Başvuranlar, çarptırıldıkları para cezasının, Sözleşme’nin 10 ve 11. maddelerinin ihlalini teşkil ettiği kanaatindedirler.
34. Başvuranlar, Hükümet tarafından yapılan bir tespite yanıt vererek (aşağıda 38. paragraf), çarptırıldıkları para cezasının dayanağını teşkil eden 2005/1 sayılı Valilik kararının yanı sıra 11 Haziran 2004 tarihli 2004/10 sayılı İçişleri Bakanlığının Bakanlık Genelgesinin KESK tarafından iptal başvurusuna konu olduğu ve bu başvurunun 6 Mayıs 2008 tarihinde Danıştay tarafından reddedildiğini ifade etmektedirler.
35. Hükümet, somut olayda başvuranların Sözleşme’nin 11. maddesiyle güvence altına alınan hakkına müdahalede bulunulmadığını ileri sürmektedir. Hükümet, bunun bir müdahale olarak kabul edilmiş olması halinde, bu müdahalenin, mevcut koşullar ışığında demokratik bir toplumda gerekli ve yürürlükte olan mevzuata uygun olduğunu iddia etmektedir.
36. Hükümet, 5442 sayılı Kanun’un 11. maddesi gereğince, valinin, kamu düzenini ve güvenliği sağlamak için gerekli tedbirleri alma görevi ve yetkisi olduğunu belirtmektedir. Öte yandan, 2911 sayılı Kanun’un 22. maddesinin 2. fıkrası uyarınca, genel meydanlardaki toplantılarda, halkın ve ulaşım araçlarının gelip geçmesini sağlamak üzere vali tarafından yapılacak düzenlemelere uyulması zorunludur. Hükümet, Trabzon Valisinin 2005/1 sayılı kararı yukarıda anılan mevzuat gereğince aldığını ve başvuranların, basın açıklamalarını, bu kararla izin verilen yerlerde yapabileceklerini ileri sürmektedir. Bu nedenle, müdahalenin, somut olayın koşullarında “kanunla öngörüldüğü” kanısındadır.
37. Hükümet, ihtilaf konusu kararın meşru bir amaç izlediğini; “zorunlu bir sosyal ihtiyacı” karşıladığının makul olarak düşünülebileceğini ve müdahalenin izlenen amaçla orantılı olduğunu eklemektedir.
38. Hükümet, idari para cezasının, başvuranlar tarafından gerçekleştirilen ihlalle orantılı olduğu görüşündedir.
39. Hükümet, başvuranların söz konusu Valilik kararına riayet etmediklerini ve bu nedenle para cezasına çarptırıldıklarını belirtmektedir. Öte yandan, başvuranların 2005/1 sayılı Valilik kararına karşı idari ya da adli başvuruda bulunmadıkları hususuna dikkat çekmektedir. Para cezası ile ilgili olarak, başvuranlar, idari kararın kanuna uygun olarak alınıp alınmadığını, söz konusu kararın kendilerine usulünce tebliğ edilip edilmediğini ve idari para cezasının konuyla ilgili mevzuata uygun olup olmadığını değerlendirerek kendileri tarafından ileri sürülen itirazlarla ilgili olarak karar veren Trabzon Sulh Ceza Mahkemesine başvurmuşlardır. Hükümet, söz konusu mahkemenin, 2005/1 sayılı Valilik kararının içeriğini değerlendirme hususunda görevli olmadığını eklemektedir.
2. Mahkeme’nin Değerlendirmesi
40. Barışçıl toplanma özgürlüğü hakkına müdahalenin gerekliliği ile ilgili genel ilkelerKudrevičius ve diğerleri/Litvanya ([BD], No. 37553/05, §§ 142-160, AİHM 2015) davalarında açıklanmış ve yakın zaman önce Lashmankin ve diğerleri/Rusya (No. 57818/09 ve diğer14, § 412, 7 Şubat 2017) davasında yeniden ele alınmıştır.
41. Daha da yakın zamanda, Mahkeme söz konusu ilkeleri, olay ve olguları somut olaydaki ile fazlasıyla benzerlik gösteren davalara uygulamıştır (Öğrü ve diğerleri/Türkiye, No. 60087/10 ve diğer 2, 19 Aralık 2017).
42. Somut olayda, Mahkeme, Sulh Ceza Mahkemesinin, para cezalarının Kabahatler Kanunu’nun 32. maddesi gereğince verildiği gerekçesiyle başvuranlar tarafından yapılan itirazları reddettiğini gözlemlemektedir. Hâkim tarafından bu vesileyle yapılan denetimin kapsamının çok sınırlı olduğunu tespit etmek gerekmektedir (yukarıda 10. paragraf).
43. Mahkeme, Öğrü ve diğerleri kararında ifade ettiği görüşlerinde olduğu gibi (yukarıda anılan, §§ 65-70), mevcut farklı menfaatler arasında bir şekilde denge kurma işlevini yerine getirmediklerinde, ulusal mahkemelerin Sözleşme’nin 11. maddesiyle sağlanan ilkelere uygun kurallar uyguladıklarının ya da ilgili olayların kabul edilebilir bir değerlendirmesine dayandıklarının kabul edilemeyeceğini göz önüne alır. (bk. Sözleşme’nin 10. maddesi ile ilgili benzer bir yaklaşım için, Terentyev/Rusya, No. 25147/09, § 24, 26 Ocak 2017 ve burada yapılan atıflar ve Annen/Almanya, No. 3690/10, § 73, 26 Kasım 2015). Bu nedenle, itiraz edilen para cezalarının yeterli bir yargısal denetime konu olduğu düşünülemeyeceğini değerlendirir. Mahkeme’nin nazarında, mevcut farklı menfaatlerin tartılmaması nedeniyle, ulusal makamlar uygun ve yeterli gerekçeler sunmamışlardır ve dolayısıyla, müdahalenin “demokratik bir toplumda gerekli” olduğu ortaya konulmamıştır..
44. Bu unsurlar, Mahkeme’nin, davanın koşullarında, Sözleşme’nin 11. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varması için yeterlidir.
III. DİĞER İHLAL İDDİALARI HAKKINDA
45. Başvuranlar aynı zamanda, yasaya uygunluk incelemesiyle yetinmekle suçladığı Sulh Ceza Mahkemesi tarafından davanın esasının incelenmediğinden yakınmaktadırlar. Başvuranlar bu bağlamda, Sözleşme’nin 6 ve 13. maddelerini ileri sürmektedirler.
46. Mahkeme, elinde bulunan unsurların tamamı ışığında, ileri sürülen olayların Sözleşme’de belirtilen hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği izlenimi yaratmadığı kanısına varmaktadır. Sonuç olarak, bu şikâyetler, açıkça dayanaktan yoksundur ve Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi anlamında reddedilmelidir.
IV. SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
47. Sözleşmenin 41. maddesi aşağıdaki şekildedir:
"Eğer Mahkeme, işbu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Taraf’ın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarını ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder. ”
A. Tazminat
48. Başvuranların her biri, çarptırıldıkları para cezaları nedeniyle maruz kaldıklarını ifade ettikleri maddi zarar bağlamında 100 avro talep etmektedirler.
Başvuranların her biri aynı zamanda, maruz kaldıklarını ifade ettikleri manevi zarar bağlamında 1.000 avro talep etmektedir. Başvuranlar, sendikal bir faaliyet nedeniyle para cezasına çarptırılmalarının, mesleki kariyerlerinde gelecekteki yükselmelerini etkileyebileceğini ifade etmektedirler.
49. Hükümet, bu meblağlara karşı çıkmaktadır.
50. Mahkeme, Sözleşme’nin 11. maddesinin ihlali ile iddia edilen maddi zarar arasında nedensellik bağı görmektedir. Mahkeme, zararın miktarının, başvuranların ödemek zorunda oldukları para cezasına uygun düştüğü kanaatine varmaktadır (Özbent /Türkiye, No. 56395/08 ve 58241/08, § 60, 9 Haziran 2015). Mahkeme, başvuranların her birine, maddi zarar bağlamında 50 avro ödenmesinin uygun olduğu kanısındadır.
51. Başvuranların manevi zarar ile ilgili iddiaları hususunda, Mahkeme, bir ihlal tespitinin, ilgililerin maruz kaldığı manevi zarar için tek başına yeterli bir adil tazmin sağladığı kanaatine varmaktadır.
B. Masraf ve Giderler
52. Başvuranlar, Mahkeme önünde yaptıklarını ifade ettikleri masraf ve giderler bağlamında 300 avro talep etmekte ve ilgili faturaları sunmaktadırlar. Başvuranlar aynı zamanda, 2009 yılında Resmi Gazete’de yayımlanan tarifeye atıfta bulunarak, Mahkeme önünde vekâlet ücreti için 1.500 avro talep etmektedirler.
53. Hükümet, bu meblağlara karşı çıkmaktadır.
54. Mahkemenin içtihadına göre, bir başvurana, masraf ve giderlerin doğruluğunu, gerekliliğini ve ödenen miktarların makul olduğunu ispatlamak kaydıyla bu masraflar iade edilebilmektedir. Mahkeme, somut olayda, elinde bulunan belgeleri ve içtihadını göz önünde bulundurarak, önündeki yargılama için başvuranlara müştereken 300 avro ödenmesinin makul olduğu kanısındadır.
C. Gecikme Faizi
55. Mahkeme, gecikme faizi olarak, bu miktarlara, Avrupa Merkez Bankasının marjinal kredi faizlerine uyguladığı faiz oranına üç puan eklenerek elde edilecek oranın uygulanmasının uygun olduğu sonucuna varmaktadır.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE,
1. Başvurunun, Sözleşme’nin 11. maddesi bağlamındaki şikâyetle ilgili kısmının kabul edilebilir; geri kalan kısmının ise kabul edilemez olduğuna,
2. Sözleşme’nin 11. maddesinin ihlal edildiğine;
3. İhlal tespitinin, başvuranların maruz kaldıkları manevi zarar için tek başına yeterli adil tazmin sağladığına;
4.
a)Davalı Devlet tarafından başvuranlara, Sözleşme’nin 44 § 2 maddesi uyarınca, kararın kesinleşeceği tarihten itibaren üç ay içerisinde, ödeme tarihindeki geçerli döviz kuru üzerinden Türk lirasına çevrilmek üzere:
i) Maddi tazminat olarak, ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, başvuranların her birine 50 avro (elli avro) ödenmesine,
ii) Masraf ve giderler için, başvuranlar tarafından ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, başvuranlara müştereken 300 avro (üç yüz avro) ödemesine,
b) Söz konusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödeme tarihine kadar, bu miktarlara Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan marjinal kredi faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
5. Adil tazmine ilişkin diğer taleplerin reddine karar vermiştir.
İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilmiş; Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca, 13 Kasım 2018 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan BakırcıPaul Lemmens
Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy