AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
GÖKHAN GÖKMEN/TÜRKİYE
(Başvuru No. 67465/12)
KARAR
STRAZBURG
10 Ekim 2023
İşbu karar kesinleşmiş olup; bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
Gökhan Gökmen/ Türkiye davasında,
Başkan,
Egidijus Kūris,
Hakimler,
Pauliine Koskelo,
Frédéric Krenc,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Dorothee von Arnim’in katılımıyla Komite olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
1985 doğumlu ve Tunceli’de ikamet eden,Malatya Barosuna kayıtlı Avukat E. Kısacık tarafından temsil edilen bir Türk vatandaşı olan Gökhan Gökmen (“başvuran”) tarafından, 28 Ağustos 2012 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca, Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine Mahkemeye yapılan başvuruyu (no. 67465/12),
Sözleşme’nin 6, 10 ve 11. maddeleri kapsamındaki şikâyetlerin Türk Hükümetine (“Hükümet”) bildirilmesi ve başvurunun geri kalanının kabul edilemez olduğunun beyan edilmesi kararını,
Tarafların beyanlarını göz önünde bulundurarak,
19 Eylül 2023 tarihinde yapılan kapalı müzakerelerin ardından,
Aynı tarihte kabul edilen aşağıdaki kararı vermiştir:
DAVANIN KONUSU
1. Başvuran, diğer hususların yanı sıra, bazı gösterilere ve basın toplantılarına katılmasına dayanılarak mahkûm edilmesi nedeniyle ifade ve toplanma özgürlüğü haklarının ihlal edildiğinden şikâyetçi olmuştur. Dava, ayrıca, başvuranın yargılamanın hiçbir aşamasında gizli bir tanığı sorgulayamaması ve aynı zamanda, yerel mahkemelerin el konulan bilgisayarının içeriklerini inceletme talebini reddetmeleri nedeniyle başvuran hakkındaki ceza yargılamalarının adil olmadığı iddiası ile ilgilidir.
2. Tunceli Emniyet Müdürlüğü, 29 Aralık 2009 tarihinde, başvuranı, ulusal makamlar tarafından PKK’nın (“Kürdistan İşçi Partisi) gençlik kolu olduğu kabul edilen Yurtsever Demokratik Gençlik Hareketi (“YDGM”) üyesi olmakla suçlayan isimsiz bir e-posta almıştır.
3. Malatya Cumhuriyet Savcısı, 10 Haziran 2010 tarihinde, başvuranı, diğer sekiz kişi ile birlikte, Ceza Kanunu’nun 314 § 2 maddesi (5237 sayılı Kanun; ilgili hükmün metni için bk. Işıkırık/Türkiye, no. 41226/09, § 31, 14 Kasım 2017) ile Terörle Mücadele Kanunu’nun 5. maddesi uyarınca, PKK silahlı terör örgütü üyesi olmakla suçlayan bir iddianame sunmuştur. Cumhuriyet savcısı, başvuranın, belirli internet sitelerinde ve bir TV kanalında yayınlanan PKK’nın talimatları doğrultusunda, bazı gösterilere ve basın toplantılarına katıldığını kaydetmiştir. Cumhuriyet savcısı, ayrıca, başvuranın manevi destek vermek ve örgütsel faaliyetlerde bulunmak amacıyla hapisteki PKK üyelerini ve onların ailelerini ziyaret ettiğini; başvuranın isimsiz bir e-postada YDGM üyesi olmakla suçlandığını ve bilgisayarında PKK marşı ve sembolleri ile PKK üyeleri tarafından yazılmış metinler bulunduğunu gözlemlemiştir.
4. Başvuran, yargılama sırasında, yalnızca söz konusu zamanda herhangi bir suçtan hüküm giymemiş olan arkadaşlarından birini ceza infaz kurumunda ziyaret ettiğini ve ziyaretlerinin herhangi bir örgütsel faaliyetle ilgili olmadığını ileri sürerek hakkındaki suçlamaları reddetmiştir. Başvuran, herhangi bir yasa dışı örgütten talimat almadığını ve bu iddiayı destekleyecek hiçbir delil bulunmadığını belirtmiştir. Başvuran, savcının atıfta bulunduğu gösterilere ve basın toplantılarına katıldığını inkâr etmemiş, ancak bunların ilgili makamların izin verdiği yasal faaliyetler olduğunu ileri sürmüştür.
5. Malatya Ağır Ceza Mahkemesi, 23 Haziran 2011 tarihinde, başvuranı, diğer hususların yanı sıra, PKK tarafından kontrol edilen veya PKK’ya ait olan internet sitelerinde ve medya kuruluşlarında yayınlanan çağrılar üzerine bazı gösterilere ve basın toplantılarına katılmasına dayanarak, Ceza Kanunu’nun 314 § 2 maddesi uyarınca, silahlı terör örgütü (PKK) üyesi olmaktan suçlu bulmuş ve onu 9 yıl hapis cezasına mahkûm etmiştir.
6. Ağır Ceza Mahkemesi, başvuranın YDGM üyesi olduğu ve “PKK tarafından çeşitli yollarla verilen talimatlar doğrultusunda YDGM’nin örgütsel faaliyetlerini aktif olarak sürdürmek amacıyla” basın toplantıları, paneller, toplantılar ve gösteriler gibi çeşitli etkinliklere katıldığı kanaatine varmıştır. Bu bağlamda, yargılamayı yürüten mahkeme, başvuranın aşağıdaki eylemlere katıldığını tespit etmiştir:Diğer YDGM üyelerinin 16 Haziran 2009 tarihinde gerçekleşen yakalanmalarına ilişkin olarak diğer kişilerle yapılan görüşmeler;Katılımcılarının Tunceli Postanesinden Cumhurbaşkanlığına ve Başbakanlığa (PKK’nın görüş ve önerilerini içeren) fakslar gönderdiği 11 Eylül 2009 tarihinde düzenlenen basın toplantısı (belge “Yol haritası” olarak bilinmektedir ve PKK lideri tarafından hazırlanmıştır),Türkiye Büyük Millet Meclisi Tunceli Milletvekili tarafından, 12 Ekim 2009 tarihinde, PKK liderinin 1998 tarihinde Suriye’den çıkarılması anısına düzenlenen bir basın toplantısı;PKK liderinin kötüleştiği iddia edilen tutukluluk koşullarını protesto etmek amacıyla, başvuranın gösteriye katıldığını gösterecek şekilde yüzünü bir maskeyle kapattığı 7 Aralık 2009 tarihinde düzenlenen yasa dışı basın toplantısı ve gösteri;Devlet tarafından işletilen bir şirketin (Tekel) işçilerine destek vermek amacıyla 27 Şubat 2010 tarihinde Tunceli’de düzenlenen yürüyüş ve ardından basın toplantısı;Dünya Kadınlar Gününün yüzüncü yıl dönümü kapsamında 7 Mart 2010 tarihinde Tunceli’de düzenlenen basın toplantısı;Başvuranın suç işleyen bir grup olan ve E.F.D. adlı bir kişinin üstünü aramaları nedeniyle, müşterek sanık N.Y.’nin güdümünde, polis memurlarına bağıran YDGM üyelerinden oluşan bir grubun bir parçası olduğu 21 Mart 2010 tarihinde düzenlenen Nevruz kutlamaları;Yasal görünüm altında ve isyan şeklinde yürütülen kampanyaların devamlılığını sağlamak amacıyla düzenlenen “15 Şubat Komplosu” başlıklı bir panel ve “15 Şubat Komplosunu Kınıyoruz” başlıklı bir basın toplantısı;Dünya İşçi Bayramını kutlamak üzere 1 Mayıs 2010 tarihinde düzenlenen yürüyüş;Demokratik Toplum Partisi’nin (“DTP”) o dönemki eş başkanı olan A.T.’ye karşı yapılan bir saldırıyı protesto etmek amacıyla Samsun’da düzenlenen basın toplantısı;YDGM üyelerinin toplanıp eylemlerini gözden geçirebilecekleri potansiyel yerler hakkında başkalarıyla görüşmeler.
7. Yargılamayı yürüten mahkeme, ayrıca, başvuran hakkındaki mahkûmiyet kararını, (i) başvuranın, manevi destek sağlamak amacıyla, diğer YDGM üyeleri ile birlikte, hapisteki PKK üyelerine, onların ailelerine ve akrabalarına yaptığı ziyaretlere ve (ii) başvuranın polis tarafından el konulan bilgisayarında bulunan materyaller olan PKK marşına, üzerinde “Dersim” yazılı yıldız şeklindeki bir sembole, bu örgütün üyelerinin fotoğraflarına ve onlar tarafından yazılmış metinlere dayandırmıştır.
8. Başvuran, ceza yargılaması boyunca, diğer hususların yanı sıra, YDGM’nin DTP’nin yasal gençlik kolu olduğunu ve kendisine isnat edilen tüm eylemlerin hukuka uygun olduğunu ileri sürmüştür.
9. Başvuranın hakkındaki mahkûmiyet kararına karşı temyiz başvurusunda bulunması üzerine Yargıtay, 9 Nisan 2012 tarihinde, ilk derece mahkemesinin kararını onamıştır.
MAHKEMENİN DEĞERLENDİRMESİSÖZLEŞME’NİN 6. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
10. Başvuran, Sözleşme’nin 6. maddesi kapsamında, (i) yargılamayı yürüten mahkemenin, kendisini YDGM üyesi olmakla suçlayan gizli bir tanığı sorguya çekme veya çektirme imkânından mahrum bırakması ve (ii) ulusal mahkemelerin el konulan bilgisayarının içeriklerinin incelenmesi talebini reddederek ulusal mahkemelere göre PKK’nın talimatlarını aldığı internet sitelerini ziyaret etmediğini ortaya koymasının engellenmesi nedeniyle hakkındaki ceza yargılamalarının adil olmadığından şikâyetçi olmuştur.
11. Hükümet, Mahkemeyi, başvuranın herhangi bir gizli tanık ifadesine dayanılarak mahkûm edilmediğini ileri sürerek, şikâyetin kabul edilemez olduğuna karar vermeye davet etmiştir. Hükümet, ayrıca, başvuranın ulusal mahkemeler önünde bu şikâyeti dile getirmemesi nedeniyle iç hukuk yollarını tüketmediğini ileri sürmüştür.
12. Başvuran, bu hususta hiçbir görüş sunmamıştır.
13. Mahkeme, başvuran hakkında düzenlenen iddianamede deliller arasında isimsiz bir e-postanın belirtilmesine karşın (bk., yukarıda 3. paragraf), Malatya Ağır Ceza Mahkemesinin başvuran hakkında mahkûmiyet kararı verirken herhangi bir gizli tanık tarafından sunulan delilleri dikkate almadığını kaydetmektedir. Dava dosyasından, ceza yargılamasının hiçbir aşamasında yargılamayı yürüten mahkeme tarafından gizli bir tanıktan herhangi bir ifade alındığı da anlaşılmamaktadır (bk. yukarıda 5-8. paragraflar).
14. Başvuranın, ulusal mahkemelerin PKK ile ilgili olduğunu değerlendirdiği internet sitelerini ziyaret edip etmediğinin belirlenmesi için bilgisayarının incelenmesi talebinin ulusal mahkemeler tarafından reddedilmesine ilişkin şikâyeti ile ilgili olarak, Mahkeme, ulusal mahkemenin başvuranı suçlu bulurken, başvuranın söz konusu internet sitelerine doğrudan kişisel bilgisayarından eriştiği ve bu şekilde PKK’nın talimatını aldığı sonucuna varmadan çok sayıda delile atıfta bulunduğunu kaydetmektedir. Yukarıdaki hususlar ışığında, Mahkeme, ulusal mahkemelerin başvuranın el konulan bilgisayarını incelemeyi reddetmesinin yargılamanın genel olarak adilliğine zarar verdiği sonucuna varamamaktadır.
15. Dolayısıyla, Mahkeme, bu şikâyetin açıkça dayanaktan yoksun olduğuna ve Sözleşme’nin 35 §§ 3 (a) ve 4 maddesi uyarınca reddedilmesi gerektiğine karar vermiştir.SÖZLEŞMENİN 10 VE 11. MADDELERİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
16. Başvuran, gösterilere ve basın toplantılarına katılımı gibi aslında yasal olan faaliyetler nedeniyle mahkûm edildiğinden ve bu durumun, Sözleşme’nin 10 ve 11. maddeleri kapsamındaki ifade ve toplanma özgürlüğü haklarının ihlali anlamına geldiğinden şikâyetçi olmuştur.
17. Hükümet, ilk itiraz yoluyla, esasen başvuranın mahkûmiyetinin Sözleşme’nin 6. maddesi kapsamındaki adil yargılanmaya dayanıp dayanmadığı ile ilgili olması nedeniyle, Mahkemenin başvuranın bu başlık altındaki şikâyetinin esasını incelemesine gerek olmadığını ileri sürmüştür. Dolayısıyla, Hükümet, Mahkemenin incelemesinin Sözleşme’nin 6. maddesiyle sınırlı olması gerektiğini değerlendirmiştir.
18. Mahkeme, başvuranın hakkındaki ceza yargılamalarının adilliği hakkındaki şikâyetinin, ceza mahkûmiyetinin Sözleşme’nin 10 ve 11. maddelerine aykırı olup olmadığı sorusuyla bağlantılı olarak ayrı bir hukuki konu ile ilgili olduğu kanaatindedir. Bu nedenle, Mahkeme Hükümetin argümanını reddetmektedir.
19. Mahkeme, ayrıca, bu şikâyetin Sözleşme’nin 35 § 3 (a) maddesi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve başka herhangi bir gerekçeyle de kabul edilemez olmadığını kaydetmektedir. Dolayısıyla, şikâyetin kabul edilebilir olduğuna karar verilmelidir.
20. Başvuranın Ceza Kanunu’nun (“CK") 314 § 2 maddesi uyarınca silahlı terör örgütüne üye olma suçundan mahkûm edilmesine dayanak teşkil eden eylemlerin çoğunluğunun, yani bazı basın toplantılarına, bir gösteriye ve iki yürüyüşe katılmasının Sözleşme’nin 11. maddesinin kapsamına girmesi nedeniyle, Mahkeme, bu davada, 11. maddenin genel bir hüküm (lex generalis) olan 10. maddesine göre özel bir hüküm (lex specialis) olarak değerlendirilmesi gerektiğini tespit etmiştir (ayrıca karşılaştırınız Navalnyy ve Yashin/Rusya), no. 76204/11, § 49, 4 Aralık 2014).
21. Öte yandan, Sözleşme’nin 11. maddesinin özerk bir rolü ve ayrı bir uygulama alanı bulunmasına karşın, (i) başvuranın mahkûmiyetine dayanak teşkil eden diğer bazı eylemlerinin söz konusu hükmün kapsamına girebileceği ve (ii) Sözleşme’nin 10. maddesi ile güvence altına alınan kişisel görüşlerin korunması hakkının 11. maddede yer alan barışçıl toplanma özgürlüğünün hedeflerinden biri olduğu dikkate alındığında, somut davada, 11. madde de 10.madde ışığında değerlendirilmelidir (bk. yukarıda anılan Navalnyy ve Yashin,§ 50).
22. Toplanma özgürlüğüne ilişkin genel ilkeler, Kudrevičius ve Diğerleri/ Litvanya ([BD], no. 37553/05, §§ 142-46, AİHS 2015) kararında özetlenmiştir.
23. Taraflar, özellikle, diğer hususların yanı sıra, Sözleşme’nin 11. maddesi kapsamında korunan eylemlere dayanılarak cezai kovuşturmaya tabi tutulması ve bunun sonucunda mahkûm edilmesi nedeniyle başvuranın Sözleşme’nin 11. maddesi kapsamındaki haklarına bir müdahalede bulunulduğu konusunda hemfikirdir. Mahkeme, söz konusu müdahalenin yasayla, yani Ceza Kanunu’nun 314 § 2 maddesi ve Terörle Mücadele Kanunu’nun 5. maddesi ile öngörüldüğünü ve ulusal makamların, kargaşanın ve suç işlenmesinin önlenmesi ve başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması gibi meşru amaçları izlemiş olduğunun kabul edilebileceğini varsaymaya hazırdır.
24. Müdahalenin demokratik bir toplumda gerekli olup olmadığı sorusuyla ilgili olarak, Mahkeme, Sözleşme’nin 11. maddesi uyarınca inceleme yaparken, görevinin kendi görüşünü ilgili ulusal makamların görüşünün yerine koymak değil, verdikleri kararları 11. madde uyarınca incelemek olduğunu yinelemektedir. Mahkeme, şikâyete konu müdahaleyi davanın bütünü ışığında incelemeli ve ulusal makamlar tarafından söz konusu müdahaleyi haklı kılmak için öne sürülen gerekçelerin “ilgili ve yeterli” olup olmadığını tespit etmelidir (bk. yukarıda anılan Kudrevičius ve Diğerleri, § 143). Mahkemenin, bu görevi yerine getirirken, ulusal makamların Sözleşme’nin 11. maddesinde öngörülen ilkelerle örtüşen kurallar uyguladığına ve ayrıca kararlarını, ilgili olayların kabul edilebilir bir değerlendirmesine dayandırdıklarına ikna olması gerekmektedir (bk. yukarıda anılan Lashmankin ve Diğerleri/Rusya, no. 57818/09 ve diğer 14 başvuru, § 412, 7 Şubat 2017).
25. Bu bağlamda, Mahkeme, Malatya Ağır Ceza Mahkemesinin başvuranın PKK üyesi olduğunu tespit ederken onun PKK’nın belirli internet sitelerinde yayınladığı talimatlar doğrultusunda bazı gösterilere, basın toplantılarına ve panellere katılmasına dayandığını gözlemlemektedir. Bu kapsamda, Mahkeme, başvuranın yukarıda belirtilen etkinliklere katılmasının (bk. yukarıda 5-7. paragraflar), ulusal mahkemenin PKK üyeliğine ilişkin vardığı sonuç üzerinde belirleyici bir etkiye sahip olduğunun ihtilaf konusu olmadığını gözlemlemektedir. Bu nedenle, Mahkeme, ulusal mahkemelerin bu konudaki gerekçelerine odaklanmanın ihtiyatlı olduğu kanaatindedir.
26. Mahkeme, ilk olarak, kişinin bir yasa dışı örgütün hedef veya talimatlarıyla örtüştüğü değerlendirilebilecek olan bir eylemden dolayı yasa dışı örgüt üyeliğinden mahkûm edilmesi hususundaki endişelerini yinelemektedir (bk. Gülcü/Türkiye, no. 17526/10, § 112, 19 Ocak 2016). Mahkeme, bu bağlamda, ulusal mahkemelerin kararlarında, başvuranın bu gösterilere katıldığında PKK’nın kendisine verdiği belirli talimatlar üzerine PKK lehine veya adına hareket ettiği sonucuna varılmasının herhangi bir gerekçesinin bulunmadığını gözlemlemektedir.
27. İkinci olarak, Mahkeme, ulusal mahkemelerin gerekçelerinde, söz konusu etkinliklerin şiddet içeren nitelikte olduğuna veya başvuran da dahil olmak üzere bunları düzenleyenlerin veya katılımcıların şiddet kastının bulunduğunu gösteren herhangi bir bulgu olmadığını gözlemlemektedir. Önemli olarak, Malatya Ağır Ceza Mahkemesinin etkinliklerin niteliğine ilişkin herhangi bir bilgi vermeksizin bunları sadece sıraladığı görülmektedir. Aynı şekilde, Hükümet Mahkeme önünde bu etkinliklerin barışçıl olmadığını ileri sürmemiştir. Dolayısıyla, yargılamayı yürüten mahkemenin vardığı sonucun, büyük ölçüde, başvuranın etkinliklere katılımının Sözleşme’nin 11. maddesi kapsamındaki toplanma özgürlüğü hakkının kullanımı kapsamında kabul edilip edilemeyeceğine ilişkin bir değerlendirme yapmaksızın, başvuranın söz konusu etkinliklere katılımının PKK’nın talimatları doğrultusunda gerçekleştiği yönündeki tespitine dayandığı görülmektedir.
28. Son olarak, Mahkeme, Ağır Ceza Mahkemesinin, başvuranın söz konusu etkinliklerin yasal olduğu ve YDGM’nin bir siyasi parti olan DTP’nin bir oluşumu olduğu yönündeki tekrarlanan beyanlarını ele almadığını gözlemlemektedir. Mahkeme, özellikle, Malatya Ağır Ceza Mahkemesinin, başvuranın Devlet tarafından işletilen bir şirket olan Tekel’de çalışan işçilerin işçi haklarına ilişkin etkinlikler, Dünya Kadınlar Gününün yüzüncü yıl dönümü, Nevruz kutlamaları veya 1 Mayıs Dünya İşçi Bayramı gibi ulusal ve/veya uluslararası bağlamda düzenlenen bazı etkinliklere katılmasının neden terör örgütüyle organik bir bağ teşkil ettiği konusunda herhangi bir gerekçe sunmamış olmasını kayda değer bulmaktadır. Bu bağlamda, yargılamayı yürüten mahkemenin PKK tarafından kontrol edilen veya PKK’ya ait olan internet siteleri ve medya kuruluşları tarafından yapılan çağrılara dayandığı doğru olmakla birlikte, bu çağrıların başvurana isnat edilen eylemlerle (Nevruz kutlamalarıyla ilgili olan hariç) tam olarak örtüşmediği veya daha sonra yapıldığı görülmektedir; bu durum, yargılamayı yürüten mahkemenin, bunların başvuranın PKK ile organik bağını gösterdiğinin neden ve nasıl kabul edilebileceğini açıklamak için ek bir inceleme yapmasını gerektirmekteydi. Bununla birlikte, yargılamayı yürüten mahkemenin gerekçeli kararında böyle bir açıklama yer almamıştır.
29. Yukarıda belirtilen hususlar ışığında, Mahkeme, ulusal makamların başvuran hakkında mahkûmiyet kararı verirken, ilgilinin barışçıl toplanma özgürlüğü hakkı ile izlenen meşru amaçlar arasında içtihadı ile belirlenen kriterlere uygun ve yeterli bir şekilde denge gözetmedikleri sonucuna varmaktadır (ayrıca karşılaştırınız yukarıda anılan Gülcü, § 114, ve bu kapsamda yer alan diğer atıflar ve Kemal Çetin/Türkiye, no. 3704/13, § 52, 26 Mayıs 2020). Ulusal mahkemelerin müdahaleyi haklı kılacak ilgili ve yeterli gerekçeler sunmaması karşısında, Mahkeme, ulusal mahkemelerin “11. maddede yer alan ilkelere uygun standartlar uyguladıklarının” veya “kararlarını ilgili olayların kabul edilebilir bir değerlendirmesine dayandırdıklarının” söylenemeyeceği tespitine varmaktadır.
30. Ayrıca Mahkeme, başvuranın çok ağır bir cezaya, yani 9 yıl hapis cezasına mahkûm edildiğini ve bunun da toplanma özgürlüğü hakkı üzerinde caydırıcı bir etki yaratmış olması gerektiği sonucuna vardığını kaydetmektedir. Dahası, ulusal mahkemeler ve Hükümet, şiddet içermediği tespit edilen gösteri ve etkinliklerin ardından söz konusu cezai yaptırımın acil bir toplumsal ihtiyaca karşılık geldiğini gösterememiştir (karşılaştırınız yukarıda anılan Kudrevičius ve Diğerleri, § 146; Akgöl ve Göl/Türkiye, no. 28495/06 ve 28516/06, § 43,17 Mayıs 2011; ve Silgir/Türkiye, no. 60389/10, § 34, 3 Mayıs 2022).
31. Bu nedenle Mahkeme, Hükümetin, başvuranın mahkûmiyetinin izlenen amaçlarla orantılı olduğunu ve dolayısıyla “demokratik bir toplumda gerekli” olduğunu ortaya koymadığı sonucuna varmaktadır.
32. Sonuç olarak, Sözleşme’nin 11. maddesi ihlal edilmiştir.
SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
33. Başvuran maddi tazminat olarak 100.000 avro ve manevi tazminat olarak 150.000 avro talep etmiştir. Başvuran, ayrıca, avukatlık ücretlerine ilişkin olarak 2.000 avro talep etmiştir. Başvuran, taleplerini desteklemek amacıyla, Türkiye Barolar Birliğinin tavsiye ettiği ücret tarifelerini ibraz etmiştir.
34. Hükümet başvuranın taleplerini dayanaksız ve aşırı bularak itiraz etmiştir.
35. Maddi tazminat ile ilgili olarak, Mahkeme, başvuranın herhangi bir maddi kaybına ilişkin detay verecek bilgiler sunmadığını gözlemlemiştir. Bu nedenle Mahkeme, söz konusu talebi reddetmiştir. Bununla birlikte, hakkaniyet temelinde karar veren Mahkeme, başvurana manevi tazminat olarak miktara yansıtılabilecek vergiler hariç olmak üzere 10.000 avro ödenmesine karar vermiştir.
36. Başvuranın masraf ve giderlere yönelik talebi, Mahkeme İç Tüzüğü’nün 60 § 2 maddesi uyarınca ve Mahkemeye talebini desteklemek amacıyla herhangi bir belge sunmadığı gerekçesiyle reddedilmelidir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,Sözleşme’nin 11. maddesi kapsamındaki şikâyetin kabul edilebilir, başvurunun geriye kalan kısmının kabul edilemez olduğunun beyan edilmesine;Sözleşme’nin 11. maddesinin ihlal edildiğine;
(a) Davalı Devlet tarafından başvurana, üç ay içerisinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden davalı Devletin para birimine çevrilmek üzere, yansıtılabilecek tüm vergiler hariç olmak üzere, manevi tazminat olarak 10.000 avro (on bin avro) ödenmesine;
(b) Yukarıda bahsi geçen üç aylık sürenin bittiği tarihten itibaren ödeme gününe kadar geçen sürede, yukarıda bahsedilen miktara, Avrupa Merkez Bankasının söz konusu dönem için geçerli olan marjinal faiz oranına üç puan eklenmek suretiyle elde edilecek oran üzerinden basit faiz uygulanmasına;Başvuranın adil tazmin talebinin geri kalan kısmının reddedilmesine karar vermiştir.
İşbu karar, İngilizce olarak tanzim edilmiş ve Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77 §§ 2 ve 3. maddesi uyarınca 10 Ekim 2023 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Dorothee von Arnim Egidijus Kūris
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan
Full & Egal Universal Law Academy