AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
GKOUTAS VE GKOUNTA - TÜRKİYE KARARI
(Başvuru no. 8934/13)
KARAR
STRAZBURG
19 Kasım 2019
Bu karar kesindir. Bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
Gkoutas ve Gkounta - Türkiye davasında,
Başkan Julia Laffranque,
Yargıçlar Ivana Jelić,
Arnfinn Bårdsen,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla
Daire halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi 22 Ekim 2019 tarihinde gerçekleştirdiği kapalı oturumdaki müzakereler sonucunda,
Anılan tarihte aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan davanın temelinde, Yunan vatandaşı olan Ioannis Gkoutas ile Annita Gkounta’nın (“başvuranlar”) 21 Aralık 2012 tarihinde İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca yapmış oldukları başvuru (no. 8934/13) bulunmaktadır.
2. Başvuranlar, İstanbul Barosu’na bağlı Avukat R. Açıkbaş tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. 7 Haziran 2017 tarihinde, Sözleşme’ye Ek 1 no.lu Protokolün 1. maddesi uyarınca yapılan şikâyet Hükümete tebliğ edilmiş ve AİHM İçtüzüğü’nün 54 § 3 maddesi uyarınca, başvurunun kalan kısmının kabul edilemez olduğuna karar verilmiştir.
4. Yunan Hükümeti başvuruya müdahil olma hakkını kullanmıştır (Sözleşme’nin 36 § 1 maddesi ve AİHM İçtüzüğü’ünün 44 § 1 b) maddesi uyarınca).
5. Hükümet, başvurunun bir Komite tarafından incelenmesine itiraz etmiştir. Mahkeme, Hükümet’in itirazını değerlendirdikten sonra reddetmiştir. OLAY
I. DAVANIN KOŞULLARI
6. Başvuranlar sırasıyla 1963 ve 1975 doğumludur ve Selanik’te (Yunanistan) ikamet etmektedir.
7. 3 Haziran 1989 tarihinde, başvuranların Yunan vatandaşı olan dedesi Ioannis Gkountas-Gkoutas vefat etmiştir. Vefat ettiği tarihte, Cihangir’de (İstanbul) (650 No.lu ada (ada), 14 no.lu parsel) işbu davanın konusu olan bir daireye sahipti.
8. 22 Eylül 2009 tarihinde, Selanik Asliye Hukuk Mahkemesinin başvuranların dedeleri tarafından hazırlanan vasiyetini doğrulayan 19 Ağustos 2009 tarihli kararının ardından, söz konusu mahkeme tarafından başvuranlara ihtilaflı dairenin yarı yarıya varisleri olduklarına ilişkin bir belge verilmiştir.
9. 1 Şubat 2010 tarihinde başvuranlar, tapu sicilinde ihtilaflı mülkün kendi adlarına tescil ettirilebilmesi için bir miras belgesi verilmesi amacıyla İstanbul Sulh Hukuk Mahkemesi’ne ("Mahkeme") bir başvuruda bulunmuştur.
10. 5 Nisan 2011 tarihinde, Mahkeme, veraset yoluyla taşınmaz mülk edinme konusunda Türkiye ile Yunanistan arasında mütekabiliyet şartının sağlanmamış olduğu sebebiyle miras hakkı iddia edemeyecekleri gerekçesiyle, başvuranların talebini reddetmiştir.
11. 27 Ekim 2011 tarihinde, Yargıtay bu kararı teyit etmiştir.
12. 29 Haziran 2012 tarihinde Yargıtay, başvuranların kararı düzeltme talebini reddetmiştir.
13. Dosyada yer alan belgelere göre, ihtilaflı daire tapu sicilinde hâlâ başvuranların dedesi adına tescillidir.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK VE UYGULAMALARI
14. Tapu Kanunu’nun 35. maddesi de dâhil olmak üzere, somut olaydaki ilgili iç hukuk ve uygulama Apostolidi ve diğerleri - Türkiye (no. 45628/99, §§ 49-56, 27 Mart 2007) ve Nacaryan ve Deryan - Türkiye (no. 19558/02 ve 27904/02, §§ 17-24, 8 Ocak 2008) dosyalarında tanımlanmıştır.
15. 8 Mart 2019 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan 7 Mart 2019 tarih ve 809 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı, Kaynar ve Diğerleri - Türkiye kararında (21104/06 ve 2 diğerleri, § 24, 7 Mayıs 2019 tarihli) tanımlanmıştır.HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. SÖZLEŞME’YE EK 1 NO.LU PROTOKOL’ÜN 1. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
16. Başvuranlar, ulusal mahkemeler, ihtilaflı mülk için kendilerine mirasçı sıfatını vermeyi reddettikleri için, mülklerine saygı gösterilmesi haklarının ihlal edildiğinden şikâyet etmektedir. Aşağıda yer verilen Sözleşme’ye Ek 1 no.lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edildiğini düşünmektedirler:
‘‘ Her gerçek ve tüzel kişinin (...) ve mülklerine saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. ‘‘
17. Hükümet bu iddiaya itiraz etmektedir.
A. Kabul edilebilirlik hakkında
18. Hükümet, başvuranların 23 Eylül 2012 tarihinden bu yana erişilebilir olan, Anayasa Mahkemesi önündeki bireysel başvuru yollarını tüketmedikleri gerekçesiyle, iç hukuk yollarının tükenmemiş olduğunu ileri sürmektedir.
Bu noktada, Mahkeme, Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından (ratione temporis) yargılama yetkisinin, bireysel başvuru hakkının yürürlük tarihinden önce başlayan ve ilgili tarihten sonra devam eden durumları kapsadığını kaydettiği kararına (Kabul – Türkiye kararı, no 10702/12, 13 Haziran 2017) atıfta bulunur.
19. Başvuranlar bu iddiaya itiraz etmektedir.
20. Hükümetin lehine Mahkeme, Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yargılama yetkisinin devam eden durumları kapsadığını hatırlatır (bk. Tekin ve Baysal – Türkiye kararı, no 40192/10 ve 8051/12, § 26, 4 Aralık 2018). Bununla birlikte, somut olayda ileri sürülen ihlalin devam eden bir durumu teşkil etmeyecek şekilde başvuranların mirasçı sıfatlarının tanınmamasıyla alakalı olduğunu gözlemlemektedir. Bu sebeple, Hükümetin ilk itirazı reddedilmelidir.
21. Ayrıca Mahkeme, başvurunun Sözleşme’nin 35 § 3 a maddesi bağlamında alenen temelsiz olmadığına ve başka hiçbir kabul edilemezlik sebebi bulunmadığından kabul edilebilir olduğuna karar vermektedir.
B. Esas hakkında
22. Hükümet, ihtilaflı müdahalenin Tapu Kanununun 35. maddesinde öngörülmüş olduğunu ve kamu yararına bir amaç güttüğünü savunmaktadır.
23. Başvuranlar Hükümetin iddialarına itiraz etmektedir.
24. Yunan hükümeti başvuranların 1 no.lu Protokolün 1. maddesi uyarınca bir ‘‘mülk’’ veya en azından ‘‘meşru beklenti’’ sahibi olduklarını savunmaktadır. Yunan hükümetine göre, mülklerine ilişkin olarak başvuranların hakkına müdahale ne iç mevzuat ne de uluslararası hukukun genel ilkeleri uyarınca öngörülmemiştir.
25. Mahkeme, bu somut olaydakine benzer bir soru doğuran davalarda, Tapu Kanununun 35. maddesinin uygulanması başvuranlar için yeterince öngörülebilir değerlendirilemeyeceği gerekçesiyle, 1 no.lu Protokolün 1. maddesinin ihlal edildiğine karar vermiş olduğunu hatırlatmaktadır (Apostolidi ve diğerleri - Türkiye, no 45628/99, §§ 71-78, 27 Mart 2007, Nacaryan ve Deryan - Türkiye, no 19558/02 ve 27904/02, §§ 45-60, 8 Ocak 2008, Fokas - Türkiye, no 31206/02, §§ 42-45, 29 Eylül 2009 ve Yianopulu - Türkiye, no 12030/03, §§ 40-50, 14 Ocak 2014).
26. Kendisine sunulan tüm kanıtları inceleyen Mahkeme, somut olayda farklı bir karara varmak için hiçbir sebep görmemektedir. Esasen, atalarıyla akrabalıkları kesin olarak tespit edilen başvuranların (yukarıda 8. paragraf), ihtilaflı mülkün veraseti için gerekli şartları karşılamış olduklarını meşru olarak düşünebileceklerini değerlendirmektedir. Böylelikle, Mahkemenin içtihadı uyarınca mülkiyet haklarının tanınacağına dair ‘‘meşru bir beklentileri’’ vardı (yukarıda belirtilen Nacaryan ve Deryan, § 56, yukarıda belirtilen Fokas, § 34 ve yukarıda belirtilen Yianopulu, § 47).
27. Somut olayda, Tapu Kanunu’nun 35. maddesinin uygulanması başvuranlar için yeteri kadar öngörülebilir değerlendirilemeyeceğinden, Mahkeme ihtilaflı müdahalenin kanunilik ilkesi ile bağdaşmadığına ve bu sebeple 1 no.lu Protokol’ün 1. maddesine aykırı olduğuna kanaat getirmektedir (yukarıda belirtilen Apostolidi ve diğerleri, § 78, yukarıda belirtilen Nacaryan ve Deryan, § 60, yukarıda belirtilen Fokas, § 44 ve yukarıda belirtilen Yianopulu, § 50).
28. Böylece, bu hüküm ihlal edilmiştir.
II. SÖZLEŞMENİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
29. Sözleşme’nin 41. maddesi uyarınca,
“Eğer Mahkeme bu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Taraf’ın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarını ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder.”
30. Başvuranlar, ihtilaflı mülkün iadesini talep etmektedir. Aksi takdirde, 100.000 Avro değer biçtikleri mülkün mevcut değeri temelinde tazminat talep etmektedirler. Ayrıca, bu mülkten yararlanmanın mümkün olmaması sebebiyle 3 Haziran 1989 tarihinden bu yana yaşadıkları zarar nedeniyle 40.000 Avro daha talep etmektedirler. Son olarak, manevi tazminat olarak 10.000 Avro, harcamalar, giderler ve avukat masrafları için ise 6.000 Avro talep etmektedirler. Harcama ve giderlerine ilişkin taleplerine destek olarak birtakım makbuz ibraz etmişlerdir. Avukat masrafları hususunda ise yalnızca 2017 yılı için İstanbul Barosu tarafından önerilen ücret baremini sunmuşlardır.
31. Hükümet bu iddialara itiraz etmektedir.
32. Bu davada genel ilkeler için, Mahkeme, müstakar içtihadına atıfta bulunmaktadır (Guiso-Gallisay - İtalya (adil tazmin ) [BD], no. 58858/00, § 90, 22 Aralık 2009).
33. Mahkeme, maddi zarar ile ilgili olarak, Kaynar ve diğerleri davasında (yukarıda belirtilen, §§ 64-78), kararın tebliğ tarihinden itibaren bir ay içinde Tazminat Komisyonu’na başvuruda bulunulması halinde İdare tarafından tazminat ödenmesine hükmedilebileceğini ve bunun Sözleşme’ye Ek 1 no.lu Protokolün 1. maddesi uyarınca ortaya çıkan ihlalin giderilmesi için yeterli bir yol teşkil ettiğine kanaat getirmiş olduğunu hatırlatmaktadır. İç hukukun tespit edilen ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılmasını artık mümkün kıldığını göz önünde bulundurarak Mahkeme, başvuranların maddi zarara ilişkin talebine dair karar vermenin gerekli olmadığını değerlendirmiştir. Bu cihetle Mahkeme, davanın Sözleşme’nin 41. maddesiyle ilgili maddi tazminat talebine ilişkin kısmının kayıttan düşürülmesine karar vermiştir.
34. İlgili belgelerin bulunmadığı dikkate alınarak ve başvuranların maddi zararlarının net bir şekilde hesaplanmasındaki ciddi güçlükler göz önünde tutularak, Mahkeme, somut olayda başka bir şekilde hareket etmek için hiçbir gerekçe görmemektedir. Sonuç olarak, maddi zararla ilgili olduğu ölçüde, davanın, Sözleşme’nin 41. maddesiyle ilgili olan kısmının kayıttan düşürülmesine karar vermektedir.
35. Manevi tazminat ile ilgili olarak, başvuranlara müştereken 5.000 Avro ödenmesine karar vermektedir (Apostolidi ve diğerleri - Türkiye (adil tazmin), no. 45628/99, § 17, 24 Haziran 2008).
36. Harcama ve giderlere ilişkin olarak, tasarrufundaki belgeler ve içtihadını göz önünde bulundurarak, başvuranlara 100 Avroluk bir meblağ ödenmesinin makul olduğunu düşünmektedir. Öte yandan, ilgili belgelerin eksik olmasından dolayı avukat masraflarına yönelik talepleri reddetmektedir (bk. Hülya Ebru Demirel - Türkiye, no. 30733/08, § 61, 19 Haziran 2018).
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE,
1. Başvurunun kabul edilebilir olduğunu beyan etmiş;
2. Sözleşme’ye Ek 1 no.lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edildiğine;
3. Sözleşme’nin 41. maddesi kapsamında, Sözleşme’ye Ek 1 no.lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlali nedeniyle talep edilen maddi tazminatla ilgili olan kısmının kayıttan düşürülmesine karar vermiş;
4. (a) davalı Devletin, başvuru sahiplerine, müteakip tutarları, karar tarihinde geçerli olan kur üzerinden davalı Devletin para birimine dönüştürülmek üzere, üç ay içinde müştereken ödemesine;
i. manevi tazminat için miktara yansıtılabilecek her türlü vergi ve masraflarla birlikte 5.000 Avro (beş bin Avro);
ii. masraflar ve giderler için başvuranların talep edebileceği her türlü vergi ve masraflarla birlikte 100 Avro (yüz Avro);
b) Yukarıda belirtilen bu sürenin sona ermesinden, ödeme gününe kadar geçen süre için, yukarıdaki miktara Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli faizinin üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
5. Adil tazmine ilişkin diğer taleplerin reddedilmesine karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca olarak düzenlenmiş ve AİHM İçtüzüğü’nün 77 §§ 2 ve 3 maddelerine uygun olarak 19 Kasım 2019 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan Bakırcı Julia Laffranque
Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy