AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
EYLEM KAYA / TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru no. 26623/07)
KARAR
STRAZBURG
13 Aralık 2016
İşbu karar Sözleşme’nin 44 § 2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
Eylem Kaya / Türkiye davasında
Başkan,
Julia Laffranque,
Hâkimler
Işıl Karakaş,
Nebojša Vučinić,
Paul Lemmens,
Ksenija Turković,
Jon Fridrik Kjølbro,
Stéphanie Mourou-Vikström,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Stanley Naismith’in katılımıyla Daire olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 22 Kasım 2016 tarihinde gerçekleştirilen müzakerelerin ardından yukarıda belirtilen tarihte aşağıdaki kararı vermiştir.
USUL
1. Davanın temelinde, T.C. vatandaşı olan Eylem Kaya’nın (“başvuran”), İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca 25 Haziran 2007 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti aleyhinde Mahkeme’ye yapmış olduğu bir başvuru (No. 26623/07) yer almaktadır.
2. Başvuran İstanbul Barosu’na kayıtlı Avukat A. Pehlivan tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (« Hükümet ») kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuranın kendi davasının görüldüğü duruşma salonunda Cumhuriyet savcısının ayrıcalıklı bir yerde oturmasından ve avukatıyla yaptığı yazışmaların denetlenmesinden şikâyet etmektedir.
4. Cumhuriyet savcısının duruşma salonundaki oturma yerine ve başvuranın avukatıyla yazışmalarının denetlenmesine ilişkin şikâyetler 11 Ocak 2011 tarihinde Hükümete bildirilmiştir ve başvurunun geri kalan kısmının kabul edilemez olduğuna karar verilmiştir..
OLAY
I. SOMUT OLAYIN KOŞULLARI
5. Başvuran 1975 doğumludur ve başvurunun yapıldığı tarihte Çankırı’da tutuklu bulunmaktadır.
6. Edirne Gümrük Müdürlüğü’nde görev yapan başvuran, gümrük görevlilerine karşı yürütülen bir yolsuzluk soruşturması kapsamında 26 Aralık 2005 tarihinde yakalanmıştır. Ertesi gün Cumhuriyet savcısı tarafından ifadesi alınmış ardından Sulh Ceza Hâkimi tarafından sorgulanmıştır. Hâkim başvuranın tutuklu yargılanmasına ve Edirne Cezaevi’ne gönderilmesine karar vermiştir.
7. Cumhuriyet savcısının düzenlediği 7 Nisan 2006 tarihli iddianameyle, rüşvet ve irtikap suçu işlemek için bir suç örgütüne üye olma suçlarından başvuran hakkında Edirne Ağır Ceza Mahkemesinde (« Ağır Ceza Mahkemesi ») ceza davası açılmıştır. Savcı, Türk Ceza Kanununun 220. ve 250. maddelerine dayanarak ilgilininin mahkûmiyetini talep etmiştir.
8. Ağır Ceza Mahkemesi 8 Mart 2006 tarihinde iddianameyi kabul etmiştir ve yargılama bu mahkeme önünde başlamıştır.
9. Ağır Ceza Mahkemesi 17 Nisan 2006 ve 24 Mayıs 2006 tarihleri arasında yedi duruşma yapmıştır. Ağır Ceza Mahkemesi bu son tarihte yapılan duruşmanın bitiminde, başvuranı üzerine atılı suçlar nedeniyle suçlu bulmuş ve Türk Ceza Kanununun 220 ve 250. maddeleri uyarınca toplam altı yıl on beş gün hapis cezasına mahkûm etmiştir.
10. Yargıtay 26 Aralık 2006 tarihli kararıyla Ağır Ceza Mahkemesinin 24 Mayıs 2006 tarihli kararını onamıştır.
11. Mahkûmiyet kararının ardınan başvuran Çankırı ve Ankara’daki cezaevlerinde cezasını çekmiştir.
12. Başvuran 11 Haziran 2007 tarihinde Çankırı Cezaevi yetkililerine mevcut başvuru kapsamında Mahkeme’ye gönderilmek üzere avukatına iletilmesi için temsil yetkisi ile ilgili olan bir mektup teslim etmiştir.
İlgili, tutukluların mektuplarını okumakla görevli cezaevi yönetimi komisyonu tarafından üzerine « görüldü » kaşesi basılmış bu yazının bir suretini almıştır.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK VE UYGULAMALARI
A. Türk Ceza Kanunu
13. 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 24 Eylül 2004 tarihli Türk Ceza Kanununun (5237 Sayılı Kanun) 220. maddesi, suç örgütüne üyeliği suç olarak öngörmektedir.
B. Türk Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK)
14. 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 4 Aralık 2004 tarihli Ceza Muhakemesi Kanununun (5271 Sayılı Kanun) 154. maddesine göre şüpheli ya da sanık bir kimsenin avukatıyla yaptığı yazışmaları denetime tabi tutulamaz.
C. Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun
15. 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren, 5275 Sayılı ve 13 Aralık 2004 tarihli Ceza ve Önleyici Tedbirlerin İnfazı Hakkında Kanunun (« 5275 Sayılı Kanun ») 59. maddesi şu şekilde ifade edilmektedir:
« (...) 4. Avukatların savunmaya ilişkin belgeleri, dosyaları ve müvekkilleri ile yaptıkları konuşmaların kayıtları incelemeye tâbi tutulamaz. Ancak, 5237 sayılı Kanunun 220 nci maddesi uyarınca, (...) mahkûm olan hükümlülerin avukatları ile ilişkisi; konusu suç teşkil eden fiilleri işlediğine, infaz kurumunun güvenliğini tehlikeye düşürdüğüne, terör örgütü veya diğer suç örgütleri mensuplarının örgütsel amaçlı haberleşmelerine aracılık ettiğine ilişkin bulgu veya belge elde edilmesi halinde, (...) Cumhuriyet Başsavcılığının istemi ve infaz hâkiminin kararıyla, bir görevli görüşmede hazır bulundurulabileceği gibi bu kişilerin avukatlarına verdiği veya avukatlarınca bu kişilere verilen belgeler infaz hâkimince incelenebilir. İnfaz hâkimi belgenin kısmen veya tamamen verilmesine veya verilmemesine karar verir. Bu karara karşı ilgililer, (...) itiraz edebilirler.
(...) »
16. Aynı kanunun 68. Maddesi uyarınca:
« 1. Hükümlü, bu maddede belirlenen kısıtlamalar dışında, kendisine gönderilen mektup, faks ve telgrafları alma ve ücretleri kendisince karşılanmak koşuluyla, gönderme hakkına sahiptir.
2. Hükümlü tarafından gönderilen ve kendisine gelen mektup, faks ve telgraflar; mektup okuma komisyonu bulunan kurumlarda bu komisyon, olmayanlarda kurumun en üst amirince denetlenir.
3. Kurumun asayiş ve güvenliğini tehlikeye düşüren, görevlileri hedef gösteren, terör ve çıkar amaçlı suç örgütü veya diğer suç örgütleri mensuplarının haberleşmelerine neden olan, kişi veya kuruluşları paniğe yöneltecek yalan ve yanlış bilgileri, tehdit ve hakareti içeren mektup, faks ve telgraflar hükümlüye verilmez.
Hükümlü tarafından yazılmış ise gönderilmez.
4. Hükümlü tarafından resmî makamlara veya savunması için avukatına gönderilen mektup, faks ve telgraflar denetime tâbi değildir.»
D. Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Tüzük
17. 6 Nisan 2006 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan, 20 Mart 2006 tarihli Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Tüzüğün 91. maddesi şu şekildedir:
« 1. Hükümlü, [kendisine gönderilen mektup, faks ve telgrafları alma ve ücretleri kendisince karşılanmak koşuluyla, gönderme] hakkına sahiptir.
2. Hükümlü tarafından gönderilen ve kendisine gelen mektup, faks ve telgraflar; mektup okuma komisyonu bulunan kurumlarda bu komisyon, olmayanlarda kurumun en üst amirince denetlenir.
3. Kurumun asayiş ve güvenliğini tehlikeye düşüren, görevlileri hedef gösteren, terör ve çıkar amaçlı suç örgütü veya diğer suç örgütleri mensuplarının örgütsel amaçlı olarak haberleşmelerine neden olan, kişi veya kuruluşları paniğe yöneltecek yalan ve yanlış bilgileri, tehdit ve hakareti içeren mektup, faks ve telgraflar hükümlüye verilmez. Hükümlü tarafından yazılmış ise gönderilmez.
