Ghedir ve Diğerleri / Fransa– 20579/12 - 16.07.2015 tarihli Karar [V. Bölüm]
Olaylar –30 Kasım 2004 tarihinde, alkollü olan ve Fransa ulusal demiryolu şirketinin (SNCF) güvenlik görevlisine karşı saldırgan tutum sergileyen birinci başvuran, aralarında L.P., Y.F. ve O.D.B.’nin bulunduğu güvenlik görevlileri tarafından durdurulmuş ve kendisine sorular yöneltilmiştir. Direnmeden yakalanmış ve akabinde, söz konusu güvenlik görevlileri tarafından yere yatırılmış ve elleri arkasından kelepçelenip üst araması yapılmıştır. Başvuran, daha sonra en yakın polis merkezine götürülmüştür. Polis merkezine gidildiği sırada ve ulaşıldığında başvuran, mide bulantısından şikâyetçi olmuş ve araçtan polislerin yardımıyla indirilmiştir. Polis merkezi nezarethanesine konulduğunda, şuurunu kaybetmiş ve komaya girmiştir. Yapılan ilk müdahale sonrasında, hastaneye kaldırılmıştır. Subdural hematomun giderilmesi ve kafatası ve kaburgada yer alan kırıkların tedavisi amacıyla ameliyata alınmadan önce gerekli muayeneleri yapılmıştır.
Birinci başvuran, polis tarafından resmi olarak 20:15 ile 22:10 saatleri arasında gözaltında tutulmuştur.
Saat 20:40’ta durumdan haberdar edilen savcı, kamu yetkilisi olan kişi tarafından işlenen saldırı suçuna ilişkin olarak cürmü meşhut hükümleri kapsamında soruşturma açılması talimatını vermiştir. Başvuranın yakalanması olayına karışan veya o esnada orada bulunan güvenlik görevlileri ile polis memurları sorgulanmış; ancak birbiriyle çelişen ifadeler vermişlerdir. 2004 yılının Aralık ayında, L.P., Y.F. ve O.D.B. aleyhinde saldırı suçundan adli kovuşturma başlatılmasını talep edilmiş ve aynı gün söz konusu suçla isnat edilmişlerdir. Başvuranlar (mağdur, erkek kardeşi, annesi ve babası) avukatları yardımıyla yürütülen kovuşturmaya müdahil olmak için başvurmuşlardır.
2005 yılın Şubat ayı ile 2008 yılının Haziran ayı arasında, başvuran çeşitli rehabilitasyon merkezinde tedavi edilmiştir. Söz konusu merkezlerdeki tedavisi sona erdiğinde, kısmi daimi maluliyet derecesinin %95 olduğu belirtilmiştir. Günlük temel faaliyetlerini kendi başına yerine getiremeyen başvuran, tekerlekli sandalyeye mahkûm olmuş ve kendi başına mesleki faaliyet yürütemez hale gelmiştir.
2006 yılının Aralık ayında, birinci başvuranın sağlık durumunun kötüleşmesi dikkate alınarak, güvenlik görevlileri daimi maluliyete sebebiyet verecek şekilde saldırıda bulunma suçu ile itham edilmişlerdir. Bazı durumlarda sorgu hâkiminin talimatı ile bazı durumlarda ise bizzat sorgu hâkimi tarafından birçok tanığın ifadesine başvurulmuştur. Ancak, alınan tanık ifadeleri birbirileriyle tutarlılık göstermemiştir. Bilirkişiler tarafından raporlar düzenlenmesi istenilmiş ve alınan raporlarda da aynı şekilde çelişkiler ortaya çıkmıştır.
2010 yılının Şubat ayında, asliye hukuk mahkemesi sorgu hâkimi, birinci başvuranın beyninde meydana gelen hasarın, güvenlik güçleri tarafından durdurulup sorgulanmasından ve polis merkezine götürülmesinden önce meydana gelen olaylardan kaynaklandığı tespit edildiği için güvenlik güçleri hakkındaki davanın düşürülmesine karar vermiştir. Sorgu hâkimi, soruşturma aşamasında bu olaylara özgü koşulların net olarak aydınlatılamadığı veya sorumlu kişilerin tespit edilmesinin sağlanamadığı kanaatine varmıştır. Başvuranlar, davanın düşürülmesi kararına itirazda bulunmuş; ancak temyiz itirazları reddedilmiştir.
Hukuki Değerlendirme – Madde 3 (esas bakımından): Subdural hematom rahatsızlığından muzdarip olan ve bu nedenle bilincini kaybeden ve komaya giren birinci başvuran, süreklilik arz eden ciddi bir zarara maruz kalmış ve kendi başına günlük temel ihtiyaçlarını karşılayamaz hale gelmiştir. Bu sonuçlar, başvuranın maruz kaldığını iddia ettiği muamelenin, Sözleşme’nin 3. maddesi kapsamına girmesi için gerekli olan ağırlık derecesini aşmıştır.
Mevcut davanın koşulları, sadece birinci başvuranın polis tarafından gözaltında tutulduğu süreye ilişkin olmayıp aynı zamanda demiryolu şirketinin güvenlik görevlileri tarafından yakalandığı ve polis merkezine götürülmek üzere polis memurlarına teslim edildiği andaki koşullarla ilgilidir. Bu nedenle, Mahkeme, başvuranın iddialarının doğruluğunun, yeterince güçlü, açık ve tutarlı çıkarımların veya benzer aksi ispat edilmemiş fiili karinelerin bir arada var olmasıyla kanıtlanıp kanıtlanamadığını incelemiştir.
Başvuranın söz konusu yaralarının, güç kullanılarak yere yatırıldığı yakalanma süreci sonrasında polis tarafından gözaltında tutulduğu esnada da fark edilebilir olmasına rağmen, soruşturma aşamasında, başvuranın aldığı darbenin polis memurlarının eylemlerinden kaynaklanmış olabileceği ihtimali göz ardı edilmiştir. Bu nedenle başvuranın vücudundaki yaralar, yakalanmasından önce meydana gelmiş olaylara dayandırılmıştır.
Ancak, yürütülen soruşturmalarda yetkililer, bu olayların nelerden ibaret olduğunu tespit etmemişlerdir. Ayrıca, çeşitli bilirkişiler ise bu bağlamda çelişkili sonuçlara ulaşmışlardır. Buna ilaveten, demiryolu şirketi güvenlik görevlileri ile polis memurlarının verdiği ifadeler – ki bu ifadeler, son bilirkişi raporunun dayandığı keşif işlemi tek dayanağını oluşturmaktadır – görevliler birinci başvuranın yaralanması hususunda birbirlerini suçladıkları için çelişkiler içeriyordu. Bazı polisler, verdikleri ifadeleri soruşturma aşamasında önemli ölçüde değiştirmişlerdir. Mahkeme; polis tarafından gözaltında tutulduğu esnada ciddi yaralanmalara maruz kaldığı fark edilen kişinin saldırıya uğradığı iddiasına ilişkin olan bir davada, ilgililerin sessiz kalmasını ve verilen ifadelerle çelişkiler olmasını şaşırtıcı bulmuştur.
Son olarak, birinci başvuranın yakalanması esnasında güç kullanımının gerekçelendirilmesi hususunda da, farklı tanık ifadeleri arasında çelişkiler olduğu gözlemlenmiştir.
Bu nedenle, iç hukuk bağlamında yürütülen soruşturmalar, alınan bilirkişi raporları ile birinci başvuranın neden yakalandığı ve polise teslim edildiğine ve bunların meydana geldiği koşullara ilişkin ifadeler de birbiriyle çelişen ve karışıklığa neden olan delilleri beraberinde getirmiştir. Soruşturma Heyeti tarafından makul olduğu düşünülen birinci başvuranın yakalanmadan önce şiddet eylemine maruz kaldığı savı, davanın kendine özgü koşullarında inandırıcı olacak şekilde yeterli biçimde desteklenmemiştir.
Yukarıdaki tüm bu hususlar dikkate alındığında, Mahkeme, ulusal makamların birinci başvuranın polis tarafından gözaltında tutulduğu esnada belirtileri ortaya çıkmaya başlayan yaralarına ilişkin yeterli ve ikna edici açıklamalarda bulunmadığını gözlemlemiş ve bu bağlamda mevcut davada Sözleşme’nin 3. maddesinin ihlal edildiği çıkarımında bulunulabileceğine hükmetmiştir.
Sonuç: ihlal (oybirliğiyle)
Mahkeme, oybirliğiyle, iddia edilen suç tespit edilir edilmez hazırlık soruşturması başlatıldığını, bu soruşturma kapsamında çeşitli tanıkların ifadelerine başvurulduğunu ve olay yeri canlandırılmasının yapıldığını dikkate alarak, Sözleşme’nin 3. maddesinin usul bakımından ihlal edilmediğine hükmetmiştir. Bu bağlamda daha sonra, aynı şekilde adli soruşturma başlatılmış ve soruşturma kapsamında çok sayıda tedbir alınmıştır. Ayrıca, soruşturma kapsamında yapılan keşif işlemi temelinde hazırlanan nihai bilirkişi raporunun, gerçeğin ortaya çıkarılması gereklilikleri bağlamında haklı gerekçelere dayalı olduğu anlaşılmıştır. Son olarak, müdahil sıfatıyla şikâyetçi olan ve avukatı tarafından temsil edilen birinci başvuranın, soruşturma kapsamında daha fazla tedbir alınmasını talep etme ve davasını daha ileriye taşıma olanaklarına sahip olduğu dile getirilmiştir.
Madde 41: saklı tutulmuştur.
Full & Egal Universal Law Academy