AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
ERSİN ERKUŞ VE DİĞERLERİ / TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru No. 40952/07)
KARAR
STRAZBURG
31 Mayıs 2016
İşbu karar Sözleşme’nin 44 § 2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
Ersin Erkuş ve diğerleri / Türkiye davasında,
Başkan,
Julia Laffranque,
Yargıçlar,
Işıl Karakaş,
Nebojša Vučinić,
Paul Lemmens,
Ksenija Turković,
Jon Fridrik Kjølbro,
Stéphanie Mourou-Vikström,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü, Stanley Naismith’in katılımıyla Daire olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 10 Mayıs 2016 tarihinde gerçekleştirdiği kapalı oturumdaki müzakereler sonucunda anılan tarihte aşağıdaki kararı vermiştir:
USULTürkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan (40952/07 No.’lu) davanın temelinde, Türk vatandaşları olan, Ersin Erkuş, Engin Cenğuz ve Sultan Öner’in ("başvuranlar"), 22 Ağustos 2007 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunması’na İlişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca yapmış oldukları başvuru bulunmaktadır.Başvuranlar, İzmir Barosu’na bağlı Avukat, S. Çetinkaya tarafından temsil edilmişlerdir. Türk Hükümeti ("Hükümet") ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir. Başvuranlar özellikle, güvenlik güçleri tarafından uygulanan kötü muamelelere maruz kalmalarından ve polis memurları hakkında yürütülen soruşturmanın etkin olmamasından şikâyet etmektedirler.Başvuru, 25 Ağustos 2011 tarihinde Hükümete tebliğ edilmiştir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI Başvuranlar, sırasıyla 1985, 1985 ve 1968 doğumlu olup, İzmir’de ikamet etmektedirler. Olayların meydana geldiği dönemde, başvuranlar, Ersin Erkuş ve Engin Cenğuz reşit yaşta değillerdi.
A. Şantiye’de yapılan polis operasyonuBelirtilmeyen bir tarihte, İzmir Emniyet Müdürlüğü’ne bağlı Terörle Mücadele Şubesi, başvuran Ersin Erkuş’un erkek kardeşi ve başvuran Sultan Öner’in yeğeni olan Ö.E. hakkında, PKK’nın (Kürdistan İşçi Partisi, yasadışı silahlı örgüt) bazı terör eylemlerine karıştığı şüphesiyle arama kararı çıkarmıştır.İzmir Emniyeti, 13 Kasım 2001 tarihinde, Ö.E.’nin de çalıştığı, başvuranlar, Ersin Erkuş ve Engin Cenğuz’un şantiyesinde müdahalede bulunmuştur.Taraflar, şantiyede meydana gelen olaylara ilişkin farklı anlatımlar sunmuşlardır.
1. Başvuranlar tarafından olaylara ilişkin sunulan anlatım
13 Kasım 2001 tarihinde, yaklaşık on beş sivil polis memuru, şantiyeye inmiştir. Polis memurları, Ö.E.yi karakola götürmek için geldiklerini belirtmişlerdir. İlgilinin bulunduğu yeri öğrendikten sonra, polis memurları yukarı çıkmışlardır. Başvuran Ersin Erkuş, polis memurlarını Ö.E.’yi döverken duymuştur. Başvuran Ersin Erkuş’un da aralarında bulunduğu işçiler müdahale etmek istemişler, ancak polis memurları ilgilileri darp etmeye başlamışlardır. Söz konusu yerin yakınında yaşayan başvuran Sultan Öner, şantiyede işçi olarak çalışan başvuran Engin Cenğuz ile birlikte olay yerine gelmiştir. Kendileri de müdahale etmek isteyince darp edilmişlerdir. 14 Kasım 2001 tarihinde, başvuran Sultan Öner ve Ersin Erkuş ile Engin Cenğuz’un ebeveynleri, İzmir Cumhuriyet Savcısı’na şikâyette bulunmuşlardır. İzmir Cumhuriyet Savcısı, İzmir Adli Tıp Kurumu tarafından mağdurların muayene edilmesine karar vermiştir. 15 Kasım 2001 tarihinde gerçekleşen ilk muayeneler, başvuran Sultan Öner’in sağ göz kapağı ile sol kolunda ve sağ kolunun arkasında ekimozların tespit edilmesine imkân sağlamıştır. Ersin Erkuş ve Engin Cenğuz’a ilişkin olarak, adli tıp hekimleri, ilgililerin femoral bölgelerinde ve ön kollarında çiziklere rastlamışlardır. Tıbbi raporlar, başvuran Sultan Öner’in vücudunda tespit edilen lezyonların kendisine iki gün iş göremezlik raporu verilmesini ve başvuran Engin Cenğuz’un vücudundaki lezyonların ise kendisine bir gün iş göremezlik raporu verilmesini gerektirdiğini doğrulamaktadır.
2. Hükümet tarafından olaylara ilişkin sunulan anlatım
13 Kasım 2001 tarihinde, İzmir Emniyet Müdürlüğü’ne bağlı Terörle Mücadele Şubesi’nde görevli yedi polis memuru, terör faaliyetleri yürüttüğüne dair hakkında şüphelenilen Ö.E.yi gözaltına almak amacıyla söz konusu şantiyeye gelmişlerdir. Polis memurları, ifadesini almak amacıyla ilgiliyi karakola götüreceklerini belirtmişler ve ilgiliden kimlik kartını göstermesini istemişlerdir. Ö.E., bu talebi yerine getirmeyi reddetmiş ve polis memurlarına karşı direnmiştir. Olay yerinde bulunan başvuranlar, Ersin Erkuş ve Engin Cenğuz, şu şekilde bağırarak, bıçaklarla polislere müdahale etmişlerdir: "Kardeşimizi size bırakmayacağız! Sizi öldüreceğiz, bu şantiyeden ancak ölü olarak çıkabilirsiniz". Başvuranlar, Ersin Erkuş ve Engin Cenğuz, bıçakla polis memurlarına saldırmışlar ve kendi bıçaklarıyla yaralanmışlardır. Aralarında üç başvuranın da bulunduğu büyük bir kalabalık, polis memurlarının etrafında toplanmıştır. Ö.E.’nin babası, bu kalabalığa bağırarak şu şekilde konuşmuştur: "Faşist köpekler, siz oğlumu alamayacaksınız! Biz sizin adaletinize inanmıyoruz, benim oğlum, Türk Cumhuriyeti’nin adaletine teslim olmayacak". Bunun üzerine, polisler, taşlı ve sopalı saldırıya uğramışlardır. Polis memurları tarafından düzenlenen tutanaklara göre, ilgililer, polis araçlarını taşlamışlar ve A.K. ve M.Ç. isimli polis memurlarını taş ve sopalarla yaralamışlardır. Aynı şekilde, ilgililer, Ö.E.nin gözaltına alınmasını engellemişlerdir. İki polis memuru, A.K. ve M.Ç. hakkındaki tıbbi raporlar, ilgililerin maruz kaldıkları yaralanmaları doğrulamıştır. Atatürk Hastanesi Hekimi, polis memuru A.K. için bir gün ve polis memuru, M.Ç. için üç gün iş göremezlik raporu vermiştir.
B. Narlıdere Karakolu’nda yaşanan olaylar
13 Kasım 2001 tarihli olaylardan haberdar edilen S. Çetinkaya, polislere, gözaltına alınmalarına engel olabilmek amacıyla ilgilileri karakola bizzat kendisinin götüreceğini belirtmiştir. 19 Kasım 2001 tarihinde, saat 14.00 sularında, S. Çetinkaya, başvuran Sultan Öner, S.E., eşi M.E., diğer erkek kardeşleri, R.E. ve E.E. ile birlikte başvuran Ersin Erkuş ve bir komşu karakola gitmişlerdir. Başvuran Engin Cenğuz karakolda bulunmamaktaydı. M. isimli bir polis memuru, ilgililerden kimlik kartlarını göstermelerini istemiştir. İlgililer, "Kimlik kartları bize devlet tarafından verilmiştir, bunları size vermek istemiyoruz" diyerek, kimlik kartlarını göstermeyi reddetmişlerdir. Polis memurları, kimlik kartlarını görmek için ısrar etmişlerdir. İki grup arasında bir kavga yaşanmıştır, ancak daha sonra sükûnet yeniden sağlanmıştır. Sorgulanmaları sırasında, S.E. ve E.E. çok sert hakaretlere maruz kalmışlardır. M. isimli polis memuru, ilgilinin ifadelerine göre, başvuran Sultan Öner’i saçlarından yakalamış ve kendisini karakolun girişine kadar onlarca metre yerde sürüklemiştir. Diğer polis memurları, "[Ah], hainler: [bu ülkeyi], siz onu ya sevin ya da terk edin! Yoksa sizin hepinizi öldüreceğiz!" şeklinde sözler söyleyerek, ilgiliye copla vurmuşlardır.
Bu olaylar karşısında, E.E., polis memurlarını öldürmekle tehdit ederek, karakolun bir köşesinde kendisini jiletle yaralamaya başlamıştır. İlgili, jileti ellerinden alan S. Çetinkaya tarafından sakinleştirilmiştir. İfadeleri alındıktan sonra, olayın failleri, Balçova Hastanesi’nde muayene edilmişlerdir; başvuran Sultan Öner ve E.E. ardından Yeşilyurt Devlet Hastanesi’ne gönderilmişlerdir. Başvuran Sultan Öner’e ilişkin olarak, tıbbi raporlarda, diğerlerinin yanı sıra, aşağıdaki bulgulara yer verilmiştir:
- 19 Kasım 2001 tarihli ön adli tıp raporu: Bir gün iş göremezlik raporu gerektiren, sol kolda ve sol femoral bölgede bulunan ekimozlar;
- Atatürk Üniversitesi Hastanesi’nin 19 Kasım 2001 tarihli sağlık raporu: Sağ omzun arkasında ödem, eritem ve ağrılar, omuzda ağrılı ve sınırlı hareket yeteneği, kafa derisinde ve boyunda ağrı;
- Balçova Hastanesi’nin 20 Kasım tarihli sağlık raporu: Sağ omuzda dört ekimoz ve aşırı duyarlılık ve sol kolda bir ekimoz;
- 20 Kasım 2001 tarihli nihai adli tıp raporu: İki gün iş göremezlik raporu verilmesini gerektiren, sağ omuzda aşırı duyarlılık ve ekimoz, sol pazıda ekimoz ve kafa derisinin ön kısmında saç dökülmesi.
E.E.’ye ilişkin olarak, hekimler, kendi kendini yaralamasından kaynaklanan pek çok yara izi haricinde, herhangi bir darp ve yaralama izinin bulunmadığı sonucuna varmışlardır. Karakolda görevli olan polis memurları, bir tutanak düzenleyerek, bu tutanakta, başvuran Sultan Öner, başvuran Ersin Erkuş ve babası S.E.yi, polise hakaret ve direnme nedeniyle ve karakolun perdelerine zarar vermekle suçlamışlardır. Karakola geri döndüklerinde, başvuran S.E. ve E.E. gözaltına alınmışlardır. Ertesi gün 20 Kasım 2001 tarihinde, İzmir Cumhuriyet Savcısı, olaylar hakkında ilgilileri dinlemiştir. 19 ve 20 Kasım 2001 tarihlerinde, polis memurları, karakolda meydana gelen olayların tanıkları olarak, ne başvuranlarla ne de polislerle hiçbir ilgisi bulunmaksızın, iki kişinin ifadesini de almışlardır. İfadesinde, tanık K.D., E.E.’nin kendi kendini yaraladığını ve başvuran Sultan Öner’in karakolda kargaşaya neden olduğunu iddia etmiştir. Tanık L.Ş., nerdeyse aynı beyanlarda bulunmuştur. 27 Kasım 2001 tarihinde, başvuran Sultan Öner, meydana gelen olaylardan sorumlu tuttuğu üç polis memuru hakkında ikinci bir şikâyette bulunmuştur.
C. Başvuranlar, Sultan Öner ve Ersin Erkuş hakkında açılan ceza davası 28 Kasım 2001 tarihli iddianameyle, İzmir Cumhuriyet Savcısı, 13 ve 19 Kasım 2001 tarihli olaylardan sorumlu tuttuğu, başvuran Sultan Öner ve başvuran Ersin Erkuş’un da aralarında bulunduğu beş kişi hakkında, İzmir 7. Asliye Ceza Mahkemesi’nde ceza davası açmıştır. Mahkeme’nin elinde bu davanın sonucuna ilişkin herhangi bir belge bulunmamaktadır.
D. Polis memurları hakkında açılan ceza davası 29 Kasım 2001 tarihinde, başvuranlar tarafından sunulan şikâyetlerin birleştirilmesinin ardından, İzmir Cumhuriyet Savcısı kovuşturmaya yer olmadığına dair karar vermiştir. Narlıdere Karakolu’nda sorgulanmaları sırasında başvuranların maruz kaldıkları kötü muamelelere ilişkin şikâyeti incelemeksizin, Cumhuriyet savcısı, kararında, 13 Kasım 2001 tarihinde, polis memurlarının Ö.E.’nin yasaya uygun olarak gözaltına alınması amacıyla hareket ettiklerini ve şikâyetçilerin vücutlarında tespit edilen yaralanmaların, yalnızca kendilerinin tek sorumlusu olduğu, bu vesileyle meydana gelen kavgadan kaynaklanabileceğini belirtmiştir. Başvuranlar, 18 Ocak 2002 tarihinde, Karşıyaka Ağır Ceza Mahkemesi’nde bu karara itiraz etmişlerdir. 22 Nisan 2002 ve 15 Kasım 2002 tarihlerinde verilen iki kararla, Karşıyaka Ağır Ceza Mahkemesi, başvuranlar tarafından sunulan tıbbi raporları dikkate alarak bu itirazı kabul etmiştir. 26 Aralık 2002 tarihli iddianame ile, 2003/57 sayılı dosya numarası ile, İzmir 7. Asliye Ceza Mahkemesi’nde, iki olay serisi nedeniyle dokuz polis memuru hakkında ceza davası açılmıştır. 7 Temmuz 2005 tarihli kararla, İzmir Asliye Ceza Mahkemesi, dosyada yer alan tıbbi raporlarla tespit edilen, başvuranların maruz kaldıkları yaralanmalar hakkında karar vermeksizin, polis memurlarının bir kişinin gözaltına alınmasını önlemeye çalışan grubu bastırmak amacıyla yasal olarak güce başvurduklarını belirtmiş ve iddia edilen olayların gerçekliğinin kanıtlanmadığı kanaatine vararak, dokuz sanığın beraatına karar vermiştir. 18 Nisan 2007 tarihli kararla, başvuranların temyiz başvurusu üzerine, Yargıtay, 7 Temmuz 2005 tarihli kararı onamıştır.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK
Olayların meydana geldiği dönemde yürürlükte olduğu şekliyle, eski Ceza Kanunu’nun 243. maddesinin ilgili kısımları aşağıdaki gibidir:
"(...) sair hükümet memurlarından biri maznun bulunan kimselerin cürümlerini söyletmek için işkence eder yahut zalimane veya gayriinsani veya haysiyet kırıcı muamelelere baş vurursa beş seneye kadar ağır hapis ve müebbeden veya muvakkaten memuriyetten mahrumiyet cezası ile mahküm olur
Fiil neticesinde ölüm vukua gelirse 452 nci (...) maddeye göre tertip olunacak ceza [kabul edilen miktara göre] üçte birden yarıya kadar [artırılır]." Olayların meydana geldiği dönemde yürürlükte olduğu şekliyle, eski Ceza Kanunu’nun 245. maddesinin ilgili kısımları aşağıdaki gibidir:
"Kuvvei cebriye imaline memur olanlar ve bilumum zabıta ve ihzar memurları memuriyetlerini (...) kanunun (...) tayin ettiği ahvalde başka surette bir kimse hakkında suimuamele veya cismen eza verecek hale cüret eder yahut o kimseyi darp ve cerheylerse üç aydan üç seneye kadar hapis ve muvakkaten memuriyetten mahrumiyet cezaları ile cezalandırılır. (...)" Olayların meydana geldiği dönemde yürürlükte olduğu şekliyle, eski Ceza Kanunu’nun 258. maddesinin ilgili kısımları aşağıdaki gibidir:
"Bir memura veya ona yardım edenlere memuriyetine ait vazifeleri ifa sırasında cebir ve şiddet veya tehdit ile mukavemet eden kimse, altı aydan iki seneye kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(...)"
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. SÖZLEŞME’NİN 3. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA Sözleşme’nin 3. maddesine dayanarak, başvuranlar, şantiyede yapılan polis operasyonu sırasında ve Narlıdere Karakolu’ndaki sorgulamalar esnasında kötü muamelelere maruz kaldıklarını iddia etmektedirler. Sözleşme’nin 6 ve 13. maddelerini ileri sürerek, başvuranlar ayrıca, polis memurlarının mahkum edilmemeleri nedeniyle ilgililer hakkında yürütülen ceza soruşturmasının etkin olmamasından şikayet etmektedirler. Davaya ilişkin olay ve olguların hukuki nitelendirmesi konusunda takdir yetkisine sahip olan Mahkeme (Glor/İsviçre, No. 13444/04, § 48, AİHM 2009), bu şikâyetlerin sırasıyla Sözleşme’nin 3. maddesinin esas ve usul yönleri açısından incelenmesi gerektiği kanısına varmaktadır. Söz konusu madde aşağıdaki şekildedir:
"Hiç kimse işkenceye veya insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele veya cezaya tabi tutulamaz."
