AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
GENÇ VE DEMİRGAN / TÜRKİYE
(Başvuru No. 34327/06 ve 45165/06)
KARAR
STRAZBURG
10 Ekim 2017
İşbu karar, kesinleşmiştir ancak, bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
Genç ve Demirgan / Türkiye davasında,
Başkan
Julia Laffranque,
Yargıçlar
Jon Fridrik Kjølbro,
Stéphanie Mourou-Vikström
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla oluşturulan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), Komite olarak toplanarak, 5 Eylül 2017 tarihinde gerçekleştirilen müzakerelerin ardından, aynı tarihte aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan (34327/06 ve 45165/06 başvuru ) davanın temelinde, Türk vatandaşları olan Feride Genç, Mustafa Demirgan (Demircan) ve Yılmaz Acar’ın (‘‘başvuranlar’’), sırasıyla 28 Temmuz 2006 ve 19 Ekim 2006 tarihlerinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (‘‘Sözleşme’’) 34. maddesi uyarınca yapmış oldukları iki başvuru bulunmaktadır.
2. Başvuran, Mahkeme önünde İzmir Barosuna bağlı Avukat S. Özay tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (‘‘Hükümet’’), kendi yetkilisi tarafından temsil edilmiştir.
3. İç hukukta verilen kararların uygulanmamasına ve özel ve aile hayatlarına saygı gösterilmesi hakkına ilişkin olarak üç başvuran tarafından ileri sürülen şikâyetler, 11 Eylül 2014 tarihinde, Hükümete bildirilmiş ve başvuruların geri kalan kısmının kabul edilemez olduğuna karar verilmiştir.
4. Hükümet, 7 Temmuz 2017 tarihli yazıyla, başvuruların bir Komite tarafından incelenmesine itiraz etmiştir. Mahkeme, Hükümetin itirazını değerlendirdikten sonra reddetmiştir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
5. Başvuranlar, sırasıyla 1971, 1953 ve 1976 doğumludurlar ve İzmir’in Bergama ilçesinde yaşamaktadırlar.
A. 13 Mayıs 1997 tarihli Danıştay kararı
6. Daha sonra Normandy Madencilik A.Ş. ismini alan E.M. Eurogold Madencilik Şirketi (‘‘şirket’’), 16 Ağustos 1989 tarihinde, altın arama çalışmalarına başlamak için gerekli izni elde etmiştir. Ardından, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı tarafından bu şirkete, altın çıkarma işleminde siyanür kullanma izni verilmiştir.
7. Çevre Bakanlığı, 19 Ekim 1994 tarihinde, Ovacık altın madeni için şirkete işletme izni vermiştir.
8. İzmir İdare Mahkemesi, 2 Temmuz 1996 tarihinde, 19 Ekim 1994 tarihli iznin iptali için açılan davayı reddetmiştir. Danıştay, 13 Mayıs 1997 tarihinde ilk derece mahkemesinin kararını bozmuş ve iznin kaldırılması gerektiğine karar vermiştir. Danıştay, Devletin, yaşam hakkını ve sağlıklı bir çevreyi koruma yükümlülüğüne atıfta bulunarak, çevresel etki raporunda ve kendisine sunulan çeşitli uzman raporlarında açıklandığı üzere, madencilik faaliyetinin fiziksel, ekolojik, estetik, sosyal ve kültürel etkilerini değerlendirmiştir. Danıştay, bu raporların, sodyum siyanür kullanımının, yerel ekosisteme ve insan sağlığı ile güvenliğine teşkil ettiği riski ortaya koyduğunu belirtmiştir. Danıştay, sözkonusu faaliyet izninin, kamu yararına hizmet etmediği ve şirketin uygulamakta olduğu güvenlik önlemlerinin, böyle bir faaliyete katılan riskleri ortadan kaldırmaya yetmediği sonucuna varmıştır. İdare mahkemesi, 15 Ekim 1997 tarihinde, Danıştay kararına uygun olarak, Çevre Bakanlığı tarafından maden için izin verilen kararı iptal etmiştir. İzmir Valiliği, 27 Şubat 1998 tarihinde, madenin kapatılmasına karar vermiştir. Danıştay, 1 Nisan 1998 tarihinde, 15 Ekim 1997 tarihli kararı onamıştır.
