AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
FERYADİ ŞAHİN / TÜRKİYE
(Başvuru No. 33279/05)
KARAR
(Adil Tazmin – Kayıttan Düşürülme)
STRAZBURG
21 Kasım 2017
İşbu karar Sözleşme’nin 44 § 2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup, bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
Feryadi Şahin / Türkiye davasında,
Başkan
Robert Spano,
Yargıçlar
Julia Laffranque,
Işıl Karakaş,
NebojšaVučinić,
Paul Lemmens,
Jon Fridrik Kjølbro,
Stéphanie Mourou-Vikström,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Stanley Naismith’in katılımıyla Daire halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm) 31 Ekim 2017 tarihinde gerçekleştirdiği kapalı oturumdaki müzakereler sonucunda anılan tarihte aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan davanın temelinde, Türk vatandaşı Feryadi Şahin’in (“başvuran”) 9 Eylül 2005 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvuru (No. 33279/05) bulunmaktadır.
2. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, 13 Eylül 2011 tarihinde verdiği kararla ("esas hakkında verilen karar"), Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokolün 1. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmıştır (Feryadi Şahin/Türkiye, No. 33279/05, § 21, 13 Eylül 2011).
3. Başvuran, Sözleşme’nin 41. maddesine dayanarak, maruz kaldığı kanaatine vardığı maddi zararın tazmin edilmesi ve Mahkeme önündeki yargılama nedeniyle yapmış olduğu masraf ve giderlerin geri ödenmesi taleplerinde bulunmuştur.
4. Mahkeme, Sözleşme’nin 41. maddesinin bu durumda uygulanamayacağına kanaat getirmiş ve bu maddeyi uygulama hakkını saklı tutmuştur. Mahkeme ayrıca, Hükümet ve başvuranı kararın kesinleşeceği tarihten itibaren üç ay içerisinde konuyla ilgili yazılı görüşlerini sunmaya ve bilhassa varabilecekleri her türlü uzlaşmayla ilgili olarak kendisine bilgi vermeye davet etmiştir. (idem, § 25, ve kararın hüküm kısmının 3. maddesi).
5. Başvuran ve Hükümet konuyla ilgili görüşlerini sunmuştur.
6. 19 Mayıs 2015 tarihli yazıyla, Hükümet, Mahkeme’ye aşağıdaki açıklamalarda bulunmuştur:
– Başvuran 12 Haziran 2012 tarihinde, Maliye Bakanlığından, 6292[1] sayılı Kanun’un 7. maddesi gereğince, ihtilaf konusu taşınmazın (6963 ada, 21 parsel sayılı) karşılıksız olarak adına transfer edilmesi talebinde bulunmuştur;
– İstanbul Valiliği Defterdarlığı tarafından 28 Eylül 2012 tarihinde hazırlanan raporda, söz konusu taşınmazın, yukarıda anılan Kanun uyarınca karşılıksız olarak transfer edilmesi gereken mülklerden biri olduğu sonucuna varılmıştır;
– Söz konusu rapor, ekinde yer alan ve mülkün özelliklerini anlatan bir belgeyle birlikte 1 Ağustos 2014 tarihinde Maliye Bakanlığına gönderilmiştir.
– Maliye Bakanlığı önündeki işlem henüz sonuçlanmamıştır.
Taraflar, söz konusu yargılamanın akıbetiyle ilgili olarak Mahkeme’ye bilgi vermemişlerdir.
7. Davanın dostane çözüme ulaşmasına imkân veren herhangi bir uzlaşma sağlanmadığı anlaşılmaktadır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
8. Sözleşme’nin 41. maddesi aşağıdaki şekildedir:
“Eğer Mahkeme bu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarını ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder.”
I. TARAFLARIN GÖRÜŞLERİ
A. Maddi Tazminat
9. Başvuran, maddi zarar nedeniyle 232.642 Türk lirası (TRY) (Beyanlarına göre yaklaşık 116.321 avroya tekabül etmektedir.) talep etmektedir.
Başvuran, iddialarını desteklemek amacıyla, dosyaya, bir inşaat mühendisi tarafından hazırlanmış olan 10 Temmuz 2010 tarihli bilirkişi raporunu eklemiştir. Söz konusu rapordan, ihtilaf konusu taşınmazın değerinin tespit edilmesi amacıyla bilhassa lokalizasyonu, erişilebilirliği ve imar olasılıkları olmak üzere birçok unsurun göz önünde bulundurulduğu anlaşılmaktadır. Talep edilen meblağ, taşınmazın değerinin yanı sıra (170.760 Türk lirası (TRY), yani 85.380 avro) taşınmazın üzerinde bulunan bir yapının (49.320 Türk lirası (TRY), yani 24.651 avro), birçok ağacın (9.850 Türk lirası, yani 4.925 avro) ve bir duvarın (2.730 Türk lirası (TRY), yani 1.365 avro) değerine tekabül etmektedir.
10. Hükümet, Mahkeme’yi, dayanaktan yoksun olduğu değerlendirmesinde bulunduğu bu talebi reddetmeye davet etmekte ve bölgedeki güncel değerleri göz önünde bulundurarak, başvuranın talebinin aşırı olduğunu eklemektedir.
Hükümet, ilgilinin söz konusu taşınmazı 24 Ocak 1992 tarihinde 1.000 Türk lirasına (TRL)[2] satın aldığını ve 2012 yılında, bu meblağın 731,82 TRY’ye (yani yaklaşık 310 avro) tekabül ettiğini belirtmektedir.
B. Manevi Tazminat
11. Başvuran, manevi tazminat olarak herhangi bir talepte bulunmamaktadır.
C. Masraf ve Giderler
12. Başvuran, Mahkeme önündeki yargılama nedeniyle yapmış olduğunu ifade ettiği masraf ve giderler bağlamında 6.950 avro talep etmektedir. Talebini desteklemek için, avukatı tarafından düzenlenen ve çalışma saatlerinin yanı sıra yapılan harcamalara (çeviri masrafları, avukat ücretleri, bilirkişi harcamaları) ilişkin ayrıntıların yer aldığı bir dekont ibraz etmektedir.
13. Hükümet, Mahkeme’yi, aşırı ve dayanaktan yoksun olduğu değerlendirmesinde bulunduğu bu talebi reddetmeye davet etmektedir.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK VE İÇTİHAT İLE MAHKEME’NİN KONUYLA İLGİLİ İÇTİHADI
14. Somut olayda ilgili iç hukuk kuralları ve uygulaması ile orman arazisinde bulunan mal ve mülklere ilişkin davalarda adil tazmin konusundaki içtihadıyla ilgili olarak Mahkeme, Gümrükçüler ve diğerleri/Türkiye (adil tazmin) (No. 9580/03, §§ 17-19, 7 Şubat 2017) kararına atıfta bulunmaktadır.
III. İÇ HUKUKTAKİ SON GELİŞMELER
15. İç hukuktaki son gelişmeler Gümrükçüler ve diğerleri (adil tazmin) (yukarıda anılan, §§ 20-25) yer almaktadır.
IV. HÜKÜMETİN TALEBİ
16. Hükümet 22 Nisan 2016 tarihli yazıyla, Mahkeme’den, iç hukukta -bilhassa 25 Ocak 2016 tarihli Bakanlık Kararnamesiyle- 6384 sayılı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine Yapılmış Bazı Başvuruların Tazminat Ödenmek Suretiyle Çözümüne Dair Kanunla kurulan Tazminat Komisyonunun yetkilerinde yapılan değişiklikleri göz önünde bulundurarak, Sözleşme’nin 35. maddesinin 1 ve 4. fıkralarına dayanarak mevcut başvurunun kabul edilemez olarak açıklamasını talep etmiştir. Hükümet konuyla ilgili olarak şu açıklamalarda bulunmuştur:
"Mahkeme, Ümmihan Kaplan/Türkiye pilot kararında, Türkiye’de Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrası anlamında makul süre gerekliliğiyle ilgili olarak yapısal olduğu kadar sistematik de bir sorunun var olduğunu tespit etmiştir (Ümmihan Kaplan/Türkiye, §§ 48 ve 49, 20 Mart 2012).
Pilot kararı takiben, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılmış bazı başvuruların tazminat ödenmek suretiyle çözülmesi (6384 sayılı Kanun) amacıyla bir Tazminat Komisyonu kurulmuştur. Söz konusu Kanun, yargılamanın aşırı uzun süresine ilişkin iddialar için yeni bir hukuk yolu oluşturmuştur. Mahkeme, 4860/09 sayılı Müdür Turgut ve diğerleri/Türkiye başvurusuyla ilgili olarak 26 Mart 2013 tarihli kararında ve 56125/10 sayılı Demiroğlu ve diğerleri/Türkiye başvurusuyla ilgili olarak verdiği 4 Haziran 2013 tarihli kararında, yeni hukuk yolunun etkin ve erişilebilir bir hukuk yolun olduğu ve başvuranlara, Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrası anlamında yargılamanın aşırı uzun süresiyle ilgili şikâyetlerinin telafi edilmesi için makul bakış açıları sunduğu gerekçesiyle iç hukuk yollarının tüketilmemesi nedeniyle başvurunun kabul edilemez olduğu sonucuna varmıştır.
