AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
FESİH ÇOBAN / TÜRKİYE
(Başvuru no. 50239/11)
KARAR
STRAZBURG
13 Haziran 2023
İşbu karar, kesin olup bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
Fesih Çoban / Türkiye davasında,
Başkan,
Pauliine Koskelo,
Hâkimler,
Lorraine Schembri Orland,
Davor Derenčinović,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Dorothee von Arnim’in katılımıyla Daire halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
1958 doğumlu ve Muş’ta ikamet eden, adli yardım alarak Van Barosuna kayıtlı Avukat Ü. Avcı tarafından temsil edilen bir Türk vatandaşı olan Fesih Çoban (“başvuran”) tarafından 31 Mayıs 2011 tarihinde İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca Türkiye Cumhuriyeti aleyhine Mahkemeye yapılan başvuruyu (no. 50239/11);
Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Dairesi Başkanı Hacı Ali Açıkgül tarafından temsil edilen Türk Hükümetine (“Hükümet”), adil yargılanma hakkı, ifade özgürlüğü hakkı ve toplanma özgürlüğü hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkin başvurunun tebliğ edilmesine dair verilen kararı;
Tarafların beyanlarını;
Hükümetin başvurunun bir Komite tarafından incelenmesine karşı itirazının reddedildiği kararı dikkate alarak;
23 Mayıs 2023 tarihinde yapılan kapalı müzakerelerin ardından,
Aynı tarihte kabul edilen aşağıdaki kararı vermiştir:
DAVANIN KONUSU
1. Başvuru, başvuranın siyasi bir parti tarafından düzenlenen bir gösteri sırasında gerçekleştirilen eylemlere katılmasından dolayı PKK (Kürdistan İşçi Partisi) lehine propaganda yapmaktan mahkum edilmesi nedeniyle Sözleşme’nin 10 ve 11. maddelerinin ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Ayrıca, söz konusu gösteriye katılması ve diğer insanları polise taş atmaya teşvik etmesine dayanan mahkûmiyet kararlarına ilişkin olarak yerel mahkemelerin gerekçeli bir karar vermemesi nedeniyle başvuran hakkındaki ceza yargılamalarının adil olmadığı iddiasına ilişkindir. Başvuru ayrıca, benzer bir temelde, yargılama sırasında delillerin kabul edilme ve değerlendirilme biçiminde eksiklikler bulunduğu iddiası dolayısıyla silahların eşitliği ilkesinin ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
2. Demokratik Toplum Partisinin (DTP) Muş’taki yerel bir şubesi, partinin Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılmasını protesto etmek amacıyla bir gösteri düzenlemiştir. Bir grup insanın DTP ilçe teşkilatı binasının yakınında toplanmasının ardından bir kişi kalabalığın üzerine ateş açmaya başlamış ve iki kişinin ölümüne ve birkaç kişinin de yaralanmasına neden olmuştur. Daha sonra gösteri şiddet eylemine dönüşmüştür ve göstericiler binalara, polis memurlarına ve polis araçlarına molotof kokteyli ve taş atmaya başlamıştır.
3. Polisin 18 Aralık 2009 tarihli raporunda polis memurları tarafından kaydedilen video görüntülerinde başvuranın göstericilerden biri olduğunun ve eliyle bir grup insanı yönlendirerek onları polise taş atmaya teşvik ettiğinin görüldüğü belirtilmiştir. Başvuran polise verdiği ifadede kendisine yöneltilen suçlamaları reddetmiş ve belediyede memur olduğunu, neler olup bittiğini görmek için belediye binasından dışarı çıktığını ve gruba taş atmamalarını söylemek için kolunu kaldırdığını ifade etmiştir.
4. Video görüntülerine ilişkin bir bilirkişi raporunda başvuranın taş atan grupta yer aldığı, sağ elini kaldırdığı ve işaret parmağını video kaydı alan polis memurlarına doğru tuttuğu; ancak taş atmadığı veya slogan atmadığı belirtilmiştir.
5. Ceza yargılaması boyunca başvuran video görüntüsündeki kişinin kendisi olduğunu kabul etmesiyle birlikte endişe duyduğu için taş atanlara tepki olarak elini kaldırdığını ve güvenlik güçlerine yardım etmeye çalıştığını belirtmiştir. Ayrıca göstericilerin taş atması nedeniyle kaçtığını ve göstericilerin polis tarafından dağıtılmasının ardından işyerine geri döndüğünü ifade etmiştir. Başvuran savunmasını desteklemek üzere aralarında bir polis memurunun da bulunduğu üç tanığın mahkeme tarafından dinlenmesini birçok kez talep etmiştir ancak bu tanıklar dinlenmemiştir.
6. Yargılamayı yürüten mahkeme 17 Eylül 2010 tarihinde başvurana (i) PKK’nın genel çağrıları doğrultusunda bir gösteriye katıldığı gerekçesiyle Ceza Kanunu’nun 314 § 2 maddesi ile birlikte değerlendirildiğinde 220 § 6 maddesine aykırı olarak silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işlemekten altı yıl üç ay hapis cezası(bk., bu hükümlerin lafzı için, Gülcü / Türkiye, no. 17526/10, §§ 43-44, 19 Ocak 2016), (ii) Terörle Mücadele Kanunu’nun (3713 sayılı Kanun; bk., bu hükmün lafzı için, Gülcü, yukarıda anılan, § 51) 7 § 2 maddesine aykırı olarak PKK lehine propaganda yapmaktan on ay hapis cezası; ve (iii) Ceza Kanunu’nun 265. maddesine aykırı olarak bir kamu görevlisinin görevini yerine getirmesini engellemek için güç kullanmaktan on ay hapis cezası (bk., bu hükmün lafzı için, Gülcü, yukarıda anılan, § 46) verilmesine hükmedilmiştir.
7. Mahkeme gerekçesinde göstericilerin Anayasa Mahkemesinin partiyi kapatma kararını protesto etmek amacıyla DTP tarafından düzenlenen bir basın toplantısı için DTP ilçe teşkilatı çevresinde toplandıklarını belirtmiştir. Ancak, bu gösterinin PKK tarafından yapılan genel çağrılara yanıt olarak düzenlendiğini de tespit etmiştir. Yargılama mahkemesinin gerekçesinin ilgili kısmı aşağıdaki gibidir:
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE
... PKK / KONGRA - GEL terör örgütü yanlısı haber yaptığı bilinen internet sitelerindeki yoğun eylem çağrıları üzerine, 15 Aralık 200 günü saat 10.30 civarında Demokratik Toplum Partisi’nin kapatılmasına ilişkin Anayasa Mahkemesi kararını da protesto etmek amacıyla söz konusu partinin eski Bulanık ilçe teşkilatı tarafından Bulanık ilçesinde 700. Yıl Camii önünde basın açıklaması düzenlendiği, Demokratik Toplum Partisi binası çevresinde toplanan yaklaşık 1000 kişilik grubun, Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile halen Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin hakimiyeti altında bulunan topraklardan bir kısmını devlet idaresinden ayırmaya yönelik eylemlerde bulunmak suçundan hükümlü olarak cezaevinde bulunan Abdullah Öcalan’a ait posterler ve sözde KCK (Kürdistan Demokratik Topluluğu) ile sözde YDGM (Yurtsever Demokratik Gençlik Meclisi‑‑)’ne ait bayraklar açarak, terör örgütü lehine "PKK İntikam - Biji Serok Apo (Yaşasın Önder Apo) - Dişe Diş Kana Kan Seninleyiz Öcalan - Disa Serhildan Serok e me Ocalan (Yine Başkaldırı, Önderimiz Öcalan) - Selam Imrali’ya Bin Selam - PKK Halktır Halk Burada - Bulanık Ovası Apocular Yuvası - Ki ne em, Apoci ne em (Kimiz biz, Apocuyuz Biz) ..." şeklinde sloganlar atarak ve ellerinde bulundurdukları taşlarla İnönü caddesi, Mareşal Fevzi Çakmak caddesi, Şehit Üsteğmen Suat İshakoğlu caddesi üzerinde kanunsuz yürüyüşe geçtikleri, Mareşal Fevzi Çakmak Caddesi üzerinde bulunan başta T.C. Ziraat Bankası, Halk Bankası ve olay günü ilçedeki diğer işyerlerinin aksine kepenk kapatmayan Mardin Manifamra isimli işyerlerini taşlayıp yakmak suretiyle bu caddeler üzerinde bulunan birçok işyerini de taşlamak suretiyle zarara uğrattıkları, kendilerine müdahale eden güvenlik görevlilerine taş ve şişe atmak suretiyle etkin bir şekilde direndikleri, ilçede meydana gelen bu olaylar esnasında üzerine taş ve şişe isabet eden 5 güvenlik görevlisinin yaralandığı.
...Demokratik Toplum Partisi hakkında ... gereğince KAPATILMASINA" dair kararı da bahane edilerek Bulanık İlçe Merkezi’nde toplanarak olaylar çıkaran, yasadışı sloganlar atan, kamu ve özel araç ve işyerlerine zarar veren, güvenlik güçlerine taşlı, sopalı ve molotoflu saldırılarda bulunarak, bazı emniyet personelinin yaralanmasına neden olan, yollara barikat kurarak araç geçişlerini engelleyen topluluk içerisinde sanığın da bulunduğu, sanık Fesih Öztürk’ün söz konusu eylemci grubu yönlendirdiği [Anlaşılmış].
...
Sanık kolluktaki ifadesinde; polise taş atmadığını ve kimseyi provoke etmediğini, güvenlik güçlerine ve polis panzerine taş atanları görmediğini, ayrıca kendisinin yanında da hiç kimsenin güvenlik güçlerine taş atmadığını beyan etmiştir. Oysa bir enstantanesi dosya içerisine alınan CD görüntüleri izlenildiğinde, sanığın polis panzerine yönelen insanların hemen yanında sağ elini havaya kaldırıp işaret parmağıyla güvenlik güçlerini hedef gösterdiği, göstericilerin de güvenlik güçlerine taş attıkları, bunun üzerine gaz bombası atıldığı ve dağılmaya başladıkları saptanmıştır.
...
Yukarıda da değinildiği üzere, söz konusu görüntülerin hemen başlangıcında sanığın eliyle yönlendirdiği grubun polis panzerinin bulunduğu tarafa ve güvenlik güçlerine taş attıkları tereddüte yer vermeyecek açıklıktadır. Zira hemen akabinde bu taraftan göstericilere doğru gaz bombası atılmış ve göstericiler dağılmaya başlamışlardır. Su hale göre sanığın bu savunmasına itibar etmek mümkün değildir.
Sanık savcılıktaki ifadesinde; "kolumu kaldırarak bize karşı İnönü Caddesi üzerinde Numan Eczanesi önünden taş atan gruba taş atmamalarını söylüyordum" şeklinde beyanda bulunmuştur. Olay görüntülerini içeren ve sanığın konumunu açıkça ortaya koyan ve yukarıda özetlenen durum bağlamında sanığın gösterici grubu güvenlik güçlerine doğru yönlendirdiği anlaşılmış, bu yönüyle eylemi sübuta ermiştir.
SANIĞIN ÖRGÜTE ÜYE OLMAMAKLA BİRLİKTE ÖRGÜT ADINA SUÇ İŞLEMESİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ:
...
Dava konusu olayda; örgütün genel çağrısı, örgüte ait yayın organlarının yayınları ve çağrıları ile somutlaşmış olup, bu çağrının belirli bir kişiye yapılmış olmasına gerek bulunmamaktadır. Örgütün bilgisi ve istemi doğrultusunda gerçekleştirilen bu eylemlerin örgüt adına gerçekleştiği sabittir. Bu bağlamda sanığın, yukarıda değerlendirilen örgüte müzahir internet sitelerinin çağrıları üzerine başlayan korsan gösteride örgüt adına gerçekleştirilen bu eylemlere katıldığı sabit olduğundan, diğer suçların yanında 5237 sayılı TCK’nın 314/3 ve 220/6. maddeleri yollamasıyla 314/2. maddesine de aykırılık oluşturmakla, anılan madde uyarınca cezalandırılmasına karar vermek gerekmiştir.
SANIĞIN PROPAGANDA EYLEMİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ
...
Yargıtay 9. CD’nin 28.02.2008 tarih ve 2007/3527 Esas, 2008/1265 Karar sayılı ve benzeri çok sayıda içtihadında "olay tarihinde yapılan yasadışı gösteriye katılarak, silahlı örgüt lideri lehine slogan atan, güvenlik güçlerine ve araçlarına taş ve molotof kokteyli ile saldıran grup içerisinde yer alan sanığın eyleminin suç tarihinde yürürlükte bulunan 3713 sayılı TMK’nın 7/2. Maddesi kapsamında “Tегöг Örgütünün şiddet veya diğer terör yöntemlerine başvurmayı teşvik edecek şekilde propagandasını yapma" suçunu oluşturacağı şeklideki saptamasına göre [...].
SANIĞIN GÖREVLİ MEMURA ETKİN DİRENME SUÇUNUN DEĞERLENDİRİLMESİ
Sanığın ayrıca içinde yer aldığı grup ile birlikte olaylara müdahale eden güvenlik güçlerine, vaki müdahalelerini önlemek ve bu anlamda görevlerini yapmalarını engellemek amacıyla saldırdığı anlaşıldığından eylemine uyan 5237 sayılı TCK’nın 265 § 1 maddesi gereğince cezalandırılmasına karar vermek gerekmiştir.
..."
8. Yargıtay, 7 Mart 2011 tarihinde kararı onamıştır.
9. 5 Temmuz 2012 tarihinde yürürlüğe giren 6352 sayılı Kanun, başvuranın mahkûm edildiği suçlar da dâhil olmak üzere çeşitli suçlara ilişkin olarak verilen cezaların azaltılması ve ertelenmesi amacıyla çeşitli kanunlara değişiklikler getirmiştir.
10. Mahkeme, 6352 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesinin ardından (i) polis memurlarını engelleme suçuyla ilgili olarak hükmün açıklanmasını geri bırakmış, (ii) başvuranın propaganda yapma suçundan aldığı cezanın infazını ertelemiş ve (iii) silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işlemekten aldığı cezayı üç yıl bir ay on beş gün hapis cezasına indirmiştir. Karar 22 Aralık 2015 tarihinde kesinleşmiştir.
MAHKEMENİN DEĞERLENDİRMESİ
11. Başvuran, PKK lehine propaganda yapmaktan mahkûm edilmesinin Sözleşme’nin 10 ve 11. maddelerini ihlal ettiğini iddia etmiştir. Ayrıca, başvuran Sözleşme’nin 6. maddesi kapsamında mahkemenin kendisini herhangi bir delil sunmadan, yeterli gerekçe göstermeden, ve savunma tanıklarını dinlememesi ve kararını yalnızca gösterinin polis tarafından çekilen video görüntülerine dayaması nedeniyle silahların eşitliği ilkesini ihlal ederek mahkum etmesi nedeniyle adil bir şekilde yargılanmadığını iddia etmiştir.
İlk İtirazlar12. Hükümet başvuranın mahkûmiyetinin 6352 sayılı Kanun uyarınca incelenip 2015 yılında kesinleşmesine ve dolayısıyla Anayasa Mahkemesinin zaman yönünden yetki alanına girmesine rağmen başvuranın Anayasa Mahkemesine başvurmadığını ileri sürerek iç hukuk yollarının tüketilmediği iddiasında bulunmuştur.
13. Mahkeme önceki davalarda davalı Hükümet tarafından yapılan benzer bir itirazı halihazırda incelemiş ve reddetmiş olduğunu vurgulamaktadır (bk. Bakır ve Diğerleri / Türkiye, no. 46713/10, § 40, 10 Temmuz 2018, ve Öner ve Türk / Türkiye, no. 51962/12, §§ 14-18, 31 Mart 2015). Mahkeme, yargılama mahkemesinin başvuranın cezasını azaltan kararında dava esastan incelenmeyip yalnızca 6352 sayılı Kanun uyarınca cezaların süresinin incelendiğinden dolayı mevcut davada söz konusu davalarda benimsenen tutumdan ayrılmayı gerektirecek özel bir durum tespit etmemiştir (bk., ayrıca kıyaslayınız, Öner ve Türk, yukarıda anılan, § 17). Dolayısıyla, Mahkeme Hükümetin itirazının reddine karar vermiştir.
SÖZLEŞMENİN 11. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA14. Başvuran, PKK lehine propaganda yapmaktan mahkûm edilmesinin Sözleşme’nin 10 ve 11. maddelerini ihlal ettiğini iddia etmiştir. Bu şikâyetin Sözleşme’nin 11. maddesi kapsamında değerlendirilmesi gerekmektedir (bk. Lütfiye Zengin ve Diğerleri / Türkiye, no. 36443/06, § 35, 14 Nisan 2015, ve Çiçek ve Diğerleri / Türkiye, no. 48694/10 ve 4 diğerleri, §§ 121-22, 22 Kasım 2022). Başvuranın şikayeti yukarıda belirtilen mahkumiyetle sınırlı olduğundan Mahkeme bu başlık altında başvuranın mahkumiyetinin geri kalanına ilişkin başka bir değerlendirme yapmayacaktır.
Kabul Edilebilirlik Hakkında15. Hükümet, başvuranın 3713 sayılı Kanun’un 7 § 2 maddesi uyarınca verilen mahkumiyetine ilişkin olarak başvuranın Sözleşme’nin 11. maddenin ihlal edilmesi dolayısıyla mağdur olduğunu iddia edemeyeceğini, çünkü söz konusu hüküm uyarınca verilen cezanın infazının ertelendiğini beyan etmiştir.
16. Mahkeme, yerel mahkemelerin hapis cezasının infazını erteleyerek 11. maddenin ihlal edildiğini ne kabul ettiklerini ne de bu ihlali telafi ettiklerini belirterek Hükümetin yukarıdaki itirazını reddetmiştir (bk., kıyaslayınız, Zülküf Murat Kahraman / Türkiye, no. 65808/10, § 39, 16 Temmuz 2019).
17. Ayrıca, Hükümet başvuranın Sözleşme’nin 10. maddesi kapsamındaki şikâyetini ulusal makamlar önünde dile getirmediğini ileri sürerek, iç hukuk yollarının tüketilmediği iddiasında bulunmuştur.
18. Mahkeme söz konusu şikayeti Hükümetin herhangi bir ön itirazda bulunmadığı Sözleşme’nin 11. maddesi açısından inceleyeceğinden dolayı bu itirazı reddetmiştir.
19. Mahkeme, bu şikâyetin Sözleşme’nin 35 § 3 (a) maddesi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını kaydetmektedir. Ayrıca, Mahkeme, şikâyetin kabul edilemez olduğuna dair başka herhangi bir gerekçe de bulunmadığı kanısındadır. Dolayısıyla, söz konusu şikâyetin kabul edilebilir olduğu beyan edilmelidir.
Esas Hakkında20. Başvuran, Sözleşme’nin 11. maddesinin kapsamına giren faaliyetleri nedeniyle PKK lehine propaganda yapmaktan mahkum edildiğini ileri sürmüştür.
21. Hükümet, şiddet eylemleri gerçekleştiren ve ilgili grubu polise taş atmaya teşvik eden başvurana verilen cezanın acil bir toplumsal ihtiyaca cevap verdiğini ve daha sonra infazının ertelenmesi göz önüne alındığında orantılı olduğunu savunmuştur.
