AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
GEDİKLİ / TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru no. 42413/09)
KARAR
STRAZBURG
16 Ocak 2018
İşbu karar nihaidir; fakat bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
Gedikli / Türkiye davasında,
Başkan,
Julia Laffranque,
Hâkimler,
Jon Fridrik Kjølbro,
Stéphanie Mourou-Vikström,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla Komite halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 19 Aralık 2017 tarihinde yapılan kapalı müzakereler sonucunda aynı tarihte aşağıdaki kararı vermiştir.
USUL
1. Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan davanın temelinde bir Türk vatandaşı olan Selviye Gedikli (“başvuran”) tarafından Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (“AİHM” veya “Mahkeme”), İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca, 20 Temmuz 2009 tarihinde yapılmış olan (42413/09 no’lu) başvuru bulunmaktadır.
2. Türk Hükümeti (“Hükümet”) Mahkeme önünde kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Sözleşme’nin 6. maddesi ve Sözleşme’ye Ek 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesi kapsamında, başvuranın lehine verilen bir kararın icrasını temin edememesine ilişkin olarak ileri sürülen şikâyet 23 Ocak 2017 tarihinde Hükümete bildirilmiş ve başvurunun geriye kalan kısmının Mahkeme İç Tüzüğü’nün 54 § 3 maddesine göre kabul edilemez olduğu beyan edilmiştir.
4. Hükümet, başvurunun bir Komite tarafından incelenmesine itiraz etmiştir. Mahkeme Hükümetin itirazını incelemiş ve reddetmiştir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
5. Başvuran 1957 doğumlu olup, Kocaeli’de ikamet etmektedir.
6. Başvuran, üçüncü bir tarafla yaşadığı bir uyuşmazlık sonrasında tazminat davası açmıştır.
7. Tuzla Asliye Hukuk Mahkemesi 12 Mart 2009 tarihinde başvurana 386.464,75 Türk lirası (yaklaşık 174.000 avro) tazminat ödenmesine hükmetmiştir. Kararın hüküm kısmında mahkeme, davalı tarafın Harçlar Kanunu uyarınca yargı harçları için 16.000 Türk lirası (yaklaşık 7.400 avro) ödemesi gerektiğini belirtmiştir. Buna uygun olarak mahkemenin yazı işleri müdürlüğü davalı tarafa ödeme emri göndermiştir. Ancak, herhangi bir ödeme yapılmamıştır.
8. Başvuran, icra takibinin başlatılabilmesi için kararın kendisine tebliğ edilmesini talep ettiği dilekçesini 18 Mayıs 2009 tarihinde ilk derece mahkemesinin yazı işleri müdürlüğüne sunmuştur. Aynı gün mahkeme, 492 sayılı Harçlar Kanunu’nun 28(1) (a) maddesi uyarınca davalı tarafça ödenmesi gereken yargı harçları ödenmediği takdirde ilamın tebliğ edilmesinin mümkün olmadığı gerekçesiyle başvuranın talebini reddetmiştir.
9. Bu nedenle başvuran, başvurunun yapıldığı tarihte, davalı tarafın ödemediği yargı harçlarını kendisi ödemeyi kabul etmediği müddetçe yukarıda anılan kararın icrasını temin etmek için icra takibi başlatamamıştır.
10. Somut başvurunun Mahkemeye sunulmasının ardından yerel mevzuat değiştirilmiştir (bk. aşağıdaki 11-13. par.) ve akabinde söz konusu karar başvurana tebliğ edilmiştir. Karar temyiz edilmemiş ve 17 Ekim 2012 tarihinde kesinleşmiştir. Başvuran, 5 Mart 2013 tarihinde borçlusu aleyhine icra takibi başlatmıştır. Başvuran ayrıca, 10 Nisan 2013 tarihinde icra müdürlüğünden borçlunun mallarına haciz konulmasını talep etmiştir. Dosyadaki belgelere göre, 14 Nisan 2017 tarihi itibarıyla, hala icrası temin edilmemiş olan borç, yerel mahkeme tarafından ödenmesine hükmedilen ilk tazminat miktarı ve bu miktara uygulanan yasal faiz ile birlikte 812.648,94 Türk lirası (yaklaşık 193.500 avro) olmuştur.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK VE UYGULAMA
11. Olayların gerçekleştiği tarihte Harçlar Kanunu’nun 28(1) (a) maddesi şu şekildeydi:
“Madde 28(1) - Nispi harçlarda ödeme zamanı
1 sayılı tarifede yazılı nispi harçlar aşağıdaki zamanlarda ödenir:
(a) Karar ve ilam harçlarının dörtte biri peşin, geri kalanı kararın tebliğinden itibaren iki ay içinde ödenir ... [Mahkemenin] karar ve ilam harcı ödenmedikçe ilgiliye ilam verilmez ...”
