Olaylar – 18 Haziran 1997 tarihinde temizlikçi olan başvuran, çalıştığı hastane aleyhine dava açmış ve 1 Haziran 1994 ile emekli olduğu tarih olan 21 Mart 1997 tarihleri arasında kendisine ödenmediği iddia edilen ek ücret ve ödemeleri talep etmiştir. Temyiz mahkemesi 2001 yılının Temmuz ayında başvurana talep ettiği miktarın ödenmesine hükmetmiş; ancak kamu kurumlarının, sözleşmelerin ve zamanaşımlarının tutarlılığına ilişkin kanun hükmünde kararnamede öngörülen iki yıllık zamanaşımı süresi nedeniyle, 1 Haziran’dan 31 Aralık 1994’e kadarki taleplerinin zamanaşımına uğradığına karar vermiştir. Başvuran kararı temyiz etmiştir. Başvuran, diğer özel şahısların üçüncü taraflardan taleplerine uygulanabilen olağan zamanaşımı süresinin beş yıl olmasına karşın, çalışanların kamu kurumlarından taleplerine iki yıllık zamanaşımı süresi uygulanmasını haklı kılan herhangi bir gerekçe bulunmadığını iddia etmiştir. Başvuran, kamu kurumlarının maddi çıkarlarının, çalışanlarının aleyhine olacak şekilde, kendilerine ayrıcalıklı muamele gösterilmesini haklı kılamayacağını vurgulamıştır. Başvuranın temyiz talebi reddedilmiştir.
Hukuki Değerlendirme – Sözleşme’nin 14. Maddesiyle Bağlantılı Olarak 1 No’lu Protokolün 1. Maddesi: Başvuranın, temyiz mahkemesi tarafından zamanaşımına uğradığına karar verilen 1 Haziran ve 31 Aralık 1994 tarihleri arasındaki taleplerinin, 1 No’lu Protokolün 1. maddesinin ve bu madde ile güvence altına alınan mülkiyetin korunması hakkının kapsamına girmesi, Sözleşme’nin 14. maddesini uygulanabilir kılmak için yeterli olmuştur.
Başvuranın taleplerinin bir süre sınırına tabi tutulmuş olması, tek başına Sözleşme kapsamında herhangi bir konuyu gündeme getirmemiştir. Ayrıca bir devletin mülkiyet kullanımını denetim altına alabilmek için gerekli gördüğü yasaları genel çıkara uygun olarak uygulaması hususunda kuşku bulunmamıştır. Dolayısıyla kamu hukuku kurumları çalışanlarının talepleri, devlet hazinesi, kamu kaynaklarının etkili bir şekilde yönetilmesi ve kamu hizmetlerinin sürekliliği yararına düzenlemeleri haklı kılabilirdi. En üst düzey ulusal mahkemelere göre (Yargıtay, Yüksek İdare Mahkemesi ve Özel Yüksek Mahkeme) iki yıllık özel zamanaşımı süresinin hedefindeki kamu çıkarı özellikle, kamu hukuku kurumları tarafından ödenen maaşlardan kaynaklanan borçların hızlı bir şekilde ödenmesine yönelik ihtiyaçtı; ki bu borçların derhal ödenmesi kamu hukuku kurumlarının varlıklarının ve vatandaşların vergi ödemek suretiyle katkıda bulundukları maddi durumunun korunması için zorunluydu, . Hükümetin dayandığı savların genel ve soyut mahiyette olduğu Zouboulidis davasındaki durumun aksine somut davada, ibraz edilen bilgiler Hükümeti öngörülemeyen bir şekilde doğabilecek borçları karşılamak üzere kamu kaynaklarını bir kenara ayırmaya mecbur bırakan, olaydan yıllar sonra yapılan taleplerin ve ayrıca bu tür taleplerin Hükümet bütçesi üzerindeki olumsuz sonuçlarının tahmin edilemez olduğunu ortaya koymuştur. Bunlara ek olarak, bu türden taleplerin esasına ilişkin karar vermenin mahkemelerin görevi olduğu ve dava listelerindeki aşırı yükün daha da artması riskini doğuracağı yadsınamazdı.
Hukuk yollarına ilişkin usul kuralları, bu kurallar yerel yasal düzen tarafından verilen haklardan yararlanılmasını uygulamada imkânsız veya usulüne uygunsuz şekilde zor kılmadığı takdirde, düzenlemesi gereken, yerel yasal sistemdi. Mahkemenin görüşüne göre, iki yıllık zamanaşımı süresi Devlet çalışanlarının makamların kendilerine borçlu olduğu tüm maaş ve ücretleri mahkemeler aracılığıyla talep etmeleri imkânını usulüne aykırı şekilde kısıtlamamıştır. Mevcut davada başvuran, talebinin ortaya çıkışından sonraki iki yıl içerisinde hukuk yoluna başvurmaktan kendisini alıkoyacak veya caydıracak maddi unsurları belirtmemiştir.
Son olarak Zouboulidis davasının aksine, mevcut davada başvuranın şikâyetinin odağında öncelikli olarak, Devlet çalışanları ile özel sektör çalışanları veya Devletten alacaklı olan kişilere (kendi çalışanları hariç) gösterilen muamelede farklılık olduğu iddiası olmuştur. Söz konusu durumlar karşılaştırılabilir değildi: Devlet memurları ve özel sektör çalışanları arasında herhangi bir benzerlik yoktu. Diğer alacaklılar ise çoğunlukla Devletle yaptıkları anlaşmayla bağlantılı hizmetleri yerine getirirken devletle nadiren ilişki kuran ve devlet memurlarında olduğu gibi sürekli bir iş ilişkisine sahip olmayan tedarikçilerdi. Ayrıca Özel Yüksek Mahkeme bu iki çalışan ve işveren kategorisi arasındaki ilişkileri düzenleyen farklı yasal sistemler bulunduğunu vurgulamıştır. Bu, özellikle Anayasa uyarınca devlet memurlarının görevlerine son verilemeyeceği dikkate alındığında bilhassa alakalı olmuştur. Sistemdeki söz konusu farklılıklar özel sektör çalışanlarına, uyuşmazlıklarını mahkemeler önüne getirmeleri için daha uzun bir süre tanınmasını haklı kılabilirdi.
Sonuç olarak, kamu hukuku kurumlarının çalışanlarının talepleri için iki yıllık zamanaşımı süresini öngören özel hükümlerin uygulanması, mülkiyetin korunması ile kamu çıkarı gereklilikleri arasında adil bir denge kurulmasını engellememiştir.
Sonuç: ihlâl bulunmamaktadır (oybirliğiyle).
(Bk. Zouboulidis/Yunanistan (no. 2), 36963/06, 25 Haziran 2009, 120 sayılı Bilgi Notu)
Full & Egal Universal Law Academy