A. Tarafların iddiaları Hükümet, başvuran Sultan Öner’e ilişkin olarak, başvurunun aynı kişi tarafından yapılan 73792/01 No.’lu başvuruyla esas itibariyle aynı olduğunu belirtmektedir. Hükümet dolayısıyla, Mahkeme’yi, başvuran Sultan Öner’e ilişkin olarak başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermeye davet etmektedir. 13 Kasım 2001 tarihinde başlayan olaylarla ilgili olarak Hükümet, başvuranların şikayetçi oldukları bazı yaralanmaların yalnızca kendi eylemleri sonucu meydana geldiğini ileri sürmektedir. Hükümet olay günü, Ö.E.’nin gözaltına alınmasına engel olmak amacıyla başvuranların polise taş ve sopalarla saldırdıklarını hatırlatmaktadır. Uyarılara rağmen, Hükümete göre, çatışmanın önüne geçilememiş ve polis memurları grubu bastırmak için yasal olarak güç kullanmak zorunda kalmışlardır. Böylelikle Hükümet, Atatürk Hastanesi Hekimi’nin polis memuru A.K. için bir gün işgöremezlik raporu ve polis memuru M.Ç. için üç gün işgöremezlik raporu verdiğini belirten, söz konusu iki polis memuru hakkındaki tıbbi raporları ileri sürmektedir. Hükümet nazarında, gerçek mağdurlar başvuranlar değildirler, ancak saldırılara, tehditlere ve hakaretlere altı polis memuru maruz kalmıştır. Narlıdere Karakolu’nda 19 Kasım 2001 tarihinde meydana gelen olaylara ilişkin olarak, Hükümet öncelikle, başvuran Engin Cenğuz’un olayların yaşandığı sırada karakolda bulunmadığını ve başvuran Ersin Erkuş’un polis memurlarıyla herhangi bir fiziksel temasının olmadığını belirtmektedir. Bu nedenle, Hükümet, Mahkeme’yi bu iki başvuranın şikayetlerinin kabul edilemez olduğuna karar vermeye davet etmektedir. Ayrıca, Hükümete göre, başvuran Sultan Öner aynı zamanda, kendisini yere atarak ve omuzlarını radyatörlerin çubuklarına sürterek gereksiz yere isyan ettiği karakolda meydana gelen olaylardan sorumludur. Hükümet son olarak, ulusal makamlar tarafından yürütülen soruşturmanın Sözleşme’nin 3. maddesinin gereklerine uygun olduğunu ileri sürmektedir. Kısacası, Hükümet, kendi bakış açısına göre, şikayetlerin tamamının kabul edilemez olması sebebiyle, Mahkeme’yi mevcut başvuruyu reddetmeye davet etmektedir. Başvuran taraf, Hükümet tarafından ileri sürülen itirazlar hakkında herhangi bir görüş belirtmemektedir. Başvuran taraf, kötü muamelelerin yapıldığı ve iddia edilen sorumlular hakkında yürütülen soruşturmanın etkin olmadığı yönündeki iddiasını savunmaya devam etmektedir.
B. Mahkeme’nin değerlendirmesi
1. Kabul edilebilirlik hakkında Hükümet, başvuran Sultan Öner tarafından ileri sürülen şikayetlerin, 73792/01 numarası altında kaydedilen başvuru çerçevesinde kendisi adına daha önce sunulan şikayetlerle esas itibariyle aynı olduğunu ileri sürmektedir. Mahkeme, Sultan Öner ve diğerleri/Türkiye (No. 73792/01, § 116, 17 Ekim 2006) kararında yalnızca, iddia edilen sorumlular hakkında yürütülen ceza davasının henüz sona ermemesi nedeniyle başvurunun bu kısmının vaktinden önce sunulduğu gerekçesiyle, 13 ve 19 Kasım 2001 tarihlerinde meydana gelen olaylara ilişkin başvuran Sultan Öner’in şikayetlerinin kabul edilemez olduğuna karar verdiğini tespit etmektedir. Mahkeme dolayısıyla, başvuran Sultan Öner’in şikayetlerinin esasını incelememiştir. Bu nedenle, Mahkeme, Hükümetin itirazını reddetmektedir. Narlıdere Karakolu’nda 19 Kasım 2001 tarihinde meydana gelen olaylara ilişkin olarak, Mahkeme, başvuran Engin Cenğuz’un olay günü karakolda bulunmadığı ve başvuran Ersin Erkuş’un polis memurlarıyla herhangi bir fiziksel temasının olmadığı hususlarına taraflarca itiraz edilmediğini saptamaktadır. Dolayısıyla, Mahkeme, bu iki başvuranın Sözleşme’nin 34. maddesi anlamında mağdur sıfatı taşımadığı ve mevcut şikayetin kendileri tarafından ileri sürülmesi nedeniyle reddedilmesi gerektiği kanısına varmaktadır. Somut olayda ileri sürülen iki olay serisini dikkate alarak, Mahkeme;
- Sözleşme’nin 35. maddesinin 4. fıkrası uyarınca Ersin Erkuş ve Engin Cenğuz’un mağdur sıfatı taşımamaları sebebiyle, Sultan Öner ile ilgili olarak, yalnızca polis karakolunda meydana gelen olaylar bakımından,
- Üç başvuranla ilgili olarak, şantiyede meydana gelen olaylar bakımından dile getirilen şikayetlerin kabul edilebilir olduğuna karar vermektedir.
2. Esas hakkında
a) Kötü muamele iddiaları hakkında
Sözleşme’nin 3. maddesinde demokratik toplumların temel değerlerinden birine yer verilmektedir (bk., bilhassa, Selmouni/Fransa [BD], No. 25803/94, § 95, AİHM 1999‑V, Labita/İtalya [BD], No. 26772/95, § 119, AİHM 2000‑IV, Gäfgen/Almanya [BD], No. 22978/05, § 87, AİHM 2010, El-Masri/Makedonya Eski Yugoslav Cumhuriyeti [BD], No. 39630/09, § 195, AİHM 2012, ve Mocanu ve diğerleri/Romanya [BD], No. 10865/09, 45886/07 ve 32431/08, § 315, AİHM 2014 (özetler)). Nitekim işkence ve insanlık dışı veya aşağılayıcı ceza ve muamele yasağı, insan onuruna saygı duyulmasıyla yakından ilişkili olan bir medeniyet değeridir (Bouyid/Belçika [BD], No. 23380/09, § 81, AİHM 2015).
Sözleşme’nin 3. maddesi, Sözleşme’nin normatif maddelerinin birçoğu ile tezat oluşturacak şekilde herhangi bir kısıtlama öngörmemekte ve Sözleşme’nin 15. maddenin 2. fıkrasına göre, ulusun hayatını tehdit eden bir kamu tehlikesinin bulunması durumunda bile herhangi bir istisnaya yer vermemektedir (ibidem). Terör ve organize suçlarla mücadele gibi en zor koşullarda bile, Sözleşme, ilgili kişinin davranışı ne olursa olsun, işkence ve insanlık dışı veya aşağılayıcı ceza ve muameleleri mutlak surette yasaklamaktadır (bk., özellikle, Chahal/Birleşik Krallık, 15 Kasım 1996, § 79, Karar ve Hükümlerin Derlemesi 1996‑V, ve Labita, Gäfgen ve El-Masri, aynı atıflar, ve Géorgie/Rusya (I) [BD], No. 13255/07, § 192, AİHM 2014 (özetler), ve Svinarenko ve Slyadnev/Rusya [BD], No. 32541/08 ve 43441/08, § 113, AİHM 2014 (özetler)). Mahkeme, bir muamelenin, Sözleşme’nin 3. maddesinin kapsamına girmesi için asgari ağırlık eşiğine ulaşması gerektiğini hatırlatmaktadır. Bu eşiğin değerlendirilmesi, davaya ilişkin verilerin tamamına ve özellikle muamelenin süresine, fiziksel veya psikolojik sonuçlarına ve bazen de mağdurun cinsiyeti, yaşı ve sağlık durumuna bağlıdır (yukarıda anılan Svinarenko ve Slyadnev kararı, § 114). Mahkeme, böylelikle “her türlü makul şüpheden uzak” olma kıstasından yararlanmaktadır. Bu türden bir delil, yeterince ciddi, kesin ve birbiriyle uyumlu bir takım ipuçlarından veya aksi ispat edilemeyen karinelerden yola çıkılarak elde edilebilmektedir (bk., özellikle, İrlanda/Birleşik Krallık, 18 Ocak 1978, § 161 son kısım (in fine), A serisi No. 25, yukarıda anılan Selmouni kararı, § 88, Salman/Türkiye [BD], No. 21986/93, § 100, AİHM 2000‑VII, Jalloh/Almanya [BD], No. 54810/00, § 67, AİHM 2006‑IX, Ramirez Sanchez/Fransa [BD], No. 59450/00, § 117, AİHM 2006‑IX, yukarıda anılan Gäfgen kararı, § 92, ve yukarıda anılan Bouyid kararı, § 82). Yerel yargılamalar yürütülürken, Mahkeme, olaylara ilişkin kendi değerlendirmesini, kendilerinin topladığı delillere dayanarak olayları tespit etmesi gereken ulusal mahkemelerin değerlendirmelerinin yerine koymakla görevli değildir (yukarıda anılan Gäfgen kararı, § 93, ve Alberti/İtalya, No. 15397/11, § 41, 24 Haziran 2014). Nitekim bu tür davalarda Mahkeme, ulusal mahkemelerin görüşlerini daha eleştirel bir gözle incelemekten yana olsa bile (yukarıda anılan El-Masri kararı, § 155), bununla birlikte, bu mahkemelerin vardıkları tespitlerden uzaklaşabilmek için ikna edici unsurlara sahip olması gerekmektedir (bk., diğer birçok karar arasında, Vladimir Romanov/Rusya, No. 41461/02, § 59, 24 Temmuz 2008, ve yukarıda anılan Alberti kararı, § 41). Mahkeme, gözaltında iken yetkililerin denetimine tabi tutulan kişilerin durumunda olduğu gibi, söz konusu olayların tamamının ya da büyük bir kısmının yalnızca yetkililerin bilgisi dâhilinde olması halinde, gözaltı süreci boyunca meydana gelen her türlü yaralanmanın güçlü fiili karinelere yol açtığını hatırlatmaktadır (Cüneyt Polat/Türkiye, No. 32211/07, § 31, 13 Kasım 2014, ve yukarıda anılan Bouyid kararı, § 83). Böylelikle ispat yükü Hükümetin üzerindedir: Mağdurun anlatımı üzerinde şüphe oluşturan olayları tespit eden deliller ibraz ederek yeterli ve ikna edici bir açıklama sunma görevi Hükümete aittir (bk. yukarıda anılan Salman kararı, § 100, Rivas/Fransa, No. 59584/00, § 38, 1 Nisan 2004, ve özellikle, Turan Çakır/Belçika, No. 44256/06, § 54, 10 Mart 2009, Mete ve diğerleri/Türkiye, No. 294/08, § 112, 4 Ekim 2012, yukarıda anılan Gäfgen, kararı, § 92 ve yukarıda anılan El-Masri kararı, § 152). Bu türden bir açıklama sunulmadığından, Mahkeme, Hükümet aleyhine olabilecek sonuçlar çıkarma hakkına sahiptir (bk., özellikle, yukarıda anılan El-Masri kararı, § 152 ve yukarıda anılan Bouyid kararı, § 83). Bu durum, gözaltına alınan kişilerin hassas bir durumda bulunmaları ve makamların bu kişileri korumakla görevli olmalarıyla haklı gösterilmektedir (bk., özellikle, yukarıda anılan Salman kararı, § 99). Diğer yandan, Mahkeme, Sözleşme ile öngörülen yargılama usulünün, affirmanti incumbit probatio (ispat yükü iddia eden üzerindedir) ilkesinin titizlikle uygulanmasına her zaman elverişli olmadığını tespit etmektedir. Mahkeme dahası, gözaltına almayı gerçekleştirmek için güç kullanımının söz konusu olduğu koşullarda, kullanılan bu gücün orantılı olup olmadığının araştırılması gerektiğini hatırlatmaktadır (yukarıda anılan Cüneyt Polat kararı, § 32). Bu bağlamda, Mahkeme, oluşan lezyonlar veya sekellere ve bunların meydana geldiği koşullara özel bir önem atfettiğini hatırlatmaktadır (R.L. ve M.-J.D./Fransa, No. 44568/98, § 68, 19 Mayıs 2004, Gülizar Tuncer/Türkiye, No. 23708/05, § 31, 21 Eylül 2010, ve yukarıda anılan Cüneyt Polat kararı, § 32). Mahkeme, başvuranların şantiyede yapılan polis operasyonu sırasında ve Narlıdere Karakolu’ndaki sorgulamalar esnasında kötü muamelelere maruz kalmalarından şikâyet ettiklerini kaydetmektedir. Mahkeme, öncelikle 13 Kasım 2001 tarihli ve ardından da başvuran Sultan Öner ile ilgili olması sebebiyle, 19 Kasım 2001 tarihli olayların incelenmesi gerektiği kanısına varmaktadır (bk. yukarıda 55. paragraf).
i) 13 Kasım 2001 tarihli olaylar
Mahkeme, 15 Kasım 2001 tarihinde düzenlenen ve Hükümet tarafından itiraz edilmeyen tıbbi raporlardan, başvuranlarda yaralanmaların mevcut olduğunun anlaşıldığını tespit etmektedir (yukarıda 13-14. paragraflar). Bu raporlar ışığında, Mahkeme, başvuranların maruz kaldıkları muamelelerin Sözleşme’nin 3. maddesi kapsamına girdiği kanaatine varmaktadır. Mahkeme, başvuranların ve Hükümetin yaralanmaların meydana gelme şekli konusunda farklı anlatımlarda bulunduklarını tespit etmektedir: Başvuranlar, polis memurlarının kendilerini darp etmeye başladıklarını ileri sürmektedirler ve Hükümet, başvuranların yaralanmalarının kendi eylemlerinin bir sonucu olduğunu iddia etmektedir. Başvuranların polis memurlarına karşı şiddet kullanarak direndiklerini ve polisleri yaraladıklarını iddia ederek Hükümet, Atatürk Hastanesi Hekimi’nin, polis memuru A.K. için bir gün iş göremezlik raporu verdiğini ve polis memuru M.Ç. için üç gün iş göremezlik raporu verdiğini belirten tıbbi raporlara özel bir önem atfetmektedir. Mahkeme, 13 Kasım 2001 tarihinde, İzmir Emniyet Müdürlüğü’ne bağlı Terörle Mücadele Şubesi’nde görevli polis memurlarının, bir kişiyi gözaltına almak amacıyla şantiyede müdahalede bulunduklarını kaydetmektedir. Çatışmanın önüne geçilememiş ve polis memurları başvuranların da aralarında bulunduğu grubu bastırmak amacıyla güç kullanmışlardır. Mahkeme, söz konusu yaralanmaların, polisin hazırlıksız bir şekilde ve ivedilikle karşılık vermek zorunda kaldığı beklenmedik bir çatışma durumunda meydana geldiğini vurgulamaktadır (bk. Tzekov/Bulgaristan, No. 45500/99, § 61, 23 Şubat 2006). Öte yandan, söz konusu görevlilerin herhangi bir gözaltı gerçekleştirmeksizin, olay yerinden acilen ayrılmak zorunda kaldıklarına itiraz edilmemektedir. Böyle bir durumda, kendisine sunulan çelişkili delilleri ve özellikle, başvuranlar ve polisler hakkındaki tıbbi raporları dikkate alarak, Mahkeme, ilgililerde rastlanan lezyonların gerekli ve orantılı olmayan bir güç kullanımının ardından meydana gelip gelmediğini, her türlü makul şüphenin ötesinde tespit edecek bir durumunda bulunmadığı kanısına varmaktadır. Dolayısıyla, Mahkeme, 13 Kasım 2001 tarihinde ilgililer tarafından maruz kalındığı iddia edilen kötü muamelelere ilişkin olarak, Sözleşme’nin 3. maddesinin esas yönünden ihlal edildiği sonucuna ulaşamayacağı kanaatine varmaktadır.
ii) 19 Kasım 2001 tarihli olaylar Narlıdere Karakolu’nda meydana gelen olaylara ilişkin olarak, Mahkeme, dosyada, hekimlerin başvuran Sultan Öner için toplam iki gün iş göremezlik raporu verilmesini gerektiren yaralanmaları tespit ettikleri, 19 ve 20 Kasım 2001 tarihlerinde düzenlenen dört tıbbi raporun yer aldığını saptamaktadır. Bütün bu yaralanmalar, Narlıdere Karakolu’nda meydana gelmiştir. Mahkeme bu bağlamda, Hükümetin, başvuran Sultan Öner’in kendisini yere atarak ve omuzlarını radyatörlerin çubuklarına sürterek, kendisinde tespit edilen lezyonların oluşmasına sebep olduğunu belirttiğini gözlemlemektedir. Mahkeme, 20 Kasım 2001 tarihli nihai adli tıp raporuna göre, başvuran Sultan Öner’de, birçok lezyon tipinin, özellikle de kafa derisinin ön kısmında saç dökülmesinin tespit edildiğini kaydetmektedir. Mahkeme, Hükümet tarafından başvuran Sultan Öner’e atfedilen, yukarıda belirtilen davranışın bu tip bir lezyonu açıklayacak nitelikte olmadığı kanısına varmaktadır. Mahkeme, başvuran Sultan Öner tarafından kötü muamelelere ilişkin olarak sunulan anlatımın, ilgilinin bir polis memurunun kendisini saçlarından yakalayarak, onlarca metre yerde sürüklediğini ve diğer polis memurlarının kendisine copla vurduklarını ileri sürmesi nedeniyle, tespit edilen lezyonlara karşılık geldiğini saptamaktadır. Bu unsurları dikkate alarak, Mahkeme, polis memurlarının elleri arasında bulunan başvuran Sultan Öner’deki lezyonların kaynağına dair yerel makamlar tarafından yeterli ve ikna edici herhangi bir açıklama sunulmadığından, davaya ilişkin koşulların, Sözleşme’nin 3. maddesinin ihlalinin kabul edilmesi için yeterli emarelerin varlığının tespit edilmesine olanak sağladığı kanısına varmaktadır. Dolayısıyla, Sözleşme’nin 3. maddesi esas yönünden ihlal edilmiştir.
b. Yürütülen soruşturmaların etkin niteliği hakkında
Öncelikle ulusal mercilerin etkin bir soruşturma açma ve yürütme yükümlülüğüne ilişkin olarak, Mahkeme bilhassa, El-Masri (yukarıda anılan karar, §§ 182-185), ve Mocanu ve diğerleri (yukarıda anılan karar, §§ 316-326) kararlarında belirtildiği şekliyle, genel ilkelere atıfta bulunmaktadır. Mahkeme, başvuranlar tarafından yapılan şikâyetlerin ardından, İzmir Cumhuriyet Savcısı’nın iki olay serisi hakkında kapsamlı bir ceza soruşturması açtığını ve dokuz polis memuru hakkında 26 Aralık 2002 tarihinde ceza davası başlattığını kaydetmektedir. 7 Temmuz 2005 tarihli kararla, İzmir Asliye Ceza Mahkemesi, iddia edilen olayların tespit edilmediği kanısına vararak, sanıkların beraatına karar vermiştir. Son olarak, 18 Nisan 2007 tarihinde, başvuranların temyiz başvurusu üzerine, Yargıtay bu kararı onamıştır. Mahkeme huzurunda, Sultan Öner tarafından dile getirilen şikâyet özellikle, soruşturmaya ilişkin eksiklikler ve olayların meydana geldiği koşulların tespit edilmesi ve sorumlulukların belirlenmesi konusundaki güçlüklerle ilgilidir. Buna karşın, Mahkeme, öncelikle 13 Kasım 2001 tarihli olaylar ve ardından 19 Kasım 2001 tarihli olaylarla ilgili olması nedeniyle, polis memurları hakkında yürütülen soruşturmayı inceleyecektir.
i) 13 Kasım 2001 tarihli olaylara ilişkin soruşturma
Mahkeme, İzmir Cumhuriyet Savcısı’nın, durumdan haberdar edildiğinde, 13 Kasım 2001 tarihli çatışma sırasında meydana gelen koşulların belirlenmesine yönelik ön adli soruşturma açtığını tespit etmektedir. Mahkeme her şeyden önce, başvuranların yaralanmalarının, polisin ivedilikle karşılık vermek zorunda kaldığı beklenmedik bir çatışma durumunda meydana geldiği yönündeki 13 Kasım 2001 tarihli olaylara ilişkin tespitlerini hatırlatmaktadır (yukarıda 63-68. paragraflar). Mahkeme, 13 Kasım 2001 tarihli olaylarla ilgili olarak yürütülen soruşturmanın davaya özgü koşulların belirlenmesine imkân vermediğini kabul etse bile, bu durumun büyük ölçüde, yerel idari makamlara sunulan tıbbi raporlar gibi çelişkili delillerden ve meydana gelen çatışmanın öngörülemezliğinden kaynaklanmış olabileceği kanısına varmaktadır. Yürütülen soruşturmalar bakımından, başvuranların iddialarının aksine, Mahkeme, ulusal mahkemelerin nihayetinde kabul ettikleri iddia dışındaki diğer iddiaları incelemediklerinin ileri sürülemeyeceği kanaatine varmaktadır. Bu bağlamda, adli makamların gerçekten olayları aydınlatmak istedikleri konusunda şüphe duyulmasını sağlayacak herhangi bir unsur bulunmamaktadır. Dosyada yer alan belgelerin tamamını dikkate alarak, Mahkeme, davalı devletin, 13 Kasım 2001 tarihli olaylarla ilgili olması sebebiyle, Sözleşme’nin 3. maddesi bakımından usuli yükümlülüklerini yerine getirmediğini düşündürecek herhangi bir nedenin bulunmadığı kanısına varmaktadır. Yukarıda belirtilenleri göz önünde bulundurarak, Mahkeme, şantiyede yapılan müdahale sırasında başvuranlar tarafından iddia edilen kötü muamelelere ilişkin olarak, Sözleşme’nin 3. maddesinin ihlal edilmediği sonucuna varmaktadır.
ii) 19 Kasım 2001 tarihli olaylara ilişkin soruşturma
19 Kasım 2001 tarihli olaylara ilişkin soruşturmanın etkinliği konusunda, Mahkeme, İzmir Asliye Ceza Mahkemesi’nin ve Yargıtay’ın, başvuran Sultan Öner’in iddialarını destekleyen tıbbi raporlarda varılan sonuçları dikkate almamalarının sebeplerine dair herhangi bir açıklama sunmadıklarını saptamaktadır. Dolayısıyla mercilerin, kendi kararlarını, yalnızca devlet görevlileri tarafından olaylara ilişkin sunulan anlatıma dayandırmayı tercih ettiklerini tespit etmek gerekmektedir. Bu bağlamda makul bir açıklama yapılmadığından, Mahkeme, tıbbi belgelerle desteklenmemesi sebebiyle, başvuran Sultan Öner’in anlatımına nazaran devlet görevlilerinin anlatımına öncelik vermek için herhangi bir neden görmemektedir. Mahkeme’ye göre, bu durum, sorumluların cezasız kalmalarına yol açarak, olayların adli yönden tespitinin etkinliğini tehlikeye atmıştır. Dolayısıyla adli merciler, devlet görevlileri tarafından başvuran Sultan Öner’e karşı kullanılan gücün orantılı olup olmadığı sorusuna cevap verebilecek nitelikte, başvuran Sultan Öner’in kötü muamele iddiaları hakkında etkin bir soruşturma yürütme yönündeki pozitif yükümlülüklerini yerine getirmemişlerdir. Yukarıda belirtilenler ışığında, Mahkeme aynı zamanda, 19 Kasım 2001 tarihli olaylarla ilgili olarak, Sözleşme’nin 3. maddesinin usul yönü açısından ihlal edildiğinin saptanması gerektiği sonucuna varmaktadır.
II. SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
Sözleşme’nin 41. maddesi uyarınca,
“Eğer Mahkeme, işbu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Taraf’ın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarını ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder.”
A. Tazminat Başvuran Sultan Öner, manevi zarar için 50.000 avro talep etmektedir. Hükümet, bu talepleri kabul etmemektedir. Mahkeme, başvuran Sultan Öner’e 10.000 avro ödenmesi gerektiği kanısına varmaktadır.
B. Masraf ve giderler
Başvuran taraf aynı zamanda, 10.000 TRY tutarındaki avukatlık masrafları ve 9,25 TRY tutarındaki posta giderlerine karşılık gelecek şekilde, mevcut başvuru için yapılan masraf ve giderler bağlamında 10.009,25 Türk lirası (TRY - yaklaşık 2.950 avro) talep etmektedir. Bu talebini desteklemek amacıyla, başvuran taraf, avukatlık ücret makbuzu ve tercüme masraflarına ilişkin bir fatura ibraz etmektedir. Hükümet, bu talepleri kabul etmemektedir. Mahkeme’nin içtihadına göre, bir başvurana, yalnızca masraf ve giderlerinin doğruluğunu, gerekliliğini ve ödenen miktarların makul olduğunu ispatlamak kaydıyla bu masraflar iade edilebilmektedir. Somut olayda, elinde bulunan belgeleri ve kendi içtihadını göz önünde bulundurarak, Mahkeme, başvuran tarafça talep edilen meblağın makul olduğu ve bu meblağın tamamının kendilerine ödenmesi gerektiği kanısına varmaktadır.
C. Gecikme faizi
Mahkeme, gecikme faizi olarak, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredilere uyguladığı faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar vermektedir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,
Başvurunun, başvuranların tamamı açısından şantiyede yapılan polis operasyonu sırasında ve başvuran Sultan Öner ile ilgili olması sebebiyle, Narlıdere Karakolu’ndaki sorgulamalar esnasında maruz kalınan kötü muamelelere ilişkin şikâyetlerle ilgili kısmının kabul edilebilir olduğuna ve geri kalan kısmının kabul edilemez olduğuna;Üç başvuranla ilgili olarak, 13 Kasım 2001 tarihli olaylar bakımından Sözleşme’nin 3. maddesinin esas ve usul yönlerinden ihlal edilmediğine;Sultan Öner ile ilgili olarak, 19 Kasım 2001 tarihli olaylar bakımından Sözleşme’nin 3. maddesinin esas yönünden ihlal edildiğine;Sultan Öner ile ilgili olarak, 19 Kasım 2001 tarihli olaylar bakımından Sözleşme’nin 3. maddesinin usul yönünden ihlal edildiğine;a) Davalı devletin, işbu kararın Sözleşme’nin 44. maddesinin 2. fıkrası uyarınca kesinleşeceği tarihten itibaren üç ay içerisinde, ödeme tarihinde geçerli olan döviz kuru üzerinden Türk lirasına çevrilmek üzere, başvuran Sultan Öner’e aşağıdaki miktarları ödemekle yükümlü olduğuna:
i. Ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, manevi tazminat olarak 10.000 avro (on bin avro);
ii. Başvuran Sultan Öner tarafından ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, masraf ve giderler için, 2.950 avro (iki bin dokuz yüz elli avro);
b) Yukarıda anılan sürenin bitiminden itibaren ve ödeme tarihine kadar, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere bu süre boyunca uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek basit faiz oranının uygulanmasının uygun olduğuna;Adil tazmine ilişkin kalan taleplerin reddine karar vermiştir.
İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilmiş; ardından Mahkeme İçtüzüğü’nün 77. maddesinin 2. ve 3. fıkraları uyarınca, 31 Mayıs 2016 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
Stanley Naismith Julia Laffranque
Yazı İşleri Müdürü Başkan
Full & Egal Universal Law Academy