12. Anayasa Mahkemesi, 14 Ocak 2010 tarihinde verdiği kararla, 28(1) (a) maddesinin ikinci cümlesindeki hükmü iptal edilmiştir. Anayasa Mahkemesi, harcın, ilk derece mahkemesinin kararı ile davası kabul edilen ve söz konusu harçlardan muaf kılınan tarafça yatırılması şartına bağlanmasını mahkemeye erişim hakkına ve özellikle bir kararın icrasını temin etme hakkına aykırı olduğunu belirtmiştir. Bu bağlamda yüksek mahkeme, yürürlükten kaldırılan hükmün, söz konusu ana harçlara göre hesaplanan nisbi harçlara atıfta bulunduğuna dikkat çekmiştir.
13. Daha sonra, 2010 yılının Temmuz ayında 28(1) (a) maddesi değiştirilmiştir. Değişikliğin ardından ikinci cümle şu şekilde olmuştur:
“... Bakiye karar ve ilam harcının ödenmemiş olması, hükmün tebliğe çıkarılmasına, takibe konulmasına ve kanun yollarına başvurulmasına engel teşkil etmez.”
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. İLK İTİRAZLAR
14. Hükümet, başvuranın lehine verilen kararın icra edilmemesi ile ilgili şikâyetinin reddedilmesi gerektiğini iddia etmiştir. Bu bağlamda Hükümet, Harçlar Kanunu’nun 28(1) (a) maddesinin ikinci cümlesindeki hükmü iptal eden Anayasa Mahkemesi kararını takiben, 2010 yılının Temmuz ayında mevzuatın değiştirildiğini ve başvuranın böylece söz konusu kararın icrasını temin etme imkânının doğduğunu ifade etmiştir. Hükümet, iç hukukta yapılan değişikliklere dayanarak, Mahkemeden, başvuru hakkının kötüye kullanılması ve konu bakımından bağdaşmazlık (ratione materiae) gerekçeleriyle başvuruyu reddetmesini talep etmiştir.
15. Mahkeme ilk olarak, bir başvurunun, diğer gerekçelerin yanı sıra, kasıtlı olarak doğru olmayan olay ve olgulara dayandırılmış olması halinde, bireysel başvuru hakkının kötüye kullanılması nedeniyle reddedilebileceğini hatırlatmaktadır (bk. Akdivar ve Diğerleri/Türkiye [BD], 16 Eylül 1996, §§ 53-54, Karar ve Hükümler Derlemeleri 1996‑IV). Eksik ve bu nedenle yanıltıcı bilgilerin sunulması da, özellikle söz konusu bilgilerin davanın temeliyle ilgili olması ve bu bilgilerin paylaşılmamasına dair yeterli bir açıklamanın yapılmamış olması halinde, başvuru hakkının kötüye kullanılması anlamına gelebilir (bk. Hüttner/Almanya (k.k.), no. 23130/04, 9 Haziran 2006; Predescu/Romanya, no. 21447/03, §§ 25-26, 2 Aralık 2008; ve Kowal/Polonya (k.k), no. 2912/11, 18 Eylül 2012). Mahkeme önündeki yargılamalar sırasında yeni ve önemli gelişmelerin meydana gelmesi halinde ve Mahkeme İç Tüzüğü’nün 47 § 7 maddesinin açıkça gerektirmesine rağmen başvuranın söz konusu bilgileri Mahkemeye açıklamaması ve böylece Mahkemenin olaylar konusunda tam bilgi sahibi olarak davayı karara bağlamasına engel olması halinde de aynı durum geçerli olmaktadır. Ancak, bu tür durumlarda dahi, başvuranın Mahkemeyi yanıltma kastının yeterince kesin bir şekilde ortaya konması gerekmektedir (bk. Al-Nashif/Bulgaristan, no. 50963/99, § 9, 20 Haziran 2002; Melnik/Ukrayna, no. 72286/01, §§ 58-60, 28 Mart 2006; Nold/Almanya, no. 27250/02, § 87, 29 Haziran 2006).
