AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
EREN VE YUMLU/TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru no. 29312/20)
KARAR
STRAZBURG
14 Ocak 2025
İşbu karar kesinleşmiştir. Bazı şekli düzeltmelere tabi tutulabilir.
Eren ve Yumlu davasında,
Başkan
Pauliine Koskelo
Hâkimler
Davor Derenčinović,
Gediminas Sagatys,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Dorothee von Arnim’in katılımıyla oluşturulan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), Komite halinde toplanarak,
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan davanın temelinde bulunan, 1958 ve 1964 doğumlu olan, İzmir’de ikâmet eden ve Ankara Barosuna bağlı olan Avukatlar H. Akarken ve Z.D. Doğan Akarken tarafından temsil edilen Türk vatandaşı Meral Eren ve Murat Yumlu’nun (“başvuranlar”), 3 Temmuz 2020 tarihinde, Türkiye Cumhuriyeti aleyhine, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca Mahkeme’ye yapmış oldukları başvuruyu (no. 25285/15),
Başvurunun, dönemin Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Dairesi eski Başkanı Hacı Ali Açıkgül tarafından temsil edilen Türk Hükümetine (“Hükümet”) bildirilmesine ilişkin kararı,
Tarafların görüşlerini,
10 Aralık 2024 tarihinde kapalı oturumda gerçekleştirilen müzakerelerin ardından,
Söz konusu tarihte kabul edilen aşağıdaki kararı vermiştir:
DAVANIN KONUSU
1. Başvuru, usule uygun bir kamulaştırma prosedürü gerçekleştirilmeden başvuranlara ait bir taşınmazın kamu makamları tarafından kullanılmasıyla ilgilidir. Başvuru aynı zamanda, kesinleşmiş olan bir mahkeme kararının uygulanmasında idare tarafından yapılan gecikmelerle de ilgilidir.
2. Başvuranlar, 24 Mayıs 2016 tarihinde, taşınmazlarının fiilen kamulaştırılması (kamulaştırmasız el atma) sonucunda uğradıklarını iddia ettikleri zararın tazmin edilmesi amacıyla, Ankara Batı Asliye Hukuk Mahkemesi (“mahkeme”) önünde tazminat davası açmışlar ve 73.864 Türk lirası (TL) tutarındaki tazminatın, davanın açıldığı tarihten itibaren işleyecek yasal oranda gecikme faiziyle birlikte ödenmesini talep etmişlerdir.
3. Bu mahkeme, 14 Mart 2017 tarihli bir kararla, başvuranların taleplerini haklı bulmuştur. Bu mahkeme, Milli Eğitim Bakanlığının 9 Mart 2011 tarihli kamulaştırma kararının ilgililere tebliğ edilmeden ilkokul inşa etmek üzere taşınmazın fiili mülkiyetini aldığını gözlemlemiştir. Sonuç olarak bu mahkeme, başvuranların taşınmazlarının fiilen kamulaştırılması nedeniyle 24 Mayıs 2016 tarihinden itibaren işleyecek yasal oranda gecikme faiziyle birlikte 73.864 TL (olay tarihinde yaklaşık 18.450 avro) tutarında bir tazminat almaya hak kazandıklarına karar vermiştir. Bu mahkeme ayrıca, ihtilaf konusu taşınmazın tapu siciline Hazine adına kaydedilmesine karar vermiştir.
4. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi, 2 Haziran 2017 tarihinde, 14 Mart 2017 tarihli kararı tüm hükümleriyle onamıştır.
5. Yargıtay, 27 Haziran 2019 tarihinde, Milli Eğitim Bakanlığının temyiz başvurusunu reddetmiştir. Dolayısıyla, 14 Mart 2017 tarihli karar, bu tarihte kesinleşmiştir.
6. Başvuranlar, 2 Ekim 2019 tarihinde, Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuşlardır. Başvuranlar özellikle, mülkiyetlerine saygı haklarının ihlal edilmesinden şikâyet etmişler ve idareyi, kendilerine en ufak bir tazminat ödemeden ve kamulaştırma kararını usulüne uygun olarak tebliğ etmeden taşınmazlarını kullanmakla suçlamışlardır. Başvuranlar ayrıca, idarenin 14 Mart 2017 tarihli kararı uygulamakta gecikmesi nedeniyle yargılamanın süresinden şikâyet etmektedirler.
7. İki hâkimden oluşan Anayasa Mahkemesi Komisyonu, 15 Haziran 2020 tarihli özet bir kararla, başvuranların bireysel başvurusunu reddetmiştir. Anayasa Mahkemesi Komisyonu, başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle, kabul edilemez olduğuna karar vermiştir. Anayasa Mahkemesi Komisyonu, elindeki tüm delilleri dikkate alarak ve ihtilaf konusu olayların kendi yetki alanına girdiği ölçüde, başvuranların şikâyetlerinin, Anayasa'da güvence altına alınan hak ve özgürlüklerin ihlaline ilişkin herhangi bir görünüm ortaya koymadığını değerlendirmiştir.
8. İdare, başvuranların alacağını birkaç taksit halinde ödemiştir.
9. İlgililere, 27 Şubat 2023 tarihinde ödenmesi gereken tutarın tamamı ödenmiştir.
10. Mahkeme önünde, Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol'ün 1. maddesini ve Sözleşme'nin 13. maddesini ileri süren başvuranlar, yasallık ilkesine aykırı olduğu kanaatine vardıkları fiili kamulaştırma uygulamasından şikâyet etmektedirler.
11. Başvuranlar, Sözleşme'nin 6. maddesinin 1. fıkrasını ileri sürerek, idarenin 14 Mart 2017 tarihli kararı uygulamakta gecikmesi nedeniyle yargılamanın aşırı uzun sürdüğü iddiasıyla şikâyetçi olmuşlardır.
12. Başvuranlar son olarak, Anayasa Mahkemesinin kararının gerekçeli olmadığını iddia etmektedirler.
MAHKEMENİN DEĞERLENDİRMESİ
HÜKÜMET'İN BAŞVURUNUN SÖZLEŞME'NİN 37. MADDESİ UYARINCA KAYITTAN DÜŞÜRÜLMESİ TALEBİ HAKKINDA13. Hükümet, 2 Mayıs 2023 tarihli bir yazıyla, Mahkeme’yi, tek taraflı bir deklarasyona dayanarak davayı kayıttan düşürmeye davet etmiştir. Söz konusu deklarasyonda Hükümet, mevcut davada Sözleşme'ye Ek 1 No.lu Protokol'ün 1. maddesinin ve Sözleşme'nin 6. maddesinin 1. fıkrasının ihlal edildiğini kabul etmiştir. Hükümet ayrıca, başvuranlara, adil tazmin olarak, müştereken lütuf kabilinden (ex gratia) 2.500 avro ödenmesini teklif etmiştir. Başvuranlar, görüş belirtmemektedirler.
14. Mahkeme, davalı Hükümetin tek taraflı deklarasyonuna dayanarak, bir davanın Sözleşme'nin 37. maddesinin 1. fıkrasının c) bendi gereğince, kayıttan düşürülebileceğine ilişkin içtihadına atıfta bulunmaktadır (Bk. özellikle Tahsin Acar/Türkiye (ön konu) [BD], no. 26307/95, §§ 75‑77, AİHM 2003‑VI). Mahkeme, benzer davalarda adil tazmin bağlamında hükmettiği meblağları göz önünde bulundurduğunda, teklif edilen tutarın uygun bir telafi oluşturamayacağı kanaatindedir. Sonuç olarak, insan haklarına saygı, Sözleşme'nin 37. maddesinin 1. fıkrasının son cümlesi uyarınca, davanın incelenmesine devam edilmesini gerektirmektedir. Bu nedenle başvuru, Sözleşme'nin 37. maddesinin c) bendi gereğince, kayıttan düşürülemez.
SÖZLEŞME’YE EK 1 NO.LU PROTOKOLÜN 1. MADDESİNİN VE SÖZLEŞME’NİN 13. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA15. Mahkeme, başvuranların fiili kamulaştırma uygulamasına ilişkin şikâyetlerinin yalnızca Sözleşme'ye Ek 1 No.lu Protokol'ün 1. maddesi açısından incelenmesi gerektiği kanaatindedir.
16. Mahkeme, Hükümet'e göre, idarenin hukuk mahkemeleri önünde yargılama sonunda başvuranlara kamulaştırma tazminatı ödemiş olması nedeniyle, ilgililerin mağdur sıfatının olmadığını kaydetmiştir.
17. Mahkeme, Hükümet'in başvuranların mağdur sıfatına ilişkin ilk itirazını reddetmektedir. Mahkeme nitekim, idarenin başvuranların taşınmazlarına, resmi kamulaştırma kurallarını hiçe sayarak ve bu bağlamda kendilerine herhangi bir tazminat ödemeden el attığını gözlemlemiştir. Mahkeme ardından, ulusal mahkemelerin, haklarını ileri sürmek için mahkemeye başvurmak durumunda kalan ilgililere manevi tazminat ödenmesine hükmederek bu hukuka aykırı uygulamayı kınamadıklarını ve başvuranların taşınmazlarının kamu yararına idare tarafından kullanılması nedeniyle mülklerinden yoksun bırakıldıklarını tespit etmekle yetinerek fiili kamulaştırma uygulamasını onayladıklarını ve ilgililerin Hazine adına tapu siciline kaydedilmesi karşılığında, yalnızca taşınmazın değerine karşılık gelen bir maddi tazminat alma hakkına sahip olduklarını gözlemlemiştir.
18. Mahkeme, başvuranların şikâyetinin açıkça dayanaktan yoksun olmadığını veya Sözleşme'nin 35. maddesi uyarınca başka herhangi bir gerekçeyle kabul edilemez olmadığını tespit ederek, şikâyetin kabul edilebilir olduğuna karar vermiştir.
19. Davanın esasıyla ilgili olarak Mahkeme, Sözleşme'ye Ek 1 No.lu Protokol'ün 1. maddesinin yapısına, bu hükmün içerdiği üç ayrı norma ve bir kamulaştırma tedbirinin yerine getirmesi gereken koşullara ilişkin yerleşik içtihadına atıfta bulunmaktadır (Bk. diğer kararlar arasında Vistiņš ve Perepjolkins/Letonya [BD], no. 71243/01, §§ 93-94, 25 Ekim 2012).
20. Mahkeme, idarenin resmi kamulaştırma kurallarını geçersiz kılmasına imkân tanıyan fiili kamulaştırma uygulamasının, davacıları öngörülemeyen ve keyfi bir sonuç riskine maruz bıraktığına, bu uygulamanın yeterli derecede yasal kesinlik sağlayamadığına ve usulüne uygun kamulaştırmaya alternatif oluşturamayacağına daha önce karar vermiştir (Scordino/İtalya (no. 3), no. 43662/98, § 89, 17 Mayıs 2005, Guiso‑Gallisay/İtalya, no. 58858/00, § 87, 8 Aralık 2005, Sarıca ve Dilaver/Türkiye, no. 11765/05, §§ 43-45, 27 Mayıs 2010 ve Halil Göçmen/Türkiye, no. 24883/07, § 32, 12 Kasım 2013).
21. Mevcut davada Mahkeme, idarenin resmi kamulaştırmayı düzenleyen kuralları göz ardı ederek ve tazminat ödemeden başvuranların taşınmazlarına el koyduğunu ve idarenin ilgililerin taşınmazlarını kullanması sonucunda mülklerinden yoksun kalan ilgililerin haklarını ileri sürmek için mahkemeye başvurmak durumunda kaldıklarını gözlemlemiştir.
22. Hâlbuki resmi bir kamulaştırma işleminin yokluğunda, Mahkeme, bir yandan söz konusu durumun idareye taşınmazın başvuranların aleyhine olacak şekilde yasaya aykırı kullanımdan yararlanma imkânı verdiğini ve diğer yandan, ihtilaf konusu müdahalenin yasallık ilkesine uygun olmadığını ve başvuranların mülkiyetlerine saygı hakkını ihlal ettiği kanaatindedir. Devlet tarafından uygulamaya konulan yasal çerçevenin, ilgililere Sözleşme'ye Ek 1 No.lu Protokol'ün 1. maddesinin güvence altına aldığı haklarını kullanmalarına imkân tanıyacak bir mekanizma sağlamadığını tespit etmiştir (Bk. ayrıca yukarıda anılan Halil Göçmen, § 42). Sonuç olarak, bu hüküm ihlal edilmiştir.
SÖZLEŞMENİN 6. MADDESİNİN 1. FIKRASININ İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA İdarenin kesinleşmiş olan bir mahkeme kararını uygulamakta gecikmesi nedeniyle yargılamanın makul olmayan süresi hakkında23. Mahkeme, Hükümet'in, idarenin 14 Mart 2017 tarihli karara uymasıyla birlikte başvuranların mağdur sıfatlarını kaybettikleri görüşünü benimsediğini kaydetmektedir.
24. Hâlbuki Mahkeme, idarenin söz konusu kararı uygulamış olmasına rağmen, bu kararı gecikmeli olarak uyguladığını gözlemlemiştir (yukarıda 9. paragraf). Bu nedenle, Mahkeme, Hükümet tarafından ileri sürülen ilk itirazı reddetmektedir.
25. Mahkeme, başvuranların şikâyetinin açıkça dayanaktan yoksun olmadığını veya Sözleşme'nin 35. maddesi uyarınca başka herhangi bir gerekçeyle kabul edilemez olmadığını tespit ederek, şikâyetin kabul edilebilir olduğuna karar vermiştir.
26. Mahkeme, bir Sözleşmeci Devletin iç hukuk düzeninin, kesinleşmiş ve bağlayıcı bir yargı kararının taraflardan birinin aleyhine olacak şekilde uygulanmamasına imkân vermesi halinde, Sözleşme'nin 6. maddesinin 1. fıkrasıyla güvence altına alınan mahkeme hakkının aldatıcı olacağı yönündeki yerleşik içtihadını hatırlatmaktadır (Bk. diğer kararlar arasında, Hornsby/Yunanistan, 19 Mart 1997, § 40, Karar ve Hüküm Derlemeleri 1997-II, Scordino/İtalya (no.1) [BD], no. 36813/97, § 196, AİHM 2006-V ve Bourdov/Rusya (no. 2), no. 33509/04, § 65, AİHM 2009).
27. Mevcut durumda, başvuranlar 24 Mayıs 2016 tarihinde Asliye Hukuk Mahkemesine başvurmuşlardır (yukarıda 2. paragraf). Başvuranlar, 14 Mart 2017 tarihinde, taşınmazlarının fiilen kamulaştırılması nedeniyle idarenin kendilerine tazminat ödemesine hükmeden bir karar elde etmişlerdir (yukarıda 3. paragraf). Bu karar, 27 Haziran 2019 tarihinde kesinleşmiştir (yukarıda 5. paragraf). Bu karar, 27 Şubat 2023 tarihinde, tamamen uygulanmıştır (yukarıda 9. paragraf).
28. Yetkili makamların tutumunu, icra prosedürünün karmaşıklığını ve başvuranların davranışlarını dikkate alan Mahkeme, mevcut davada Türk makamlarının bir yargı kararını uygulamak için harcadığı kırk dört aylık süreyi makul bulmamıştır.
29. Dolayısıyla, Sözleşme'nin 6. maddesinin 1. fıkrası bu açıdan ihlal edilmiştir.
Anayasa Mahkemesinin kararının gerekçesi hakkında30. Başvuranların özellikle Sözleşme'nin 6. maddesinin 1. fıkrası açısından, Anayasa Mahkemesinin kararının gerekçelerinin belirtilmediği iddiasına ilişkin şikâyetleriyle ilgili olarak, Mahkeme öncelikle bu kararın Anayasa Mahkemesinin bir bölümü tarafından değil, bir komitesi tarafından verildiğini gözlemlemektedir (yukarıda 7. paragraf). Başka bir deyişle, başvuranların davası, tanımı gereği kısa ve öz bir karar alınmasını öngören kısa bir yargılamayla ele alınmıştır. Mahkeme, ardından başvurunun neden kabul edilemez olduğuna karar verildiğini kısaca da olsa açıklayarak, Anayasa Mahkemesinin kararı için yeterli gerekçe sunduğunu değerlendirmektedir (Bk. bu bağlamda ilgili ilkeler için García Ruiz/İspanya [BD], no. 30544/96, § 26, AİHM 1999-I). Sonuç olarak, başvurunun bu kısmı açıkça dayanaktan yoksundur ve Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi ve 4. fıkrası uyarınca reddedilmelidir.
SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI31. Başvuranlar, idarenin kendilerine tam ödeme yapmaması nedeniyle, maddi tazminat olarak 7.674 avro ve uğradıklarına inandıkları manevi zarar için 30.000 avro talep etmektedirler. Başvuranlar ayrıca, ulusal mahkemeler ve Mahkeme önündeki yargılamalarda yaptıklarını iddia ettikleri masraf ve giderler için 2.450 avro talep etmektedirler.
32. Hükümetin bu konuda herhangi bir görüşü bulunmamaktadır.
33. Maddi tazminat ile ilgili olarak, Mahkeme, başvuranların taleplerinin tamamının ödendiğini gözlemlemektedir (yukarıda 9. paragraf). Dolayısıyla, bu talep reddedilmelidir.
34. Buna karşın Mahkeme, başvuranların, Sözleşme'nin ihlal edildiğinin tespit edilmesiyle yeterince telafi edilemeyecek bir manevi zarara uğradıklarını değerlendirmektedir. Davanın koşullarını göz önünde bulunduran ve hakkaniyet temelinde karar veren Mahkeme, ilgililere aşağıda belirtilen meblağ üzerinden ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, müştereken manevi tazminat olarak 6.000 avro ödenmesine karar vermiştir.
35. Elindeki belgeleri ve içtihadını göz önünde bulunduran Mahkeme, ayrıca, başvuranlara müştereken masraf ve giderler bağlamında, bütün harcamalar için, aşağıda belirtilen meblağ üzerinden ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, 500 avro ödenmesinin makul olduğuna karar vermiştir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE,
Hükümet tarafından sunulan tek taraflı deklarasyonun reddedilmesine; Fiili kamulaştırma uygulamasına ilişkin Sözleşme’ye Ek 1. No.lu Protokol’ün 1. maddesiyle ve makul süreye ilişkin Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrasıyla ilgili olarak, şikâyetin kabul edilebilir ve başvurunun geriye kalan kısmının kabul edilemez olduğuna; Sözleşme’ye Ek 1. No.lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edildiğine; Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrasının ihlal edildiğine;a) Davalı Devlet tarafından başvuranlara, üç ay içerisinde, ödeme tarihindeki geçerli döviz kuru üzerinden Türk lirasına çevrilmek üzere, aşağıdaki meblağların ödenmesi gerektiğine:
Manevi tazminat olarak, aşağıda belirtilen meblağ üzerinden ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, 6.000 avro (altı bin avro);Masraf ve giderler için, aşağıda belirtilen meblağ üzerinden ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, 500 avro (beş yüz avro) ödenmesine;b) Söz konusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödeme tarihine kadar, bu meblağlara Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan marjinal kredi faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
Geriye kalan kısım için adil tazmin talebinin reddine karar vermiştir.İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca 14 Ocak 2025 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Dorothee von Arnim Pauliine Koskelo
Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan