AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
GARİPOĞLU/TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru no. 58764/09)
KARAR
STRAZBURG
15 Ekim 2019
İşbu karar kesinleşmiş olup; bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
Garipoğlu/Türkiye davasında,
Başkan,
Julia Laffranque,
Hâkimler,
Ivana Jelić,
Arnfinn Bårdsen,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla Komite halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
24 Eylül 2019 tarihinde yapılan kapalı müzakerelerin ardından,
Aynı tarihte kabul edilen aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Davanın temelinde, Mehmet Nida Garipoğlu (“başvuran”) adlı bir Türk vatandaşı tarafından, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesine uygun olarak, 14 Ekim 2009 tarihinde, Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine Mahkeme’ye yapılmış olan bir başvuru (no. 58764/09) bulunmaktadır.
2. Başvuran, Mahkeme önünde, Ankara Barosuna kayıtlı Avukat M. Feyzioğlu tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (“Hükümet”) kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Sözleşme’nin 5 § 4 maddesine ilişkin şikâyet, 22 Kasım 2018 tarihinde, Hükümete bildirilmiş ve başvurunun geriye kalan kısmı Mahkeme İç Tüzüğü’nün 54 § 3 maddesi uyarınca kabul edilemez bulunmuştur.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
Başvuran, 1959 doğumlu olup; İstanbul’da ikamet etmektedir. Başvuran, 27 Nisan 2009 tarihinde, avukatı nezaretinde ifadesi alındıktan sonra, cinayet işlediği şüphesiyle İstanbul Sulh Ceza Mahkemesi (“Sulh Ceza Mahkemesi”) tarafından tutuklanmıştır. Sulh Ceza Mahkemesi, 31 Ağustos 2009 tarihinde, dava dosyası üzerinden ve duruşma gerçekleştirmeksizin, başvuranın tutukluluğunun devamına karar vermiştir. Başvuran, 18 Mayıs 2009 ile 12 Kasım 2009 arasındaki farklı tarihlerde, tutuksuz yargılanma talebinde bulunmuştur. Sulh Ceza Mahkemesi, başvuranın taleplerini her seferinde dosya üzerinden, başvuranı dinlemeksizin reddetmiştir. Cumhuriyet savcısı, 17 Kasım 2009 tarihinde, İstanbul Ağır Ceza Mahkemesinde, başvuran hakkında kasten öldürmeye iştirak suçuyla bir iddianame düzenlemiştir. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, 26 Şubat 2010 tarihindeki ilk duruşmasında, başvuranı avukatı nezaretinde dinlemiş, başvuranın tahliye talebini reddetmiş ve tutukluluğunun devamına karar vermiştir.
10. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, 30 Nisan 2010 tarihinde, başvuranın tahliyesine karar vermiştir.
11. Başvuran, İstanbul Ağır Ceza Mahkemesinin kararıyla 18 Kasım 2011 tarihinde beraat etmiştir.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK VE UYGULAMA
12. İlgili iç hukuk ve uygulamaya ilişkin bilgiler, Altınok/Türkiye ( no. 31610/08, §§ 28-32, 29 Kasım 2011) kararında bulunabilir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. SÖZLEŞME’NİN 5 § 4 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
13. Başvuran, Sözleşme’nin 5 § 4 maddesine dayanarak, yargılama öncesi tutukluluğunun hukuka uygunluğunu inceleyen ilgili mahkeme huzuruna uzun bir süre boyunca çıkamadığından şikâyetçi olmuştur.
14. Hükümet, başvuranın tasarrufunda etkili iç hukuk yollarına sahip olduğunu ileri sürmüştür. Başvuranın, yargılama öncesi tutukluluğuna itiraz ettiği sırada mahkemelerin huzuruna çıkarılmadığı ile ilgili şikâyetleri konusunda, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (“CMK”) 141 § 1 (d) maddesi uyarınca, kanuna aykırı olan tutukluluktan dolayı tazminat davası açabileceğini belirtmiştir. Örneğin, Hükümet, somut başvuruyla konu bakımından aynı olan bir bireysel başvuruya ilişkin olarak Anayasa Mahkemesinin 29 Ocak 2019 tarihli kararına atıfta bulunmuştur. Söz konusu davada başvuran, yerel mahkemeler nezdinde CMK’nın 141 § 1 (d) maddesi uyarınca tazminat talebinde bulunmaya ilişkin başarısız teşebbüsün ardından Anayasa Mahkemesine başvuruda bulunmuştur. Hükümete göre, Anayasa Mahkemesinin davanın kabul edilebilir olduğu yönündeki tespiti, CMK’nın 141 § 1 (d) maddesi uyarınca sağlanan hukuk yolunun tazmin sağlayabilecek nitelikte olduğunun ilave bir göstergesiydi.
15. Mahkeme, söz konusu itirazı daha önce incelediğini ve benzer davalarda bunu reddettiğini gözlemlemektedir (bk., diğerlerinin arasında, CMK 141 § 1(d) maddesi ile ilgili olarak, Karaosmanoğlu ve Özden/Türkiye, no. 4807/08, §§ 39-45, 17 Haziran 2014; Seki/Türkiye, no. 44695/09, § 15, 21 Haziran 2016; Özcan /Türkiye [Komite], no. 4728/07, § 25, 10 Temmuz 2018).
Hükümet tarafından sağlanan Anayasa Mahkemesi içtihadı örneği ile ilgili olarak, Mahkeme, söz konusu kararın, 29 Ocak 2019 tarihinde, başvuranın tutukluluğunun sona erdirilerek serbest bırakılmasından neredeyse on yıl sonra ve beraatından sekiz yıl sonra kabul edildiğini kaydetmektedir. Bu nedenle, yerel mahkemeler tarafından başvuranın tutukluluğunun incelendiği sırada, söz konusu iç hukuk yolunun varlığının, sadece teoride değil, aynı zamanda pratikte de yeterince net olduğu sonucuna varıldığı ileri sürülemez. Dolayısıyla, Mahkeme, ileri sürülen iç hukuk yolunun etkililiği konusunda daha fazla değerlendirme yapmaksızın Hükümetin itirazını reddetmiştir.
16. Mahkeme bu şikâyetin Sözleşme’nin 35 § 3 maddesi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını kaydetmektedir. Mahkeme, ayrıca, şikâyetin kabul edilemez olduğuna ilişkin başka bir gerekçe de bulunmadığı kanısındadır. Dolayısıyla, söz konusu şikâyetin kabul edilebilir olduğu beyan edilmelidir.
17. Başvurunun esası konusunda ise Mahkeme, Erişen ve Diğerleri/Türkiye (no. 7067/06, 3 Nisan 2012) ve (yukarıda anılan) Karaosmanoğlu ve Özden davalarında daha önce benzer şikâyetleri incelediğini ve tutukluluğun incelendiği sırada mahkeme huzuruna çıkarılmama hususu ile ilgili olarak 5 § 4 maddesinin ihlal edildiği sonucuna vardığını kaydetmektedir. Mahkeme, söz konusu kararlarda, tutukluluğun hukuka uygunluğunu inceleyen mahkeme önüne iki ayı aşkın bir süre boyunca, yani yetmiş dört gün boyunca, (bk., yukarıda anılan Erişen ve Diğerleri, § 53) ve beş aydan fazla bir süre boyunca çıkılmamasının (bk., yukarıda anılan Karaosmanoğlu ve Özden, § 76) Sözleşme’nin 5 § 4 maddesinde öngörülen düzenli aralıklarla duruşma yapma gerekliliğiyle bağdaşmadığına karar vermiştir (ayrıca bk., Koçhan/ Türkiye [Komite], no. 3512/11, §§ 28- 32, 30 Ocak 2018).
18. Mahkeme, somut davada, başvuranın 27 Nisan 2009 tarihinde yapılan duruşmada bulunduğunu ve daha sonra 26 Şubat 2010 tarihinde yapılan ilk duruşmaya kadar on aydan fazla bir süre boyunca mahkeme huzuruna çıkarılmadığını kaydetmektedir. Mahkeme, bu süre zarfında, başvuranın bazı itirazlarının mahkemeler tarafından duruşma gerçekleştirilmeksizin incelendiğini gözlemlemektedir. Dolayısıyla Mahkeme, yukarıda belirtilen kararlarda yer alan tespitlerinden ayrılmasını gerektirecek herhangi bir durum görmemektedir ve başvuranın serbest bırakılma taleplerini inceleyen mahkemeler önüne on aydan fazla bir süre boyunca çıkarılmamasının, Sözleşme’nin 5 § 4 maddesinde öngörülen düzenli aralıklarla duruşma yapma gerekliliği ile bağdaşmadığı kanaatindedir.
19. Dolayısıyla, Sözleşme’nin 5 § 4 maddesi ihlal edilmiştir.
II. SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
A. Tazminat
20. Başvuran, 100.000 avro manevi tazminat talebinde bulunmuştur.
21. Hükümet bu taleplere itiraz etmiştir.
22. Mahkeme, somut davada tespit edilen Sözleşme ihlaliyle bağlantılı olarak başvuranın manevi zarara uğramış olduğu kanaatindedir. Hakkaniyet temelinde karar veren Mahkeme, başvurana manevi tazminat olarak 750 avro ödenmesine hükmetmiştir.
B. Masraflar ve giderler
23. Başvuran, masraf ve giderlere yönelik talepte bulunmamıştır. Bu nedenle, Mahkeme, herhangi bir miktar ödenmesine hükmetmemiştir.
C. Gecikme Faizi
24. Mahkeme, gecikme faizinin Avrupa Merkez Bankasının söz konusu dönem için geçerli olan marjinal faiz oranına üç puan eklenmek suretiyle elde edilecek oran üzerinden hesaplanmasını uygun görmektedir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE,
1. Başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar vermiştir.
2. Sözleşme’nin 5 § 4 maddesinin ihlal edildiğine;
3.
(a) Davalı Devlet tarafından, başvurana, üç ay içerisinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden davalı Devletin para birimine çevrilmek üzere, yansıtılabilecek tüm vergiler hariç olmak üzere, manevi tazminat olarak 750 avro (yedi yüz elli avro) ödenmesine;
(b) Yukarıda bahsi geçen üç aylık sürenin bittiği tarihten itibaren ödeme gününe kadar geçen sürede, yukarıda bahsedilen miktara, Avrupa Merkez Bankasının söz konusu dönem için geçerli olan marjinal faiz oranına üç puan eklenmek suretiyle elde edilecek oran üzerinden basit faiz uygulanmasına;
4. Başvuranın adil tazmin talebinin geri kalan kısmının reddedilmesine karar vermiştir.
İşbu karar, İngilizce olarak tanzim edilmiş olup, Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77 §§ 2 ve 3. maddesi uyarınca 15 Ekim 2019 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan Bakırcı Julia Laffranque
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan
Full & Egal Universal Law Academy