© Avrupa Konseyi/Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, 2013. Bu çeviri, Avrupa Konseyi’nin insan haklarına destek Fonu’nun desteğiyle hazırlanmıştır (/humanrightstrustfund). Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Daha fazla bilgi için, bu belgenin sonunda bulunan yazarın telif hakkı ile ilgili kısmı okuyabilirsiniz.
© Council of Europe/European Court of Human Rights, 2013. This translation was commissionned with the support of the Human Rights Trust Fund of the Council of Europe (/humanrightstrustfund). It does not bind the Court. For further information see the full copyright at the end of this document.
© Conseil de l’Europe/Cour européenne des droits de l’homme, 2013. La présente traduction a été effectuée avec le soutien du Fonds fiduciaire pour les droits de l’homme du Conseil de l’Europe (/humanrightstrustfund). Elle ne lie pas la Cour. Pour plus de renseignements veuillez lire l’indication de copyright/droits d’auteur à la fin du présent document.
Mahkeme’nin İçtihatlarına İlişkin Bilgi Notu No. 159
Ocak 2013
Eweida ve Diğerleri - Birleşik Krallık - 48420/10, 36516/10, 51671/10 ve diğerleri.
Karar 15.1.2013 [IV. Bölüm]
Madde 9
Madde 9-1
Dini ya da inancı açıklama
İşte dini semboller (haç) takan çalışanlara disiplin tedbiri uygulanması veya dini inançlarıyla bağdaşmadığını düşündükleri görevleri yerine getirmeyi reddetme: İhlal; ihlal yok
Madde 14
Ayrımcılık
İşte dini semboller (haç) takan çalışanlara disiplin tedbiri uygulanması veya dini inançlarıyla bağdaşmadığını düşündükleri görevleri yerine getirmeyi reddetme İhlal; ihlal yok
Olgular – İç hukukun dini inançlarını açıklama hakkını yeterince korumadığından şikâyet eden dört başvurucunun hepsi dininin gereklerini yerine getiren Hristiyanlardır. İlk başvurucu, Bayan Eweida, British Airways çalışanıdır ve geriatri hemşiresi olan ikinci başvurucu Bayan Chaplin, işverenlerinin işteyken boyunlarına görünür şekilde Hristiyan haçları takmalarına sınırlamalar getirmesinden şikâyetçidir. Üçüncü başvurucu, Doğum, Ölüm ve Evlilik Sicili Memuru olan Bayan Ladele ve gizli cinsel tedavi ve ilişki danışmanlık hizmetinde danışman olan dördüncü başvurucu Bay McFarlane, dini inançlarıyla bağdaşmadığını hissettikleri bir uygulama olan homoseksüelliği hoş gösterdiğini düşündükleri belli görevlerini sürdürmeyi reddetmeleri nedeniyle işten atıldıklarından şikâyet etmektedir.
Karar – 9. madde tek başına ve/veya 14. madde ile bağlantılı olarak: Mahkeme ve Komisyonun, bir kişinin dini ya da inancını açıklama özgürlüğüne getirilen bir sınırlamadan kaçınmak için adım atabiliyorsa, 9. maddenin 1. fıkrası kapsamındaki haklarına müdahale olmadığını ve bu nedenle sınırlamanın 9. maddenin 2. fıkrası kapsamında haklı bulunmasına gerek olmadığını açıkça belirten içtihatları bulunmaktadır. Öte yandan, demokratik bir toplumda din özgürlüğünün önemi dikkate alındığında, bir bireyin hakka müdahaleyi sonlandıracak iş değişikliği ihtimali yerine, iş yerinde din özgürlüğünün sınırlanmasından şikâyet etmesi halinde, Mahkeme sınırlamanın orantılı olup olmadığı değerlendirirken en iyi yaklaşımın genel denge içinde bu ihtimalin ağırlığını tartmak olduğunu düşünmektedir.
İlk ve dördüncü başvurucunun durumunda olduğu gibi, şikâyet edilen eylemler özel şirketler tarafından yapıldığında ve bu nedenle şikâyet edilen Devlete doğrudan atfedilebilir olmadığında, Mahkeme Devlet yetkililerinin yargı yetkisi içindeki kişilerin 9. madde kapsamındaki haklarını koruma pozitif yükümlülüğü bakımından konuyu değerlendirmelidir.