B. Başbakanlık Müsteşarlığının genelgesi ve bu genelgenin adli denetimi için yapılan başvuru
9. Başbakanlık, 5 Nisan 2000 tarihinde madenle ilgili bir rapor hazırlamıştır. Raporda, Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu ("TÜBİTAK") tarafından hazırlanan raporun sonuçları, Çevre Bakanlığının olumlu görüşü ve Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliğinin bu türden bir yatırımın ekonomik önemini vurgulayan görüşü dikkate alınarak, şirketin aldığı ek önlemler göz önüne alındığında, madendeki faaliyetlere izin verilebileceği sonucuna varılmıştır.
10. İzmir İdare Mahkemesi, Başbakanlık tarafından yayımlanan raporun yargısal denetimi için ikinci ve üçüncü başvuranlar Mustafa Demirgan (Demircan) ve Yılmaz Acar da dâhil olmak üzere yirmi beş Bergama sakini tarafından yapılan başvuruyla ilgili olarak, 1 Haziran 2001 tarihinde, karar vermiştir. İdare mahkemesi, kendisine göre, iznin verilmesinin yolunu açan uygulanabilir idari bir karar teşkil eden raporun iptaline karar vermiştir. İdare mahkemesi, şirketin aldığı önlemlere rağmen, kesinleşmiş olan yargı kararlarının, söz konusu "risk ve tehdidin" altın madeninde sodyum siyanürün kullanılmasından kaynaklandığı ve bu risklerin yeni tedbirler uygulanarak önlenebilmesinin imkânsız olduğu sonucuna vardığını belirtmiştir. Aynı şekilde, ağır elementler ya da siyanür birikimine ilişkin riskin, yirmi ila elli yıl boyunca devam edebileceği ve bölge sakinlerinin, sağlıklı bir çevrede yaşama hakkını ihlal etmesinin muhtemel olduğu tespit edilmiştir. Buna göre, söz konusu kararın, nihai bir yargı kararının uygulanmamasına yol açabileceği ve bunun, hukukun üstünlüğü ilkesine uygun olmadığı sonucuna varılmasının uygun olduğuna karar verilmiştir.
11. Danıştay, 29 Mart 2006 tarihinde, ikinci ve üçüncü başvuranlar da dâhil olmak üzere on dokuz müşteki tarafından açılan davada verilen 1 Haziran 2001 tarihli kararı onamış ve Başbakanlık tarafından belirtilmeyen bir tarihte sunulan karar düzeltme talebini reddetmiştir.
C. Sağlık Bakanlığı tarafından verilen geçici çalışma izni ve bu iznin yargısal denetimi için yapılan başvuru
12. Bu arada, Sağlık Bakanlığı, 22 Aralık 2000 tarihinde, bir yıllık deneme süresi boyunca siyanürlü özütleme işlemine devam etmesine karar vermiştir. Şirket, 13 Nisan 2001 tarihinde, madencilik faaliyetlerine yeniden başlamıştır.
13. İzmir İdare Mahkemesi, 27 Mayıs 2004 tarihli bir kararda, birinci başvuran Feride Genç de dâhil olmak üzere on dört kişinin açtığı bir davada Sağlık Bakanlığı tarafından 22 Aralık 2000 tarihinde verilen geçici izin belgesinin iptal edilmesine karar vermiştir. İdare mahkemesi, özellikle, 13 Mayıs 1997 tarihli kararda altı çizilen risklerin, diğerleri arasında, altın madeninde sodyum siyanür kullanımına ve deprem bölgesinde bulunan bölgenin iklim koşullarına ve özelliklerine bağlı olduğu kanaatine varmıştır. İdare mahkemesi, bu risk ve tehditlerin, aynı filtreleme işlemine dayanan ek tedbirlerle giderilemeyeceğini belirtmiştir. İdare mahkemesi ayrıca, idari kararın aslında, kesinleşmiş bir yargı kararını değiştirmeyi amaçlaması sebebiyle, söz konusu iznin verilmesinin, hukukun üstünlüğü ilkesiyle bağdaşmadığı sonucuna varmıştır.