Mahkeme aynı zamanda, 6384 sayılı Kanun’un, 23 Eylül 2012 tarihinden önce kendisine yapılmış ve henüz Hükümete bildirilmemiş olan tüm derdest başvurulara uygulanabilir olduğunu kaydetmiştir. Üstelik, Müge Sargın (20236/06), Mahmut Bacak ve diğer 44 başvuru (18904/09) gibi kararlarında, Mahkeme, 6384 sayılı Kanun’un, Hükümete bildirilenlerin yanı sıra yeni hukuk yolu olarak Komisyonun var olması nedeniyle kabul edilemez olarak açıklanan başvurulara uygulanabilir olduğunu belirtmiştir.
Mahkeme’nin, Komisyon’un Türkiye’de erişilebilir bir hukuk yolu olduğu sonucuna varması nedeniyle, Hükümet, 6384 sayılı Kanun gereğince Tazminat Komisyonunun yetkilerinin genişletilmesi sürecini gündeme getirmiştir. Komisyonun yetkileri 10 Şubat 2014 tarihli Bakanlık Kararnamesiyle genişletilmiştir (16 Mart 2014 tarihli Resmi Gazete). Daha sonrasında bu yetki, 206/8509 sayılı 25 Ocak 2016 tarihli Bakanlık Kararnamesiyle genişletilmiştir (9 Mart 2016 tarihli Resmi Gazete). Bundan böyle, Tazminat Komisyonu, diğerlerinin yanı sıra, orman arazileri ile ilgili davaları incelemekle de yetkili kılınmıştır. Nitekim, 4 a) maddesi uyarınca, Tazminat Komisyonu, 31 Ağustos 1956 tarihli 6831 sayılı Kanun’un 2/B maddesi uyarınca tapu kaydının iptal edilmesi veya söz konusu taşınmazın kadastro çalışmaları sırasında ormanlık alanda olduğunun tespit edilmesi üzerine mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasıyla yapılan başvuruları incelemekle yetkilidir.
Netice itibarıyla, başvuranlar, yeni bir iç hukuk yoluna sahiplerdir. Dolayısıyla bundan böyle, tazminat talebiyle Tazminat Komisyonuna başvuruda bulunabilirler."
V. MAHKEME’NİN KARARI
A. Maddi Tazminat
17. Hükümetin, Sözleşme’nin 35. maddesinin 1 ve 4. fıkraları uyarınca başvuruyu kabul edilemez olarak açıklanması yönündeki talebiyle ilgili olarak, Mahkeme öncelikle, başvurunun daha önce 13 Eylül 2011 tarihli esas hakkında verilen kararında kabul edilebilir olarak açıklandığını kaydetmektedir (kararın hüküm kısmının 1. maddesi).
18. Mahkeme ayrıca, genel olarak, iç hukuk yollarının tüketilmesi gerekliliğinin, Sözleşme’nin 41. maddesi uyarınca kendisine sunulan adil tazmin taleplerine uygulanmadığını birçok defa belirttiğini hatırlatmaktadır. Nitekim, Mahkeme’ye başvuruda bulunmadan önce iç hukuk yollarının tüketilmesinden ve bir sonuç alınamamasından sonra, başvuranların adil tazmin elde etmek amacıyla diğer hukuk yollarını tüketmelerinin gerekli olması, Sözleşmeyle öngörülen prosedürün, insan haklarının etkin şekilde korunmasıyla pek de uyumlu olmayacak ve Sözleşme’nin amacı ve konusuyla uyumlu olmayan bir durumun ortaya çıkmasına sebep olacaktır (bk. yeni bir örnek için, S.L. ve J.L./Hırvatistan (adil tazmin), No. 13712/11, § 17, 6 Ekim 2016 ve burada atıf yapılan davalar). Mahkeme dolayısıyla, Hükümetin talebini reddetmektedir.
19. Böylelikle, Mahkeme aynı zamanda, somut olaydakine benzer bir hukuki soruna dayalı olan Gümrükçüler ve diğerleri ((adil tazmin), yukarıda anılan) kararında, başvuranların zararlarının tazmin edilmesi için ulusal düzeyde somut imkanın mevcut olduğu tespit edildiğinden Sözleşme’nin 37. maddesinin 1. fıkrasının c) bendine dayanarak başvurunun kayıttan düşürülmesine karar verdiğini hatırlatmaktadır. Söz konusu kararda, Mahkeme, "mal ve mülklere, kayıtlara ve arşivlerin yanı sıra diğer tüm uygulama yollarına erişen yetkili organların mülkiyete ilişkin karmaşık konularda karar vermek ve tazminat miktarını hesaplamak ve belirlemek için daha iyi bir konumda olduklarını" saptamıştır (Gümrükçüler ve diğerleri (adil tazmin), yukarıda anılan, §§ 28-43).
20. Mevcut davanın incelenmesi neticesinde, farklı bir sonuca götürebilecek herhangi bir özel durum tespit edilmemektedir. Bu nedenle, bu koşullarda ve Sözleşme tarafından kurulan denetim mekanizmasının ikincil niteliği dikkate alındığında, başvurunun incelenmesin sürdürülmesini haklı kılan bir neden bulunmadığı kanaatindedir (Sözleşme’nin 37. maddesinin 1. fıkrasının c) bendi).
21. Mahkeme ayrıca, somut olayda, Sözleşme ve Protokolleri ile güvence altına alınan insan haklarına saygıya zarar veren ve başvurunun incelenmesinin sürdürülmesini gerektiren özel koşullar bulunmadığı görüşündedir (Sözleşme’nin 37. maddesinin 1. fıkrasının in fine (son cümlesi)).
22. Mahkeme, bu sonuca ulaşmak için, koşulların bu türden bir işlemin yapılmasını haklı kıldığı kanısına varırsa, bir başvurunun yeniden kayda alınmasına karar verebileceği yönündeki, Sözleşme’nin 37. maddesinin 2. fıkrasının kendisine tanıdığı yetkiyi göz önünde bulundurduğunu belirtmiştir (Gümrükçüler ve diğerleri (adil tazmin), yukarıda anılan, § 42).
23. Bu nedenle, başvurana göre Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokolün 1. maddesinin ihlal edilmesi nedeniyle yaşanan maddi zararın tazmin edilmesi talebiyle ilgili olarak, davanın Sözleşme’nin 41. maddesine ilişkin kısmının kayıttan düşürülmesinin uygun olduğu kanaatine varılmaktadır.
B. Masraf ve Giderler
24. Mahkeme’nin içtihadına göre, bir başvurana, masraf ve giderlerin doğruluğunu, gerekliliğini ve ödenen miktarların makul olduğunu ispatlamak kaydıyla, masraf ve giderleri iade edilebilmektedir (Iatridis/Yunanistan (adil tazmin) [BD], No. 31107/96, § 54, AİHM 2000‑XI). Somut olayda, Mahkeme elinde bulunan belgeleri ve yukarıda anılan kriterleri göz önünde bulundurarak, başvurana 1.500 avro ödenmesinin makul olduğu kanaatine varmaktadır.
C. Gecikme Faizi
25. Mahkeme, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygulanmasının uygun olduğuna karar vermektedir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,
1. Hükümetin, başvurunun kabul edilemez olduğunun açıklanmasına ilişkin talebinin reddedilmesine;
2. Başvuranın kanaatine göre, Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokolün 1. maddesinin ihlal edilmesinden kaynaklanan maddi zararın tazmin edilmesi talebiyle ilgili olarak, davanın Sözleşme’nin 41. maddesine ilişkin kısmının kayıttan düşürülmesine;
3.
a) Davalı Devlet tarafından başvurana, Sözleşme’nin 44 § 2 maddesi uyarınca, kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içerisinde, ödeme tarihindeki geçerli döviz kuru üzerinden davalı Devletin para birimine çevrilmek üzere, masraf ve giderler için, başvuran tarafından ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, 1.500 avro (bin beş yüz avro) ödenmesine;
b) Söz konusu sürenin bittiği tarihten başlayarak, ödemenin yapıldığı tarihe kadar, Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
4. Adil tazmine ilişkin kalan taleplerin reddine karar vermiştir.
Fransızca olarak yazılan işbu karar Mahkeme İçtüzüğünün 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları gereğince 21 Kasım 2017 tarihinde tebliğ edilmiştir.
Stanley NaismithRobert Spano
Yazı İşleri MüdürüBaşkan
[1]. 18 Nisan 2012 tarihinde, 6292 sayılı Kanun, Millet Meclisi tarafından kabul edilmiştir (Söz konusu Kanun, 26 Nisan 2012 tarihinde Resmi Gazete'de yayımlanarak aynı gün yürürlüğe girmiştir.). Söz konusu Kanun'un 7. maddesinin 1. fıkrasının a) bendinde, 6831 sayılı Orman Kanunu'nun 2 B maddesi uyarınca, tapu kayıtları iptal edilen söz konusu taşınmazların maliklerine iade edilmesi öngörülmektedir (Arıoğlu ve diğerleri/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 11166/05, §17, 6 Kasım 2012).
[2]. 1 Ocak 2005 tarihinde, eski Türk lirasının (TRL) yerine geçen Türk lirası (TRY) yürürlüğe girmiştir. 1 TRY, bir milyon TRL'ye tekabül etmektedir.
Full & Egal Universal Law Academy