Sözleşmenin 14. maddesindeki uygulanabilir ilkeler bakımından, genel olarak aynı veya benzer durumda olan kişilere muamele farklılığı olduğunda ortaya çıkan bir sorun olmasına karşın, Devletler, durumları açıkça farklı olan kişilere objektif ve haklı gerekçe olmaksızın farklı muamele yapmamışlarsa da ayrımcılık görmeme hakkı ihlal edilmiştir. Objektif ve makul gerekçeye sahip değilse; başka deyişle, meşru bir amaç izlemiyorsa veya kullanılan araçla ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir orantılılık bağı bulunmuyorsa, bu tür eylemler ayrımcıdır.
(a) İlk başvurucu – Mahkeme ilk başvurucunun işte görünür bir şekilde haç takma ısrarının dini inancının açıklanması olduğuna ikna olmuştur ve British Airways’in Eylül 2006 ile Şubat 2007 arasında görünür bir şekilde haç takarken görevinde kalmasına izin vermeyi reddetmesi, dinini açıklama hakkına bir müdahale oluşturmuştur. Müdahale doğrudan Devlete atfedilebilir olmadığından, Mahkeme Devletin 9. maddedeki pozitif yükümlülüğünü yerine getirip getirmediğini incelemiştir.
Mahkeme, başvurucular tarafından ileri sürülen ayrımcılık iddiaları çerçevesindeki sorunların iç hukuk mahkemelerince incelenmesi gerektiği ve incelendiği için, Büyük Britanya hukukunda işyerinde dini kıyafet giyme ve sembol takmayı açıkça koruyan bir kural olmayışının, dini açıklama hakkının bizzat ihlali anlamına geldiğini düşünmemektedir.
British Airways’in üniforma kurallarının amacı, yani şirketin belli bir imajının açıklanması ve markası ve personelinin tanınırlığına dikkat çekilmesi, meşrudur. Ancak, iç hukuk mahkemeleri bu amaca çok büyük ağırlık vermiştir. İlk başvurucunun haçı mütevazıydı ve mesleki görünüşünün değerini düşüremezdi. Diğer çalışanlar tarafından giyilen türban ve başörtüsü gibi önceden izin verilmiş dini parçaların British Airways’in marka ve imajı üzerinde olumsuz etkisi olduğunu gösteren hiçbir delil yoktur.
Ayrıca, şirketin dini sembol takılarını görünür biçimde takmaya izin verecek biçimde üniforma kurallarını değiştirebilmesi, önceki yasaklamanın hayati önemde olmadığını göstermiştir.
Bundan dolayı, başkalarının menfaatlerinin gerçekten ihlal edildiğine dair hiçbir delil olmadığı için, 9. maddedeki pozitif yükümlülüğe aykırı olarak, iç hukuk mahkemeleri ilk başvurucunun dinini açıklama hakkını yeterince koruyamamışlardır. Başvurucunun 9. madde ile bağlantılı olarak 14. madde kapsamındaki şikâyetinin ayrıca incelenmesine gerek yoktur.
Karar: İlk başvurucu bakımından ihlal yok (ikiye karşı beş oy).
(b) İkinci başvurucu – Mahkeme ikinci başvurucunun işte haç takma kararlılığının dini inançlarını açıklaması ve sağlık makamlarının haç takarken hemşirelik görevinde kalmasına izin vermeyi reddetmesinin dinini açıklama özgürlüğüne bir müdahale olduğuna ikna olmuştur.
Söz konusu sınırlama, hemşire ve hastaların sağlık ve güvenliğini koruma meşru amacına sahiptir. İkinci başvurucunun yöneticileri, huzursuz bir hastanın yaralanma riskini içerecek biçimde zinciri tutup çekebileceği veya haçın öne doğru sallanma ve örneğin, açık bir yaraya temas edebilme riskinin olduğunu göz önünde bulundurmaktadırlar. Dolayısıyla, bu durumda sınırlama gerekçesi, ilk başvurucunun davasındakine göre, doğal olarak çok daha büyüktür. Diğer Hristiyan hemşirenin haç ve zinciri çıkarmasını istendiğinin; iki Sih hemşireye halhal veya kirpan takamayacaklarının söylendiğinin ve kayan başörtüsünün yasaklandığının delilleri bulunmaktadır. İkinci başvurucuya, haçı üniformasına bir broşla tutturma veya tuniğinin altına giyeceği yüksek yakalı bir üst giysinin altında takması imkânı önerilmiş, fakat başvurucu bunun dini inançlarının yerine getirilmesi bakımından yeterli saymamıştır.
