AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
FATİH TAŞ / TÜRKİYE (No. 2) DAVASI
(Başvuru no. 6813/09)
KARAR
STRAZBURG
10 Ekim 2017
KESİN
10/01/2018
İşbu karar AİHS’in 44 § 2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşmiştir. Ancak bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
Fatih Taş / Türkiye(no. 2) davasında,
Başkan,
Robert Spano,
Yargıçlar,
Julia Laffranque,
Ledi Bianku,
Işıl Karakaş,
Paul Lemmens,
Valeriu Griţco,
Jon Fridrik Kjølbro,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla, Daire olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm) 5 Eylül 2017 tarihinde gerçekleştirdiği kapalı oturumdaki müzakereler sonucunda anılan tarihte aşağıdaki kararı vermiştir.
USUL
1. Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan davanın (no. 6813/09) temelinde, Türk vatandaşı Fatih Taş’ın (“başvuran”) 17 Aralık 2008 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (“AİHM” veya “Mahkeme”) İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvuru bulunmaktadır.
2. Başvuran İstanbul Barosuna bağlı avukatlar İ. Akmeşe ve Y. Polat tarafından temsil edilmiştir, Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuru 9 Ocak 2012 tarihinde Hükümete tebliğ edilmiştir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
4. Başvuran 1979 doğumlu olup, İstanbul’da ikamet etmektedir. Başvuran, Vesta adında bir derginin yayınlandığı Aram Basım ve Yayıncılık yayınevinin sahibi ve yazı işleri müdürüydü.
5. 2004’te M.Ş tarafından yazılan “Kürt Entelektüeli Üzerine” başlıklı bir makale Vesta’da yayımlanmıştır.
6. İstanbul Cumhuriyet savcısı 29 Aralık 2004 tarihinde İstanbul Ağır Ceza Mahkemesine bir iddianame sunarak, başvuranı 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 7(2) maddesi uyarınca terör örgütü lehine propaganda yapmakla suçlamıştır. Bu iddianameye göre, makalenin belirli paragraflarında PKK[1] Kürt entelektüel hareketinin bir parçasıymış gibi tasvir edilmiş ve bu nedenle şiddete ve teröre başvurmasıyla bilinen örgütün propagandasını teşkil etmiştir.
7. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi 23 Eylül 2008 tarihinde başvuranı söz konusu makaleyi Vesta’da yayınlaması gerekçesiyle, 3713 sayılı Kanun’un 7(2) maddesi uyarınca PKK lehine propaganda yapmaktan mahkûm etmiştir.
8. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi kararında makalenin aşağıda bulunan paragraflarına atıfta bulunmuştur:
"Kürt tarihi içinde dönemsel olarak Kürt Edebiyatının ve kültürünün gelişim gösterdiği, parladığı anlar oldu. Ve bu anlarda düşünce kıvılcımları da açığa çıktı. Ancak Kürt Entelektüelinin doğuş koşulları, öncekileri reddetmemekle birlikte objektif anlamda 70’lere dayanır. Çünkü ondan önceki dönemlerde sadece kişisel ve uzun süreli olmayan, bir gelenek ve birikim yaratmayan çıkışlar olmuştur. 20. Yüzyılın siyasal karakteri, ulusal kurtuluş hareketlerinin varlığı/yükseliş içinde olması, Kürt siyasetinde modern akımların açığa çıkması, bu düşüncelerin de Kürtler içinde yer bulması, daha da önemlisi kitlesel bir halk hareketinin yaratılması aynı zamanda Kürt Entelektüelinin de doğuşuna uygun bir zemin yaratmıştır. Bu süreç kendisini PKK şahsında ifade etmiştir. PKK öncesi tüm siyasal hareketler belli bir programsal derinliğe, taktik bütünlüğe, uzun süreli, istikrarlı gidişe sahip olmayan isyan tarzı çıkışlardı ve bu isyanların ideolojik-düşünsel sığlıklarının yanında büyük bir ezilme ile karşılaşmaları da olan birikimin tüketilmesine ve daha geri bir noktaya düşülmesine yol açmıştır. Bu açıdan belli bir siyasal-düşünsel tahlille, sisteme entegre olmamış, yabancılaşmadan ziyade kendi kültürel özünü kendi bağrında taşıyan yoksul Kürt köylülüğüne dayanması onun kalıcı, istikrarlı bir siyasal aydınlanma sürecini başlatmasına yol açmıştır. PKK hareketinin çıkışındaki bir diğer özellik de bu tür soyut, lafzi siyasal hareketlenmelerin çözüm bir yana çözümsüzlüğü derinleştiren karakterini görmesiydi. PKK hareketinin, Kürt halkının bozulmamış, ulusal özünü koruyan yoksul köylüye dayanması, inançlı, militan ve devrimci bir geleneğe elverişli bir başlangıç yapmasına neden oldu, ancak hareketin gelişmesiyle birlikte niteliksel düzeyin de düşmesini de beraberinde getirdi."
9. Yerel mahkeme bahsi geçen paragrafların ve makalenin bütünüyle PKK lehine propaganda teşkil ettiğini değerlendirmiştir. Bu nedenle, başvuranı on ay hapis cezasına mahkûm etmiş ve 375 Türk lirası (TL) para cezası ödemesine hükmetmiştir. Ayrıca, başvuranın yargılama esnasındaki iyi hali ve statüsünü göz önünde bulundurarak, beş yıl içerisinde başka bir kasıtlı suç işlememesi koşuluyla Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar vermiştir.
10. Mahkeme 22 Ekim 2008 tarihinde başvuran tarafından söz konusu karara yapılan itirazı reddetmiştir.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK
11. İlgili tarihte yürürlükte olan ilgili iç hukuk kuralları hakkındaki bilgiler Belge / Türkiye (no. 50171/09, § 19, 6 Aralık 2016) kararında bulunabilir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. SÖZLEŞME’NİN 10. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
12. Başvuran Sözleşme’nin 10. maddesi kapsamında, 3713 sayılı Kanun’un 7(2) maddesi uyarınca hakkında verilen mahkûmiyet kararının ifade özgürlüğünün ihlaline neden olduğundan şikâyetçi olmuştur.
13. Hükümet başvuranın görüşüne itiraz etmiştir. Hükümet ilk olarak hükmün açıklanmasının geriye bırakılması göz önüne alındığında, Sözleşme’nin 34. maddesi anlamında başvuranın mağdur sıfatı bulunmadığını öne sürmüştür. Ayrıca Hükümet başvuranın ifade özgürlüğüne yapılan müdahalenin kanunla öngörüldüğünü, Devletin bir bütün olarak korunması konusundaki meşru amacını taşıdığını ve demokratik bir toplumda gerekli olduğunu belirtmiştir. Hükümet, söz konusu makalenin PKK’yı yücelttiği, kin, düşmanlık, silah kullanımı, savaş ve intikamı teşvik ettiğini kaydetmiştir. Hükümet son olarak, davanın koşullarının Mahkemenin Sözleşme’nin 10. maddesinin ihlal edilmediğini tespit ettiği Sürek / Türkiye ((no. 1) [BD], no. 26682/95, AİHM 1999‑IV) davasına benzer olduğunu iddia etmiştir.
14. Mahkeme, Hükümetin başvuranın “mağdur sıfatının” olmadığına dair itirazının, başvuranın söz konusu başlık kapsamındaki şikâyetlerinin esasıyla yakından bağlantılı olduğunu değerlendirmekte ve bu nedenle bu hususu davanın esasıyla birleştirmektedir. Ayrıca, Mahkeme başvurunun bu kısım itibarıyla Sözleşme’nin 35 § 3 (a) maddesi uyarınca açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve başka herhangi bir gerekçeyle kabul edilemez olarak nitelendirilemeyeceğini kaydetmektedir. Dolayısıyla, başvurunun ilgili kısmı kabul edilebilir olarak nitelendirilmelidir.
15. Esasa ilişkin olarak, Mahkeme ilk olarak Sözleşme’nin 10 ve 11. maddeleri kapsamındaki, başvuranlara ilişkin hükümlerin açıklanmasının geri bırakıldığı davalarda, başvuranların bahsi geçen maddelerle güvence altına alınan haklarına müdahale edildiğine karar verdiğini belirtmektedir (bk. Şükran Aydın ve Diğerleri / Türkiye, no. 49197/06 ve diğer 4 başvuru numarası, § 44, 22 Ocak 2013; Gülcü / Türkiye, no. 17526/10, §§ 98-102, 19 Ocak 2016). Mahkeme özellikle başvuranın bir yayımcı olarak beş yıl boyunca ceza tehdidi ile karşı karşıya kalmasını göz önünde bulundurulduğunda, yukarıda bahsedilen kararlardaki bulgularından farklı bir sonuca varmak için herhangi bir gerekçe görmemektedir. Mahkemeye göre, bu durum gerçek ve etkili bir kısıtlamaya yol açmış ve başvuranın mesleği üzerinde caydırıcı bir etkisi olmuştur (bk. Erdoğdu / Türkiye, no. 25723/94, § 72, AİHM 2000‑VI, ve Koç ve Tambaş / Türkiye, no. 50934/99, § 39, 21 Mart 2006). Dolayısıyla, Mahkeme başvuran aleyhinde başlatılan ceza yargılamalarının ve 23 Eylül 2008 tarihli kararın başvuranın ifade özgürlüğüne yönelik bir “müdahale” anlamına geldiğini ve başvuranın 10. madde uyarınca “mağdur sıfatının” bulunduğunu kaydetmiştir. Dolayısıyla, Mahkeme Hükümetin itirazını reddetmektedir.
16. Mahkeme müdahalenin 3713 sayılı Kanun’un 7(2) maddesine dayandığını değerlendirmektedir. Müdahalenin gerekliliği ile ilgili bulgularının ışığında (bk. aşağıdaki par. 19), Mahkeme müdahalenin “kanuniliği” ile ilgili bir inceleme yapılmasının gerekli olmadığını değerlendirmektedir. Mahkeme ayrıca somut olayda ulusal makamların, ulusal güvenliğin sağlanması ve kargaşanın ve suç işlenmesinin engellenmesi hususlarındaki meşru amaçları izlediğinin değerlendirilebileceğini kabul etmeye hazırdır (bk. Faruk Temel / Türkiye, no. 16853/05, § 52, 1 Şubat 2011).
17. Müdahalenin demokratik bir toplumdaki gerekliliğiyle ilgili olarak, Mahkeme daha önce bazı davalarda benzer şikâyetleri incelediğini ve Sözleşme’nin 10. maddesinin ihlal edildiğini tespit ettiğini kaydetmektedir (bk. örneğin, Sürek / Türkiye (no. 4) [BD], no. 24762/94, §§ 54-61, 8 Temmuz 1999; Erdoğdu / Türkiye, no. 25723/94, §§ 60-73, AİHM 2000‑VI; Demirel ve Ateş / Türkiye (no. 3), no. 11976/03, §§ 19‑30, 9 Aralık 2008). Mahkeme somut davayı incelemiş olup; Hükümetin Mahkemenin farklı bir sonuca varmasını gerektirecek herhangi bir görüş ortaya koymadığını değerlendirmektedir.
18. Bu bağlamda, Mahkeme başvuranın Vesta’da M.Ş. tarafından yazılmış bir makaleyi yayımladığını kaydetmektedir. Söz konusu makale yazarın Türkiye’deki Kürt entelektüelleri hakkındaki fikirlerini içermektedir. Bu bağlamda, yazar bazı paragraflarda PKK’nın kuruluşu ve gelişimini ve Kürt entelektüellerinin bu örgütle olan ilişkisini değerlendirmiştir. Mahkeme İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi kararında alıntı yapılan paragrafları ve makalenin tümünü incelemiştir. Mahkeme, yazarın Kürt entelektüelleri hakkındaki özellikle eleştirel görüşleri olduğunu ve PKK ve liderinin entelektüel geçmişine yönelik sempati duyduğunu gözlemlemektedir. Ancak, Mahkemeye göre, makale tümüyle ele alındığında göz önünde bulundurulması gereken esas unsurlar olan şiddete, silahlı direnişe veya ayaklanmaya yöneltici yahut kimliği belirlenebilir kişilere yönelik olarak derin ve nedensiz bir nefret aşılamak suretiyle şiddete teşvik edici olduğu şeklinde yorumlanamaz. Ancak, İstanbul Ağır Ceza Mahkemesinin yukarıda ifade edilen hususları dikkate almadığı anlaşılmaktadır. Özetle, Mahkeme başvuranın ifade özgürlüğüne yapılan müdahalenin Sözleşme’nin 10. maddesi uyarınca “ilgili ve yeterli” sebeplerle gerekçelendirilmediğini değerlendirmektedir.
19. Yukarıda anılan değerlendirmeler Mahkemenin söz konusu müdahalenin “demokratik bir toplumda gerekli” olmadığı sonucuna varması için yeterlidir.
Dolayısıyla, Sözleşme’nin 10. maddesi ihlal edilmiştir.
II. SÖZLEŞME’NİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİA EDİLEN DİĞER MADDELERİ
20. Başvuran Sözleşme’nin 6 ve 13. maddeleri uyarınca, kendisi aleyhindeki ceza yargılamalarının makul bir sürede sonuçlandırılmadığından ve Türk hukuku kapsamında, ceza yargılamalarının aşırı uzun olması ve ifade özgürlüğünün ihlali ile ilgili iç hukuk yolu bulunmadığından şikâyetçi olmuştur.
21. Mahkeme, dava konusu olayları ve Sözleşme’nin 10. maddesinin ihlal edildiğini tespit etmesine dayanarak, başvuranın Sözleşme’nin 6 ve 13. maddeleri kapsamındaki şikâyetlerinin kabul edilebilirliği veya esası hakkında ayrı bir karar vermenin gerekli olmadığını değerlendirmiştir (bk. Centre for Legal Resources on behalf of Valentin Câmpeanu / Romanya [BD], no. 47848/08, § 156, AİHM 2014, ve söz konusu kararda anılan davalar).
III. SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
22. Başvuran, 35.000 avro manevi tazminat talep etmiştir. Başvuran ayrıca ortaya çıkan masraf ve giderler için 5.048 Türk lirası (yaklaşık 2.285 avro) talep etmiştir. Başvuran talebini desteklemek amacıyla, temsilcisiyle aralarında yaptıkları yasal hizmet sözleşmesini ve Mahkeme önünde kendisini temsil etmesi için avukatına 4.248 Türk lirası (yaklaşık 1.930 avro) ödediğini gösteren bir fatura ibraz etmiştir.
23. Hükümet, söz konusu taleplere itiraz etmiştir.
24. Mahkeme hakkaniyet temelinde, başvurana 2.500 avro manevi tazminat ödenmesine hükmetmiştir. Mahkeme masraf ve giderler ile ilgili olarak, elindeki belgelere dayanarak iç hukukta gerçekleşen yargılamalarla ilgili talebi reddetmiş olup, Mahkeme önündeki yargılamalar için 1.930 avro tazminat ödenmesinin makul olduğu kanısına varmıştır.
25. Mahkeme, gecikme faizi olarak, Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğunu değerlendirmektedir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME OY BİRLİĞİYLE,
1. Hükümetin başvuranın Sözleşme’nin 10. maddesi kapsamında mağdur sıfatı bulunmadığı yönündeki itirazını davanın esasıyla birleştirmeye ve bu itirazı reddetmeye;
2. Sözleşme’nin 10. maddesi kapsamındaki şikâyetin kabul edilebilir olduğuna;
3. Sözleşmenin 10. maddesinin ihlal edildiğine;
4. Sözleşme’nin 6 ve 13. maddeleri kapsamındaki şikâyetlerin kabul edilebilirlik ve esasının incelenmesine gerek olmadığına;
5. (a) Davalı Devlet tarafından başvurana, Sözleşme’nin 44 § 2 maddesi uyarınca, kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içerisinde; ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden davalı devletin para birimine çevrilecek şekilde aşağıdaki miktarların ödenmesine:
(i) yansıtılabilecek her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, manevi tazminat olarak 2.500 avro (iki bin beş yüz avro);
(ii) başvurana yansıtılabilecek her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, masraf ve giderler için 1.930 avro (bin dokuz yüz otuz avro);
(b) Yukarıda bahsi geçen üç aylık sürenin bittiği tarihten itibaren ödeme gününe kadar geçen sürede, yukarıda bahsedilen miktara, Avrupa Merkez Bankasının söz konusu dönem için geçerli olan marjinal faiz oranına üç puan eklenmek suretiyle elde edilecek oran üzerinden basit faiz uygulanmasına;
6. Başvuranların adil tazmine ilişkin diğer taleplerinin reddedilmesine karar vermiştir.
İşbu karar İngilizce olarak tanzim edilmiş ve AİHM İçtüzüğü’nün 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca 10 Ekim 2017 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan BakırcıRobert Spano
Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
[1] Yasa dışı bir silahlı örgüt
Full & Egal Universal Law Academy