Olaylar ve Olgular – Başvuranların dördü de iç hukukun dini inançlarını açıklama haklarını yeterince koruyamadığı konusunda şikayetçi olan Hıristiyanlardır. Britanya Havayolları çalışanı olan birinci başvuran bayan Eweida ve geriatri hemşiresi olan ikinci başvuran bayan Chaplin iş verenlerinin iş yerinde görünen bir şekilde boyunlarına taktıkları Hıristiyanlık sembolü olan haç işaretlerine sınırlama getirdiği konusunda şikayet etmişlerdir. Nüfus memuru olan üçüncü başvuran Bayan Ladele ve kişiye özel seks terapisi ve ilişki rehberliği servisinde rehberlik yapmakta olan dördüncü başvuran bay McFarlane dini inançlarına aykırı olduğunu düşündükleri bir uygulama olan homoseksüelliğe göz yummak anlamına gelen belirli görevleri yerine getirmeyi reddettikleri için işlerine son verildiği konusunda şikayet etmişlerdir.
Hukuki Değerlendirme – Tek başına 9. Madde ve/veya 14. Madde ile birlikte: Mahkeme’nin ve Komisyon’un, bir kişi dinini veya inancını açıklama özgürlüğüne konulan bir sınırı aşabiliyorsa, 9 § 1. Madde uyarınca hakkına müdahale gerçekleşmediğine ve bu nedenle 9 § 2. Madde uyarınca bu sınırın gerekçelendirilmek zorunluluğu olmadığına işaret eden bir içtihadı vardır. Fakat demokratik bir toplumda din özgürlüğünün önemi göz önüne alındığında, Mahkeme bir bireyin iş değiştirme ihtimalinin hakkına herhangi bir müdahale olduğu görüşünün aksini savunmaktan ziyade, iş yerinde din özgürlüğünün kısıtlandırıldığından şikayet ettiğinde, kısıtlandırmanın orantılı olup olmadığına karar verirken genel dengede bu ihtimali ölçmenin daha iyi bir yaklaşım olacağı görüşündedir.
Birinci ve dördüncü başvuranların davalarında olduğu gibi, şikayet edilen hareketlerin özel şirketlerde gerçekleştirildiği ve bu nedenle davalı Devlet’e doğrudan bir şekilde isnat edilemediği hallerde, Mahkeme yetki sınırları dahilinde olanların haklarını 9. Madde uyarınca korumaları için Devlet yetkililerine yüklenen pozitif yükümlülük ile ilgili meseleleri göz önüne almalıdır.
Sözleşme’nin 14. Maddesi uyarınca uygulanabilir ilkelere ilişkin olarak, genellikle bir meselenin ortaya çıkması için insanların analojik veya göreceli bir şekilde benzer şekilde uğradıkları muamelelerde bir farklılık olmalıdır, fakat aynı zamanda Devletler tarafsız ve makul gerekçeler olmadan büyük ölçüde farklı durumlarda olan kişilere farklı muamelede bulunamadığında ayrımcılık yapılmama hakkı ihlal edilir. Tarafsız ve makul gerekçeler olmadığında, diğer bir değişle yasal bir hedef güdülmediğinde veya başvurulan yöntemler ve ulaşılmak istenilen hedef arasında makul bir orantılılık ilişkisi olmadığında böyle hareketler ayrımcılığa neden olurlar.
(a) Birinci Başvuran – Mahkeme birinci başvuranın iş yerinde görülebilecek şekilde haç takmaktaki ısrarının bir çeşit dini inancını açıklama yolu olduğunu ve Britanya Havayolları’nın Eylül 2006 ve Şubat 2007 tarihleri arasında görünebilecek bir şekilde haç takmasına rağmen işinde çalışmaya devam etmesine izin vermemesinin dini inancını açıklama hakkına müdahale olduğunu kabul etmiştir. Söz konusu müdahale Devlet’e dolaysız bir şekilde isnat edilemediğinden, Mahkeme Devlet’in 9. Madde uyarınca pozitif yükümlülüğüne uygun hareket edip etmediğini incelemiştir.
Yerel mahkemeler bu meseleleri başvuranların ayrımcılık iddiaları kapsamında inceleyebildiğinden ve incelediğinden, Mahkeme Birleşik Krallık hukukundaki iş yerinde dini kıyafet ve semboller kullanmayı düzenlemek için açık önlem eksikliğinin dini açıklama hakkının ihlali anlamına geldiği görüşündedir.
İngiliz Havayolları’nın üniforma yönetmeliğinin belirli bir şirket imajı oluşturma ve marka ve çalışanlarını tanınmasına yardım etme hedefi yasaldır. Fakat yerel mahkemeler bu amaca gereğinden fazla önem vermişlerdir. Birinci başvuranın taktığı haç dışarıdan görünmemiş ve profesyonel görünüşüne gölge düşürmemiştir. Diğer işverenler tarafından daha önce izin verilen türban veya başörtüsü gibi diğer dini kıyafetlerin kullanılmasının İngiliz Havayolları’nın markasına veya imajına olumsuz bir etkisi olduğuyla ilgili hiçbir kanıt yoktur.
Ayrıca, şirketin daha sonra dini sembolik takıların görünür bir şekilde kullanılmasına izin vermek için üniforma yönetmeliğini değiştirebilmesi daha önceki yasakların hayati önem taşımadığını göstermiştir.
Bu nedenle, başkalarının çıkarlarına gerçek bir saldırı yapıldığına dair hiçbir kanıt olmadığından, yerel yetkililer Sözleşme’nin 9. Maddesi uyarınca pozitif yükümlülüklerine uymayarak birinci başvuranın dinini açıklama hakkını yeterince koruyamamışlardır. 9. Maddeyle birlikte 14. Madde kapsamında şikayetinin ayrıca incelenmesine gerek yoktur.
Sonuç: birinci başvuran ile ilgili olarak ihlal (ikiye karşı beş oyla).
(b) İkinci Başvuran–Mahkeme ikinci başvuranın iş yerinde haç takma ısrarının bir tür dini inancını açıklama yolu olduğu ve iş yerinde görev halindeyken haç takmasını sağlık yetkililerince reddedilmesinin dinini açıklama özgürlüğüne yapılan bir müdahale olduğu görüşündedir.
Söz konusu kısıtlama hemşirelerin ve hastaların sağlığı ve güvenliğini koruma amacıyla gerçekleştirilmiştir. İkinci başvuranın yöneticileri akli dengesi yerinde olmayan bir hastanın yaralanma riskiyle zinciri yakalayıp çekebilme veya zincirin öne doğru kayıp örneğin açık bir yarayla temas edebilme riskleri olduğu görüşünde olmaları kanıttır. Bu nedenle bu durumdaki kısıtlama birinci başvuranın davasındaki durumdan doğal olarak daha büyük bir önem taşımaktadır. Ayrıca, başka bir Hıristiyan hemşireden boynundaki haç ve zinciri çıkartması istendiğine, iki Sih hemşireden üzerlerinde bilezik veya kirpan (Sih’lerin taşıdığı bir çeşit hançer) taşımamaları istendiğine ve dökümlü başörtüsünün yasak olduğuna dair kanıtlar vardır. İkinci başvurana üniformasına iliştirebileceği broş şeklinde bir haç takması veya boynundan sarkan bir eşyayı tuniğinin altına koyması istenmiş fakat o bunun dini inançlarına yeterince uygun olmadığı görüşünü savunmuştur.
Bu noktada yerel yetkililer geniş çapta takdir yetkisi kullanmak zorunda kalmışlardır. Hastane yöneticileri klinik güvenliği ile ilgili kararları almakta bir mahkemeden, özellikle doğrudan olarak kanıtları dinleyemeyen uluslar arası bir mahkemeden, daha iyi konumdadırlar. Mahkeme’nin söz konusu önlemlerin orantısız olduğu sonucuna varamayacağına ve ikinci başvuranın dinini açıklama özgürlüğüne müdahalenin demokratik bir toplumda gerekli olduğuna karar verilmiştir. Bu nedenle 14. Madde ile birlikte veya tek başına 9. Madde ihlal edilmemiştir.
Sonuç: İkinci başvuranla ilgili olarak ihlal yokluğu (oy birliğiyle).
(c) Üçüncü Başvuran – Üçüncü başvuranın hemcins birlikteliğinin oluşturulmasında yer almayı reddetmesi dolaysız bir şekilde dini inançlarından kaynaklandığı açıktır. Bu nedenle söz konusu olaylar 9. Maddenin çerçevesine girmekte ve 14. Madde uygulanabilmektedir. Bu davada ilgili karşılaştırıcı eşcinsel birlikteliğine dini itirazı olmayan bir nüfus memurudur. Yerel makamın bütün nüfus memurlarını aynı zamanda hemcins birlikteliği kayıt memuru olarak da görevlendirilme talebi, üçüncü başvuranı özellikle dini inançlarından dolayı kötü bir şekilde etkilemiştir. Bu talep farklı cinsel tercihlere sahip kişiler için yasalara uygun bir şekilde fırsat eşitliği ilkesini korumayı hedeflemiştir. Tedbirlerin ölçülülüğü göz önüne alındığında, üçüncü başvuran için sonuçların ciddi olduğu dikkate değerdir: hemcins birlikteliği kayıt memuru olarak görev almaktan ziyade disiplin cezasıyla yüzleşmekten başka bir seçimi olmadığını düşünmüş ve son olarak işini kaybetmiştir. Ayrıca, üçüncü başvuran iş sözleşmesini imzaladığında hemcins birlikteliği oluşturmakta yer almayı reddederek dini inancını açıklama hakkından özellikle vazgeçtiği söylenemez, çünkü bu talebi işverene daha sonraki bir tarihte iletilmiştir.
Fakat diğer bir yandan, yerel makamın politikası Sözleşme uyarınca korunan diğer kişilerin haklarını da güvence altına almayı hedeflemiştir ve Mahkeme genellikle yerel yetkililere Sözleşme’nin sağladığı öne çıkan haklar arasında denge kurmak için geniş bir takdir yetkisi vermiştir. Bu durumda Mahkeme, disiplin işlemleri başlatan yerel yönetim işvereni veya üçüncü başvuranın ayrımcılığa uğradığı iddiasını reddeden yerel mahkemeler, kendilerine tanınan takdir yetkilerini aştıkları görüşünde değildir. Bu nedenle, 9. Madde ile birlikte 14. Madde ihlali söz konusu değildir.
Sonuç: Üçüncü başvuranla ilgili olarak ihlal yokluğu (beş oya bir oyla).
(d) Dördüncü Başvuran – Çalışanlarından homoseksüel ve heteroseksüel çiftlere eşit bir şekilde hizmet vermelerini gerektiren bir politikaya sahip özel bir şirkette çalışan dördüncü başvuran, homoseksüel çiftlere psiko-seksüel danışmanlık hizmeti vermeyi reddetmiştir. Sonuç olarak, dördüncü başvuran hakkında disiplin işlemleri başlatılmıştır.
Mahkeme dördüncü başvuranın söz konusu reddinin doğrudan evlilik ve cinsel ilişki ile ilgili Ortodoks inançlarından kaynaklandığını kabul etmiş ve homoseksüel çiftlere danışmanlık yapmayı reddetmesinin dinini ve inançlarını açıklama hakkının bir sonucu olarak görülmesine karar vermiştir. Bu nedenle, Devlet 9. Madde çerçevesinde dördüncü başvuranın haklarını güvence altına alma pozitif yükümlülüğüne sahiptir.
Mahkeme, öne çıkan çıkarlar arasında uygun bir denge kurularak, pozitif yükümlülüğün yerine getirilip getirilmediğine karar verirken, dördüncü başvuran için işini kaybetmenin ciddi sonuçları olan ağır bir yaptırım olduğunu göz önüne almıştır. Diğer bir yandan dördüncü başvuran, işvereninin psiko-seksüel danışmanlık üzerine lisansüstü eğitim programında eşit fırsat politikası güttüğünü ve cinsel tercihlerine göre müşterileri ayırmanın mümkün olmadığını bilerek gönüllü bir şekilde kayıt yaptırmıştır.
Bir bireyin iş sözleşmesi imzalama ve dini inancını açıklama özgürlüğünü etkileyecek sorumluluklar alma kararı, 9. Maddenin sağladığı haklara müdahale edilip edilmediğini belirlememesine rağmen, bu adil bir dengenin kurulup kurulmadığını gözetirken her yönüyle incelenmesi gereken bir meseledir.
Fakat göz önüne alınması gereken en önemli unsur işverenin tutumunun ayrımcılık yapmadan herkese eşit bir şekilde hizmet verme politikasını uygulamasını sağlamaya yönelik olmasıdır. Bu nedenle Devlet yetkilileri dördüncü başvuranın dinini açıklama hakkı ve işvereninin diğerlerinin haklarını korumaktaki çıkarı arasında nasıl bir denge kurulması gerektiğine karar verirken geniş bir takdir yetkisi kullanmışlardır. Bu durumda, Mahkeme bu yetki sınırının geçilmediği görüşündedir. Bu nedenle tek başına 14. Madde ve/veya 9. Madde ihlali söz konusu değildir.
Sonuç: Dördüncü başvuran ile ilgili olarak ihlal yokluğu (oy birliğiyle).
41. Madde: Birinci başvurana manevi tazminat olarak 2.000 AVRO.
Full & Egal Universal Law Academy