AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
ERTAŞAY MADENCİLİK/TÜRKİYE
(Başvuru No. 72099/10)
KARAR
STRAZBURG
13 Aralık 2022
İşbu karar kesinleşmiştir. Bazı şekli düzeltmelere tabi tutulabilir.
Ertaşay Madencilik/Türkiye davasında,
Başkan
Egidijus Kūris,
Hâkimler
Pauliine Koskelo,
Frédéric Krenc
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Dorothee von Arnim’in katılımıyla Komite halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
Bir Türk vatandaşı olan ve merkezi Adana’da yer alan, Adana Barosuna bağlı Avukat Hazar Güzel tarafından temsil edilen Ertaşay Madencilik şirketinin (“başvuran”) 8 Kasım 2010 tarihinde, Türkiye Cumhuriyeti aleyhine, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca Mahkeme’ye yapmış olduğu başvuruyu (no. 72099/10),
Başvurunun, Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Dairesi Başkanı Hacı Ali Açıkgül tarafından temsil edilen Türk Hükümetine (“Hükümet”) bildirilmesine ilişkin kararı,
Tarafların görüşlerini,
Hükümetin başvurunun bir komite tarafından incelenmesine ilişkin itirazının Mahkeme tarafından reddedildiği kararı dikkate alarak,
22 Kasım 2022 tarihinde kapalı oturumda gerçekleştirilen müzakerelerin ardından söz konusu tarihte aşağıdaki kararı vermiştir:
DAVANIN KONUSU
Başvuru, başvuran şirketin iş makinelerine el konulması ve söz konusu ihtiyati tedbirin devam etme süresine ilişkindir. Başvuran, yetkili makamlardan, ormanlık alanda bulunan bir madeni işletme ruhsatı ve izni almıştır. Başvuran ayrıca, ormanlardan sorumlu idareden, faaliyet izni (bundan sonra “orman izni” olarak anılacaktır) almıştır. Başvuran, 13 Haziran 1997 tarihinde, orman idaresi tarafından, orman izninin 1997 yılının Şubat ayında son erdiğine, bölgedeki madencilik faaliyetinin bu tarihten itibaren yasa dışı olduğuna ve faaliyete devam etmesinin kendisini adli işlemlere maruz bırakacağına dair bilgilendirilmiştir. Başvuran, aynı gün, orman izni talebinde bulunmuştur. Böyle bir izin, 24 Eylül 1997 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere, 2 Eylül 1997 tarihinde kendisine verilmiştir. Bu sırada, orman idaresi, 18 Ağustos 1997 tarihinde, söz konusu yerde inceleme yapılması sırasında, başvuranın faaliyetlerine izinsiz olarak devam ettiğini tespit etmiş ve kendisine göre suç aletlerini teşkil eden bir delici, ekskavatör ve kompresöre el koymuştur. Başvuran, 18 Eylül 1997 tarihinde, yediemine teslim edilen iş makinelerinin, daha sonra makinelerin müsaderesine ilişkin bir adli kararın verilmesi halinde bunların yetkili makamlara iade edileceğine dair yazılı bir taahhüt karşılığında kendisine iade edilmesini talep etmiştir. İdare, Adana Ticaret Odasından, söz konusu makinelerin, bir cezai kovuşturma sonucunda müsadere edilebilecekleri gerekçesiyle iş makineleri siciline (“sicil”), satışını veya devrini yasaklayan bir şerhin düşülmesini talep etmiştir. Ticaret Odası, bu talebe cevap olarak, el konulan iş makinelerinin sicile kayıtlı olmadığını belirtmiştir. Bu görüşme başvurana bildirilmemiş görünmektedir ve 18 Eylül 1997 tarihinde başvuranın mülkün iadesi talebi (bkz. yukarıdaki 6. paragraf) cevapsız kalmıştır. Aladağ Sulh Ceza Mahkemesi (“Sulh Ceza Mahkemesi”), başvuran hakkında başlatılan ceza kovuşturmaları kapsamında, 1 Temmuz 1999 tarihli kararla, ilgiliye atfedilen fiillerin idari para cezası ile cezalandırılabileceği kanaatine vararak görevsizlik kararı vermiştir. Sulh Ceza Mahkemesi, ayrıca, 23 Aralık 1999 tarihli kararında, başvuranın ağaçlandırma tazminatına yönelik olarak teminat yatırdığını, idarenin başvurana herhangi bir ceza tebliğ etmediğini ve sonuç olarak, herhangi bir suç tespit edilemediğini açıklayarak, idarenin müsadere talebini de reddetmiştir. Sulh Ceza Mahkemesi, dolayısıyla, söz konusu makinelerin başvurana iade edilmesine karar vermiştir. İdare, bu karara karşı temyiz başvurusunda bulunmuş ve temyiz başvurusu Yargıtay tarafından 1 Kasım 2000 tarihinde reddedilmiştir. El konulan makineler, 6 Şubat 2001 tarihinde iade edilmiştir. Başvuran, daha sonra tazminat davası açmış ve bu dava reddedilmeden önce çeşitli hukuk yollarının kullanılmasına neden olmuştur. Mahkemeler, başvuranın, ilke olarak, orman izninin yürürlüğe girdiği tarih olan (yukarıdaki 4. paragraf) 24 Eylül 1997 tarihinden itibaren iş makinelerinin iade edilmemesi nedeniyle maruz kalınan zarar için tazminat alma hakkı olduğu kanaatine varmasına rağmen, başvuranın ciddi bir hata yaptığını değerlendirmiştir. Mahkemeler, ormancılık izninin yürürlüğe girdiği tarih olan 24 Eylül 1997’den itibaren iş makinelerinin iade edilmemesi nedeniyle uğranılan zarar için davacının, prensipte tazminat alma hakkına sahip olmasına karşılık (bkz. yukarıdaki 4. paragraf), ağır kusuru bulunduğu kanaatine varmıştır. Mahkemelerin incelemesine göre, idare, yediemine teslim edilen makineleri başvurana iade etmeyi istemiş ancak makinelerin sicile tescil edilmemesi, müsadere kararı verilmesi durumunda makinelerin, kullanılabilirliğini güvence altına alacak şekilde devredilmesine ilişkin bir yasağın sicile kaydedilmesini önleyerek, idarenin iade işlemini yapmasını engellemiştir. Sonuç olarak, başvuranın, uğradığı zarara neden olmada kusurlu olduğu ve bu nedenle tazminat almaya hakkı bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Başvuran, Sözleşme’nin çeşitli hükümlerini ileri sürerek, makinelerinden yoksun bırakıldığı yaklaşık üç buçuk yıllık sürenin uzunluğundan ve bundan doğan zararın tazmin edilmemesinden şikâyetçidir. Başvuran, el koyma durumunun devam etmesinin faaliyetini sürdürmesini engellediğini ve kendisini maden ürünleri işleme birimlerini satmak zorunda bırakarak, ekonomik durumunu bozduğunu ifade etmektedir. Başvuran, ayrıca, el koymaya devam edilmesi konusunda tek sorumluluğu kendisine atfettiği için mahkemeleri eleştirmektedir.MAHKEMENİN DEĞERLENDİRMESİ
SÖZLEŞME’YE EK 1 NO.LU PROTOKOLÜN 1. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA Mahkeme, başvurunun, yalnızca Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi kapsamında incelemesi gerektiği kanaatindedir. Mahkeme, başvurunun, açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve Sözleşme’nin 35. maddesi uyarınca başka herhangi bir gerekçe ile kabul edilemez olmadığını tespit ederek, kabul edilebilir olduğuna karar vermiştir. Mal varlıklarına el konulmasına ve bu el koymanın Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesine uygunluğuna ilişkin genel ilkeler özellikle Łysak/Polonya (no. 1631/16, §§ 75-78, 7 Ekim 2021) kararında ortaya konmuştur. Mahkeme, başvuranın makinelerine el konulmasının ve bu tedbirin sürdürülmesinin, 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesinin ikinci bendi anlamında mülkiyetin kullanılmasını düzenleyen bir tedbir teşkil ettiği kanaatindedir. Mahkeme, müdahalenin yasallığı ve meşruiyeti hakkında herhangi bir sorun olmadığını gözlemlemekte ve davada öne çıkan noktanın orantılılık olduğunu değerlendirmektedir. Başvuranın makinelerine başlangıçta, müsadereye ilişkin olası bir adli kararının uygulanmasını ve yeniden ağaçlandırma için tazminat ödenmesini garanti altına almak ve suçun devam etmesini önlemek gibi üç yönlü bir amaç içeren idari bir kararla el konulmuştur. Bu tedbir yaklaşık üç buçuk yıl boyunca sürmüştür. Mahkeme, bu bağlamda, el koymadan kısa bir süre sonra, 2 Eylül 1997 tarihinde, başvuranın, yönetmelikleri ihlal etmeden orman alanında madencilik faaliyetlerine devam etmesini sağlayan bir orman izni aldığını gözlemlemektedir. Başvuran ayrıca, yeniden ağaçlandırma tazminatını garanti altına almak için bir miktar para yatırmıştır. Nitekim Sulh Ceza Mahkemesi, 1 Temmuz ve 23 Aralık 1999 tarihli kararlarla, başvuran hakkında başlatılan ceza kovuşturmalarını inceleme yönünde görevsizlik kararı vermiş ve idare tarafından sunulan müsadere talebini reddetmiştir. Hükümet, iade kararı veren ilk derece mahkemesi kararının, idare tarafından yapılan temyiz sonucunda uygulanabilir olmadığını belirtirken, Mahkeme, 6831 sayılı Orman Kanunu’nun 84. maddesinin 9. bendinin, olayların meydana geldiği dönemde, el konulan eşyaların “sanık lehine karar verilmesi halinde derhal” iade edilmesini öngördüğünü ve kararın kesin olması gerektiğini belirtmediğini gözlemlemektedir. Mahkeme, 20. paragrafta belirtilen gelişmelerden sonra, el koyma gerekçelerinin zayıfladığını kaydetmektedir. Geriye kalan tek gerekçe, Sulh Ceza Mahkemesinin 23 Aralık 1999 tarihli kararını bozan olası bir Yargıtay kararından sonra mahkemeler tarafından verilebilecek bir müsadere kararının uygulanmasını güvence altına alma ihtiyacıydı. Mahkeme’ye göre bu, el koyma işleminin devam etmesinin başvurana verdiği zarara kıyasla çok az ağırlığa sahip bir gerekçedir. Tazminat talebini inceleyen mahkemeler, makinelerin tescil edilmemesinin, makinelerin iade edilmemesinin nedeni olduğu kanaatine varmıştır. Mahkemelere göre, ormancılık izninin verilmesi, ilke olarak makinelerin iadesine yol açmalıydı, bu da el koyma durumunda makinelerin kullanılabilirliğini sağlayacak bir elden çıkarma yasağının sicile kaydedilmesine bağlıydı. Ancak mahkemeler, tescil yapılmamış olmasının böyle bir durumu imkânsız hale getirmesi nedeniyle, tedbirin devam etmesinin, makinelerin tescil edilmemesinde başvuranın ağır ihmalinden kaynaklandığını değerlendirmiştir. Bu nedenle mahkemeler, ihtilaf konusu tedbirin sürdürülmesinden kaynaklanan zarar için başvurana tazminat ödenmesini reddetmiştir. Mahkeme, ilk olarak, tescil yapılmamış olmasının mülkün iadesine değil, sicile kayıt yapılmasına engel teşkil ettiğine dikkat çeker. Mahkeme, idarenin, tescil eksikliği nedeniyle el koyma tedbirini sürdürmüş olmasına rağmen, başvuranı durumdan veya tescil ettirmesi halinde araçları kendisine iade etmeye hazır olduklarından haberdar etmediklerini kaydetmiştir. Gerçekte idare, başvuranın makinaların iadesi talebine ilişkin olumlu ya da olumsuz herhangi bir yanıt vermemiştir (bkz. yukarıdaki 9. paragraf) Mahkeme ayrıca, başvuranın, makinelerin 30 Haziran 1997 tarihinde alındığını ve el koyma tarihinde, makinelerin tesciline yönelik üç aylık sürenin henüz dolmadığını belirttiğini gözlemlemektedir. Bununla birlikte Mahkeme, makinelere el konulmuş olmasının, bunların kaydedilmesini engellemediğini belirtmektedir. Ancak Mahkeme, tedbirin sürdürülmesi konusunda tek başına sorumluluğun idare tarafından bilgilendirilmeyen başvurana atfedilmesini haklı çıkarmak için yeterli olmadığı kanaatindedir. Yukarıda belirtilen tüm nedenlerle, başvuranın aşırı bir yüke katlanmak zorunda kaldığı ve kamusal menfaat ile bireyin temel haklarının korunması ihtiyacı arasındaki âdil dengenin bozulduğu sonucu çıkmaktadır. Dolayısıyla, Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi ihlal edilmiştir.SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
Başvuran, maddi tazminat olarak 700.000 avro ve manevi tazminat olarak 100.000 avro talep etmektedir. Mahkeme, daha önce, davalı Devleti ilgilendiren mülkiyet hakkına ilişkin davalarda, ulusal hukukun, Mahkeme tarafından tespit edilen bir ihlalin sonuçlarını ortadan kaldırmaya imkân tanıdığına karar verdiğini hatırlatmaktadır (Kaynar ve diğerleri/Türkiye, no. 21104/06 ve 2 diğer başvuru, §§ 64-82, 7 Mayıs 2019). Bu nedenle Mahkeme, başvuranın tazminat talebi hakkında karar verilmesinin gerekli olmadığı kanaatindedir. Nitekim Mahkeme, başvurunun incelenmesinin sürdürülmesini haklı gösteren herhangi bir neden bulunmadığı kanaatindedir (Sözleşme’nin 37. maddesinin 1. fıkrasının c) bendi). Mahkeme ayrıca, somut olayda, Sözleşme ve Protokolleri tarafından güvence altına alınan insan haklarına saygı ilkesine ilişkin olarak başvurunun incelenmesinin devamını gerektiren özel koşulların bulunmadığı görüşündedir (Sözleşme’nin 37. maddesinin 1. fıkrasının son (in fine) cümlesi). Mahkeme, bu sonuca, koşulların gerektirdiği durumda, Sözleşme’nin 37 § 2 maddesi uyarınca başvuruyu yeniden dava listesine alma yetkisini göz önünde bulundurarak vardığını açıklamıştır (Saraç ve diğerleri/Türkiye, no. 23189/09, § 122, 30 Mart 2021). Sonuç olarak, başvurunun Sözleşme’nin 41. maddesi bağlamında ileri sürülen maddi ve manevi tazminat talebine ilişkin kısmının kayıttan düşürülmesi gerekmektedir. Başvuran ayrıca, yapmış olduğunu belirttiği masraf ve giderler için 10.000 avro talep etmektedir. Mahkeme, söz konusu talebin yanında ilgili herhangi bir kanıtlayıcı belgenin ibraz edilmediğini tespit ederek bu talebi reddetmektedir (Altay/Türkiye (no. 2), no. 11236/09, §§ 84 ve 87, 9 Nisan 2019 kararı ile karşılaştırın).BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE,
Başvurunun kabul edilebilir olduğuna;Sözleşme’ye Ek 1. No.lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edildiğine;Başvurunun Sözleşme’nin 41. maddesi bağlamında ileri sürülen maddi ve manevi tazminat talebine ilişkin kısmının kayıttan düşürülmesine;Âdil tazmine ilişkin kalan taleplerin reddine karar vermiştir.İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup, Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları gereğince 13 Aralık 2022 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Dorothee von Arnim Egidijus Kūris
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan