Olaylar: AİHM’nin karar verdiği M./ Almanya ve onun devamındaki çeşitli davaların ardından, Alman Federal Anayasa Mahkemesi, 4 Mayıs 2011 tarihli kararında önleyici tutukluluğun geriye dönük uzatmayla ilgili hükümlerinin Alman Temel Hukukuna uygun olmadığına hükmetmiştir. Alman Federal Anayasa Mahkemesi, ayrıca uygun olmayan tüm hükümlerin, yeni yasalar yürürlüğe girene ya da en geç 31 Mayıs 2013 tarihine kadar Alman Temel Hukukunda uygulanabilir olarak kalmasına hükmetmiştir. Önleyici tutukluluğu uzatılmış ya da geriye dönük olan tutuklular hakkında, Alman Federal Anayasa Mahkemesi, yerel mahkemelerin ceza infazıyla ilgili olarak, kişilere ya da yönetime özgü koşullardan dolayı tutukluların ağır şiddet olayları içeren suçu ya da cinsi münasebet suçlarını işleme ihtimallerinin yüksek olup olmadığını ve ek olarak yeni çıkarılan Tutukluların Tedavisi Yasası kapsamında tutukluların bir akıl hastalığından muzdarip olup olmadığının incelenmesini talep etmiştir. Tutuklu olup önkoşul hususunu taşımayan kişiler, 31 Aralık 2011 tarihinden önce tahliye edilebilirler.
Başvuran, 1997 yılında çocuk tacizi suçundan dört yıl hapis cezasına mahkum edilmiştir. Ayrıca, yargılamayı yürüten mahkeme tekrar suç işlemesi riski sebebiyle başvuran hakkında önleyici tutukluluk istemiştir. Önleyici tutukluluk 2001 yılında başlamış ve düzenli aralıklarla yenilenmiştir. Suçlar işlendiğinde uygulanabilir olan en fazla on yıl olan dönemin sonunda ve 4 Mayıs 2011 tarihli Anayasa Mahkemesinin kararına dayanarak, başvuran kendisinin derhal tahliyesini talep etmiştir. Patolojik rahatsızlık olmasa bile asosyal kişilik bozukluğu ve pedofiliden muzdarip olduğundan ve bu Tutukluların Tedavisi Yasası kapsamında akıl rahatsızlığı olarak görüldüğünden ve büyük ihtimalle suçu tekrar işleyebileceği gerekçesiyle Eylül 2011’de başvuranın başvurusu reddedilmiştir. Anayasa Mahkemesi tarafından başvuranın önleyici tutukluluğuna devam edilmesiyle ilgili belirlenmiş koşullar bu nedenle olumlu karşılanmıştır.
Hukuki Değerlendirme – Madde 5 § 1: Mahkeme, yalnızca Eylül 2011 tarihinde başvuranın önleyici tutukluluk süresinin uzatılmasıyla ilgili olarak, 5/1 maddesinin (e) Bendi Uyarınca Hükümet tarafından gerekçelendirilen tutuklu kişinin “akıl sağlığının yerinde olmamasını” göz önünde bulundurmuştur. Mahkemenin içtihadında “akli dengesi yerinde olmayan kişiler” terimiyle ilgili net bir tanım belirlenmediğinden, özgürlükten yoksun bırakmayla ilgili kabul edilebilir gerekçelerin Sözleşme’nin 5. maddesi kapsamında daraltılarak yorumlanması gerektiğini ileri sürmüştür. 5 § 1 Maddesinin (e) bendi amaçları doğrultusunda, “gerçek” bir akıl hastalığı olarak nitelendirilmesi için, akli denge durumunun belli bir ağırlığı olmalıdır. Ayrıca, bir kişinin akıl hastası olarak tutulması, eğer bu işlem hastanede, klinikte veya diğer uygun kurumlarda gerçekleştirilirse 5. Madde kapsamına girer.
Mahkeme, Alman Tutukluların Tedavisi Yasasında atıfta bulunulan “akli dengesi yerinde olmayan kişiler” kavramının Sözleşme’nin 5 § 1 maddesinin (e) bendindeki “akıl hastalığı” kavramından daha kısıtlayıcı olabileceğini ileri sürmüştür. Ancak somut davada, her halükarda, başvuranın “hastanede, klinikte ve diğer uygun kurumda” tutulmuş olduğu söylenemediğinden Mahkemenin, başvuranın “akli dengesi yerinde olmayan kişi” olarak sınıflandırılması sorusuna belirleyici bir cevap vermesine gerek kalmamıştır. Hükümetin, başvuranın hapishanenin önleyici tutukluluk uygulanan kişilere ayrılmış ayrı bir koğuşunda tutulmasının, burada tutulan kişilerin mahkumlara oranla daha çok hareket özgürlüğü ve boş zaman aktiviteleri olanakları bulunduğundan normal bir hapis cezasından önemli ölçüde farklı olduğunu ileri sürmesine rağmen, Mahkeme başvurana akıl hastası olarak tutulan bir kişiye uygun tıbbi veya iyileştirici bir ortam sağlandığı hususunda ikna olmamıştır. Mahkeme, Almanya’nın önleyici tutukluluğun ileriki zamanlarda anayasal ve Sözleşme’ye yönelik gerekliliklere uyumlaştırılmasını sağlamak amacıyla, özellikle de normal hapis cezalarından ciddi ölçüde farklı bir ortamın temin edilmesi yoluyla son zamanlarda uygulamaya koyduğu kapsamlı önlemleri onaylamakla ve bu değişiklikleri uygulamaya koyma aşamasında bir geçiş sürecinin gerekli olacağını kabul etmekle birlikte; yerel mahkemelerin başvuranın bu süre içinde tutukluluk şartlarını “akıl hastası” bir kişinin ihtiyaçlarına göre uyarlayamadıkları, mesela başvuranın psikiyatri hastanesine veya uygun bir başka kuruma sevk etmek gibi yollara gitmemeleri hususunda ikna olmamıştır.
Gerçekten, Tutukluların Tedavisi Yasası açıkça böyle bir olasılık sağlamıştır. Başvuranın önleyici tutukluluğunun hapishane koğuşunda uzatılması, yetkililerin derhal tahliye etmeye alternatif olarak başvurabilecekleri tek yöntem değildir.
Bu nedenle, başvuranın hapishane koğuşundaki önleyici tutukluluğu, Sözleşme’nin 5 § 1 maddesinin (e) bendi kapsamında gerekçelendirilemez. Ayrıca, başvuranın hapishane koğuşunda önceden on yıl olan süre sınırını aşarak devam eden önleyici tutukluluğu, bir kişinin “mahkumiyet sonrası” tutukluluğu olma özelliğini kaybettiği için, Sözleşme’nin 5 § 1 maddesinin (a) bendi kapsamında da, 5 § 1 maddesinin herhangi başka bir bendi kapsamında da gerekçelendirilemez.
Sonuç: ihlal (oy birliğiyle)
Madde 7 § 1: Başvuranın suçları işlediği dönemde onaylanmış azami sürenin ötesinde, başvuranın önleyici tutukluluğunun geriye dönük uygulamayla uzatılmış olmasından dolayı, M. v. Almanya’da olduğu gibi, Mahkeme, Sözleşme’nin 7. maddesinde ihlal edildiğini tespit etmiştir. Mahkeme, ayrıca başvuranın tutulduğu ek sürenin bir “cezaya” karşılık gelip gelmediğini tespit etmelidir; bu kavram Sözleşme’nin 7 § 1 maddesi kapsamında bağımsız bir ifadedir. Bu değerlendirmedeki başlangıç noktası ve dolayısıyla ağırlıklı unsur, önleyici tutukluluğun, başvuranın ceza gerektiren suçla ilgili mahkumiyeti verildikten sonra uygulanmasıdır. Önleyici tutukluluğun mahiyeti, özgürlükten yoksun bırakılmasını gerektirir ve tutukluluk rejiminde yapılan değişiklikler önleyici tutukluluğu hapis cezasından ayırmaz. Önleyici tedbirin amacına gelince, Davalı devlet, tutukluların tehlikeli durumlarını azaltma ve tutuklulara tahliye koşulları yaratmaya yönelik yeterli tedavinin sağlanarak önleyici tutukluluğun düzenlenmesi amacıyla kapsamlı tedbirleri uygulamaya koymuş olsa da başvurana bu tür ek önlemler sağlanmamıştır. Önleyici tutukluluk ceza mahkemeleri tarafından düzenlenir ve bunların uygulama şekli, cezaların uygulanmasından sorumlu olan mahkemeler tarafından belirlenir. Sonuç olarak, Mahkeme başvuranın daha ağır suçlar işlemesinin kuvvetle muhtemel olmadığı ya da akıl hastalığından muzdarip olmadığı kararını vermediği sürece, uygulanan tedbirin ağırlığıyla ilgili olarak, tedbir yine de azami süresiz tutukluluğa ve tahliye imkanı olmamasına yol açacaktır. Aslında, Alman Ceza Kanunu kapsamında, önleyici tutukluluk en ağır tedbirlerden birisidir ve başvuranın davasında başvuranın hapis cezası yaklaşık olarak üç kez uzatılarak devam ettirilmiştir.
Kanun geriye dönük olarak değiştirilmeden önce, başvuranın izin verilen maksimum süreyi aşan önleyici tutukluluğu, Madde 7 § 1 kapsamında, “ceza” olarak sınıflandırılmıştır.
Sonuç: ihlal (oy birliğiyle)
Madde 41: Manevi tazminat olarak 3.000 Avro
(Bk. M./ Almanya, 19359/04, 17 Aralık 2009, Bilgi Notu 125. Ayrıca Schmitz/ Almanya (30493/04) ve Mork/Almanya (31047/04 ve 43386/08), her iki karar; 9 Haziran 2011 Bilgi Notu 142 de özetlenmiş ve O.H./ Almanya, 4646/08, 24 Kasım 2011, Bilgi Notu 146)
Full & Egal Universal Law Academy