4. Hükümlü tarafından resmî makamlara veya savunması için avukatına gönderilen mektup, faks ve telgraflar denetime tâbi değildir. Ancak, hükümlünün savunması için avukatına gönderilen mektup, faks veya telgraflar 84 üncü maddenin ikinci fıkrasının (c) bendinin (2) numaralı alt bendinde belirtilen hâllerin gerçekleşmesi hâlinde, bu gönderiler hakkında da 84 üncü maddenin ikinci fıkrasının (c) bendinin (2) numaralı alt bendinde belirtilen esas ve usuller uygulanır. »
18. Aynı Tüzüğün 84. maddesi 2. fıkrası c) bendinin 2. paragrafı uyarınca:
« 5237 sayılı Kanunun 220 nci maddesinde, (...) yer alan suçlardan mahkûm olan hükümlülerin avukatları ile ilişkisinde avukatın savunmaya ilişkin olduğunu beyan ettiği belge ve dosyalar fiziki olarak aranabilir. Konusu suç teşkil eden fiilleri işlediğine, infaz kurumunun güvenliğini tehlikeye düşürdüğüne, terör örgütü veya diğer suç örgütleri mensuplarının örgütsel amaçlı haberleşmelerine aracılık ettiğine ilişkin bulgu veya belge elde edilmesi halinde, (...) infaz hâkiminin kararıyla, bir görevli görüşmede hazır bulundurulabileceği gibi bu kişilerin avukatlarına verdiği veya avukatlarınca bu kişilere verilen belgeler infaz hâkimince incelenebilir. İnfaz hâkimi belgenin kısmen veya tamamen verilmesine veya verilmemesine karar verir. Bu karara karşı ilgililer, (...) itiraz edebilirler.»
19. Bu Tüzükte düzenlenen 122. maddenin 1. fıkrası şu şekildedir:
« 91 inci maddeye göre mektup alma ve gönderme hakkı kapsamında hükümlüler tarafından yazılan mektup, faks ve telgraflar, zarfı kapatılmaksızın (...) mektup okuma komisyonuna iletilmek üzere güvenlik ve gözetim servisi personeline verilir. Yapılan incelemeden sonra gönderilmesinde sakınca görülmeyen mektuplar üzerine "görüldü" kaşesi vurulur, zarf içerisine konularak kapatılır ve postaneye teslim edilir. (...)
Resmî makamlara veya savunması için avukatına gönderilenler [mektuplar, fakslar ve telgraflar] hakkında 91 inci maddenin dördüncü fıkrası hükmü uygulanır.
Hükümlülere gönderilen ve açılıp incelendikten sonra verilmesinde sakınca olmadığı anlaşılan mektup, faks ve telgraflar zarfları ile birlikte verilir.»
E. 23 Şubat 2011 tarihli Yargıtay kararı
20. 23 Şubat 2011 tarihli ve (E.2010/12814, K.2011/1204) sayılı kararında Yargıtay, Türk Ceza Kanununun 220. maddesinde yer alan suçlardan mahkûm olan hükümlü tarafından avukatına gönderilen mektubun okunmadan ve incelenmeden fiziki olarak denetlenmesi amacıyla açık bir zarf içinde cezaevi yönetimine teslim edilmesi gerektiğini değerlendirmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. SÖZLEŞME’NİN 8. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
21. Başvuran, Mahkeme önündeki başvurusuna konu avukatıyla yazışmasının, cezaevi yetkilileri tarafından denetlendiğini ve bu uygulamanın sonuç olarak kendisini, Sözleşme’nin 8. maddesinde öngörülen haberleşmeye saygı hakkını kullanmasına haksız bir müdahalenin mağduru yaptığını iddia etmektedir. Bu hüküm şu şekildedir:
« 1. Herkes (...) yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.
2. Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, (...), düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, (...) veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir. »
22. Hükümet bu iddiaya itiraz etmektedir.
A. Kabul edilebilirlik hakkında
23. Bu şikâyetin açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve herhangi bir kabul edilemezlik gerekçesiyle bağdaşmadığını tespit eden Mahkeme, başvurunun kabul edilebilir olduğunu beyan etmektedir.
B. Esas hakkında
1. Bir müdahalenin varlığı hakkında
24. Başvuran, mevcut başvurusu ile ilgili olarak avukatıyla yaptığı yazışmanın cezaevi idaresi tarafından denetlenmesinden şikâyet etmektedir. Başvuran başvurunun davalı Hükümete tebliğ edilmesinden sonra bile bu uygulamanın sürdürüldüğünü iddia etmektedir.
Başvuran kendi imzasını taşıyan ve 26 Mayıs 2011 tarihinde avukatına gönderdiği, arkasında cezaevi idaresinin okuma komisyonu tarafından basılmış « görüldü » kaşesi yer alan yetki belgesini örnek olarak sunmuştur.
25. Hükümet, başvuranın Edirne Ceza İnfaz Kurumunda bulunduğu 26 Aralık 2005 ve 24 Mayıs 2006 tarihleri arasında avukatına bir mektup göndermek için cezaevi yönetiminden herhangi bir talepte bulunmadığını savunmaktadır. Hükümet, başvuranın avukatıyla yazışmasının denetlenmesine dair iddiasının hiçbir dayanağının olmadığını değerlendirmektedir.
26. Mahkeme, başvuranın 11 Haziran 2007 tarihli şikâyetine dayanak olarak (yukarıdaki 12. paragraf) sunduğu mektubun, 26 Aralık 2005 ve 24 Mayıs 2006 tarihleri arasındaki tutukluluk dönemi yani Hükümete göre başvuranın avukatına bir mektup gönderilmesi yönünde cezaevi idaresine herhangi bir talepte bulunmadığı dönem ile ilgili olmadığını dikkate almaktadır.
27. Mahkeme, 11 Haziran 2007 tarihli mektubun üzerine basılmış « görüldü » kaşesinin, Çankırı Ceza İnfaz Kurumu yönetiminin okuma komisyonununun kaşesi olduğunu tespit etmektedir. Basılan bu kaşe dolayısıyla cezaevi idaresinin bu mektuba denetim uyguladığını açıkça göstermektedir.
28. Mahkeme bu durumda başvuranın mektubuna cezaevi idaresi tarafından yapılan denetimin, Sözleşme’nin 8. maddesinin 2. fıkrasının ifadesiyle yazışmasına saygı gösterilmesi kapsamında bu kişinin hakkına bir müdahale teşkil ettiği sonucuna varmaktadır.
2. Müdahalenin haklı gösterilmesi hakkında
29. Mahkeme, benzer müdahalenin, “kanunla öngörülmediği”, bu maddenin 2. fıkrası bakımından meşru amaçlardan birini ya da birkaçını taşımadığı ve bu amaçlara ulaşmak için “demokratik toplumda gerekli” olmadığı takdirde, Sözleşme’nin 8. maddesini ihlal ettiğini hatırlatmaktadır (bkz., özellikle, Calogero Diana / İtalya, 15 Kasım 1996, § 28, Hükümler ve kararlar derlemesi 1996‑V).
a) « Kanunla öngörülen » bir müdahalenin varlığı hakkında
30. Başvuran, avukatıyla yazışması konusunda cezaevi idaresi tarafından yapılan denetimin, 5275 Sayılı Kanunun 59. maddesinin yanı sıra Ceza Muhakemesi Kanununun 154. maddesine aykırı olduğunu ve herhangi bir mahkeme kararına dayanmadığını iddia etmektedir.
31. Hükümet 5275 Sayılı Kanunun 59. maddesinin 4. bendinin ve 68. maddesinin 4. bendinin, yine 68. maddenin 3. bendinde öngörülen sınırlı sayıdaki istisnalar dışında, hükümlülerin resmi makamlarla ve avukatlarıyla yaptıkları yazışmaların denetimine izin vermediğini açıklamaktadır.
32. Mahkeme ihtilaf konusu müdahalenin 11 Haziran 2007 tarihinde başka bir deyişle başvuranın hapis cezasına mahkûmiyetinin kesinleşmesinden sonra meydana gelmesi nedeniyle somut olayda uygulanan kanun hükmünün, ceza yargılaması sırasında şüpheli ya da sanık kişileri kapsayan Ceza Muhakemesi Kanununun 154. maddesinin değil (yukarıdaki 14. paragraf), 5275 Sayılı Kanun olduğunu başlangıçtan itibaren göz önünde bulundurmaktadır.
33. Mahkeme 5275 sayılı Kanunun 59 ve 68. maddelerine göre, bir hükümlünün avukatıyla yazışmasının, cezaevi idaresi tarafından yapılan bir denetime tabi olamayacağını tespit etmektedir (yukarıdaki 15 ve 16. paragraflar). Ancak Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Tüzüğün 91. maddesi, 4. bendinde bu ilkeye bir istisna getirmektedir (yukarıdaki 17. paragraf). Aslında bu hüküm, aynı Tüzüğün 84. maddesi 2. fıkrası c) bendinin 2. alt bendine (yukarıdaki 18. paragraf) atıfta bulunarak, Türk Ceza Kanununun 220. maddesinde yer alan suçlardan mahkûm olan hükümlünün savunma yapması amacıyla avukatına gönderdiği mektup, faks ve telgrafların fiziki incelenmesinin yapılması için cezaevi idaresine imkân sağlamaktadır.
34. Mahkeme, bu nedenle somut olayda Türk Ceza Kanununun 220. maddesinden mahkûm olan başvuran tarafından avukatına gönderilen 11 Haziran 2007 tarihli mektup hakkında cezaevi idaresi tarafından yapılan denetimin, Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Tüzüğün 91. maddesinin 4. bendine dayanmış olduğunu değerlendirmektedir.
35. Yukarıda anılan tüzüğe dayanarak başvuran hakkında alınan tedbirlerin 5275 Sayılı Kanunun 58 ve 69. maddelerine uygunluğu hususunda şüphe duymakla birlikte, Mahkeme, bu tedbirlerin yasa ile öngörüldükleri varsayımından yola çıkacaktır.
b) İzlenen amaçların meşruiyeti hakkında
36. Başvuran somut olayda, avukatı ile yazışmasının denetlenmesini haklı gösterecek hiçbir gerekçenin bulunmadığını savunmaktadır.
37. Hükümet bu husus konusunda görüş belirtmemektedir.
38. Mahkeme, atıfta bulunulan Tüzüğün 91. maddesinin göndermede bulunduğu yine aynı Tüzüğün 84. maddesi 2. fıkrası c) bendinin 2. alt bendinden anlaşıldığı üzere bazı suçlar nedeniyle mahkûm olan hükümlülerin avukatlarıyla yazışmalarının denetlenmesinin amacı, kurumun asayiş ve güvenliğinin sağlanması, görevlileri hedef gösteren, terör ve çıkar amaçlı suç örgütü veya diğer suç örgütleri mensuplarının örgütsel amaçlı olarak haberleşmelerine engel olunması ve suç işlenmesinin önlenmesidir (yukarıdaki 18. paragraf).
39. Mahkeme, bir hükümlünün yazışmasının denetlenmesinin, Sözleşme’nin 8. maddesinin 2. fıkrası uyarınca bilhassa « ulusal güvenliğin » ve/veya « kamu düzeninin » korunmasını ya da « suç işlenmesinin önlenmesini» hedefleyen meşru amaçları güttüğünün kendi bakış açısına göre teoride kabul edilebilir olduğunu hatırlatmaktadır (bkz., mutatis mutandis, Erdem / Almanya, no. 38321/97, § 60, AİHM 2001-VII (özetler)).
40. Mahkeme bu nedenle, ihtilaf konusu müdahalenin somut olayda kamu düzeninin korunması ve suç işlenmesinin önlenmesi meşru amaçlarını izlediğini kabul etmektedir.
c) İhtilaf konusu tedbirin “demokratik bir toplumda gerekliliği” hakkında
41. Mahkeme, bir hükümlünün avukatıyla yazışmasının denetlenmesi konusundaki yerleşik içtihadındaki ilkeleri hatırlatmaktadır (bkz., diğer içtihatlar arasında, Campbell / Birleşik Krallık, 25 Mart 1992, A serisi no. 233, ayrıca bkz. Golder / Birleşik Krallık, 21 Şubat 1975, A serisi no. 18). Mahkeme, ne maksatla olursa olsun avukatla yazışmada, Sözleşme’nin 8. maddesi uyarınca imtiyazlı bir rejimin uygulanması gerektiğinin altını çizmektedir. Bu durumdan da yalnızca mektupta, normal araçlarla tespit edilemeyen yasa dışı bir unsurun yer aldığı hususunda makul gerekçeleri bulunduğu takdirde cezaevi yetkililerinin, hükümlü ve avukatı arasındaki mektubu açabilecekleri ancak yine de mektubu okuyamayacakları sonucu çıkmaktadır. Mektupların bu şekilde okunmasının engellenmesi amacıyla, örneğin zarfın hükümlünün varlığında açılması gibi uygun teminatlar sağlanması yerinde olacaktır. Bir hükümlüden avukatına giden veya hükümlüye avukatından gelen bir mektubun okunmasına, sadece, “bu durumun kötüye kullanıldığına, mektubun içeriğinin cezaevi kurumunun veya başka birinin güvenliğine bir tehdit oluşturduğuna ya da başka bir açıdan suç oluşturduğuna” kanaat getirmeleri gibi istisnai durumlarda izin verilebilirler (bkz., örnek olarak, yukarıda anılan Campbell kararı, § 48, yukarıda anılan Erdem kararı, § 61, ve Kepeneklioğlu / Türkiye, no. 73520/01, § 31, 23 Ocak 2007). Her halükarda hükümlünün avukatıyla yazışmasının gizliliği ilkesine aykırı davranışların, suistimallere karşı yeterli ve etkili teminatlarla çevrelenmesi gerekmektedir (yukarıda anılan Erdem kararı, § 65).
42. Somut olayda Mahkeme, hükümlülerin avukatlarıyla yazışmasının her türlü denetimini ilke olarak yasaklayan Türk mevzuatının, bazı suçlar nedeniyle mahkûm olan, bilhassa başvuran gibi Türk Ceza Kanununun 220. maddesinde yer alan suç örgütüne üyelik suçlarından hüküm giyenler konusunda, bu kurala iki istisna öngördüğünü tespit etmektedir. Bu istisnalar, iki denetim biçiminde ortaya çıkmaktadır: mevcut dava kapsamında tespit edildiği şekilde (yukarıdaki 27. paragraf) cezaevi idaresi tarafından sistemli olarak yapılan fiziki bir inceleme (yukarıdaki 18. paragraf) ve iç hukuk tarafından öngörülen koşullar bir araya geldiğinde infaz hâkimi tarafından yapılan inceleme (yukarıdaki 15 ve 18. paragraflar).
43. Mahkeme, yukarıda anılan amaçlar doğrultusunda, bir suç örgütüne üye olmak suçu nedeniyle hüküm giyen mahkûmların avukatlarıyla yazışmasının fiziki olarak incelenmesine dayanan denetimin, acil bir sosyal ihtiyaca cevap verdiğini kabul etmeye hazırdır.
44. Gerçek şu ki bir hükümlü ve avukatı arasındaki yazışmanın gizliliği, birey adına temel bir hak teşkil etmektedir ve savunma haklarını doğrudan etkilemektedir. Bunun içindir ki - Mahkeme’nin yukarıda hatırlattığı şekilde yalnızca istisnai durumlarda bu ilkeye aykırı hareket edilmesine izin verilebilmektedir ve bu aykırı durumun, kötüye kullanıma karşı yeterli ve etkili teminatlarla çevrelenmesi gerekmektedir (ayrıca bkz. mutatis mutandis, Klass ve diğerleri / Almanya, 6 Eylül 1978, § 48, A serisi no.28).
45. Hâlbuki Mahkeme somut olayda, başvuranın avukatıyla yazışmasının fiziki incelemesinin, alacağı bilgilere ilişkin sırları saklamakla yükümlü bağımsız bir hâkim tarafından değil de cezaevi yetkilileri tarafından yapıldığını tespit etmektedir (bkz., a contrario yukarıda anılan Erdem kararı § 67). Mahkeme, hükümlülerin avukatlarına gönderdikleri mektupların, ancak suç işlenmesine, ceza infaz kurumunun güvenliğine zarar verilmesine ya da terör örgütü ya da diğer suç örgütü mensupları arasında iletişim sağlanmasına hizmet ettiğini gösteren delil ve belgelerin varlığı halinde infaz hâkimi tarafından incelenmesinin öngörüldüğünü dikkate almaktadır; hâlbuki bu mektupların fiziki incelemesi cezaevi idaresi tarafından sistemli bir şekilde yapılmaktadır (yukarıdaki 15, 18 ve 20. paragraflar).
46. Önceki belirtilenler ışığında Mahkeme, iç hukukta öngörüldüğü ve cezaevi idaresi tarafından yerine getirildiği şekliyle, yazışmaların fiziki incelemesinin, bu yazışmanın içeriğinin gizliliğini korumayı sağlayacak uygun mekanizmalarla çevrilmiş olmadığını ve Türk Ceza Kanununun 220. maddesinden mahkûm olan hükümlülerin avukatlarına gönderdikleri mektupların açık bir zarf içinde ceza evi idaresine teslim edilmesi şeklindeki iç hukuk uygulamasının (yukarıdaki 20. paragraf) da evleviyetle bunu gösterdiğini ortaya koyar.
47. Mahkeme mevcut davada, bu başvurunun yapılmasına ilişkin olarak başvuran tarafından avukatına gönderilen 11 Haziran 2007 tarihli mektubun incelenmesinden, cezaevi idaresi okuma komisyonu tarafından basılan « görüldü » kaşesinin, zarfın üzerinde değil bizzat başvuranın yazdığı mektubun üzerinde bulunduğunu, anılan idareyi mektubun içeriğini okumaktan alıkoyacak hiçbir güvencenin olmadığını tespit etmektedir. Bu nedenle Mahkeme, somut olaydaki ihtilaf konusu tedbirin, uygun ve yeterli güvenceler sağlamadığını değerlendirmektedir.
48. Önceki belirtilenleri göz önünde bulunduran Mahkeme, suistimale karşı iç hukuk tarafından öngörülen uygun güvencelerin bulunmadığı bu durumda, başvuranın avukatıyla yazışmasının cezaevi idaresi tarafından sistematik olarak fiziki incelenmesi şeklindeki uygulamanın, izlenen meşru amaçlarla orantılı olduğunu kabul etmemektedir (bkz., mutatis mutandis, Barmaksız / Türkiye, no. 1004/03, § 31, 2 Mart 2010).
49. Bu nedenle Mahkeme, Sözleşme’nin 8. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmaktadır.
II. SÖZLEŞME’NİN 6. MADDESİNİN 1. FIKRASININ İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
50. Başvuran, yapılan duruşması sırasında kendisine göre mutat uygulama gereği kendisi ve avukatının duruşma salonunda alçak seviyede otururken savcının yükseltilmiş bir platformda yer alması nedeniyle silahların eşitliği ilkesinin ihlal edildiğinden şikâyet etmektedir. Başvuran aşağıda somut olayla ilgili bölümleri ifade edilen Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrasını ileri sürmektedir:
« Herkes davasının, (....) cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, (...) bir mahkeme tarafından, (....) makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir (....) »
51. Hükümet iç hukuk yollarının tüketilmediği bağlamındaki kabul edilemezlik itirazını ileri sürmektedir. Hükümet, başvuranı, savcının duruşma salonundaki konumuna ilişkin şikâyetini ulusal mahkemeler önünde hiçbir zaman dile getirmemekle suçlamaktadır.
52. Hükümet öte yandan savcıyı hâkimlerle aynı yükseklikte bir platforma yerleştiren konumun, savcılığın tarafsızlığını yansıttığını ve bu konumun, diğer birçok Avrupa ülkesi tarafından sürdürülen uygulama olduğu gibi Türk yargı geleneğinde de sembolik bir anlam ifade ettiğini savunmaktadır. Hükümet, konuyla ilgili Mahkeme içtihadına atıfta bulunarak, savcının mahkeme salonunda yüksek bir platformda işgal ettiği konumun, başvuranı menfaatlerini savunması hususunda somut dezavantajla karşı karşıya bırakmadığını değerlendirmektedir.
53. Başvuran, savcının duruşma salonundaki yerine itiraz etmek için ulusal mercilere müracaat ettiği takdirde, böyle bir başvurunun, Türk yargısının uygulaması olması nedeniyle, hiçbir başarı şansı olmayacağını iddia etmektedir.
54. Başvuran, duruşmayı izlemeye gelenlere ve savunma makamına göre yüksek bir platform üzerinde ve hâkimlerin yanında yer alan savcının konumunun, mahkemenin tarafsızlığı konusunda şüphelerin doğmasına yol açtığını ve somut olayda silahların eşitliği ilkesini ihlal ettiğini değerlendirmektedir.
55. Mahkeme, başvurunun bu bölümünün aşağıda açıklanan nedenlerle her halukarda kabul edilemez olması nedeniyle, iç hukuk yollarının tüketilmemesi bağlamındaki itiraz hakkında karar vermenin gerekli olmadığı kanısındadır.
56. Mahkeme, önceki kararlarda başvuran tarafından şikâyet konusu edilen duruşmadaki oturma düzeninin, “fiziken” Cumhuriyet savcısına ayrıcalıklı bir konum vermesine rağmen, bu durumun duruşma sırasında menfaatlerini savunduğu esnada başvuranı dezavantajlı bir konuma getirmediğini belirtmektedir. Başvuran tarafından iddia edildiği üzere “silahların eşitliği” ilkesinin ihlal edildiğinin söylenemeyeceği kanısına vardığını hatırlatmaktadır (Chalmont / Fransa (kabul edilebilirlik kararı), no. 72531/01, AİHM, 9 Aralık 2003, Carballo ve Pinero / Portekiz (kabul edilebilirlik kararı), no. 31237/09, 21 Haziran 2011 ve Diriöz / Türkiye, no. 38560/04, §§ 25-26, 31 Mayıs 2012).
57. Mahkeme, yerleşik içtihadından sapmak için somut olayda herhangi bir özel koşulun bulunmadığı kanaatindedir. Bu nedenle, şikâyetin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle Sözleşme’nin 35 §§ 3 ve 4. maddeleri uyarınca kabul edilemez niteliktedir.
III. SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
58. Sözleşme’nin 41. maddesi uyarınca,
« Eğer Mahkeme bu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Taraf’ın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarını ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder. »
A. Tazminat
59. Başvuran maruz kaldığını ifade ettiği manevi zarar bağlamında 15.000 avro (EUR) talep etmektedir.
60. Hükümet başvuranın iddiasının aşırı olduğu görüşündedir. Hükümet bu durumda ilgili kişi tarafından maruz kalınan zararın değerlendirilmesinin zor olduğunu değerlendirerek, Mahkeme’den bu zorluğun dikkate alınmasını talep etmiştir.
61. Hakkaniyete uygun olarak karar veren Mahkeme, manevi zarar bağlamında başvurana 300 avro ödenmesi gerektiği kanaatine varmaktadır (bkz., Tur / Türkiye, no. 13692/03, § 30, 11 Haziran 2013).
B. Masraf ve giderler
62. Başvuran, tercüme, fotokopi ve posta masrafları için 750 avro ile birlikte avukat giderleri için de 2.750 avro talep etmektedir. Başvuran, İstanbul Barosu tarafından düzenlenen ücret tarifesini sunmaktadır.
63. Hükümet, başvuranın iddialarını aşırı olarak değerlendirmekte ve başvuranın talebine destek olabilecek herhangi bir belge sunmadığını belirtmektedir.
64. Mahkeme içtihadına göre, başvuran, Mahkeme önünde yaptığı masraf ve giderlerinin doğruluğunu, gerekliliğini ve oranlarının makul niteliğini ispatladığı takdirde, bunların tazminini elde edebilmektedir. Somut olayda Mahkeme, elinde bulunan belgeleri ve içtihadını göz önünde bulundurarak, bu bağlamda başvuran tarafından kanıtlayıcı herhangi bir belge sunulmaması nedeniyle masraf ve giderlere ilişkin talebi reddetmektedir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,
1. Sözleşme’nin 8. maddesi bağlamındaki şikâyet konusunda başvurunun kabul edilebilir, şikâyetin geri kalan kısmının kabul edilemez olduğunu beyan eder;
2. Sözleşme’nin 8. maddesinin ihlal edildiğine;
3. a) Davalı Devlet tarafından başvurana, Sözleşme’nin 44. maddesinin 2. fıkrası uyarınca, kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içerisinde, ödeme tarihindeki geçerli döviz kuru üzerinden davalı Devletin para birimine çevrilmek üzere ve ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere manevi zarar için 300 avro (üçyüz avro) ödenmesine;
b) Söz konusu sürenin bittiği tarihten başlayarak, ödemenin yapıldığı tarihe kadar, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
4. Adil tazmin talebinin geri kalan kısmı için talebin reddine karar vermiştir.
Fransızca olarak yazılan işbu karar Mahkeme İçtüzüğünün 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları gereğince 13 Aralık 2016 tarihinde tebliğ edilmiştir.
Stanley NaismithJulia Laffranque
Yazı İşleri Müdürü Başkan
Full & Egal Universal Law Academy