16. Mahkeme, itiraz konusu yerel mahkeme kararının 2009 yılının Mart ayında ilk derece mahkemesi tarafından verildiğini ve mevcut başvurunun Mahkemeye 20 Temmuz 2009 tarihinde, yani iç hukukta yapılan değişikliklerin öncesinde sunulduğunu kaydetmektedir. Başvuran, lehine verilen kararın bir nüshasının kendisine verilmesinin yerel mahkemece reddedilmesinden ötürü, 2009 yılının Mart ayından 2010 yılının Temmuz ayına kadar, diğer bir deyişle yaklaşık on altı ay boyunca söz konusu kararın icrasını temin edememiştir (bk. Sevgül Altıparmak/Türkiye, no. 27023/06, § 25, 20 Temmuz 2010).
17. Yukarıdaki hususların ışığında Mahkeme, başvuranın başvuru hakkını kötüye kullandığının değerlendirilemeyeceği ve ayrıca, iddia edilen ihlalin mağduru addedilmeye devam edilebileceği kanaatindedir. Dolayısıyla Mahkeme, Hükümetin ilk itirazlarını reddetmiştir.
II. SÖZLEŞME’NİN 6. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
18. Başvuran, Sözleşme’nin 6. maddesine dayanarak, kendi lehine verilen kararın icrasını, yerel mahkemenin söz konusu ilamı kendisine vermeyi reddetmesi nedeniyle temin edemediğinden şikâyet etmiştir.
19. Hükümet bu argümana itiraz etmiştir.
20. Mahkeme bu şikâyetin Sözleşme’nin 35 § 3 (a) maddesi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve ayrıca, başka herhangi bir gerekçe ile kabul edilemez olmadığını kaydetmektedir. Dolayısıyla, şikâyetin kabul edilebilir olduğu beyan edilmelidir.
21. Mahkeme, Sözleşme’nin 6 § 1 maddesinin herkese, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili olarak, bir mahkeme tarafından davasının görülmesini isteme hakkı verdiğini ve böylelikle, hukuki konularda mahkemelerde dava açma hakkı anlamına gelen erişim hakkının bir yönünü teşkil ettiği “mahkemeye gitme hakkını” da çerçevesi içine aldığını hatırlatmaktadır. Ancak, Sözleşme’ye Taraf Devletlerden birinin iç hukuk sistemi, nihai ve bağlayıcı bir kararın, taraflardan birinin zararına geçersiz kalmasına izin verirse, bu hak aldatıcı olacaktır. Bu nedenle, herhangi bir mahkemenin verdiği bir kararın icrası, Sözleşme’nin 6 § 1 maddesinin amaçları doğrultusunda, “yargılamanın” ayrılmaz parçası olarak değerlendirilmelidir (bk. Hornsby/Yunanistan, 19 Mart 1997, § 40, Derlemeler 1997-II, ve Ülger/Türkiye, no. 25321/02, § 38, 26 Haziran 2007).
22. İcra takibinin yargılamanın ayrılmaz bir parçasını teşkil etmesinden dolayı, Mahkeme, “medeni hak ve yükümlülüklerin” belirlenmesi amacıyla ilk derece ve temyiz mahkemelerine erişimin yanı sıra (bk. Kreuz/Polonya, no. 28249/95, §§ 53-54, AİHM 2001 VI), icra takibine erişim hakkının da mahkemeye gitme hakkı tarafından eşit derecede korunduğu kanısındadır (bk. yukarıda anılan Ülger, § 39).
23. Somut davada Tuzla Asliye Hukuk Mahkemesi’nin verdiği kararla başvurana tazminat ödenmesine hükmedilmiştir. Ancak başvuran, yerel mahkeme tarafından davalı tarafa yüklenen yargı harçları ödenmediğinden, söz konusu kararın icrasını temin edememiştir.
24. Mahkeme bu bağlamda, mahkemeye erişim hakkının mutlak olmadığını ve bazı kısıtlamalara tabi tutulabileceğini yinelemektedir. Mahkemeye erişim hakkı özü itibariyle Devlet tarafından düzenleme yapılmasını gerektirdiğinden bu kısıtlamalara zımnen izin verilir. Ancak Mahkeme uygulanan kısıtlamaların, hakkın özünün zedeleneceği şekilde veya derecede, kişiye sunulan erişimi kısıtlamadığı veya azaltmadığı konusunda ikna olmalıdır. Ayrıca bir kısıtlamanın meşru bir hedef izlememesi ve izlenen yöntemler ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir orantılılık ilişkisi bulunmaması durumunda; bu kısıtlama Sözleşme’nin 6 § 1 maddesine uygun olmayacaktır (bk. Apostol/Gürcistan, no. 40765/02, § 57, AİHM 2006 XIV, ve yukarıda anılan Ülger, § 41).
25. Mahkeme ayrıca bir kişinin mahkemeye erişim hakkından faydalanıp faydalanmadığını belirlemek amacıyla, talep edilen miktarların, başvuranın bunları ödeme gücü ve söz konusu kısıtlamanın uygulandığı yargılama evresi de dâhil olmak üzere, belirli bir davanın kendine özgü koşulları ışığında değerlendirilmesi gerektiğini yinelemektedir (bk. yukarıda anılan Apostol, § 59).
26. Mahkeme, Harçlar Kanunu’nun 28 (1)(a) maddesine dayanan yerel mahkemenin, başvurana finansal bir yükümlülük yüklediğini kaydetmiştir. Bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi, başvuranın tazminat taleplerine ilişkin karara ve sonrasındaki icra takibine erişimini engellemiştir. Bu nedenle, diğer tarafça üstlenilmesi gereken ve icra aşamasında başvurana yüklenen söz konusu yükümlülük, tamamen finansal mahiyetteki bir kısıtlama teşkil etmiştir ve bu nedenle adaletin menfaati açısından katı bir inceleme gerektirmektedir (bk. yukarıda anılan Apostol, § 60, ve Osman Yılmaz/Türkiye, no. 18896/05,§ 41, 8 Aralık 2009). Mahkeme bu bağlamda Anayasa Mahkemesinin 28. maddesinin 1. fıkrasının a bendinin ikinci cümlesinde yer alan hükmü yürürlükten kaldıran 14 Ocak 2010 tarihli kararını dikkate almaktadır. Mahkeme söz konusu hükmün, davası kabul edilen ve karar uyarınca bu tür masraflardan hukuken sorumlu olmayan tarafa mahkeme harçlarını ödeme yükümlülüğü yüklemesinden dolayı, yüksek mahkeme tarafından mahkemeye erişim hakkına uygun bulunmadığını kaydetmektedir.
27. Ayrıca Mahkeme Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi kapsamındaki etkin hakları güvence altına alma yükümlülüğünün yerine getirilmesinin, yalnızca müdahalede bulunulmaması anlamına gelmeyeceğini; aynı zamanda Devlet açısından pozitif bir eylemde bulunulmasını gerektirebileceğini yinelemektedir (bk. yukarıda anılan Kreuz, § 59). Devlet başvurana mahkeme masraflarını karşılaması konusunda tam sorumluluk vererek kararların icrası bakımından hem hukuken hem de uygulamada etkin olan bir sistem oluşturma konusundaki pozitif yükümlülüğünden kaçınmıştır (bk. Fuklev/Ukrayna, no. 71186/01, § 84, 7 Haziran 2005, ve yukarıda anılan Osman Yılmaz, § 42). Bu nedenle, mevcut davada yargı harçlarının ödenmesi ile mevcut görev için gerekli olan çalışma, diğer deyişle başvurana yalnızca kararın bir nüshasının verilmesi arasındaki makul orantılılık ilişkisine dikkat edilmelidir.
28. Dolayısıyla Mahkeme, kararın bir nüshasını alamadan önce başvuranı harçları ödemekten sorumlu tutmanın, başvuran üzerinde aşırı bir yük teşkil ettiğini ve mahkemeye erişim hakkının özünü zedeleyecek ölçüde bir kısıtlamaya tabi tutulduğunu tespit etmiştir.
29. Dolayısıyla, Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi ihlal edilmiştir.
III. SÖZLEŞME’YE EK 1 NO’LU PROTOKOL’ÜN 1. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
30. Başvuran, Sözleşme’ye Ek 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesine dayanarak, kararın icra edilmemesinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı hakkını ihlal ettiğini iddia etmiştir.
31. Hükümet bu iddiaya itiraz etmiştir.
32. Mahkeme bu şikâyetin Sözleşme’nin 35 § 3 (a) maddesi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve ayrıca, başka herhangi bir gerekçe ile kabul edilemez olmadığını kaydetmektedir. Dolayısıyla, şikâyetin kabul edilebilir olduğu beyan edilmelidir.
33. Mahkeme bir “talebin” 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi anlamında eğer icra edilebilirliği yeterli şekilde ortaya konulabildiyse “mülkiyet” teşkil edebileceğini yineler (bk. Burdov/Rusya, no. 59498/00, § 40, AİHM 2002-III). Tuzla Asliye Hukuk Mahkemesi’nin başvuranın açtığı tazminat davası hakkında verdiği karar, başvurana icrası mümkün bir hak sağlamıştır.
34. Başvuranın ilgili kararın icra edilmesini sağlayamaması, Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesinin ilk cümlesinde öngörüldüğü şekilde, mal ve mülk dokunulmazlığına saygı hakkına yönelik bir müdahale teşkil etmiştir (bk. yukarıda anılan Ülger, §§ 49-50, ve Çakır ve Diğerleri/Türkiye, no. 25747/09, §§ 24-26, 4 Haziran 2013).
35. Söz konusu müdahale bakımından herhangi bir gerekçe bulunmaması nedeniyle, Mahkeme Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmıştır.
IV. SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
A. Tazminat
36. Başvuran maddi tazminat olarak 750.000 avro ve manevi tazminat olarak 500.000 avro talep etmiştir.
37. Hükümet bu taleplere itiraz etmiştir.
38. Mahkeme tespit edilen ihlal ile iddia edilen maddi zarar arasında herhangi bir illiyet bağı görmediğinden, bu talebi reddetmiştir. Bununla birlikte Mahkeme, başvurana manevi tazminat olarak 1.000 avro ödenmesine hükmetmiştir.
B. Masraf ve giderler
39. Başvuran, talebini destekleyen herhangi bir delil sunmadan, Mahkeme önünde oluşan masraf ve giderleri için toplam 3.295 avro talep etmiştir.
40. Hükümet bu talebe itiraz etmiştir.
41. Mahkeme, İç Tüzüğü’nün 60 § 2 maddesi uyarınca, adil tazmine ilişkin tüm taleplerin kalemlere ayrılması ve ilgili destekleyici belgelerle birlikte sunulması gerektiğini yineler. Başvuran, somut davada masraf ve giderlerine ilişkin talebini kanıtlamak üzere herhangi bir belge ibraz etmemiştir. Başvuranın yukarıda belirtilen şarta uymadığını göz önünde bulundurarak Mahkeme, masraf ve giderler için ödeme yapılmamasına hükmetmiştir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE,
1. Başvurunun kabul edilebilir olduğuna;
2. Sözleşme’nin 6. maddesinin ihlal edildiğine;
3. Sözleşme’ye Ek 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edildiğine;
4. (a) Davalı Devlet tarafından, başvurana, kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden davalı Devletin ulusal para birimine çevrilmek ve miktara yansıtılabilecek vergiler hariç olmak üzere, manevi tazminat olarak 1.000 avro (bin avro) ödenmesine;
(b) Yukarıda bahsi geçen üç aylık sürenin bittiği tarihten itibaren, ödeme gününe kadar, yukarıda bahsedilen miktara, Avrupa Merkez Bankasının söz konusu dönem için geçerli olan marjinal faiz oranına üç puan eklenmek suretiyle elde edilecek oranda basit faiz uygulanmasına;
5. Başvuranın adil tazmine ilişkin diğer taleplerinin reddedilmesine karar vermiştir.
İşbu karar, İngilizce olarak tanzim edilmiş ve Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77 §§ 2 ve 3. maddesi uyarınca 16 Ocak 2018 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan BakıcıJulia Laffranque
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan
Full & Egal Universal Law Academy