Grande Stevens ve Diğerleri / İtalya - - 18640/10 ve diğerleri - 4.3.2014 tarihli Karar [II. Bölüm]
Olaylar ve Olgular – Başvuranlar; iki şirket ve başkanları Bay GABETTI, beraberinde şirketlerden birinin yetkili temsilcisi Bay MARRONE ve kendilerine müşavirlik yapan avukat Bay GRANDE STEVENS’tır. Başvuranlar, muhtemel bir mali işlem ile ilgili olarak Millî Şirketler ve Sermaye Piyasası Kurulundan (bundan böyle “Consob” olarak anılacaktır) görüş istemişlerdir. Consob’dan gelen bir soruya cevaben, belli bir finansal sözleşmenin süresinin sona ermesi ile ilgili olarak, her ne kadar bir Birleşik Krallık bankası ile görüşmeler gerçekte ilerlemiş bir safhadaysa da, hiçbir girişimde bulunulmadığını veya hiçbir girişim incelemesinde bulunulmadığını açıklayan bir basın bildirisi yayınlamışlardır. Consob’un Piyasalar ve Ekonomi Görüşleri Birimi, başvuranları 24 Şubat 1998 tarih ve 58 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin, finans araçları ile ilgili olarak sahte veya yanıltıcı bilgiler vermesi muhtemel bilgilerin, haberlerin, sahte veya yanıltıcı söylentilerin yayılmasının cezalandırılmasını öngören 187 (b) § 1 maddesini ihlal etmekle itham etmiştir. Temyiz duruşmasında, başvuranların 500.000 EUR ile 3.000.000 EUR arasında değişen oranlarda ceza ödemesine hükmedilmiş ve Bay GABETTI, Bay GRANDE STEVENS ve Bay MARRONE, listede adı geçen şirketleri birkaç ay yönetmekten men edilmişlerdir. Yargıtay önündeki yargılamaların halen devam etmekte olmasına karşın, aynı basın bildirisi ile ilgili olarak başvuranlar hakkında ceza davası açılmıştır. Avrupa Mahkemesinin kararının açıklandığı sırada, Bay GABETTI ve Bay GRANDE STEVENS tarafından bulunulan temyiz başvurusu halen derdestti.
Başvuranlar, Avrupa Mahkemesi önünde, Consob önünde görülen davanın hakkaniyete uygun olmadığını ileri sürmüş ve Consob’un tarafsız ve bağımsız olmamasından şikâyetçi olmuşlardır. Ayrıca, aynı suçtan iki kez yargılanmama ilkesinin ihlal edilmesinden mağdur olduklarını değerlendirmişlerdir.
Hukuki Değerlendirme –6 § 1 Maddesi
(a) Uygulanabilirlik – Başvuranlar aleyhinde yöneltilen piyasa manipülasyonu ithamları, İtalyan hukukunda cezai bir suç teşkil etmemekteydi; ancak 1998 tarih ve 58 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 187 (b) § 1 maddesinde “idari” olarak tanımlanan bir ceza ile cezalandırılmaktaydı.
Suçun niteliği ile ilgili olarak, başvuranların ihlal etmekle itham edildikleri hükümler, finans piyasalarının bütünlüğünü güvence altına almayı ve halkın işlem güvenliğine olan itimadını sürdürmeyi amaçlamaktaydı. Bağımsız bir idari otorite olan Consob’un görevi; yatırımcıları korumak ve borsaların etkin ve şeffaf olmasını ve gelişmesini sağlamaktı. Bu, toplumun, genellikle ceza hukuku tarafından korunan genel menfaatleri ile ilgiliydi. İlâveten, verilen para cezaları esasen tekrar suç işlenmesini önlemeyi amaçlamaktaydı. Dolayısıyla söz konusu cezalar, hem caydırıcı, yani başvuranlarını yeniden suç işlemesini engelleyici hem de hukuka aykırı davranışları cezalandırdığı için, ceza niteliğindeydi. Bu nedenle, bu cezalar yalnızca finansal nitelikteki bir zararı gidermeye yönelik değildir. Bu bağlamda, Consob tarafından verilen cezaların, yatırımcılara verilen zarara değil, hakkında itirazda bulunulan davranışın ciddiyetine dayandığının dikkate alınması gereklidir.
Başvuranlara “verilmesi muhtemel” cezanın niteliği ve vahameti ile ilgili olarak, ödeme yapılmaması halinde söz konusu para cezalarının hapis cezası hükmüne dönüştürülmesinin mümkün olmadığı doğruydu. Bununla birlikte, cezalar 5.000.000 EUR’a kadar çıkabilmekte ve bazı durumlarda bu mutat azami tutar üç katına çıkarılabilmekte veya hukuka aykırı davranış yoluyla elde edilen kazancın veya kârın on katı olarak belirlenebilmekteydi. Yukarıda bahsi geçen idari para cezalarının verilmesi, olaya karışan şirketlerin temsilcileri açısından geçici süreyle itibar kaybına yol açmıştır ve şayet şirketler borsada kote edilirse, temsilcileri, iki ay ile üç arasında değişen sürelerle kote edilen şirketleri idare etmek, yönetmek veya denetlemekten geçici olarak men edilebilecekti. Consob aynı zamanda, kote edilen şirketlerin, yönetim şirketlerinin ve denetim şirketlerinin, azami üç yıl süreyle suçluya hizmet sağlamasını yasaklayabilmekte ve meslek kuruluşlarından, geçici süreyle, bireyin mesleki faaliyette bulunma hakkını askıya almasını talep edebilmekteydi. Son olarak, idari para cezalarının verilmesi, hukuka aykırı davranıştan gelen kazanç veya kâra ve bu yolla elde edilen varlıklara el konulmasına yol açmıştır. Kuşkusuz, temyiz mahkemesi Consob tarafından verilen para cezalarından bazılarını düşürdüğü ve hiçbir müsadere emri çıkarılmadığı için, mevcut davada tüm cezalar uygulanmamıştır. Bununla birlikte, bir uygulamanın cezai nitelikte olarak sınıflandırılıp sınıflandırılamayacağı konusu, nihayetinde verilen cezanın ağırlığına değil, ilgili bireylerin alması muhtemel cezanın ağırlığına bağlıydı. Bay GABETTI, Bay GRANDE STEVENS ve Bay MARRONE’a verilen cezalar, onurlarına halel getirecek nitelikteydi ve miktarları göz önünde bulundurulduğunda para cezaları, başvuranlar açısından önemli mali sonuçlar doğurması bakımından, inkâr edilemez bir ağırlıktaydı. Ağırlıkları nedeniyle, söz konusu cezalar cezai nitelikteydi; dolayısıyla 6 § 1 maddesi ceza hukuku yönünden uygulanabilirdi.
(b) Esas Hakkında – Her ne kadar Consob önündeki yargılamalar hakkaniyet ve nesnel tarafsızlık şartlarını karşılamadıysa da, başvuranların davası nihayetinde tam yetkili bağımsız ve tarafsız bir kurum tarafından gözden geçirilmiştir. Bununla birlikte, söz konusu kurum kamuya açık bir duruşma gerçekleştirmemiştir ki; bu da, mevcut davada Sözleşme’nin 6 § 1 maddesinin ihlal edilmesi anlamına gelmiştir.
Sonuç: ihlal (oybirliğiyle).
7 No.lu Protokol’ün 4. Maddesi
(a) 7 No.lu Protokol’ün 4. Maddesi Kapsamında İtalya’nın Çekincesi - Hükümet, İtalya’nın, 7. No.lu Protokol’ün 2. ve 4. maddelerinin yalnızca, İtalyan hukuku kapsamında cezai olarak nitelendirilen suçlara, yargılamalara ve kararlara uygulandığı anlamına gelen bir beyanda bulunmuş olduğunu kaydetmiştir. Bununla birlikte söz konusu çekince, 7 No.lu Protokol’ün 4. maddesiyle bağdaşmadığı iddia edilen yasa veya yasaların “kısa bir açıklamasını” içermemekteydi. Çekincenin lafzından, İtalya’nın İtalyan hukuku uyarınca “cezai” olarak nitelendirilmeyen tüm suç ve yargılamaları bu hükmün kapsamından çıkarmayı amaçladığı çıkarılabilmekteydi. Bununla birlikte, suç ve yargılamaları 7 No.lu Protokol’ün 4. maddesinin kapsamından çıkaran İtalyan hukuk sisteminin belli hükümlerine atıfta bulunmayan veya bu hükümlerden bahsetmeyen bir çekince, Sözleşmeci Devletin açık bir biçimde kapsam dışı bıraktığı hükmün ötesine geçmediği hususunda yeterli derecede güvence sunmamaktaydı. Bu bakımdan, uygulamada çekincenin kapsadığı tüm hükümleri belirtme ve tanımlamada yaşanan önemli güçlüklerin dahi Sözleşme’nin 57. maddesinde belirtilen şartlara uyulmamasını haklı kılamayacağının yeniden ifade edilmesi gerekliydi. İtalya’nın çekincesi sonuç itibariyle geçersizdi.
(b) Esas – Consob önünde yürütülen davanın başvuranlar aleyhinde bulunulan “bir suç isnadı” ile ilgili olduğunu ve Consob tarafından verilen ve temyiz mahkemesi tarafından kısmen düşürülen cezaların 2009 yılının Haziran ayında kesinleştiğini düşünmek için geçerli gerekçeler mevcuttu. Bu nedenle, söz konusu tarihten itibaren, 7 No.lu Protokol’ün 4. maddesinin amaçları doğrultusunda, başvuranların, “bir suçtan ötürü kesinleşmiş bir mahkeme kararı ile mahkûm edilmiş” sayılmaları gerekmekteydi. Ancak, bu süre zarfında haklarında başlatılan yeni grup ceza yargılamaları sonlandırılmamış ve birinci ve ikinci derece mahkemelerinde kararlar verilmesiyle sonuçlanmıştı. Consob ve ceza mahkemeleri önünde yürütülen yarıglamalar, aynı kişilerin aynı tarihteki aynı davranışları hakkındaydı. Bundan, yeni grup yargılamaların, birinci ve kesinleşmiş mahkûmiyet kararının konusunu teşkil eden aynı olaylardan kaynaklanan ikinci bir “suç” ile ilgili olduğu anlaşılmıştır.
Ayrıca, Hükümetin, Avrupa Birliği hukukunun, finans piyasalarında hukuka aykırı davranışlarla mücadele kapsamında çifte ceza (idari ve cezai) verilmesine açık bir biçimde izin verdiği yönündeki iddiası ile ilgili olarak, Mahkeme, Avrupa Birliği Adalet Divanı’nın (ABAD) içtihatlarını yorumlamanın kendi görevi olmadığını belirtmekle birlikte, Spector Photo Group davasında verdiği 23 Aralık 2009 tarihli kararında, ABAD’ın, 2003/6 sayılı Direktif’in 14. maddesinin Üye Devletleri içeriden alım satım yapanlar hakkında cezai müeyyideler öngörmeye mecbur kılmadığını kaydettiğini, sadece, Direktifin uygulanması esnasında kabul edilen hükümlere uyulmaması halinde söz konusu Devletlerin sorumlulara idari cezalar verilmesini temin etmesini gerektirdiğini ifade ettiğini belirtmiştir. Ayrıca Devletlerin dikkatini, bu tür idari cezaların, Sözleşme’nin uygulanması kapsamında, cezai müeyyideler olarak kabul edilebileceğine çekmiştir. İlâveten, katma değer vergisi konusunda, Aklagaren/Hans Akerberg Fransson kararında, ABAD, aynı suçtan iki kez yargılanmama ve cezalandırılmama ilkesi kapsamında, bir Devletin aynı olgular ile ilgili olarak, ancak ilk verilen cezanın cezai nitelikte olmaması kaydıyla çifte ceza (mali ve cezai) verebileceğini belirtmiştir.
Sonuç: ihlal (oybirliğiyle).
Mahkeme ayrıca Sözleşme’nin 6 § 3 (a) ve (b) hükümleri (bire karşı altı oyla) ile 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesinin (ikiye karşı beş oyla) ihlal edilmediğine karar vermiştir.
Madde 41: Manevi zarar için başvuranların her birine 10.000 EUR; maddi zarar hakkında bulunulan talep reddedilmiştir.
Madde 46: Davalı Devletin, 7 No.lu Protokol’ün 4. maddesine aykırı olarak, başvuranlar hakkında açılan ve elde edilen son bilgilere göre Bay GABETTI ve Bay GRANDE STEVENS hakkında halen devam eden yeni ceza yargılamalarının, mümkün olduğunca ivedi bir şekilde sonlandırılmasını temin etmesi gerekmekteydi.
Full & Egal Universal Law Academy