177 No’lu (Ağustos-Eylül 2014) Bilgi Notu’ndan alıntıdır
Gross / İsviçre – 67810/10 - 30.9.2014 tarihli Karar [BD]
Olaylar — Başvuran zamanın akışı ile giderek güçsüz düştüğü, bedensel ve zihinsel yetilerinin gerilemesinden muzdarip olmaya devam etmeyi istemediği gerekçesiyle yaşamına son vermek istediğini uzun yıllar boyunca ifade etmiştir. Başvuran öldürücü dozda sodyum pentobarbital alarak yaşamına son vermeye karar vermiştir. Söz konusu maddeye ilişkin reçeteyi alamamasından ötürü başvuran 2010 yılında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvurmuştur.
Mahkeme’nin bir Dairesi 14 Mayıs 2013 tarihli kararında (bk. 163 sayılı Bilgi Notu) Sözleşme’nin 8. maddesinin ihlal edildiğine hükmetmiştir. Dava Büyük Daire’ye gönderilmiştir.
Mahkeme, Hükümet’in yazılı görüşünü hazırlarken başvuranın durumu hakkında araştırma yaptığı, başvuranın öldüğü ve ölüm koşullarını öğrendiği hususunda Hükümet tarafından 2014 yılının Ocak ayında bilgilendirilene dek başvuranın ölümünden haberdar olmamıştır. Başvuran, 2011 yılının Ekim ayında bir doktordan öldürücü dozda sodyum pentobarbital reçetesi almış ve reçeteli maddeyi 10 Kasım 2011 tarihinde içerek yaşamına son vermiştir. 14 Kasım 2011 tarihli bir polis raporuna göre, merhumun hiçbir yakını tespit edilememiştir. Raporda başvuranın intihar ettiği ve bu bağlamda herhangi bir üçüncü kişinin cezai olarak sorumlu tutulamayacağı sonucuna varılmıştır.
Hukuki Değerlendirme – 35 § 3 (a) maddesi: Bir başvuru, diğer gerekçelerin yanı sıra, bilerek gerçek dışı olaylara dayandırıldığı takdirde bireysel başvuru hakkının kötüye kullanıldığı gerekçesiyle reddedilebilir. Yanlış ve dolayısıyla yanıltıcı bilgilerin sunulması, ilgili bilginin davanın özünü ilgilendirmediği ve başvuranın ilgili bilgiyi açıklamamasına ilişkin yeterli bir açıklamada bulunmadığı takdirde, başvuru hakkının kötüye kullanımı da teşkil edebilmektedir. Aynı durum Mahkeme önündeki yargılamalar sırasında yeni ve önemli gelişmelerin meydana gelmiş olması halinde ve başvuranın Mahkeme İçtüzüğünün 47 § 7 maddesinin açıkça gerektirdiği üzere söz konusu bilgiyi Mahkeme’ye açıklamadığı ve böylelikle Mahkeme’yi olaylara ilişkin tam bilgi sahibi olarak dava hakkında karar vermekten alıkoyduğu takdirde de söz konusu olmaktadır. Ancak; bu türden vakalarda dahi, başvuranın Mahkeme’yi yanıltma kastının yeterince kesin bir şekilde ortaya konması gerekmektedir.
Başvuranın avukatı, müvekkiliyle sadece bir aracı üzerinden irtibat kurduğunu ve başvuranın talebi üzerine aracının kasıtlı olarak başvuranın ölümünü kendisine bildirmekten imtina ettiğini açıklamıştır. Ancak; mevcut davanın özel niteliği göz önünde bulundurulduğunda, başvuranın avukatının müvekkiliyle doğrudan irtibatta olmaması, bunun yerine bir aracı üzerinden dolaylı olarak iletişim kurmayı kabul etmesi, Mahkeme önündeki yargılamalarda avukatın yasal temsilci olarak rolüne ilişkin birtakım endişelere yol açmıştır. Bir başvuranın Mahkeme’yle işbirliği yapma ve Mahkeme’yi başvurusuyla alakalı tüm koşullardan haberdar etme konusundaki görevlerine ek olarak, bir temsilcinin yanıltıcı beyanlarda bulunmama konusunda özel sorumluluğu bulunmaktadır.
Avukatın açıklamasından başvuranın tıbbi reçeteyi aldığı konusunda avukatını ve dolaylı olarak Mahkeme’yi bilgilendirmediği gibi, başvuranın davasına ilişkin Mahkeme tarafından yürütülen yargılamaların sonlandırılmasını engellemek amacıyla ölümüne ilişkin bilginin avukatına ve nihayetinde Mahkeme’ye açıklanmasını önlemeye yönelik özel tedbirler aldığı anlaşılmıştır. Başvuranın ölümünün ve koşullarının, Sözleşme kapsamındaki şikâyetinin temelini oluşturan meselenin özünü ilgilendirdiği açıktır. Ayrıca söz konusu olaylar Daire tarafından bilinmiş olsaydı, bu olayların Daire’nin Sözleşme’nin 8. maddesinin ihlal edildiğine hükmettiği 14 Mayıs 2013 tarihli kararı üzerinde belirleyici bir etkisi olabileceğinin düşünülmesi mümkün olmuştur. Her hâlükârda Daire’nin 14 Mayıs 2013 tarihli kararı kesinleşmemiş olduğunda, Büyük Daire’nin bu konu üzerine yorum yapması gerekli olmamıştır.
Başvuranın ilgili bilgiyi saklamasının amacının, kendi kişisel durumundan kaynaklanan süregelen sıkıntısının sona ermesinin ardından, davasındaki yargılamaların benzer durumdaki kişilerin yararına devam etmesini sağlamak olduğu iddia edilmiştir. Bu türden bir amacın başvuranın kendisini içerisinde bulduğu istisnai durum açısından anlaşılabilir olsa da, Mahkeme söz konusu bilgiyi avukatına kasıtlı olarak açıklamayarak başvuranın Sözleşme kapsamındaki şikâyetinin özünü ilgilendiren bir mesele hakkında Mahkeme’yi yanıltma kastının bulunduğunun yeterince ortaya konduğuna hükmetmiştir.
Dolayısıyla, başvuranın bu tutumu bireysel başvuru hakkının kötüye kullanımını teşkil etmiştir.
Sonuç: kabul edilemez (sekize karşı dokuz oyla).
Full & Egal Universal Law Academy