14. Danıştay, 20 Şubat 2005 tarihinde, 27 Mayıs 2004 tarihli kararı onamış ve Sağlık Bakanlığı tarafından 3 Nisan 2006 tarihinde sunulan karar düzeltme talebini reddetmiştir.
D. 29 Mart 2002 tarihli Bakanlar Kurulu kararı ve kararın yargısal denetimi için başvuru
15. Bakanlar Kurulu, 29 Mart 2002 tarihinde, Bergama (İzmir) ilçesi sınırları dâhilinde Ovacık ve Çamköy civarında bulunan ve Normandy Madencilik A.Ş. şirketine ait altın madeninin, faaliyetlerine devam edebileceğine ilişkin "bir prensip kararı" almıştır. Bu karar, kamuya açıklanmamıştır.
16. Danıştay, 23 Haziran 2004 tarihinde, ikinci ve üçüncü başvuranın da dâhil olduğu yirmi dört müştekinin açtığı davada, Bakanlar Kurulu kararının yürütmesinin durdurulmasını kararlaştırmıştır. Danıştay, altın madeninin işletilmesine izin veren çevresel etki değerlendirme raporunun daha önce yürürlükten kaldırılmış olmasından dolayı, Başbakanlık kararının yasalara aykırı olduğunu tespit etmiştir. Başbakanlık karara itiraz etmiştir.
17. İzmir Valiliği, 18 Ağustos 2004 tarihinde, 23 Haziran 2004 tarihli karara dayanarak, madenin kapatılmasına karar vermiştir.
18. Danıştay, 7 Ekim 2004 tarihinde, 23 Haziran 2004 tarihli kararı onamıştır.
19. Altın madeni, 20 Mayıs 2005 tarihinde, İzmir Valiliğinin aynı tarihli izniyle yeniden faaliyete geçmiştir.
20. Danıştay, 22 Mart 2006 tarihinde, Bakanlar Kurulu kararını iptal etmiş, bu karar Danıştay tarafından 21 Şubat 2008 tarihinde onanmıştır.
21. Dava dosyasında yer alan belgelere göre, 2006 ve 2012 yılları arasında, Bergama sakinleri tarafından idare mahkemeleri önünde birçok idari makama ve Normandy Madencilik A.Ş.’ye karşı birçok dava açılmıştır, bu davalardan bazıları halen derdesttir. Altın madeni en az 2014 yılına kadar faaliyette kalmıştır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. BAŞVURULARIN BİRLEŞTİRİLMESİ
22. Mahkeme, İçtüzüğün 42. maddesinin 1. fıkrasına uygun olarak, fiili ve hukuki benzerlikleri sebebiyle başvuruların birleştirilmesine karar vermiştir.
II. HÜKÜMETİN İTİRAZI
23. Hükümet, başvuranların temsilcisinin, birinci ve üçüncü başvuranları temsil ettiğine dair yetki belgelerini ibraz etmediğini ileri sürmüştür. Ayrıca başvuranlar, başvuru formlarında, olay ve olgular ile şikâyetlerini Mahkeme İçtüzüğünün 47. maddesine uygun olarak sunmamıştır. Bu nedenle Hükümet, İçtüzüğün 47. maddesinin gereklerini yerine getirmemekten dolayı Mahkeme’nin başvuruyu reddetmesini talep etmiştir.
24. Mahkeme, davalı Hükümet tarafından yapılan itirazı daha önce Öner Aktaş/Türkiye (no. 59860/10, § 29, 29 Ekim 2013), Yüksel/Türkiye ((kk), no. 49756/09, § 42, 1 Ekim 2013) ve T. ve A./Türkiye (no. 47146/11, § 41, 21 Ekim 2014) davalarında incelediğini ve itirazın reddedilmesine karar verdiğini yinelemektedir. Mahkeme, mevcut davada farklı bir sonuca ulaşılması için herhangi bir sebep bulunmadığı kanaatindedir. Üstelik, başvuranların temsilcisi, üç başvuranı da temsil ettiğini gösteren yetki belgelerini Mahkeme’ye ibraz etmiştir. Başvuranın bu konularla ilgili itirazlarının reddedilmesi gerekmektedir.
III. ÜÇÜNCÜ BAŞVURAN HAKKINDA
25. The Court üçüncü başvuran Yılmaz Acar’ın, Öçkan ve diğerleri/Türkiye (no. 46771/99, 28 Mart 2006) davasının başvuranları arasında bulunduğunu gözlemlemektedir. Mevcut davanın, iç hukukta Öçkan ve diğerleri davasından farklı yargılama konularına ilişkin olduğu doğrudur. Bununla birlikte, her iki başvurunun da esasen, adli makamların kararlarına rağmen Ovacık altın madeninin işletilmesi sebebiyle başvuranların Sözleşme’nin 2, 6, 8 ve 13. maddeleri tarafından güvence altına alınan haklarının ihlal edildiği iddiasıyla ilgili olduğu dikkate alındığında, Mahkeme, mevcut başvuruda ileri sürülen şikâyetlerin, Öçkan ve diğerleri davasında ileri sürülen şikâyetlerle esasen aynı olduğunu tespit etmektedir. Dolayısıyla Mahkeme, üçüncü başvuran Yılmaz Acar tarafından ileri sürülen bu başvurunun, Sözleşme’nin 35. maddesinin 2. fıkrasının b) bendine uygun olarak, kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
IV. SÖZLEŞME’NİN 8. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
26. Birinci ve ikinci başvuranlar, ulusal makamların Ovacık altın madenine işletme izni verme kararlarının, siyanürlü özütleme işleminin yetkilendirilmesinin ve buna ilişkin karar verme sürecinin, Sözleşme’nin 8. maddesi tarafından güvence altına alınan haklarını ihlal ettiğini iddia etmişlerdir.
27. Hükümet, bu iddiya itiraz etmiştir.
A. Kabul Edilebilirlik Hakkında
28. Mahkeme, bu şikâyetin, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını kaydetmektedir. Mahkeme diğer taraftan, başka herhangi bir kabul edilmezlik kriteriyle bağdaşmadığı kanaatindedir. Bu sebeple, şikâyetin kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekmektedir.
B. Esas Hakkında
29. Birinci ve ikinci başvuranlar, öncelikle, ulusal makamların, siyanürlü özütleme işlemini kullanan bir altın madenine işletme izni veren kararlarından şikâyet etmişlerdir. Ayrıca yargı kararlarında, özel ve aile hayatına saygı hakkına ilişkin bir riskin bulunduğu tespit edilmiştir. Bu bağlamda başvuranlar, iç hukukta verilen kararlara atıfta bulunmuşlardır. Başvuranlar ayrıca, altın madeni faaliyetlerinde tonlarca patlayıcı kullanıldığı ve bu durumun hatırı sayılır bir gürültü kirliliğine sebep olduğu hususu üzerinde durmuşlardır. Bunlara ek olarak, başvuranlar, yetkililerle yerel halk arasında uzun süredir devam eden, Devlet makamlarının nihai yargı kararlarını kasıtlı olarak reddetmesiyle tetiklenen hukuki ihtilafın, özel hayatlarını dayanılmaz hale getirdiğini iddia etmişlerdir.
30. Hükümet öncelikle, Mahkeme’nin Taşkın ve diğerleri/Türkiye (no. 46117/99, AİHM 2004‑X), Öçkan ve diğerleri (yukarıda anılan) ve Lemke/Türkiye (no. 17381/02, 5 Haziran 2007) davalarında verdiği kararların farkında olduğunu ileri sürmüştür. Bununla birlikte Hükümet, Ovacık altın madeninin yirmi yıl önce işletilmeye başlandığını ve madenin başvuranların Sözleşme’nin 8. maddesiyle güvence altına alınan haklarını olumsuz etkilediğini ispatlayamadıklarını kaydetmiştir. Hükümet, altın madeninin, yerel halkın tarım arazilerinin veya yeraltı su kaynaklarının sağlığı için bir tehlike oluşturduğunu gösteren hiçbir verinin bulunmadığını ileri sürmüştür.
31. Mahkeme, Taşkın ve diğerleri/Türkiye (yukarıda anılan, § 119), Öçkan ve diğerleri (yukarıda anılan, § 43) ve Lemke/Türkiye (yukarıda anılan, § 41) davalarında, idari makamların, hukukun üstünlüğüne tabi olan Hukuk Devleti’nin bir unsuru olduğunu ve yargının iyi yönetimi için bu unsurların çıkarlarının örtüştüğünü belirtmiştir. Yargı kararlarının idare tarafından yerine getirilmesinin reddedilmesi ya da geciktirilmesi durumunda, yargılama sürecinde kişiye tanınan güvencelerin varlık nedenlerini kaybetmektedir (bk. yukarıda anılan Taşkın ve diğerleri, § 124; yukarıda anılan Öçkan ve diğerleri, § 48 ve yukarıda anılan Lemke, § 42).
32. Mahkeme, mevcut davada, Danıştay’ın, 13 Mayıs 1997 tarihinde 19 Ekim 1994 tarihli kararı iptal ettiği kararda, Devlet’in yaşam hakkına ve sağlıklı bir çevrede yaşama hakkına ilişkin pozitif yükümlülüğünü ele aldığını gözlemlemektedir. Danıştay, altın madeninin coğrafi konumu ve bölgenin jeolojik özellikleri nedeniyle işletme izninin genel menfaate katkıda bulunmadığını ve kendisine sunulan raporlarda sodyum siyanür kullanılmasının yerel ekosistem ile insan sağlığı ve güvenliği için tehlike teşkil ettiğinin ileri sürüldüğünü belirtmiştir (bk. yukarıdaki 8. paragraf). Ovacık altın madeninin, 27 Şubat 1998 tarihinde, yani Danıştay’ın kararının verilmesinden on ay sonra ve yetkililere bildirilmesinden dört ay sonra kapatılmasına karar verilmiştir.
33. Mahkeme ayrıca, Sağlık Bakanlığı’nın, 22 Aralık 2000 tarihinde, Danıştay’ın yukarıda belirtilen kararına rağmen, 13 Nisan 2001 tarihinde maden işletmeciliğini yeniden başlatan şirkete, madende siyanürlü özütleme işlemine devam yetkisi verdiğini gözlemlemektedir (bk. yukarıdaki 12. paragraf). Dahası, Bakanlar Kurulu, kamuoyuna açıklanmamış bir kararla, 29 Mart 2002 tarihinde altın madeninde üretimin devam etmesine izin vermiştir (bk. yukarıdaki 15. paragraf ve yukarıda anılan Taşkın ve diğerleri, § 75).
34. Mahkeme, Bergama sakinleri atarafından açılan Başbakanlık, Sağlık Bakanlığı ve Bakanlar Kurulu kararlarına karşı açılan davaların sonucunda, adli makamların birinci ve ikinci başvuranlar lehinde karar verdiğini kaydetmektedir. Başvuranlar, altın madeninde sodyum siyanür kullanılmasına bağlı risklere ve altın madeninin işletilmesine izin veren çevresel etki değerlendirme raporunun göz ardı edilmesine ilişkin olarak Danıştay’ın 13 Mayıs 1997 tarihli kararına atıfta bulunmuşlardır (bk. yukarıdaki 10., 11., 13., 14 ve 16. paragraflar).
Diğer taraftan idari makamlar, Danıştay’ın, altın madeninin faaliyet göstermeye devam edebileceğine ilişkin Bakanlar Kurulu kararının yürütmesinin durdurulmasına karar vermesine rağmen, 20 Mayıs 2005 tarihinde, altın madenini işletme izni vermiştir. Üstelik, 1 Haziran 2001, 27 Mayıs 2004 ve 22 Mart 2006 tarihli yargı kararlarının kesinleşmesinden sonra bile altın madeninin işletilmesine devam edilmiştir.
35. Dolayısıyla, Türk mevzuatının sağladığı usuli güvencelere ve bu teminatların yargısal kararlarla gerçekleştirilmesine rağmen, başvuranlar bakımından idari makamlar, bu kararları, herhangi bir yararlı etkiden mahrum bırakmıştır (bk. yukarıda anılan Taşkın ve diğerleri, § 125, yukarıda anılan Öçkan ve diğerleri, § 49 ve yukarıda anılan Lemke, § 45). Bu nedenle Mahkeme, davalı Devletin, Sözleşme’nin 8. maddesini ihlal ederek, başvuranların özel ve aile hayatına saygı hakkına ilişkin yükümlülüğünü yerine getirmediğini tespit etmektedir.
Sonuç olarak bu hüküm, ihlal edilmiştir.
V. SÖZLEŞME’NİN 6. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
36. İkinci ve üçüncü başvuranlar, yetkililerin, idare mahkemelerinin kararlarına uymayı reddetmesinin, kendilerinin medeni haklarının belirlenmesine ilişkin etkin koruma hakkını ihlal ettiğini iddia etmiştir.
37. Hükümet, bu iddiaya itiraz etmiştir.
A. Kabul Edilebilirlik Hakkında
38. Hükümet, başvuranların iddialarını sadece, özellikle yakınlarında bulunmayan olası ve varsayımsal bir risk üzerine dayandığı göz önüne alındığında, mevcut davada Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrasının uygulanamayacağını ileri sürmüştür. Sonuç olarak, başvuranların şikâyeti, söz konusu hüküm anlamında, ‘‘medeni hak ve yükümlülüklere’’ ilişkin değildir. Hükümet ayrıca, diğerleri arasında (inter alia) kararların icra edilmemesine ilişkin başvurularla ilgili olarak, 6384 sayılı Kanun uyarınca Tazminat Komisyonu’nun kurulduğunu ileri sürmüştür. Hükümet, başvuranların tazminat talebiyle bu Komisyona başvurmadığını ve iç hukuk yollarını tüketmediklerini belirtmiştir.
39. Başvuranlar, Sözleşme’nin 6. maddesinin kabul edilebilirliğiyle ilgili herhangi bir ibrazda bulunmamışlardır. Başvuranlar, iç hukuk yollarının tüketilmesine ilişkin olarak Hükümet tarafından ileri sürülen görüş hakkında kendileri için erişilebilir olan her türlü hukuk yolunu tükettiklerini iddia etmişlerdir.
40. Mahkeme, mevcut davada Sözleşme’nin 6. maddesinin uygulanamayacağına ilişkin olarak ileri sürülen Hükümet itirazının, daha önce Taşkın ve diğerleri (yukarıda belirtilen, §§ 128-134) davasında da Hükümet tarafından ileri sürüldüğünü ve incelenerek reddedildiğini ve Öçkan ve diğerleri (yukarıda belirtilen, § 52) davasında da aynı sonucu yinelediğini kaydetmektedir. Mahkeme, yukarıda belirtilen davalarda varılandan farklı bir sonuca ulaşmak için herhangi bir sebep görmemekte ve Hükümetin itirazını reddetmektedir. Sonuç olarak Sözleşme’nin 6. maddesi somut olayda uygulanabilir durumdadır.
41. Mahkeme, Hükümetin, başvuranların iç hukuk yollarının tüketmediğine ilişkin itirazıyla ilgili olarak, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin, yargılama sürecinin uzunluğu ve yargı kararlarının uygulanmaması veya ertelenmesi ile ilgili olarak, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine Yapılmış Bazı Başvuruların Tazminat Ödenmek Suretiyle Çözümüne Dair 6384 sayılı Kanunu yasalaştırdığını dikkate almaktadır. 6384 sayılı Kanun, Sözleşme’ye dair şikâyetleri hakkında şahıslarla anlaşarak tazminat ödenmesi için yetkilendirilen Tazminat Komisyonunun kurulmasını sağlamıştır (bk. Sayan/Türkiye (kk), no. 49460/11, § 22, 14 Haziran 2016). Mahkeme, 6384 sayılı Kanunla kurulan başvuranların Tazminat Komisyonuna başvurabileceği kanaatindedir. Bununla birlikte, mevcut davanın koşullarında, başvuranlara tazminat verilmesi, başvuranların Sözleşme’ye ilişkin şikâyetlerinde yeterli bir telafi teşkil etmeyecektir çünkü başvuranların şikâyetleri, Ovacık altın madeninin faaliyetinin durdurulması için bağlayıcı olan nihai yargı kararlarının uygulanmamasıyla ilgilidir (bk. Okyay ve diğerleri/Türkiye (kk), no. 36220/97, 17 Ocak 2002). Bunun yanı sıra, Türk Hükümeti, Tazminat Komisyonu’na yapılan başvurunun, ulusal mahkemelerin işletme iznini iptal ettiği bir altın madeninin veya benzeri bir madencilik ya da sanayi faaliyetlerinin durdurulmasına yol açtığını gösteren herhangi bir karar ibraz etmemiştir. Mahkeme, buna karşın, başvuranlardan, 6384 sayılı Kanunla kurulan Tazminat Komisyonuna başvurmalarının istenmediğini tespit etmektedir. Dolayısıyla Mahkeme, Hükümetin bu bağlamda ileri sürdüğü itirazı reddetmektedir.
42. Mahkeme, bu şikâyetin, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını kaydetmektedir. Ayrıca söz konusu şikâyetin, herhangi bir kabul edilemezlik kriteriyle bağdaşmadığı gerekçesiyle, kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekmektedir.
B. Esas Hakkında
43. Hükümet, idari makamların, idare mahkemelerinin kararlarına uymak niyetiyle, kararların verilmesinden sonra harekete geçtiğini belirtmiştir. Hükümet görüşünde, idari makamların, söz konusu yargı kararlarını uygulamadığı kanaatine varılamayacağı ileri sürülmüştür.
44. Başvuranlar, Hükümetin iddiasına itiraz etmişler ve altın madeninin, idare mahkemelerinin kararlarına rağmen faaliyette kaldığını, idare mahkemelerinin kararlarının uygulanmamasının, hukukun üstünlüğü ilkesi ile bağdaşmadığını ve Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrasının gereklerini ihlal ettiğini iddia etmişlerdir.
45. Mahkeme, idari makamların Ovacık altın madeninin işletilmesine izin verdiği kararların ve altın madeninde 13 Nisan 2001 ile 18 Ağustos 2004 tarihleri arasında ve 20 Mayıs 2005 tarihinden itibaren üretimin sürdürülmesinin, idare mahkemelerinin bıkmadan vurguladığı gibi yargı kararlarını çiğnemek anlamına geldiğini kaydetmektedir. Mahkeme’ye göre, bu türden bir durum, hukukun üstünlüğü ve yasal kesinlik ilkesine dayanan hukuk devleti ilkesini olumsuz etkiler (bk. yukarıda anılan Taşkın ve diğerleri, § 136 ve Okyay ve diğerleri/Türkiye, no. 36220/97, § 73, AİHM 2005‑VII).
46. Mahkeme, yukarıda yapılan değerlendirmeler ışığında, ulusal makamların, İzmir İdare Mahkemesi ve Danıştay tarafından 1 Haziran 2001, 27 Mayıs 2004, 23 Haziran 2004 ve 22 Mart 2006 tarihinde verilen karar ve hükümlere makul bir süre içerisinde uymadığı ve uygulamadığı kanaatindedir. Dolayısıyla bu durum, Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrasının herhangi bir faydalı etkiden yoksun kalmasına sebep olmuştur.
Sonuç olarak Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrası ihlal edilmiştir.
VI. SÖZLEŞME’NİN 2. VE 13. MADDELERİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
47. İkinci ve üçüncü başvuranlar, Sözleşme’nin 2. ve 13. maddelerine dayanarak, ulusal makamların, siyanürleme yöntemiyle altın madeni işletilmesine izin vermelerinin ve bu makamların idare mahkemelerinin verdiği kararlara uymayı reddetmelerinin, sırasıyla yaşam haklarını ve etkili başvuru haklarını ihlal ettiğini ileri sürmektedirler.
48. Mahkeme, bu şikâyetlerin özü itibariyle yukarıda değerlendirilen Sözleşme’nin 8. maddesi ile 6. maddesinin 1. fıkrası açısından sunulan şikâyetlerle aynı olduklarını tespit etmektedir. Dolayısıyla Mahkeme, bu şikâyetleri, ileri sürülen hükümler açısından ayrıca incelemeye gerek olmadığı kanaatindedir (bk. yukarıda anılan Taşkın ve diğerleri, §§ 139 ve 140).
VII. SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
49. Sözleşme’nin 41. maddesi gereğince:
‘‘ Şayet Mahkeme, bu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Taraf’ın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarını ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder. ‘‘
50. Birinci ve ikinci başvuranların her biri, maddi ve manevi tazminat olarak 25.000 avro (EUR) ve 50.000 avro (EUR) talep etmiştir. Birinci ve ikinci başvuranlar ayrıca, Mahkeme önünde yapmış oldukları masraf ve harcamalar için toplam 178.750 avro (EUR) talep etmişlerdir. Bununla birlikte söz konusu başvuranlar, masraf ve harcamalar bağlamında kanıtlayıcı bir unsur sunmamışlardır.
51. Hükümet, bu taleplere itiraz etmiştir.
52. Mahkeme, başvuranların, maruz kaldıklarını iddia ettikleri maddi zarara dayanak olarak herhangi bir belge ibraz etmediklerini gözlemlemekte ve bu nedenle maddi tazminat taleplerini reddetmektedir. Diğer taraftan, hakkaniyete uygun olarak, başvuranların her birine 3.000 avro ödenmesine karar vermiştir.
53. Mahkeme, masraf ve giderlerle ilgili talepler bakımında, bir başvuranın, Mahkeme önünde yaptığı masraf ve harcamaların doğruluğunu, gerekliliğini ve oranlarının makul niteliğini ispatlaması halinde, söz konusu giderlerin başvurana geri ödenebileceğini yinelemektedir. Mevcut davada, yukarıda belirtilen kriteri ve başvuranların, Mahkeme önünde yapmış oldukları masraf ve giderler bakımından herhangi bir belge edememelerini dikkate alarak, Mahkeme, bu bağlamda herhangi bir miktar ödenmemesine karar vermiştir.
54. Mahkeme, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi faizlerine uyguladığı faiz oranına üç puan eklenerek elde edilecek oranı, gecikme faizi olarak uygulamanın uygun olduğu sonucuna varmaktadır.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE,
1. Başvuruların birleştirilmesine,
2. Birinci ve ikinci başvuranların Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrası ile 8. maddesi açısından ileri sürdükleri şikâyetlerin kabul edilebilir, üçüncü başvuranın şikâyetlerinin kabul edilemez olduğuna,
3. Birinci ve ikinci başvuranlar bakımından, Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrasının ihlal edildiğine,
4. Birinci ve ikinci başvuranlar bakımından, Sözleşme’nin 8. maddesinin ihlal edildiğine,
5. Birinci ve ikinci başvuranların Sözleşme’nin 2. ve 13. maddelerine ilişkin şikâyetlerinin, kabul edilebilirlik ve esas bakımından incelenmesine gere olmadığına,
6. (a) Davalı Devletin, üç ay içerisinde, ödeme tarihinde geçerli olan döviz kuru üzerinden davalı Devletin para birimine çevrilmek üzere, birinci ve ikinci başvuranların her birine, ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, manevi tazminat olarak 3.000 avro (üç bin avro) ödemesine;
(b) Bu miktarlara, söz konusu üç aylık sürenin bittiği tarihten başlayarak, ödemenin yapıldığı tarihe kadar, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
7. Geri kalan kısımla ilgili olarak, başvuranların adil tazmin taleplerinin reddedilmesine
karar vermiştir.
İşbu karar İngilizce dilinde tanzim edilmiş olup, İçtüzüğün 77. maddesinin 2. ve 3. fıkraları uyarınca, 10 Ekim 2017 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
Hasan BakırcıJulia Laffranque
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan
Full & Egal Universal Law Academy