CONSEIL DE L'EUROPE AVRUPA KONSEYĠ AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ FAZIL AHMET TAMER - TÜRKİYE DAVASI (Başvuru no: 6289/02) KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ STRAZBURG 5 Aralık 2006 İşbu karar Sözleşme’nin 44 § 2. maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup şekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir. ____________________________________________________________________________________________ © T.C. DıĢiĢleri Bakanlığı, 2006. Bu gayriresmi çeviri, Dışişleri Bakanlığı, Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı (AKGY) tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri Bakanlığı, AKGY’na atıfta bulunmak suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir. 1 Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan ve (6289/02) başvuru no’lu davanın nedeni bu ülkenin vatandaşı Fazıl Ahmet Tamer’in (başvuran) 21 Haziran 2001 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur. Başvuran Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) önünde İstanbul barosu avukatlarından O.Ersoy tarafından temsil edilmektedir. OLAYLAR 1966 doğumlu başvuran İstanbul’da ikamet etmektedir. Başvuran 19 Aralık 2000 tarihinde mahkum olduğu Bayrampaşa cezaevinden Edirne F tipi cezaevine nakledilmiştir. Başvuran 12, 13, 16, 19 ve 27 Şubat 2001 tarihlerinde Cumhuriyet Savcısı’na birçok defa mektup göndererek cezaevi koşullarından şikayetçi olmuştur. Başvuran 16 Şubat 2001 tarihinde cezaevi koşullarına değin şikayetlerini Adalet Bakanlığı’na iletmiştir. 3 Mart 2001 tarihinde başvuran Tekirdağ F tipi cezaevine nakledilmiştir. Başvuran 29 Mart 2001 tarihinde Tekirdağ Cumhuriyet Savcısı’na yazmış olduğu mektupla cezaevi yönetiminin avukatına yazdığı mektubun, yayımlanmasını istediği makale için Radikal gazetesinin editörüne yayımlanmak üzere gönderdiği yazının ve arkadaşına yazdığı mektupların gönderilmesine izin vermediği şikayetinde bulunmuştur. Başvuran bu bağlamda savunma, iletişim ve görüş alışverişinde bulunma haklarının ihlal edildiğini iddia etmiştir. Başvuran 30 Mart 2001 tarihinde cezaevi yönetimine yazdığı bir yazı ile avukatı ile yazışmasının engellenmesinin ve Radikal gazetesine göndermiş olduğu mektubun yerine ulaştırılmamasının haberleşme, düşünce ve ifade özgürlüklerinin ihlali anlamına geldiğinden şikayetçi olmuştur. Başvuran 16 Nisan 2001 tarihinde Tekirdağ Cumhuriyet Savcısı’na hitaben yazdığı mektupla ziyaret hakkının kısıtlandığından ve ailesinin kendisine getirdiği kitapların cezaevi yönetimi tarafından engellendiğinden yakınmıştır. Cumhuriyet Savcısı 24 Nisan 2001 tarihinde cezaevi yönetimi ile istişarelerde bulunarak sözkonusu kitaplarla ve 139 sayfalık belgeyle ilgili olarak bir soruşturma yapılmasına gerek olmadığına karar vermiştir. Cezaevi disiplin kurulu 27 Nisan 2001 tarihinde başvuranın Radikal gazetesi için kaleme aldığı «F tipi cezaevleri ve hukuk» başlıklı makaleyi kamuoyu nezdinde hapishane imajını bozan «sakıncalı» bir yazı olarak değerlendirmiş ve yazının Ceza ve tevkif evleri yönetmeliğinin 147. maddesine uygun olarak imha edilmesine karar vermiştir. Başvuran 3 Mayıs 2001 tarihinde Tekirdağ Cumhuriyet Savcılığı’na şikayette bulunmuş, aynı gün Cumhuriyet Savcılığı’nın 24 Nisan 2001 tarihli muhakemenin meni kararına karşı Tekirdağ Ağır ceza mahkemesinde itirazda bulunmuştur. 2 Ağır ceza mahkemesi 28 Mayıs 2001 tarihinde bu talebi reddetmiştir. Başvuran 30 Mayıs 2001 tarihinde şartlı olarak salıverilmiştir. Başvuran hakkında açılan ceza davası halen sürmektedir. Ceza ve tevkif evleri müdürlüğü 22 Mayıs 2006 tarihinde Cumhuriyet Savcılığına göndermiş olduğu bir yazı ile 21 Aralık 2000 ve 3 Mart 2001 tarihleri arasında başvurana gelen veya ondan giden hiçbir mektubun disiplin kurulu kararıyla imha konusu olmadığını ifade etmiştir. HUKUK AÇISINDAN I. AĠHS’NĠN 8. MADDESĠ’NĠN ĠHLAL EDĠLDĠĞĠ ĠDDĠASI HAKKINDA Başvuran mektuplarının ve günlük bir gazetede yayımlanmasını istediği bir makalenin elde tutulmasından ve sansürlenmesinden şikayetçi olmakta, bu noktada AİHS’nin 8. ve 10. maddelerine atıfta bulunmaktadır. AİHM, haberleşme alanında ifade özgürlüğünün AİHS’nin 8. maddesi ile güvence altına alındığını hatırlatmaktadır (Bkz. Silver vd.-Birleşik Krallık kararı, 25 Mart 1983). AİHM bu şikayetin bu madde başlığı altında incelenmesi gerektiği görüşündedir. Hükümet başvuranın iddialarına itirazda bulunmaktadır. A. Kabuledilebilirlik üzerine Hükümet iç hukuk yollarının tüketilmemesi nedeniyle AİHM’den başvuranın şikayetlerini reddetmesi talebinde bulunmakta, bu bağlamda disiplin kurulu kararlarının Cumhuriyet Savcısı önünde bir başvuru kaynağını oluşturduğunu, başvuranın bu yola müracaat etmeyi ihmal ettiğini savunmaktadır. Hükümet bu doğrultuda Ali Koç-Türkiye kararına göndermede bulunmaktadır ((karar), no: 39862/02, 1 Şubat 2005). Hükümet ayrıca yasal hükümler gereğince mahkumların mektuplarının cezaevi yönetimi tarafından kontrol edilebildiğini, fakat kamu yetkililerine gönderilenlerin bu tür bir denetimden muaf olduğunu belirtmektedir. Başvuranın Cumhuriyet Savcısı’na göndermiş olduğu mektuplar yerine ulaştırılmıştır. Başvuran bu sava karşı çıkmaktadır. AİHM dava dosyasında yer alan delillerin okunmasından başvuranın Cumhuriyet Savcısı’na şikayetlerini dile getiren pek çok mektubu yazdığı saptamasında bulunmaktadır. Aynı şekilde, Cumhuriyet Savcısı’nın muhakemenin men’i kararının ardından başvuran yetkili mahkemelerde bu karara itirazda bulunmuştur. Bunun yanı sıra, olayların meydana geldiği dönemde ceza infazı hakkındaki Kanun’un yürürlükte bulunmaması nedeniyle başvuranın bu mahkeme derecesinde başvuruda bulunma olanağı yoktu (Ali Koç kararı ile karşılaştırınız). Hükümetin itirazı kabul edilememektedir. Başvuranın Cumhuriyet Savcısı’na göndermiş olduğu birçok mektubun cezaevi yönetimi tarafından yerine ulaştırılmadığı iddiası ile ilgili olarak AİHM, öncelikli olarak mahkumların mektuplarının kontrol edilmesini düzenleyen yönetmeliğin hükümleri gereğince resmi organlara gönderilen mektupların kontrolden muaf tutulduğunu hatırlatmaktadır. AİHM buna 3 ilave olarak dava dosyasında başvuranın Cumhuriyet Savcısı ile yazışmasının cezaevi yönetimi tarafından engellendiğini ve/veya uygulamadaki yönetmelik hükümlerinin ihlal edilerek resen bu yazının muhatabına ulaştırılmadığını gösterir somut hiçbir unsura rastlanılmadığı tespitini yapmaktadır. Şikayetin bu kısmı dayanaktan yoksun bulunmaktadır ve AİHS’nin 35 §§ 3. ve 4. maddelerinin uygulanması uyarınca reddedilmelidir. AİHM son olarak, başvuranın yakınları ile yazışmasının kısıtlandığı şikayetinin çok genel olduğunu ve ilgilinin bu konuya hiçbir açıklık getirmediğini hatırlatmaktadır. Dava dosyasından bu şikayetinin hiçbir surette temellendirilmediği anlaşılmaktadır. Yapılan şikayetin bu bölümünün dayanaktan yoksun bulunması nedeniyle AİHS’nin 35 §§ 3. ve 4. maddeleri gereğince reddedilmesi gerekmektedir. AİHM, başvuranın şikayetinin geri kalan kısmının AİHS’nin 35 § 3. maddesi doğrultusunda temelden yoksun olmadığı tespitini yapmaktadır. Şikayetin kabuledilemezliği hakkında hiçbir gerekçe yer almamaktadır. Dolayısıyla şikayet kabuledilmelidir. B. Esas hakkında 1. Bir müdahalenin varlığı AİHM, başvuranın mektubunun yerine ulaştırılmamasının AİHS’nin 8 § 2. maddesi uyarınca haberleşme hakkına saygı gösterilmesine yönelik bir müdahalenin olduğu hususunda taraflar arasında bir ihtilafa yer verilmediğini not etmektedir. AİHM bu noktayı değerlendirmeye alacaktır. 2. Müdahalenin doğrulanması Benzer bir müdahale şayet «yasa ile öngörülmüş» değilse, 2. paragraf bakımından bir veya birden fazla meşru amacı taşımıyor, üstelik «demokratik bir toplum için gereklilik» oluşturmuyor ise 8. maddenin ihlalini teşkil etmektedir (Bkz. özellikle, Calogero Diana-İtalya kararı, 15 Kasım 1996). a) «MeĢru bir amacı» izleyen «yasa ile öngörülen» bir müdahale AİHM sözkonusu müdahalenin cezaevleri kurumlarında bulunan bir hükümlünün yazışmalarının ön bir denetimden geçirilmesini öngören 647 sayılı Ceza İnfaz Kurumları ile Tevkif evlerinin Yönetimine ve Cezaların İnfazına Dair Tüzüğün 147. maddesine dayandığını not etmektedir. Bu maddenin hükümleri uyarınca disiplin kurulunun kararının ardından bir hükümlüye gelen veya ondan giden, «sakıncalı» addedilen her mektubun akışı kesilebilir, mektup kısmen sansürlenebilir veya imha edilebilir. Müdahalenin bu açıdan iç hukukta yasal dayanağı vardı. Bu müdahalenin öngörülebilirliği ve meşruluğuna gelince, gerekliliği konusunda vardığı sonuç ışığında AİHM bu sorular üzerinde durmayı yersiz görmektedir (10. madde ile ilgili Çetin vd.-Türkiye kararı, no: 40153/98 ve 40160/98, 11. madde açısından Çetinkaya-Türkiye kararı, no: 75569/01, 27 Haziran 2006). 4 b) «Demokratik bir toplum için gereklilik» Hükümet olayların meydana geldiği dönemde başvuranın bir terör örgütü mensubu olması nedeniyle yüksek güvenlikli bir hapishanede mahkum bulunması çerçevesinde sözü edilen müdahalenin zorunlu olduğunu savunmaktadır. Bu müdahale cezaevlerindeki düzeni ve güvenliği sağlamaya yöneliktir. Hükümet, bir gazeteye gönderilen ve imha edilen mektubun asılsız bilgilerle cezaevi yönetimini kamuoyu nezdinde karalama amacını taşıdığını ifade etmektedir. Başvuran yazmış olduğu hiçbir mektubun terörist örgütleri övmek ve cezaevi düzenini bozmak amacını taşımadığını öne sürmekte, ayrıca Hükümetin iddialarının aksine bahse konu dönemde terör örgütü mensubu olma suçuyla mahkum edilmediğini, yalnızca soruşturma kapsamında yer aldığını belirtmektedir. AİHM, gereklilik kavramının sosyal bir ihtiyacı karşılamayı ve özellikle izlenen meşru amacın orantılılığını kapsadığını hatırlatmaktadır. Bu bağlamda, AİHM hükümlülerin mektuplarının bazı kontrollerden geçirilmesinin olağan zorunluluklar ve makul gerekçeli mahkumiyetlerde AİHS ile çakışmadığını kabul etmektedir. Genel olarak, benzer bir denetimi hoş görülebilir bir önlem olarak kabul etmek için bir hükümlü açısından bu mektupların kimi kez dış dünya ile tek bağlantıları olduğunu unutmamak gerekir (Bkz. Campbell-Birleşik Krallık kararı, 25 Mart 1992). Bir hükümlünün yasal temsilcisi ile olan haberleşmesinin denetiminin mahkeme yerleşik içtihadında (Bkz. diğerleri arasında sözü edilen Campell kararı ve Golder-Birleşik Krallık kararı, 21 Şubat 1975) yer aldığı hususundan hareket eden AİHM, bir avukat ile irtibat kurmanın nihayetinde AİHS’nin 8. maddesi gereğince özel bir haktan istifade etmek olduğunun altını çizmektedir. Böylelikle, bir hükümlüden avukatına giden veya ondan gelen bir mektubun okunmasına yetkililerin bu durumun kötüye kullanıldığına, mektubun içeriğinin cezaevi kurumunun güvenliğine bir tehdit oluşturduğuna, ya da başka bir açıdan suç oluşturduğuna kanaat getirdiklerinde izin verilebilir. «Makul» gerekçeler kavramı olayların bütününe bağlı olup, özel iletişim kanalının kötüye kullanıldığının yansız olarak gözlemlenmesinden edinilen bilgilerle ve olaylarla değerlendirilmektedir. Her ne şekliyle olursa olsun müdahalenin gerekli olduğunun incelenmesi kapsamında, haberleşme hangi sistemle gözetlenilirse gözetlensin, AİHM suiistimallere karşı yeterli güvencelerin mevcut olduğuna ikna olmak durumundadır (Bkz. Zirovnicky-Çek Cumhuriyeti kararı, no: 46170/99, 6 Ocak 2004 ve Erdem-Almanya kararı, no: 38321/97). Bir hükümlü ile avukatı arasındaki haberleşmenin gizliliği ile birlikte AİHM, cezaevleri kurumlarında bulunan bir hükümlünün yazışmalarının ön bir denetimden geçirilmesini öngören 647 sayılı Ceza İnfaz Kurumları ile Tevkif evlerinin Yönetimine ve Cezaların İnfazına Dair Tüzüğün 144. maddesinde yer alan esasları not etmektedir. Aynı tüzüğün 147. maddesine göre disiplin kurulunun kararının ardından bir hükümlüye gelen veya ondan giden, «sakıncalı» addedilen her mektubun akışı kesilebilir, mektup kısmen sansürlenebilir veya imha edilebilir. Bu hükümde yer alan tek istisna resmi kurumlarla olan yazışmaların bu kapsam dışında yer almasıdır. Bu bağlamda AİHM, Hükümetin başvuranın avukatı ile olan yazışmalarının kontrolden geçirilmesine ve kimi kez sansürlenmesine ilişkin gerekçelere bir açıklık getirmediğini gözlemlemektedir. Başvuranın bir gazeteye gönderdiği mektupla ilgili olarak, AİHM daha 5 önce de ifade ettiği üzere «yetkililerin hor görmesine dikkat çekmek», «cezaevi yönetimi yetkililerine hakaret içeren sözler sarf etmek» gibi unsurları içeren şahsi mektupların engellenmesi «demokratik bir toplum için gereklilik» oluşturmamaktadır. AİHM yayımlanması istenen yazılar ve cezaevi personeli hakkındaki iddiaların yasaklanması ile ilgili olarak aynı sonuca varmakta, bu sonuçtan farklı olabilecek hiçbir gerekçe görmemektedir. AİHM bu başvuruda mektupların açılıp olası bir sansürünün veya engellenmesinin bağımsız bir yargıç tarafından değil disiplin kurulu kararıyla gerçekleştirildiğini gözlemlemektedir. Üstelik sözü edilen dönemde cezaevi yönetimi ve disiplin kurulunun yapmış oldukları kontrollerin ve kısıtlamaların yalnızca Cumhuriyet Savcısı’nın denetiminde olduğu görülmektedir. Oysa, Ceza İnfaz Kurumları ile Tevkif evleri haberleşme yönetmelikleri hükümlerinde Cumhuriyet Savcısı’nın bu açıdan denetim yetkisinin genişletilebileceğine dair bir ibare mevcut değildir. AİHM, ayrıca dava dosyasındaki delillerin incelenmesinden gazeteye yönelik mektubu engelleyen ve cezaevi yönetimine geri gönderen Cumhuriyet Savcısı’nın denetim yetkisini kullanması hususunda çekinceli davrandığını saptamaktadır. Haberleşme kontrolünü düzenleyen yönetmelik hükümlerinin bu eksiliği giderecek hiçbir garanti vermediği açıkça ortadadır. Böylelikle, başvuranın iletişim sağlaması üzerindeki denetimin yoğunluğu ve suiistimallere karşı yerinde ve yeterli güvencelerin bulunmayışı göz önünde bulundurulduğunda, AİHM haberleşme hakkına bir müdahalede bulunulduğuna, bu müdahalenin orantısız olduğuna ve «demokratik bir toplum için gereklilik» arz etmediğine itibar etmektedir. AİHM, bu durumda AİHS’nin 8. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmaktadır. II. AĠHS’NĠN 10. MADDESĠ’NĠN ĠHLAL EDĠLDĠĞĠ ĠDDĠASI HAKKINDA Başvuran mahkumiyeti sırasında erişim sağlayabileceği iletişim araç-gereçlerine (basın, radyo, televizyon) getirilen kısıtlamaların niteliğinden ve sayısından şikayetçi olmakta ve AİHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmektedir. Hükümet bu iddialara karşı çıkmaktadır. AİHM başvuranın bu iddiaya açıklık getirmediği ve bu bağlamda şikayetini hiçbir surette gerekçelendirmediği tespitini yapmaktadır. Başvuranın şikayetinin bu bölümü dayanaktan yoksun bulunmaktadır ve AİHS’nin 35 §§ 3. ve 4. maddelerinin uygulanmasına istinaden reddedilmesi gerekmektedir. III. AĠHS’NĠN 6. VE 13. MADDELERĠ’NĠN ĠHLAL EDĠLDĠĞĠ ĠDDĠASI HAKKINDA AİHS’nin 6. ve 13. maddelerine atıfta bulunan başvuran cezaevi yönetimine karşı yapmış olduğu farklı şikayetlerin ardından bu iddialarını öne sürecek etkili başvuru yolundan yoksun bulunduğundan yakınmaktadır. Hükümet bu noktada itiraz etmektedir. 6 AİHM bu şikayetlerin yukarıda incelenen şikayetle ilintili olduğunu ve kabuledilmesi gerektiğini hatırlatmaktadır. Bu doğrultuda AİHM, başvuranın önceki şikayetlerini müteakip yetkili mercilerin eksikliklerine değin şikayetleri ve bunlara karşı etkili başvuru imkanının bulunmayışı hususunun AİHS’nin 8. maddesi çerçevesinde incelendiğine ve ayrıca incelenmesine gerek olmadığına kanaat getirmektedir (Bkz. Covezzi ve Morselli-İtalya kararı, no: 52763/99, 9 Mayıs 2003). IV. AĠHS’NĠN 41. MADDESĠ’NĠN UYGULANMASI HAKKINDA A. Tazminat Başvuran 30.000 Euro maddi ve 60.000 Euro manevi tazminat talep etmektedir. Hükümet bu miktarlara karşı çıkmaktadır. AİHM, ihlal tespiti kararı ile öne sürülen maddi zarar arasında hiçbir illiyet bağı bulunmadığından bu talebi reddetmektedir. Bununla birlikte, hakkaniyete uygun olarak başvurana manevi zarar için 2.000 Euro ödenmesini kararlaştırmıştır. B. Masraf ve harcamalar Başvuran AİHM nezdinde yapmış olduğu masraf ve harcamalar için 10.181,30 Euro talep etmektedir. Hükümet bu miktara itirazda bulunmaktadır. AİHM, sunulan deliller ve mahkemenin yerleşik içtihadından doğan kıstaslar ışığında yargı giderleri için başvurana 1.500 Euro ödenmesine karar vermiştir. C. Gecikme faizi Gecikme faizi olarak, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına 3 puanlık bir artış eklenecektir. BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĠHM, OYBĠRLĠĞĠYLE, 1. Başvuranın AİHS’nin 8. maddesine yönelik şikayetinden başka, Cumhuriyet Savcısı’na ve yakınlarına göndermiş olduğu mektupların yerine ulaştırılmaması ve AİHS’nin 6. ve 13. maddeleri hakkındaki şikayetlerin kabuledilebilir, bunun dışında kalan şikayetlerin kabuledilemez olduğuna; 2. AİHS’nin 8. maddesinin ihlal edildiğine; 3. AİHS’nin 6. ve 13. maddeleri hakkındaki şikayetlerin ayrıca incelenmesine gerek olmadığına; 7 4. a) AİHS’nin 44 § 2. maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Y.T.L.’ye çevrilmek ve her türlü vergiden muaf tutulmak suretiyle Savunmacı Hükümetin başvurana manevi zarar için 2.000 (iki bin) Euro ve yargı giderleri için 1.500 (bin beş yüz) Euro ödemesine; b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ve ödemenin yapılmasına kadar, Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli faizinin üç puan fazlasına eşit oranda basit faizin uygulanmasına; 5. Adil tazmine ilişkin diğer taleplerin reddine; KARAR VERMĠġTĠR. İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM’nin iç tüzüğünün 77 §§ 2. ve 3. maddelerine uygun olarak 5 Aralık 2006 tarihinde yazıyla bildirilmiştir. 8
Full & Egal Universal Law Academy