AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
EREN VE DİĞERLERİ/TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru no. 11395/08)
KARAR
Kararın bu versiyonu 19 Mart 2019 tarihinde Mahkeme İç Tüzüğü’nün 81. maddesi uyarınca düzeltilmiştir.
STRAZBURG
11 Aralık 2018
İşbu karar kesin olup bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
Eren ve Diğerleri/Türkiye davasında,
Başkan,
Julia Laffranque,
Hâkimler,
Valeriu Griţco,
Stéphanie Mourou-Vikström,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla Komite hâlinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
Davalı Hükümet tarafından ibraz edilen görüşleri ve bu görüşlere cevaben başvuranlar tarafından ibraz edilen görüşleri dikkate alarak,
20 Kasım 2018 tarihinde yapılan kapalı müzakereler sonrasında,
aynı tarihte kabul edilen aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Davanın temelinde, Veysi Eren, Resul Öz ve Uğur Medeni (“başvuranlar”) adlı üç Türk vatandaşı tarafından, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşmenin (“Sözleşme”) 34. maddesine uygun olarak, 22 Şubat 2008 tarihinde, Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine Mahkemeye yapılmış olan bir başvuru (no. 11395/08) bulunmaktadır.
2. Başvuran, İstanbul Barosuna bağlı bir avukat olan İ. Akmeşe tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (“Hükümet”) kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuru, 31 Ağustos 2012 tarihinde Hükümete iletilmiştir.
OLAYLAR
I. DAVALARIN KOŞULLARI
4. Başvuranlar, sırasıyla 1984, 1987 ve 1988 doğumlu olup; İstanbul’da ikamet etmektedirler.
5. Başvuranlar, 23 Ağustos 2007 tarihinde terör örgütü üyeliği şüphesiyle yakalanmış ve gözaltına alınmıştır.
6. Aynı gün içerisinde, İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi hâkimi, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (“CMK”) 153 § 2 maddesine kapsamında soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanmasına karar vermiştir. Hâkim aynı zamanda söz konusu zamanda yürürlükte olan 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 10. maddesi uyarınca ikinci ve üçüncü başvuranların avukata erişim haklarının yirmi dört saat boyunca kısıtlanmasına karar vermiştir.
7. Başvuranlar, 26 Ağustos 2007 tarihinde avukatları huzurunda, İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terör Şubesindeki polisler tarafından sorgulanmıştır. Başvuranlar susma haklarını kullanmışlardır.
8. Aynı tarihte başvuranlar avukatlarının da bulunduğu sırada cumhuriyet savcısı tarafından sorgulanmışlardır. Başvuranlara genellikle bazı telefon konuşmalarının kayıtları ve yasa dışı bir gösteri sırasında araçların kundaklanması olayı hakkında sorular sorulmuştur. Savcı, dinlenen konuşmaların transkriptini başvuranlara okumuştur. Başvuranlar, söz konusu konuşmaları yaptıklarını hatırlamamış fakat söz konusu konuşmalarının kendilerine isnat edilen suçları işlediklerini ya da terör örgütü adına yasa dışı gösteriye katıldıklarını ispat etmediğini iddia etmişlerdir.
9. 10. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesindeki hâkim, başvuranların ifadelerinin alınmasından sonra 26 Ağustos 2007 tarihinde başvuranların tutuklu yargılanmasına karar vermiştir.
10. Başvuranların avukatı, 31 Ağustos 2007 tarihinde başvuranın tutuklanmasını hükmeden 26 Ağustos 2007 tarihli mahkeme kararına itiraz etmiş ve başvuranların serbest bırakılmasını talep etmiştir. 10. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi aynı gün içerisinde başvuranlara ya da başvuranların avukatına iletilmeyen Cumhuriyet savcısının yazılı mütalaasına dayanarak söz konusu itirazı herhangi bir duruşma gerçekleştirmeden reddetmiştir.
11. İstanbul Cumhuriyet Savcısı, 3 Aralık 2007 tarihinde başvuranları diğerlerinin yanı sıra silahlı terör örgütüne üye olma, tehlikeli maddelerin izinsiz olarak bulundurulması veya el değiştirmesi ve kamu malına zarar verme suçlarından bir iddianame hazırlamıştır.
12. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi 17 Aralık 2007 tarihinde iddianameyi kabul etmiştir.
13. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, 27 Aralık 2007 tensip duruşması düzenlemiş ve başvuranların serbest bırakılması taleplerini reddetmiştir.
14. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, 18 Nisan 2008 ve 22 Temmuz 2008 tarihlerinde başvuranların ve avukatlarının hazır bulunduğu 1. ve 2. duruşmaları gerçekleştirmiştir. Duruşmaların sonunda mahkeme, başvuranların tutukluluğunun devam etmesine karar vermiştir.
15. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, 20 Kasım 2008 tarihinde yapılan üçüncü duruşmanın sonunda başvuranların tutukluluklarının devam etmesine karar vermiştir. Başvuranlar, söz konusu duruşmada mahkeme huzuruna çıkmışlardır. Ardından, başvuranlar karara itiraz etmişlerdir. 11. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, 28 Kasım 2008 tarihinde sözlü duruşma yapılmaksızın ve başvuranlara veya avukatlarına bildirilmemiş olan Cumhuriyet savcının yazılı mütalaasına dayanarak itirazı reddetmiştir.
16. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, 19 Aralık 2008 tarihinde başvuranların tutukluluklarını dava dosyası üzerinden re’sen incelemiş ve tutukluluk sürelerini uzatmaya karar vermiştir.
17. Yargılamayı yürüten mahkeme sırasıyla başvuranların hazır bulunduğu 19 Mart 2009 ve 16 Temmuz 2009 tarihli duruşmalarda, başvuranların tutukluluk hallerinin devamına karar vermiştir.
18. Başvuranların tutukluluklarına, sırasıyla 24 Kasım 2009, 30 Mart 2010 ve 24 Mayıs 2012 tarihinde son verilmiştir.
19. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, 1 Ekim 2013 tarihinde, ikinci başvuranı hakkındaki suçlamalardan beraat ettirmiştir. Söz konusu mahkeme birinci ve üçüncü başvuranları hapis cezasına mahkûm etmiştir. İkinci başvuran hakkında verilen beraat kararı aleyhinde temyiz olmaması sebebiyle kesinleşmiştir.
20. Yargıtay, 1 Temmuz 2016 tarihinde ilk derece mahkemesinin kararının birinci ve üçüncü başvuranların mahkûmiyetini ilgilendiren kısmını bozmuştur. Bu doğrultuda, dava dosyası, ilk derece mahkemesine geri gönderilmiştir.
21. Dava dosyasındaki son bilgilere göre birinci ve üçüncü başvuranlar hakkındaki ceza yargılamaları İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi önünde halen derdesttir.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK VE UYGULAMA
22. İlgili iç hukuka ve uygulamaya ilişkin açıklamalar Altınok/Türkiye, no. 31610/08, §§ 28-32, 29 Kasım 2011; Ceviz/Türkiye, no. 8140/08, §§ 24-28, 17 Temmuz 2012, Şefik Demir/Türkiye (k.k.), no. 51770/07, §§ 29-33, 16 Ekim 2012; ve A.Ş./Türkiye, no. 58271/10, §§ 34-35, 13 Eylül 2016 davalarında bulunabilir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. SÖZLEŞME’NİN 5 § 3 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
A. Başvuranların gözaltı süresiyle ilgili şikâyetleri
23. Başvuranlar, Sözleşme’nin 5 § 3 maddesi kapsamında ivedilikle mahkeme önüne çıkarılmadıklarından ve uzun bir süre boyunca gözaltında tutulduklarından şikâyetçi olmuşlardır.
24. Mahkeme, söz konusu ivediliğin davanın kendine has durumları ışığında değerlendirildiğini yinelemektedir. Söz konusu durumlara atfedilecek önem, Sözleşme’nin 5 § 3 maddesinde güvence altına alınan hakkın özünü Devletin şahsın ivedilikle serbest bırakılması ya da yargı mercii önüne çıkarılması yükümlülüğünü olumsuz etkileyecek derecede zedelememelidir (bk. Brogan ve Diğerler/Birleşik Krallık, 29 Kasım 1988, § 59, Seri A no. 145 B).
25. Başvuranlar, somut davada, sırasıyla 23 Ağustos 2007 tarihinde 15.15, 06.15, ve 07.00 saatlerinde gözaltınaalınmıştır. Başvuranların gözaltıları, Ağır Ceza Mahkemesinin 26 Ağustos 2007 tarihinde başvuranların tutukluluklarına ilişkin kararını verdiği zaman son bulmuştur. Mahkeme, her ne kadar başvuranların gözaltılarının sonlandığı kesin zaman bilinmese de, başvuranların tutuklanmalarına karar verilene kadar üç buçuk günden daha az bir süre gözaltında tutulduklarını gözlemlemektedir.
26. Mahkeme, başvuranın gözaltında tutulduğu süre içinde polis ve Cumhuriyet savcısı tarafından sorgulanmış olduğunu not etmektedir. Ek olarak, başvuranlar, terör suçları isnat edilen diğer birçok şüphelinin bulunduğu bir soruşturma kapsamında gözaltına alınmışlardır. Bu bağlamda, Mahkeme başvuranların gözaltına alındığı kapsamı göz önünde bulundurarak başvuranların üç buçuk gün polis nezaretinde gözaltında tutulmalarının haklı olduğu sonucuna varmaktadır.
27. Başvurunun bu kısmı açıkça dayanaktan yoksun olup, Sözleşme’nin 35 §§ 3 ve 4. maddesi uyarınca reddedilmelidir.
B. Başvuranın tutuklu yargılanma süresiyle ilgili şikâyetleri
28. Başvuranlar, Sözleşme’nin 5 § 3 maddesine dayanarak tutukluluk sürelerinin aşırı uzun olduğu ve tutukluluk sürelerinin uzatılırken ulusal mahkemelerin birbiri ile benzer ve kalıplaşmış gerekçeler sunduğu hususunda şikâyetçi olmuşlardır.
29. Hükümet, CMK’nın 141 § 1 (d) maddesi uyarınca, kanunsuz tutukluluk nedeniyle tazminat talep etme imkânına atıfta bulunarak, başvuranların iç hukuk yollarını tüketmediklerini ifade etmiştir.
30. Mahkeme, tutukluluğun uzunluğu bakımından CMK’nın141 § 1 (d) maddesinin uygulanmasındaki iç hukuk yolunun, Şefik Demir/Türkiye ((k.k.), no. 51770/07, §§ 17‑35, 16 Ekim 2012) ve A.Ş./Türkiye (no. 58271/10, §§ 85‑95, 13 Eylül 2016) davalarında incelendiğini gözlemlemektedir.
31. Mahkeme, Şefik Demir davasında (yukarıda anılan), söz konusu hukuk yolunun mahkûmiyetleri kesinleşmiş olan başvuranlar tarafından tüketilmesi gerektiğine hükmetmiştir. Bununla beraber, Mahkeme, A.Ş. kararında (yukarıda anılan, § 92), Haziran 2015 tarihi itibariyle, CMK’nın 141 § 1 (d) maddesinde öngörülen iç hukuk yolunun yargılamalarının kesinleşmesinden önce dahi başvuranlar tarafından tüketilmesi gerektiğine karar vermiştir.
32. Mahkeme somut davada, başvuranların tutukluluğunun sırasıyla 24 Kasım 2009, 30 Mart 2010 ve 24 Mayıs 2009 tarihinde serbest bırakılmalarıyla sona erdiğini kaydetmektedir. İkinci başvuran aleyhinde açılan yargılamalar 1 Ekim 2013 tarihinde kesinleşmiştir. Birinci ve üçüncü başvuran aleyhinde açılan yargılamaların halen derdest olup olmadığı ya da kesinleşip kesinleşmediği hakkında bir bilgi bulunmamaktadır. Bu nedenle Mahkeme başvuranların CMK’nın 141 § 1 (d) maddesi kapsamında her iki durumda da tazminat talep etme hakları olduğunu ve tazminat talebinde bulunmaları gerektiğini kaydetmiştir.
33. Mahkeme, iç hukuk yollarının tüketilip tüketilmediğine ilişkin değerlendirmenin, normal şartlarda, Mahkemeye başvurunun yapıldığı tarih esas alınarak gerçekleştirildiğini hatırlatmaktadır. Ancak, Mahkemenin birçok kararında belirttiği üzere, bu kural, her davanın kendine özgü koşullarıyla haklı kılınabilecek istisnalara tabidir (bk. İçyer/Türkiye (k.k.), no. 18888/02, § 72, AİHM 2006-I). Mahkeme, daha önce, ceza yargılamalarındaki nihai karardan sonra uygulanabilir hale gelen, tutukluluğun uzunluğu hakkındaki yukarıda anılan hukuk yoluna ilişkin davalarda bu kuraldan ayrılmıştır (ayrıca bk. diğer kararlar arasında, Tutal ve Diğerleri/Türkiye (k.k.), no. 11929/12, 28 Ocak 2014). Mahkeme, söz konusu istisnanın somut davada da uygulanması gerektiği kanaatindedir.
34. Sonuç olarak, Mahkeme, Hükümetin itirazını dikkate alarak, iç hukuk yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle söz konusu şikâyetin Sözleşme’nin 35 §§ 1 ve 4. maddesi uyarınca reddedilmesi gerektiği kanaatine varmıştır.
II. SÖZLEŞME’NİN 5 § 4 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
35. Başvuranlar, Sözleşme’nin 5 § 4 ve 13. maddelerine dayanarak, yargılama öncesi tutukluluklarının incelendiği sırada mahkemelerin huzuruna çıkamadıklarından ve soruşturma dosyasına erişimine konulan kısıtlamadan dolayı tutukluluklarının hukuka aykırı olduğuna itiraz etmek için etkili bir hukuk yolu olmamasından şikâyetçi olmuşlardır. Başvuranlar, Sözleşme’nin aynı maddesi kapsamında itirazlarını itiraz merciinin kendilerine veya temsilcilerine bildirilmemiş olan Cumhuriyet savcısının mütalaasına dayanarak reddettiğini iddia etmişlerdir.
36. Mahkeme, Sözleşme’nin 13. maddesi altında başvuranların öne sürdüğü bu şikâyetin söz konusu hususta özel bir hüküm olan (lex specialis ) Sözleşme’nin 5 § 4 maddesi yönünden incelenmesi gerektiği kanaatindedir (bk. Doğan ve Kalın/Türkiye, no. 1651/05, § 15, 21 Aralık 2010).
A. Başvuranların itirazlarını inceleyen temyiz mahkemesi önüne çıkarılmamalarına ilişkin şikâyetleri
37. Başvuranlar, Sözleşme’nin 5 § 4 maddesine dayanarak, yargılama öncesi tutukluluklarının incelendiği sırada mahkeme huzuruna çıkamadıklarından şikâyetçi olmuşlardır. Bu bağlamda, başvuranlar ilk başta, ilk tutuklandıkları 26 Ağustos 2007 tarihi ile ilk duruşmanın görüldüğü 18 Nisan 2008 tarihi arasında yedi aydan daha fazla bir süre boyunca bir mahkeme önünde çıkarılmadıklarını ileri sürmüştür. Başvuranlar, ayrıca, 28 Kasım 2008 tarihinde devam eden tutuklulukları hakkındaki itirazlarının itiraz mercii tarafından incelendiği sırada mahkeme önüne çıkarılmadıklarını belirtmişlerdir.
38. Hükümet bu iddialara itiraz etmiştir.
1. 26 Ağustos 2007 ve 18 Nisan 2008 tarihleri arasındaki süre zarfına ilişkin şikâyet hakkında
39. Mahkeme bu şikâyetin Sözleşme’nin 35 § 3 maddesi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını kaydetmektedir. Mahkeme, ayrıca, şikâyetin kabul edilemez olduğuna ilişkin başka bir gerekçe de bulunmadığı kanısındadır. Dolayısıyla, bu şikâyetin kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekmektedir.
40. Somut davada, başvuranların 26 Ağustos 2007 tarihinde yargılama öncesi tutukluluğu başlamış olup başvuranlar bu tarihten sonra bir hâkim önüne 18 Nisan 2008 tarihinde İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi nezdinde görülen birinci duruşmada sırasında çıkmışlardır.
41. Mahkeme, daha önce Erişen ve Diğerleri/Türkiye (no. 7067/06, § 53, 3 Nisan 2012) ve Karaosmanoğlu ve Özden (no. 4807/08, § 76, 17 Haziran 2014), davalarında benzer şikâyetleri incelediğini ve Sözleşme’nin 5 § 4 maddesinin ihlalini tespit ettiğini yinelemektedir. Mevcut başvuruyu da inceleyen Mahkeme, yukarıda belirtilen kararlarda yer alan tespitlerinden ayrılmasını gerektirecek herhangi bir durum görmemektedir.
42. Dolayısıyla, bu başlık altında Sözleşme’nin 5 § 4 maddesi ihlâl edilmiştir.
2. Başvuranların salınma taleplerini reddeden 28 Kasım 2008 tarihli karara ilişkin şikâyet hakkında
43. Mahkeme, yargılamayı yürüten mahkemenin 20 Kasım 2008 tarihinde görülen duruşmanın sonunda başvuranların tutukluluklarının devam etmesine karar verdiğini gözlemlemektedir. Başvuranlar ve avukatları söz konusu duruşmada hazır bulunmuştur. Ardından, başvuranların avukatı söz konusu karara itiraz etmişlerdir.
44. Mahkeme, itiraz merciinin 28 Kasım 2008 tarihinde duruşma yapmaksızın bu itirazı reddettiğini kaydetmektedir. Ancak, başvuranlar itirazları itiraz mercii tarafından incelenmeden 8 gün önce yargılamayı yürüten mahkeme huzuruna çıkmışlardır. Bu koşullar altında Mahkeme, Sözleşme’nin 5 § 4 maddesi amaçları doğrultusunda, itirazı inceleyen mahkeme önünde ayrıca bir sözlü duruşmanın gerekli olmadığı kanaatindedir.
45. Dolayısıyla Mahkeme, yargılamalar sırasında sözlü duruşmanın yapılmamasının silahların eşitliği ilkesini tehlikeye düşürmediği sonucuna varmıştır (bk. Altınok/Türkiye, no. 31610/08, 54-55, 29 Kasım 2011 ve Adem Serkan Gündoğdu/Türkiye, no. 67696/11, §§ 35-48, 16 Ocak 2018).
46. Başvurunun bu kısmı açıkça dayanaktan yoksun olup, Sözleşme’nin 35 §§ 3 ve 4. maddesi uyarınca reddedilmelidir.
B. Cumhuriyet savcısının mütalaasının bildirilmemesine ilişkin olarak
47. Başvuranlar, Sözleşme’nin 5 § 4 maddesi uyarınca, tutukluluklarının hukuka uygunluğuna itiraz edebilecekleri etkili bir hukuk yolu olmadığından şikâyetçi olmuşlardır. Başvuranlar, kendilerine veya avukatlarına bildirilmemiş olan Cumhuriyet savcısının mütalaasına dayanılarak temyiz mahkemesi tarafından itirazlarının reddedilmesi nedeniyle, etkili bir hukuk yoluna başvurma haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.
48. Hükümet bu argümana itiraz etmiştir.
49. Mahkeme bu şikâyetin Sözleşme’nin 35 § 3 maddesi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını kaydetmektedir. Mahkeme, ayrıca, şikâyetin kabul edilemez olduğuna ilişkin başka bir gerekçe de bulunmadığı kanısındadır. Dolayısıyla, bu şikâyetin kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekmektedir.
50. Davanın esasına ilişkin olarak Mahkeme, davanın, Sözleşme’nin 5 § 4 maddesi ihlali tespit edildiği Altınok (yukarıda anılan, §§ 57-61) davasına benzer sorunları gündeme getirdiğini kaydetmektedir. Bu tespitlerinden ayrılmayı gerektirecek bir sebep bulunmamaktadır.
51. Buna göre Mahkeme, mevcut davada, başvuranların tutukluluklarının yasaya uygunluğuna dair incelenmesi bağlamında, Cumhuriyet savcısı mütalaasının başvuranlara veya avukatlarına bildirilmemesi nedeniyle, Sözleşme’nin 5 § 4 maddesinin ihlal edildiği kanaatindedir.
C. Soruşturma dosyasına erişiminin kısıtlanmasına ilişkin şikâyetler hakkında
52. Başvuranlar, soruşturma dosyasına erişimine konulan kısıtlamadan dolayı tutuklanmalarına dayanak oluşturan delillere itiraz edemediklerinden şikâyetçi olmuşlardır.
53. Hükümet bu argümana itiraz etmiştir.
54. Mahkeme, yakalanan ya da tutuklanan kişilerin, Sözleşme bakımından “hukuka uygunluk” koşulunun sağlanması için elzem olan usul ve esas koşulları çerçevesinde, özgürlüklerinden yoksunluk hâllerinin yeniden incelenmesi hakkına sahip olduğu kanaatindedir. Tutukluluğa karşı yapılmış bir temyiz başvurusunu inceleyen mahkeme, yargılanma usullerinin güvencesini sağlamalıdır. Yargılamalar çekişmeli olmalı ve her zaman taraflar, yani savcı ve tutuklu arasında “silahların eşitliği” ilkesini sağlamalıdır (bk. Ceviz/Türkiye, no. 8140/08, § 41, 17 Temmuz 2012).
55. Mahkeme, somut davada İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi hakiminin 23 Ağustos 2007 tarihinde soruşturmanın daha sağlıklı bir şekilde yürütülmesini sağlamak amacıyla soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanmasına karar verdiğini kaydetmektedir. Ancak, başvuranlar Cumhuriyet savcılığı ve soruşturma hakimi tarafından 26 Ağustos 2007 tarihinde avukatları huzurunda sorgulandıkları sırada, kendilerine isnat edilen suçlar hakkında bilgilendirilmişlerdir. İfade alma işlemi sırasında, ilgili yetkililer dinlenen telefon görüşmelerini başvuranlara okumuş ve başvuranların bu görüşmeler hakkında yorumları olup olmadığı sorulmuştur. Ek olarak, başvuranlara aynı soruşturmada bulunan başka bir şüphelinin kendini suçlayıcı ifadelerine ilişkin sorular sorulmuştur.
56. Yukarıdaki hususlar ışığında, Mahkeme, başvuranların ve avukatlarının soruşturma dosyasının içeriğiyle ilgili yeterli bilgiye sahip oldukları ve yargılama öncesi tutukluluk kararına itiraz etme imkânına sahip oldukları kanaatindedir (bk. yukarıda anılan, Ceviz, §§ 41-44; yukarıda anılan Karaosmanoğlu ve Özden, § 74; ve Ayboğa ve Diğerleri/Türkiye, no. 35302/08, § 17, 21 Haziran 2016).
57. Mahkeme, şikâyetin bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olduğunu ve Sözleşme’nin 35 §§ 3 (a) ve 4. maddesi uyarınca reddedilmesi gerektiğine karar vermiştir.
III. SÖZLEŞME’NİN 5 § 5 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
58. Başvuranlar aynı zamanda, Sözleşme’nin 5 § 5 maddesi kapsamında, Sözleşme’nin 5 § § 1 ila 4 hükümlerinde öngörülen haklarının ihlalini karşılamak için tazminatın sağlanmadığını öne sürmüşlerdir.
59. Hükümet bu argümana itiraz etmiştir.
60. Mahkeme, başvurunun bu kısmının Sözleşme’nin 35 § 3 maddesi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını kaydetmektedir. Mahkeme, ayrıca, şikâyetin kabul edilemez olduğuna ilişkin başka bir gerekçe de bulunmadığı kanısındadır. Dolayısıyla, bu şikâyetin kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekmektedir.
61. Mahkeme, Sözleşme’nin 5. maddesinin 5. fıkrasının, 1, 2, 3, veya 4. fıkralarına aykırı bir şekilde gerçekleşen özgürlüklerden mahrum bırakılmaların tazminat türünden bir hukuk yolu gerektirdiğini hatırlatır (bk. Wassink/Hollanda, 27 Eylül 1990, § 38, Seri A no. 185-A). Bu tazminat hakkı, 5. maddenin söz konusu fıkralarından birinin ihlal edildiğinin ya bir yerel makamca ya da Mahkemece tespit edilmiş olması koşuluna dayanmaktadır.
62. Mahkeme bu bağlamda, başvuranların yargılama öncesi tutukluluklarının hukuka uygunluğuna itiraz etmek için bir mahkeme önüne çıkamamalarının ve Cumhuriyet savcısının mütalaasının bildirilmemesinin, somut davada başvuranların tutukluluklarının yasallığına itiraz etmek için etkin iç hukuk yolu sağlanması haklarını ihlal ettiğini kaydetmektedir (bk. §§ 42, 52 paragraflar) Mahkeme benzer bir şikâyeti Altınok (yukarıda anılan, §§ 66-69) davasında incelemiş olduğunu ve Sözleşme’nin 5 § 5 maddesinin ihlal edildiğini tespit etmiş olduğunu hatırlatmaktadır. Bu tespitlerinden ayrılmayı gerektirecek bir sebep bulunmamaktadır.
63. Dolayısıyla, Mahkeme, somut davada, Sözleşme’nin 5 § 5 maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmıştır.
IV. SÖZLEŞMENİN 6 VE 13. MADDELERİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
64. Başvuranlar, Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi kapsamında yargılamaların aşırı uzun sürmesinden şikâyetçi olmuşlardır. Ek olarak, başvuranlar, Sözleşme’nin 13. maddesine dayanarak aleyhlerinde açılan ceza yargılamaların uzunluğuna itiraz edebilecekleri söz konusu zamanda yürürlükte olan iç hukuk kapsamında herhangi bir hukuk yolunun sunulmamasından şikâyetçi olmuşlardır.
65. Mahkeme, başvuranların Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi kapsamında öne sürdükleri iddialara ilişkin olarak hâlihazırda, 36845/12 no.lu başvuruda incelenmiş olduğunu kaydetmektedir( bk. Durusoy ve Diğerleri/Türkiye, no. 34600/04, 21 Mayıs 2013). Sonuç olarak, başvurunun bu kısmı, 36845/12 no.lu başvuruda incelenen kısımla esasen aynı olduğu gerekçesiyle Sözleşme’nin 35 § 2(b) maddesi kapsamında kabul edilemez ve 35 § 4 maddesi uyarınca reddedilmelidir.
66. Başvuranların Sözleşme’nin 13. maddesi kapsamında ileri sürülen kalan şikâyetleri hakkında, Mahkeme Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi kapsamında ileri sürülen şikâyette ilişkin bulguları doğrultusunda başvuranların Sözleşme’nin 13. maddesi altındaki şikâyetinin Sözleşme’nin şartları uyarınca konu bakımdan bağdaşmaz olduğu için reddedilmesine karar vermiştir.
V. SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
A. Tazminat
67. Başvuranlar, 95.000 avro manevi tazminat talep etmişlerdir.
68. Hükümet bu iddiaya itiraz etmiştir.
69. Mahkeme, başvuranların yukarıda anılan Sözleşme’nin 5 §§ 4 ve 5 maddesinde belirtilen haklarının ihlalleri kapsamında manevi zarara uğramış olması gerektiği kanaatindedir. Hakkaniyet temelinde karar veren Mahkeme, başvuranların her birine ayrı ayrı manevi‑ tazminat olarak 750 avro ödenmesine karar vermiştir.
B. Masraflar ve Giderler
70. Ek olarak, başvuranlar avukatlık ücretleri için 12.744 yeni Türk lirası (yaklaşık 2.300 avro) ve Mahkeme ve ulusal mahkemeler önünde oluşan posta, fotokopi, telefon ve tercüme hizmetleri gibi masraflar için 800 Türk lirası (yaklaşık 145 avro) talep etmiştir. Başvuranların avukatı, bu bağlamda, avukatlık ücretine ilişkin bir makbuzu ve Türkiye Barolar Birliğince tavsiye edilen asgari ücret listesini ibraz etmiştir.
71. Hükümet bu iddiaya itiraz etmiştir.
72. Mahkemenin içtihadına göre, bir başvuran, ancak masraf ve giderlerin gerçekten ve zorunlu olarak yapıldığını ve miktar olarak makul olduğunu gösterebiliyorsa, bunların geri ödenmesi hakkına sahiptir. Somut davada Mahkeme, elinde bulunan belgeleri ve yukarıdaki kriterleri göz önünde bulundurarak, Mahkeme önündeki yargılamalar için 750 avro meblağın ödenmesini makul olduğu kanaatindedir.
C. Gecikme Faizi
73. Mahkeme, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankasının kısa vadeli kredilere uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklenmek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar vermiştir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE,
1. Başvuranların, Sözleşme’nin 5 §§ 4 ve 5. maddesi kapsamındaki, Cumhuriyet savcısının mütalaasının kendilerine veya avukatlarına bildirilmemesi, başvuranların devam eden tutukluluklarının hukuka uygunluğuna itiraz edebilmek için bir mahkeme önüne çıkmamaları ve bu bağlamda tazminat sağlanamamasına ilişkin şikâyetlerinin kabul edilebilir, başvurunun geriye kalan kısmının kabul edilemez olduğunun beyan edilmesine;
2. Cumhuriyet savcısının mütalaasının başvuranlara ve avukatlarına iletilmemesi ve başvuranların devam eden tutukluluklarının hukuka uygunluğuna itiraz etmek için yargılamalarda mahkeme önünde çıkmamaları dolayısıyla Sözleşme’nin 5 § 4 maddesinin ihlal edildiğine;
3. Sözleşme’nin 5 § 5 maddesinin ihlal edildiğine;
4. [1]
(a) Kararın Sözleşme’nin 44 § 2 maddesi uyarınca kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içerisinde, davalı Devlet tarafından, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden davalı Devletin para birimine çevrilmek üzere, başvuranlara:
(i) Manevi tazminat olarak, başvuranların her birine, yansıtılabilecek her türlü vergi hariç 750 avro (yedi yüz elli avro);
(ii) Masraf ve giderler için, başvuranlara müştereken, yansıtılabilecek her türlü vergi hariç olmak üzere, 750 avro (yedi yüz elli avro) ödenmesine.
(b) Yukarıda bahsi geçen üç aylık sürenin bittiği tarihten itibaren ödeme gününe kadar geçen sürede, yukarıda bahsedilen miktara, Avrupa Merkez Bankasının söz konusu dönem için geçerli olan marjinal faiz oranına üç puan eklenmek suretiyle elde edilecek oran üzerinden basit faiz uygulanmasına;
4. Başvuranların adil tazmin talebinin geri kalan kısmının reddedilmesine karar vermiştir.
İşbu karar İngilizce olarak tanzim edilmiş olup; Mahkeme İçtüzüğü’nün 77 §§ 2 ve 3. maddesi uyarınca 11 Aralık 2018 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan BakırcıJulia Laffranque
Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
[1] 19 Mart 2019 tarihinde düzeltilmiştir: daha önce yazı olarak:
(a) Davalı Devlet tarafından, başvuranlara, kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden davalı Devletin ulusal para birimine çevrilmek üzere:
(i) Manevi tazminat olarak, başvuranlara yansıtılabilecek her türlü vergi hariç olmak üzere, 750 avro (yedi yüz elli avro);
(ii) Masraf ve giderler için, başvuranlara yansıtılabilecek her türlü vergi hariç olmak üzere, 750 avro (yedi yüz elli avro) .
Full & Egal Universal Law Academy