AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
GÖKTAŞ / TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru no. 71447/11)
KARAR
STRAZBURG
9 Ekim 2018
İşbu karar kesinleşmiş olup; bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
Göktaş/Türkiye davasında,
Başkan,
Ledi Bianku,
Hâkimler,
Jon Fridrik Kjølbro,
Ivana Jelić,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla Komite hâlinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
18 Eylül 2018 tarihinde gerçekleştirilen kapalı müzakereler sonrasında,
Aynı tarihte kabul edilen aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Davanın temelinde, Kemal Göktaş, Esma Göktaş ve Hasan Göktaş (“başvuranlar”) adlı üç Türk vatandaşı tarafından, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşmenin (“Sözleşme”) 34. maddesine uygun olarak, Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine Mahkemeye yapılmış olan bir başvuru (no. 71447/11) bulunmaktadır.
2. Başvuranlar, Mahkeme önünde, Niğde Barosuna kayıtlı S. Akkaş tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuranların tazminatların miktarını arttırma olanağı sağlayan bir hukuk yolunun olmamasına ve mahkeme tarafından kararlaştırılan tazminatın değerinde iddiaya göre azalma olmasına ilişkin şikâyetleri 29 Eylül 2019 tarihinde Hükümete iletilmiştir. Başvurunun kalan kısmı Mahkeme İçtüzüğü’nün 54 § 3 maddesi uyarınca kabul edilemez beyan edilmiştir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
4. Başvuranlar, karı ve koca (ikinci ve birinci başvuranlar) ile çocuklarının (üçüncü başvuran) dâhil olduğu bir aileden oluşmaktadır. Başvuranlar, sırasıyla 1978, 1976 ve 2001 doğumlu olup; Kayseri’de ikamet etmektedirler.
5. İkinci başvuran 9 Ağustos 2001 tarihinde Niğde’de bulunan Devlet Hastanesine getirilmiştir. İkinci başvuran üçüncü başvuranı doğururken doğum sırasında hastanenin tıp personeli tarafından uygulanan bir müdahale sonucu üçüncü başvuranda kalıcı bir hasar meydana gelmiştir.
6. Adli Tıp Kurumu 12 Mayıs 2004 tarihli raporunda, üçüncü başvuranda kalıcı hasar oluşmasının tek sorumlusunun doğumda görev alan iki tıbbi personelin olduğu ve bu personellerin eşit derecede kusurlu olduklarına karar vermiştir.
7. Birinci ve ikinci başvuran kendi adlarına ve üçüncü başvuran adına olmak üzere üçüncü başvuranda meydana gelen kalıcı hasardan dolayı Sağlık Bakanlığından 1 Aralık 2004 tarihinde tazminat talep etmişlerdir.
8. İdari makamların söz konusu talebi zımnen reddetmesinin ardından, başvuranlar 2 Şubat 2005 tarihinde Konya İdare Mahkemesinde tazminat davası açmışlardır. Başvuranlar, maddi tazminat olarak 30.000 Türk Lirası ve manevi tazminat olarak 100.000 Türk Lirası talep etmişlerdir.
9. Yargılamalar sırasında, ulusal mahkeme başvuranların uğradığı maddi zarar miktarının belirlenmesi için re’sen bilirkişi raporu alınmasına karar vermiştir. İlgili mahkemeye ibraz edilen 14 Haziran 2006 tarihli raporda bilirkişi, başvuranların maddi zararlarının 194.916 Türk Lirası olduğunu tespit etmiştir.
10. Başvuranlar, 27 Haziran 2006 tarihinde bilirkişi raporu ışığında maddi zarara yönelik tazminat taleplerinin miktarını arttırmayı talep etmişlerdir.
11. İlgili mahkeme, 6 Haziran 2006 tarihinde başvuranların lehine hüküm vererek başvuranların dava açılırken talep etmiş oldukları 30.000 Türk Lirası tutarındaki maddi tazminatın tamamının Sağlık Bakanlığına yaptıkları başvuru tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte ödenmesi gerektiğine karar vermiştir. Söz konusu mahkeme, ayrıca, başvuranlara toplamda 50.000 Türk Lirası tutarında manevi tazminatın dava açma tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar vermiştir. Başvuranlar maddi zarara ilişkin tazminat taleplerinin miktarını arttırmak istemiş fakat bu talep mahkemenin başvuranların davayı açarken belirttikleri ilk talep ile bağlı olduğu gerekçesiyle reddedilmiştir.
12. Başvuranların temyiz talepleri sırasıyla 16 Haziran 2009 ve 28 Aralık 2010 tarihlerinde Danıştay tarafından reddedilmiştir.
13. Sağlık Bakanlığı, 22 Ocak 2010 tarihinde başvuranlara toplam 144.144 Türk Lirası ödemiştir. Söz konusu meblağın yaklaşık 53.830 Türk Lirasına tekabül eden kısmı yasal faizdir.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK
14. Türk idare hukuku, söz konusu zamanda davacıların ilk başta sundukları tazminat taleplerini idare mahkemeleri önündeki yargılamalar sırasında değiştirmelerine izin vermemekteydi (özellikle bk. Okçu/Türkiye, no. 39515/03, §§ 27-32, 21 Temmuz 2009).
15. 30 Nisan 2013 tarihinde İdari Yargılama Usulü Kanunu’nda yapılan değişikliğin bir sonucu olarak, başvuranlar tam yargı davalarında dava dilekçesinde belirttikleri miktarı, ilgili harcın ödenmesi suretiyle arttırabilme imkânına sahip olmuşlardır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. SÖZLEŞME’NİN 6 § 1 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
16. Başvuranlar, Sözleşme’nin 13. maddesi kapsamına Türk idare hukukunda davacıların idare yargılamaları sırasında ibraz ettikleri ilk tazminat taleplerinin miktarını arttırmasını sağlayan bir hukuk yolunun olmamasından şikâyetçi olmuşlardır. Bu bağlamda, başvuranlar 14 Haziran 2006 tarihli bilirkişi raporunda tespit edilen meblağın kalan kısmını talep etmeleri için hâlihazırda bir yolun olmadığını iddia etmişlerdir.
17. Mahkeme, Sözleşme’nin 6 § 1 maddesinde belirtilen şartların Sözleşme’nin 13. maddesindeki şartlardan daha katı olduğunu ve belirli durumlarda 6 § 1 maddesi şartlarının zaten 13. madde şartlarını kapsayabileceğini gözlemlemektedir (bk. diğer kararların yanı sıra, Novaković/Hırvatistan, no. 32096/12, § 15, 23 Temmuz 2015). Dava konusu olayların hukuki açıdan vasıflandırılması hususunda uzman olan Mahkeme, bu nedenle söz konusu şikâyeti Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi kapsamında inceleyecektir. Söz konusu madde ilgili olduğu kadarıyla aşağıdaki gibidir:
“Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ... konusunda karar verecek olan, ... bir mahkeme tarafından, adil bir şekilde ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir ...”
A. Kabul Edilebilirlik Hakkında
18. Mahkeme, bu şikâyetin, Sözleşme’nin 35 § 3 (a) maddesi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını kaydetmektedir. Ayrıca kabul edilemezliğe ilişkin başka herhangi bir gerekçe de bulunmadığını kaydetmektedir. Dolayısıyla, şikâyetin kabul edilebilir olduğu beyan edilmelidir.
B. Esas Hakkında
19. Başvuranlar iddialarını ileri sürmüşlerdir.
20. Hükümet, başvuranların şikâyetinin esaslarının değerlendirilmesi için takdir yetkisini Mahkemeye bırakmış olup davacıların idare mahkemeleri önünde ilk tazminat taleplerini değiştirmelerini engelleyen söz konusu mevzuatın 30 Nisan 2013 tarihinde değiştirildiğini belirtmiştir (bk. yukarıdaki 15. paragraf).
21. Mahkeme, iç hukukta yapılan ilgili değişiklikleri memnuniyetle karşılamakla beraber değişiklikten önceki mevzuatın ve usulün başvuranların davasına uygulandığına dikkat çekmektedir. Bu nedenle yapılan değişiklik başvuranların durumunu etkilememektedir.
22. Davanın esasına ilişkin olarak Mahkeme tarafların, başvuranların maddi zararının gerçek boyutunun ancak yargılamalar sırasında ilgili mahkemenin re’sen talep ettiği bilirkişi raporu ile gündeme geldiği hususunda mutabık olduğunu kaydetmektedir. Ayrıca, başvuranların ilk tazminat taleplerinin miktarını söz konusu bilirkişi raporu ışığında artıramamalarının tek sebebinin idari yargılama usulünden kaynaklanan yasal engel olduğu konusunda bir tartışma bulunmamaktadır.
23. Mahkeme, Fatma Nur Erten ve Adnan Erten (no. 14674/11, §§ 29-33, 25 Kasım 2014) davasında benzer bir olaylar silsilesine ilişkin olarak Sözleşme’nin 6 § 1 maddesinin ihlal edildiğini tespit etmiştir. Mahkeme, davacıların ilk başta sundukları taleplerinin miktarını değiştirememelerinin tek sebebinin usul kurallarının sıkı bir şekilde uygulanması olduğuna dikkat çekerek; söz konusu davada başvurandan askeri idare mahkemesi önünde davayı açtığı tarihte maddi zararlarının gerçek boyutunu bilmesini beklemenin ya da başvuranın mahkemeye erişim hakkının orantısız kısıtlanmasına yol açabilecek bir şekilde, kasıtlı olarak tazmin talebi bakımından aşırı bir miktar belirtmek ve daha yüksek yargılama giderleri ödeyerek dava açmak durumunda bırakılmasının makul olmadığı görüşündedir (ayrıca bk. Tamer Tanrıkulu/Türkiye, no. 36488/08, 29 Kasım 2016).
24. Mahkeme, aynı hususların somut davaya da uygulanabileceği kanaatindedir ve söz konusu kararındaki tespitten ayrılmayı gerektirecek herhangi bir gerekçe görmemektedir.
Dolayısıyla, Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi ihlal edilmiştir.
II. SÖZLEŞME’YE EK 1 NO.LU PROTOKOL’ÜN 1. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
25. Başvuranlar, ilk tazminat taleplerinin idare mahkemelerinin dava üzerinde kararını verdiği süre zarfında yasal faiz oranının, enflasyon oranı karşısında yeterli olmaması nedeniyle değer kaybettiği konusunda şikâyetçi olmuşlardır. Başvuranlar, Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesine dayanmıştır. İlgili madde aşağıdaki gibidir:
“Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir
26. Hükümet, diğerleri arasında Mahkemenin Okçu/Türkiye, no. 39515/03, §§ 27-32, 21 Temmuz 2009 davasına atıfta bulunarak Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi kapsamında Mahkemenin içtihadının farkında olduğunu kaydetmiştir.
27. Mahkeme; ulusal mahkemelerin, başvuranlara hastanede görevli olan tıbbi personelin kusuru yüzünden oluşan maddi ve manevi zarara ilişkin tazminatlara ek olarak idari makamlara maddi tazminata ilişkin olarak başvurunun yapıldığı ve manevi tazminata ilişkin olarak ise idare mahkemelerinde davanın açıldığı tarihten itibaren başlayan yasal faizin ödenmesine karar vererek; başvuranların “mülkiyet” hakkını geriye dönük olarak tanıdığı hususunda taraflar arasında tartışma olmadığını kaydetmektedir. Türkiye Merkez Bankasının[1] sitesinde bulunan enflasyon hesaplayıcısına göre, söz konusu meblağ Ocak 2010 ayında 122.305 Türk Lirasına tekabül etmektedir. Ancak başvuranlara 22 Ocak 2010 tarihinde toplam133.830 Türk Lirası ödenmiştir (bk. yukarıdaki 13.paragraf). Bu nedenle, tazminata uygulanan yasal faiz başvuranların iddialarının aksine enflasyonun negatif etkilerini yeterince telafi etmiştir (bk., bu davaya uygulanabildiği ölçüde Ciddi/Türkiye (k.k.), no. 7280/13, 13 Mart 2018).
28. Dolayısıyla, Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi kapsamında öne sürülen şikâyet açıkça dayanaktan yoksun olup, Sözleşme’nin 35 §§ 3 ve 4 maddesine uygun olarak reddedilmelidir.
III. SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
29. Sözleşme’nin 41. maddesi aşağıdaki gibidir:
“Eğer Mahkeme bu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarını ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder.”
30. Başvuranlar maddi tazminat olarak 100.000 avro ve manevi tazminat olarak 200.000 avro talep etmişlerdir. Başvuranlar, ayrıca yargılama masraf ve giderlerine ilişkin olarak 50.000 avro talep etmişlerdir. Bu bağlamda, başvuranlar avukata yapılan 9.000 avro ödemeyi gösteren bir makbuz ile çeviri masrafların 350 avro tuttuğunu gösteren bir fatura ibraz etmişlerdir.
31. Hükümet, başvuranların adil tazmine ve avukatlık ücretlerine ilişkin taleplerinin aşırı ve dayanaksız olduğunu ileri sürmüştür.
32. Mahkeme, maddi tazminat bakımından Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi ile uyumlu yargılamaların sonucunda ne olacağı konusunda yorum yapamayacağını belirtmektedir.
33. Mahkeme, başvuranların yargılamaları yenileme olanağını göz önünde bulundurarak başvuranların maddi zarara ilişkin taleplerini reddetmiştir (bk. yukarıda anılan Fatma Nur Erten ve Adnan Erten, § 37). Manevi tazminat bakımından hakkaniyet temelinde karar veren Mahkeme, başvuranlara bu başlık altında müştereken 6.000 avro ödenmesine hükmetmiştir.
34. Mahkeme, başvuranların masraf ve giderler için talep ettikleri miktara ilişkin olarak Mahkemenin içtihadına göre, bir başvuranın, ancak masraf ve giderlerin gerçekten ve zorunlu olarak yapıldığını ve miktar olarak makul olduğunu gösterebiliyorsa, bunların geri ödenmesi hakkına sahip olduğunu yinelemektedir (bk. diğer kararların yanı sıra, Lupeni Greek Catholic Parish ve Diğerleri/Romanya [BD], no. 76943/11, § 187, 29 Kasım 2016). Mahkeme somut davada, elinde bulunan belgeleri ve yukarıda belirtilen kriterleri dikkate alarak, tüm başlıklar altında gerçekleşen masraflar için başvuranlara müştereken toplamda 1.500 avro ödenmesinin uygun olduğu kanaatindedir.
35. Mahkeme, gecikme faizinin Avrupa Merkez Bankasının söz konusu dönem için geçerli olan marjinal faiz oranına üç puan eklenmek suretiyle elde edilecek oran üzerinden hesaplanmasını uygun görmektedir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE,
1. Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi kapsamındaki şikâyetin kabul edilebilir, başvurunun geriye kalan kısmının kabul edilemez olduğunun beyan edilmesine;
2. Sözleşmenin 6 § 1 maddesinin ihlal edildiğine;
3.
(a) Davalı Devlet tarafından, başvuranlara müştereken üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk lirasına çevrilmek üzere aşağıdaki meblağların ödenmesine:
(i) manevi tazminat olarak, başvuranlara yansıtılabilecek vergiler hariç olmak üzere, 6.000 avro (altı bin avro) ödenmesine;
(ii) Masraf ve giderler için, başvuranlara yansıtılabilecek vergiler hariç olmak üzere, 1.500 avro (bin beş yüz avro) ödenmesine;
(b) Yukarıda bahsi geçen üç aylık sürenin bittiği tarihten itibaren ödeme gününe kadar geçen sürede, yukarıda bahsedilen miktarlara, Avrupa Merkez Bankasının söz konusu dönem için geçerli olan marjinal faiz oranına üç puan eklenmek suretiyle elde edilecek oran üzerinden basit faiz uygulanmasına;
4. Başvuranların adil tazmin talebinin geri kalan kısmının reddedilmesine karar vermiştir.
İşbu karar İngilizce dilinde tanzim edilmiş olup; Mahkeme İçtüzüğü’nün 77 §§ 2 ve 3 maddesi uyarınca 9 Ekim 2018 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan BakırcıLedi Bianku
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan
[1]. Bk. http://www.tcmb.gov.tr/. Söz konusu hesaplayıcı, tüketici fiyat endeksini (TÜFE) temel alarak bir miktar paranın enflasyona göre düzeltmesini yapar ve Türk Lirasının zaman içinde satın alma gücünü ölçer.
Full & Egal Universal Law Academy