Bu alan, ulusal makamlara çok geniş bir takdir marjının tanındığı bir alandır. Hastane yöneticileri klinik güvenlikle ilgili kararların verilmesi bakımından bir mahkemeye, özellikle de doğrudan delilleri dinlememiş uluslararası bir mahkemeye göre, daha iyi konumdadırlar. Buna göre, Mahkeme söz konusu tedbirlerin orantısız olduğu ve ikinci başvurucunun dinini açıklama özgürlüğüne müdahalenin demokratik bir toplumda gerekli olduğu sonucuna varamamaktadır. 9. maddenin tek başına veya 14. madde ile birlikte ihlali yoktur.
Karar: ikinci başvurucu bakımından ihlal yok (oybirliği).
(c) Üçüncü başvurucu – Üçüncü başvurucunun aynı cinsiyetlerin medeni birlikteliklerinin kurulmasına katılma itirazının doğrudan dini inançlarından kaynaklandığı açıktır. Söz konusu olaylar bu nedenle, 9. maddenin alanına girmektedir ve 14. madde uygulanabilir. Bu davada, bir kayıt memurunun, aynı cinsiyet birliklerine hiçbir dini itirazı olmadığı dikkate alınmalıdır. Mahkeme, yerel makamların, bütün doğum, evlilik ve ölüm sicil memurlarının aynı zamanda medeni birliktelik sicil memurları olarak atanması şartının, dini inançlarından dolayı başvurucu üzerinde bilhassa olumsuz bir etkiye sahip olduğunu kabul eder. Şart, farklı cinsel yönelime sahip olanlar lehine eşit fırsatları koruma meşru amacını taşımaktadır. Tedbirin orantılılığı dikkate alındığında, üçüncü başvurucu açısından sonuçların ciddiliği kayda değerdir: medeni birliktelik sicili memuru olarak atanmak yerine, disiplin soruşturması ile karşılaşmak dışında bir seçiminin olmadığını düşünmektedir ve nihayetinde, işini kaybetmiştir. Bundan başka, bu koşul başvurucunun işvereni tarafından daha sonraki bir tarihte getirildiğinden, başvurucunun dini inançlarını medeni birlikteliklerinin kurulmasına katılmaya itiraz ederek açıklama hakkından özellikle feragat ederek iş sözleşmesine başladığı söylenemez.
Ancak, diğer yandan, yerel makamların politikası, Sözleşme tarafından da güvence altına alınan, başkalarının haklarının korunmasını amaçlamaktadır ve Mahkeme, birbiriyle yarışan Sözleşme hakları arasında bir denge kurmak söz konusu olduğunda, genel olarak ulusal makamlara geniş bir takdir marjı tanımaktadır. Bütün durumlarda, Mahkeme, disiplin soruşturmasını açan yerel-makam olan işverenin ya da üçüncü başvurucunun ayrımcılık iddiasını reddeden iç hukuk mahkemelerinin kendilerine tanınan takdir marjını aştığı düşüncesinde değildir. Bundan dolayı, 9. maddenin 14. madde ile birlikte ihlali bulunmamaktadır.
Karar: üçüncü başvurucu bakımından ihlal yok (ikiye karşı beş oy).
(d) Dördüncü başvurucu – Dördüncü başvurucu, çalışanlarının homoseksüel ve heteroseksüel çiftlere eşit hizmet vermesi politikasını uygulayan özel bir şirkette çalışırken, aynı cinsiyetteki çiftlere psiko-seksüel danışmalık yapmayı reddetmiştir. Bunun sonucunda, kendisine karşı disiplin soruşturması açılmıştır.
Mahkeme, dördüncü başvurucunun itirazının doğrudan evlilik ve cinsel ilişki ile ilgili Ortodoks Hristiyan inancından kaynaklandığını kabul eder ve başvurucunun homoseksüel çiftlere danışmanlık yapma yükümlülüğünü reddetmesinin, din ve inancının açıklanmasını oluşturduğunu saptar. Devlet bu nedenle başvurucunun 9. maddedeki haklarını korumak bakımından pozitif bir yükümlülüğe sahiptir.
Pozitif yükümlülüğün yarışan menfaatler arasında uygun bir denge kurularak yerine getirilip getirilmediğine karar verirken, Mahkeme işini kaybetmesinin dördüncü başvurucu açısından vahim sonuçları olan, çok ciddi bir yaptırım olduğunu dikkate almalıdır. Diğer yandan, başvurucu, işvereninin eşit fırsat politikası uyguladığını ve müşterilerini cinsel yönelim sebebiyle seçmesinin mümkün olmadığını bilerek, işvereninin lisans sonrası psiko-seksüel danışmanlık eğitim programına gönüllü olarak kayıt yaptırmıştır.
Bir bireyin dini inançlarını açıklama özgürlüğü üzerinde etkili olabileceğini bildiği bir iş sözleşmesi yapma ve yükümlülükler üstlenme kararı, 9. madde haklarına bir müdahale bulunup bulunmadığı sorusunun saptanmasında belirleyici olmasa da, bu, adil bir dengenin kurulup kurulmadığını değerlendirilirken, tartıda ağırlık verilecek bir konudur.
Öte yandan, dikkate alınması gereken en önemli faktör, işverenin davranışının hizmet verme politikasının ayrım gözetmeden uygulanmasını sağlamayı amaçlamış olmasıdır. Devlet yetkilileri bu nedenle, dördüncü başvurucunun dini inançlarını açıklama hakkı ile işvereninin başkalarının haklarını sağlama menfaati arasında bir denge kurarken geniş bir takdir marjından yararlanmışlardır. Her koşulda, Mahkeme marjın aşılmadığını düşünmektedir. Bu nedenle 9. maddenin tek başına ya da 14. madde ile birlikte ihlali bulunmamaktadır.
Karar: dördüncü başvurucu bakımından ihlal yok (oybirliği).
41. madde: Manevi zarar bakımından ilk başvurucuya 2,000 Euro.
© Avrupa Konseyi/Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi
Kayıt Müdürlüğü’nün bu özeti Mahkeme’yi bağlamaz.
İçtihat Bilgi Notları İçin Tıklayınız
© Avrupa Konseyi/Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, 2013.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin resmi dilleri Fransızca ve İngilizce’dir. Bu çeviri, Avrupa Konseyi’nin insan haklarına destek Fonu’nun desteğiyle hazırlanmıştır (/humanrightstrustfund). Mahkeme’yi bağlamamaktadır ve Mahkeme, kalitesi konusunda herhangi bir sorumluluk kabul etmemektedir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatlarının veritabanı olan HUDOC üzerinden () veya HUDOC’un bildirdiği başka veritabanları üzerinden yüklenebilir. Davanın isminin tamamen yazılması, yukarıdaki telif hakkıyla ilgili ifadeler kullanılması ve insan haklarına destek Fonu’na referans yapılması şartıyla ticari olmayan amaçlarla kullanılabilir. Bu çevirinin tamamını veya bir kısmını ticari amaçlarla kullanmak isteyen herkesin, bu durumu belirtilen adrese bildirmesi rica olunur: publishing@.
© Council of Europe/European Court of Human Rights, 2013.
The official languages of the European Court of Human Rights are English and French. This translation was commissioned with the support of the Human Rights Trust Fund of the Council of Europe (/humanrightstrustfund). It does not bind the Court, nor does the Court take any responsibility for the quality thereof. It may be downloaded from the HUDOC case-law database of the European Court of Human Rights () or from any other database with which the Court has shared it. It may be reproduced for non-commercial purposes on condition that the full title of the case is cited, together with the above copyright indication and reference to the Human Rights Trust Fund. If it is intended to use any part of this translation for commercial purposes, please contact publishing@.
© Conseil de l’Europe/Cour européenne des droits de l’homme, 2013.
Les langues officielles de la Cour européenne des droits de l’homme sont le français et l’anglais. La présente traduction a été effectuée avec le soutien du Fonds fiduciaire pour les droits de l’homme du Conseil de l’Europe (/humanrightstrustfund) Elle ne lie pas la Cour, et celle-ci décline toute responsabilité quant à sa qualité. Elle peut être téléchargée à partir de HUDOC, la base de jurisprudence de la Cour européenne des droits de l’homme (), ou toute autre base de données à laquelle HUDOC l’a communiquée. Elle peut être reproduite à des fins non commerciales, sous réserve que le titre de l’affaire soit cité en entier et s’accompagne de l’indication de copyright ci-dessus ainsi que de la référence au Fonds fiduciaire pour les droits de l’homme. Toute personne souhaitant se servir de tout ou partie de la présente traduction à des fins commerciales est invitée à le signaler à l’adresse suivante : publishing@.
Full & Egal Universal Law Academy