22. Toplanma özgürlüğüne getirilen kısıtlamalara ilişkin genel ilkeler Gülcü davasında bulunabilir (bk., yukarıda anılan, §§ 91, 103-104 ve 110-111, bu kapsamda anılan diğer kararlar).
23. Mahkeme, başvuranın mahkûmiyetinin toplanma özgürlüğü hakkına bir "müdahale" teşkil ettiği kanaatine varmıştır (bk., ayrıca, Gülcü, yukarıda anılan, §§ 93-97 ve 102). Mahkeme müdahalenin kanunla öngörüldüğünü ve ulusal makamların ulusal güvenliği korumak ve düzensizliği ve suçu önlemek gibi meşru amaçlar izlediğini varsaymaya hazırdır (bk., ayrıca kıyaslayınız ,Faruk Temel / Türkiye, no. 16853/05, § 52, 1 Şubat 2011).
24. Müdahalenin demokratik bir toplumda gerekli olup olmadığı sorusuna ilişkin olarak Mahkeme, başvuranın 3713 sayılı Kanun’un 7 § 2 maddesi uyarınca PKK lehine propaganda yapmaktan mahkum edilmesinin tek gerekçesinin söz konusu gösteriye katılması ve slogan atan ve polise taş atan grubu kışkırttığı iddiası olduğunu gözlemlemektedir. Ancak, yargılama mahkemesi bu eylemler ile 3713 sayılı Kanunun 7 § 2 maddesi kapsamında propaganda yapma suçunun kapsamı ve amacı arasında herhangi bir bağlantı veya ilişki göstermemiştir. Bu nedenle ve yerel mahkemelerin gerekçeli kararlarında PKK lehine propaganda olarak değerlendirilebilecek başka herhangi bir eylemden bahsetmediklerini göz önünde bulundurarak, Mahkeme yerel mahkemelerin başvuranın bu hüküm uyarınca mahkum edilmesi için ilgili ve yeterli gerekçeler sunmadığı ve dolayısıyla başvurana Sözleşme’nin 11. maddesi anlamı dahilinde önemli bir usuli güvenceyi sağlamadığı sonucuna varmıştır (bk., ayrıca kıyaslayız, Gülcü, yukarıda anılan, §§ 113-14).
25. Müdahalenin orantılılığına ilişkin olarak Mahkeme, yukarıda belirtilenler ışığında hapis cezası verilmesinin başvuranın toplanma özgürlüğü hakkına orantısız bir müdahale teşkil ettiğini kaydetmektedir.
26. Dolayısıyla, Sözleşme’nin 11. maddesi ihlal edilmiştir.
27. Bu bulgular, başvuranın aynı mahkumiyete ilişkin olarak Sözleşme’nin 6. maddesi kapsamında öne sürdüğü şikayetinin ayrıca incelenmesini gereksiz kılmaktadır.
SÖZLEŞME’NİN 6 § 1 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA Kabul Edilebilirlik Hakkında28. Başvuranın Ceza Kanunu’nun 314 § 2 maddesi ile birlikte değerlendirildiğinde 220 § 6 maddesi uyarınca mahkûm edilmesine ilişkin gerekçe sunulmamasına dair şikayet, Sözleşme’nin 35 § 3 (a) maddesi anlamı dahilinde açıkça dayanaktan yoksun olmadığı gibi başka herhangi bir gerekçeyle de kabul edilemez değildir. Dolayısıyla, söz konusu şikâyetin kabul edilebilir olduğu beyan edilmelidir.
Esas Hakkında29. Başvuran, mahkemenin kendisini delil olmaksızın ve yeterli gerekçe göstermeksizin mahkûm etmesi nedeniyle adil bir şekilde yargılanmadığını iddia etmiştir.
30. Hükümet yargılama mahkemesinin olay raporları, video görüntüleri, bilirkişi raporları ve başvuranın ifadelerine dayanarak karar verdiğini belirtmiştir. Yargılama mahkemesi başvuranın PKK tarafından yapılan çağrıların ardından düzenlenen yasadışı gösteriye katıldığını ve göstericileri polise taş atmaya teşvik ettiğini usulüne uygun olarak tespit etmiştir.
31. Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi kapsamında gerekçeli karar hakkına ilişkin genel ilkeler Moreira Ferreira / Portekiz (no. 2) ([BD], no. 19867/12, §§ 83-84, 11 Temmuz 2017) ve Bochan / Ukrayna (no. 2) ([BD], no. 22251/08, § 61, AİHM 2015) kararlarında bulunabilir.
32. Mahkeme, yargılama mahkemesinin gerekçeli kararının başında başvuranın eliyle yönlendirmek suretiyle belirli bir grubu polis memurlarına taş atmaya teşvik ettiğini tespit ettiğini kaydetmiştir. Devamında yargılama mahkemesi başvurana isnat edilen suçlara atıfta bulunan ayrı alt başlıklar altında başvurana isnat edilen belirli eylemleri incelemeye devam etmiştir. Ceza Kanunu’nun 314 § 2 maddesi ile birlikte değerlendirildiğinde 220 § 6 maddesi kapsamında silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işlemek eylemine ilişkin alt başlıkta yargılama mahkemesinin gerekçesini, başvuranın PKK tarafından yapılan çağrılar sonucunda düzenlendiğini düşündüğü yasadışı gösteriye katılmasına dayandırdığı görülmektedir. Aslında, kararın bu bölümünde başvuranın iddia edilen kışkırtma eylemine açıkça atıfta bulunulmamıştır. Bu görüş, polis memurlarına direnme suçuna ilişkin alt başlık altında yargılama mahkemesinin başvuranın polis memurlarına saldırdığını ve bunun da Ceza Kanunu’nun 265. maddesi tarafından yasaklanan eylemlerden birini teşkil ettiğini açıkça belirtmesiyle pekiştirilmiştir. Yukarıda belirtilenler ışığında Mahkeme, başvuranın Ceza Kanunu’nun 314 § 2 maddesi ile birlikte değerlendirildiğinde 220 § 6 maddesi uyarınca mahkum edilmesinin söz konusu gösteriye katılmasına dayandırıldığı sonucuna varmıştır.
33. Ayrıca Mahkeme, yargılama mahkemesinin gösteriyi Anayasa Mahkemesinin kapatma kararını protesto etmek amacıyla DTP’nin düzenlediğini kabul etmiş görünmesiyle birlikte başvuranı Ceza Kanunu’nun 314 § 2 maddesi ile birlikte değerlendirildiğinde 220 § 6 maddesi uyarınca mahkum ederken söz konusu gösterinin PKK tarafından yapılan çağrılar üzerine düzenlendiğini tespit ettiğini not etmiştir. Daha da önemlisi, yargılama mahkemesi PKK’nın bu gösteri için özel bir çağrı yapıp yapmadığını ve eğer yaptıysa, başvuranın böyle bir çağrıdan haberdar olup olmadığını veya PKK tarafından verilen talimatlara uygun hareket edip etmediğini tespit etmemiştir (bk., ayrıca kıyaslayınız, Gülcü / Türkiye, no. 17526/10, § 112, 19 Ocak 2016). Dolayısıyla yargılama mahkemesi başvuranın bir siyasi parti tarafından düzenlenen bir gösteriye katılma şeklindeki eylemini PKK üyesi olmamakla birlikte PKK adına suç işlemek suçuyla nasıl ilişkilendirdiğine dair yeterli bir açıklama yapmamıştır.
34. Yukarıda belirtilenler ışığında Mahkeme, başvuranı PKK üyesi olmamakla birlikte PKK adına suç işlemekten mahkum ederken yargılama mahkemesinin söz konusu suçun ciddiyeti ve önemiyle orantılı gerekçeler sunmadığını ve bunun sonucunda başvurana altı yıl üç ay hapis cezası verildiğini, daha sonra bu cezanın üç yıl bir ay on beş gün hapis cezasına indirildiğini tespit etmiştir. Buna göre Mahkeme başvuranın söz konusu mahkûmiyetine ilişkin olarak yargılama mahkemesinin Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi uyarınca gerekçeli karar verme yükümlülüğünü yerine getirmediği sonucuna varmıştır.
35. Dolayısıyla, Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi ihlal edilmiştir.
36. Bu bulgular, başvuranın Sözleşme’nin 6. maddesi kapsamındaki şikayetlerinin geri kalanının kabul edilebilirliğini ve esasını incelemeyi gereksiz kılmaktadır.
SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
37. Başvuran 100.000 Avro maddi tazminat ve yerel mahkemeler önündeki masraf ve giderler bakımından 20.000 Türk lirası (söz konusu tarihteki döviz kuru bazında 2.929 Avro) talep etmiştir. Başvuran yerel mahkemeler önündeki yargılamalara ilişkin bir avukatlık sözleşmesi sunmuştur.
38. Hükümet, bu taleplere itiraz etmiştir.
39. Mahkeme, tespit edilen ihlaller ile ileri sürülen maddi zarar arasında herhangi bir illiyet bağı bulunmadığı kanısına varmış ve bu nedenle söz konusu talebi reddetmiştir.
40. Mahkeme, elinde bulunan belgeleri dikkate alarak, başvurana yansıtılabilecek tüm vergiler hariç olmak üzere, yerel mahkemeler önündeki masraf ve giderlerin karşılanması amacıyla başvurana 2.920 Avro ödenmesine hükmedilmesinin uygun olduğunu değerlendirmiştir.
41. Mahkeme, en uygun tazmin şeklinin başvuranın, eğer dilerse, Sözleşme’nin 6. maddesinin gerekliliklerine uygun olarak yeniden yargılanması olacağını tekrarlamıştır (bk. Süleyman / Türkiye, no. 59453/10, § 110, 17 Kasım 2020).
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,
Hükümetin başvuranın Sözleşme’nin 11. maddesi kapsamındaki şikayetine ilişkin olarak mağdur statüsüne sahip olmadığına ve başvuranın iç hukuk yollarını tüketmediğine ilişkin ilk itirazlarının reddine; Başvuranın 3713 sayılı Kanunun 7 § 2 maddesi uyarınca mahkum edilmesine ilişkin Sözleşme’nin 11. maddesi kapsamındaki şikayetinin ve Ceza Kanunu’nun 314 § 2 maddesi ile birlikte değerlendirildiğinde 220 § 6 maddesi uyarınca mahkum edilmesinde yerel mahkemelerin gerekçeli bir karar sunmamasına ilişkin Sözleşme’nin 6. maddesi kapsamındaki şikayetinin kabul edilebilir olduğuna; 3713 sayılı Kanunun 7 § 2 maddesi uyarınca mahkum edilmesinden dolayı Sözleşme’nin 11. maddesinin ihlal edildiğine; Ceza Kanunu’nun 314 § 2 maddesi ile birlikte değerlendirildiğinde 220 § 6 maddesi uyarınca mahkum edilmesinde yerel mahkemelerin gerekçeli bir karar sunmamasından dolayı Sözleşme’nin 6 § 1 maddesinin ihlal edildiğine; Başvuranın Sözleşme’nin 6. maddesi kapsamındaki şikayetlerinin geri kalanının kabul edilebilirliği ve esasının ayrı bir şekilde incelenmesine gerek olmadığına;(a) Davalı Devlet tarafından başvurana kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden davalı Devletin para birimine çevrilmek üzere, miktara yansıtılabilecek vergiler hariç olmak üzere, masraf ve giderler için 2.920 avro (iki bin dokuz yüz yirmi avro) ödenmesine;
(b) Yukarıda belirtilen üç aylık sürenin sona erdiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan marjinal kredi kolaylığı oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
Başvuranın adil tazmin talebinin geri kalan kısmının reddedilmesine karar vermiştir.İşbu karar İngilizce olarak tanzim edilmiş olup, Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77 §§ 2 ve 3. maddesi uyarınca 13 Haziran 2023 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Dorothee von Arnim Pauliine Koskelo
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan