AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
GÜL/TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru no. 14619/12)
KARAR
STRAZBURG
9 Ekim 2018
İşbu karar, kesin olup bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
Gül / Türkiye davasında,
Başkan
PaulLemmens,
Hâkimler
ValeriuGriţco,
Stéphanie Mourou-Vikström,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla, Komite olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
18 Eylül 2018 tarihinde gerçekleştirilen kapalı müzakereler sonrasında,
Aynı tarihte kabul edilen aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Davanın temelinde Yılmaz Gül (“başvuran”) adlı bir Türk vatandaşı tarafından, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesine uygun olarak, 15 Şubat 2012 tarihinde, Türkiye Cumhuriyeti aleyhine Mahkemeye yapılmış olan bir başvuru (no. 14619/12) bulunmaktadır.
2. Başvuran, Adana Barosuna bağlı avukatlar S. Aracı Bek ve T. Bek tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (“Hükümet”) kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuranın ifade özgürlüğü ve toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkin şikâyetleri, 16 Ocak 2017 tarihinde Hükümete bildirilmiş ve Mahkemece, başvurunun geri kalan kısmının Mahkeme İç Tüzüğü’nün 54 § 3 maddesi uyarınca, kabul edilemez olduğuna karar verilmiştir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
4. Başvuran, 1979 doğumlu olup, Adana’da ikamet etmektedir.
5. Başvuran, başvuruya konu olayların gerçekleştiği sırada, Sosyalist Demokrasi Partisinin bir üyesidir.
6. Başvuran, 21 Mart 2007 tarihinde Adana’da Nevruz (Kürt Yeni Yılı) kutlamalarına katılıp, siyasi partisi adına bir konuşma yapmıştır. Polis tarafından aynı gün düzenlenen tutanağa göre; başvuran, konuşmasında askeri kuvvetlerin PKK tarafından ilan edilen ateşkese uymaları gerektiğini ve genel af çıkarılması gerektiğini belirtmiştir. Başvuran, birçok kişinin PKK lideri Abdullah Öcalan’a “Sayın Öcalan” şeklinde hitap ettiği için tutuklandığını, oysaki söz konusu hitabı aynı şekilde Başbakan’ın da kullandığını iddia etmiştir. Başvuran, ayrıca, Abdullah Öcalan’ın tecritte tutulmaması ve bağımsız doktorlar tarafından tedavi edilmesi gerektiğini belirtmiştir. Başvuran, son olarak, aşağıdaki açıklamayı yapmıştır:
“Kürt sorununda ateş etme, meseleyi çözmek için konuş”.
7. Polis tarafından düzenlenen 21 Mart 2007 tarihli tutanakta, başvuranın konuşmasının ardından Kürtçe sözler içeren şarkıların çalındığı ve bazı göstericilerin PKK bayraklarını salladıkları belirtilmiştir.
8. Adana Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından, 6 Nisan 2007 tarihinde, 21 Mart 2007 tarihinde yapılan kutlamalara ilişkin polisin elinde bulunan görüntü kayıtlarının çözümlenmesi için iki bilirkişi görevlendirilmiştir. 16 Nisan 2007 tarihinde hazırlanan bilirkişi raporuna göre, göstericilerin, kutlama sırasında zaman zaman belirli sloganlar attığı, bayrak salladığı ve Abdullah Öcalan’ın posterleri açtıkları tespit edilmiştir..
9. Adana Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından, 18 Nisan 2007 tarihinde , başvuran hakkında, Türk Ceza Kanunu’nun 220 § 7 ve 314 § 2 maddeleri uyarınca 21 Mart 2007 tarihli gösteriye katılması ve başvuranın konuşmasının içeriği nedeniyle, PKK[1] üyesi olmak suçundan iddianame düzenlenmiştir. Adana Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından düzenlenen iddianamede, 21 Mart 2007 tarihli polis tutanağı, Nevruz kutlamalarına ilişkin polis görüntü kayıtları ve 16 Nisan 2007 tarihli bilirkişi raporu delil olarak gösterilmiştir.
10. Adana Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından belirtilmeyen bir tarihte, başvuranın aleyhindeki suçlamaları değiştirilmiş ve başvuranın, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 7(2) maddesi uyarınca, PKK lehine propaganda yapmaktan yargılanarak cezalandırılması talep edilmiştir.
11. Adana Ağır Ceza Mahkemesi, 24 Mart 2008 tarihinde başvuranı, yukarıda belirtilen hüküm uyarınca suçlu bularak on ay hapis cezasına mahkûm etmiştir. Yerel mahkeme, 21 Mart 2007 tarihli polis tutanağı ve 16 Nisan 2007 tarihli bilirkişi raporuna dayanarak, başvuranın açıklamalarının PKK lehine propaganda teşkil ettiği ve kalabalığın, başvuranın konuşmasını dinledikten sonra PKK lehine slogan attığı kanısına varmıştır.
12. Yargıtay, 19 Temmuz 2011 tarihinde, 24 Mart 2008 tarihli kararı onamıştır.
13. 11 Ocak 2012 tarihinde başvuranın hapis cezası infaz edilmeye başlanmıştır. Adana Ağır Ceza Mahkemesi 29 Mayıs 2012 tarihinde, başvuranın, 3 Haziran 2012 tarihinde başlamak üzere şartlı tahliyesine karar vermiştir.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK
14. Söz konusu zamanda yürürlükte olan ilgili iç hukuk, Belge/Türkiye (no. 50171/09, § 19, 6 Aralık 2016) davasında bulunabilir.
15. Özellikle, başvuruya konu olayların gerçekleştiği tarihte, 3713 sayılı Kanun’un 7(2) maddesi şu şekildeydi:
“Terör örgütünün propagandasını yapan kişi, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır...”
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. HÜKÜMETİN İLK İTİRAZI
16. Hükümet, başvuranın Hükümet görüşlerine cevaben kendi görüşlerini ve adil tazmin taleplerini ibraz etmesi için son tarihin 11 Eylül 2017 olduğunu ve dava dosyasında, başvuranın son başvuru tarihine uyduğuna ilişkin herhangi bir belge bulunmadığını ileri sürmüştür. Hükümet, başvuranın hükümet görüşüne karşı görüşleri ve adil tazmin talepleri geç ibraz edildiği için, Mahkemeden söz konusu görüşleri ve talepleri dikkate almaması hususunda talepte bulunmuştur.
17. Mahkeme, başvuranın Hükümetin görüşlerine karşılık olarak kendi görüşlerini ve adil tazmin taleplerini, 11 Eylül 2017 tarihinde ibraz ettiğini belirtmektedir. Ancak Mahkeme, davalı Hükümet tarafından yapılan benzer itirazları hâlihazırda reddetmiştir (bk., Öner Aktaş /Türkiye, no.59860/10, § 29, 29 Ekim 2013; Atılgan ve Diğerleri/Türkiye, no. 14495/11 ve diğer 10 başvuru, § 12, 27 Ocak 2015; ve Şakir Kaçmaz/Türkiye, no. 8077/08, § 62, 10 Kasım 2015). Mevcut davada, Mahkeme, söz konusu sonuçtan ayrılmayı gerektirecek herhangi bir gerekçe görememektedir. Dolayısıyla, Hükümetin bu konudaki iddiaları reddedilmelidir.
II. SÖZLEŞME’NİN 10. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
18. Başvuran, Sözleşme’nin 10 ve 11. maddeleri kapsamında, Nevruz kutlamalarında yaptığı konuşma nedeniyle 3713 sayılı Kanun’un 7(2) maddesi uyarınca mahkûmiyetine hükmedilmesinin ve kendisine verilen cezanın ifade özgürlüğü ve toplanma özgürlüğü hakkına yönelik haksız bir müdahale teşkil ettiğinden şikâyet etmektedir.
Mahkeme, başvurunun bu kısmının sadece Sözleşme’nin 10. maddesi kapsamında değerlendirilmesi gerektiği kanaatindedir. Sözleşme’nin 10. maddesi aşağıdaki gibidir:
“1. Herkes ifade özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak, kamu makamlarının müdahalesi olmaksızın ve ülke sınırları gözetilmeksizin, kanaat özgürlüğünü ve haber ve görüş alma ve de verme özgürlüğünü de kapsar. Bu madde, Devletlerin radyo, televizyon veya sinema işletmelerini bir izne tabi tutmalarına engel değildir.
2. Görev ve sorumluluklar da yükleyen bu özgürlüklerin kullanılması, yasayla öngörülen ve demokratik bir toplumda ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu güvenliğinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması, gizli bilgilerin yayılmasının önlenmesi veya yargı erkinin yetki ve tarafsızlığının güvence altına alınması için gerekli olan bazı formaliteler, koşullar, sınırlamalar veya yaptırımlara tabi tutulabilir.”
19. Hükümet, başvuranın iddiasına itiraz etmiştir. Hükümet, başvuranın ifade özgürlüğü hakkına yapılan müdahalenin, yasal bir dayanağı olduğunu ve ulusal güvenlik, kamu güvenliği ve toprak bütünlüğünün korunmasının yanı sıra suç işlenmesinin önlenmesi gibi meşru amaçları olduğunu belirtmiştir. Hükümet, ayrıca, başvuranın halkı Türk yetkililere karşı şiddete ve mukavemet göstermeye teşvik etme ve kalabalığı manipüle etme niyetinde olduğunu ileri sürmüştür. Bunun yanı sıra, kalabalık, başvuranın konuşmasının ardından PKK lehine sloganlar atmıştır. Hükümet, ayrıca, ilk derece mahkemesinin, ilgili olay ve olguların kabul edilebilir bir değerlendirmesine dayanarak 10. maddede yer alan ilkeleri uyguladığını ileri sürmüştür. Hükümet, son olarak, başvuranın sadece 10 ay hapis cezasına mahkûm edildiğini ve söz konusu cezanın bir kısmını çektiğini belirtmiştir. Özetle Hükümet, başvuranın mahkûmiyetinin, demokratik bir toplumda gerekli olduğu ve izlenilen meşru amaçlarla orantılı olduğu kanaatindedir.
20. Mahkeme, başvurunun, Sözleşme’nin 35 § 3 (a) maddesi kapsamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını kaydetmektedir. Mahkeme, ayrıca, başvurunun kabul edilemez olduğuna ilişkin başka bir gerekçe bulunmadığı kanısındadır. Dolayısıyla, söz konusu şikâyetin kabul edilebilir olduğu beyan edilmelidir.
21. Başvuranın şikâyetinin esasına yönelik olarak, Mahkeme, başvuranın cezai mahkûmiyetinin başvuranın ifade özgürlüğünü kullanmasına yönelik bir “müdahale” teşkil ettiği ve söz konusu müdahalenin 3713 sayılı Kanun’un 7 § 2 maddesine dayandırıldığı görüşündedir. Başvurudaki söz konusu hükmün öngörülebilirliği konusunda soruların ortaya çıkabilmesine karşın, Mahkeme, müdahalenin gerekliliğine ilişkin tespitleri ışığında bu konuyu ele almayı gerekli görmemektedir (bk., aşağıda 28. paragraf) (bk. Öner ve Türk/Türkiye, no. 51962/12, § 21, 31 Mart 2015). Mahkeme, ayrıca, somut davada, ulusal makamların ulusal güvenliğin korunması ve kargaşanın ve suçun önlenmesi gibi meşru amaçlar doğrultusunda hareket etiğinin düşünülebileceğini kabul etmeye hazırdır (bk., Faruk Temel/Türkiye no. 16853/05, § 52, 1 Şubat 2011 ve Belge/Türkiye, no.50171/09, § 30, 6 Aralık 2016).
22. Müdahalenin demokratik bir toplumda gerekliliğine ilişkin olarak Mahkeme, daha önce birkaç davada benzer şikâyetleri incelediğini ve Sözleşme’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine karar verdiğini belirtmiştir (bk., örneğin, Saygın/Türkiye, no. 13304/03, §§ 39-48, 2 Şubat 2010; Gül ve Diğerleri/Türkiye, no. 4870/02, §§ 32-45, 8 Haziran 2010; Kılıç ve Eren/Türkiye, no. 43807/07, §§ 20-31, 29 Kasım 2011; yukarıda anılan Faruk Temel, §§ 58-64; yukarıda anılan Öner ve Türk, §§ 19-27; yukarıda anılan Belge, §§ 24 - 38; Yigin/Türkiye [Komite], no. 36643/09, §§ 22-24, 30 Ocak 2018; ve Zengin ve Çakır/Türkiye [Komite], no. 57069/09, §§ 18 - 20, 13 Şubat 2018). Mahkeme, somut davayı incelemiş ve Hükümetin, somut davada farklı bir sonuca ulaşmayı gerektirecek herhangi bir argüman öne sürmediği kanaatine varmıştır.
23. Mahkeme, özellikle, başvuranın, konuşmasının içeriği ve kalabalığın, söz konusu konuşmanın ardından slogan atması sebebiyle 3713 sayılı Kanun’un 7 (2) maddesi uyarınca mahkûm edildiğini belirtmektedir (bk., yukarıda 11. paragraf). Mahkeme, Adana Ağır Ceza Mahkemesinin, başvuranın konuşmasının içeriğine ilişkin 10. maddede yer alan ilkeler ışığında bir değerlendirme yapmadığını gözlemlemektedir. Özellikle, Ağır Ceza Mahkemesi, başvuranın konuşmasının; şiddete, silahlı direnişe ya da ayaklanmaya teşvik ettiği ya da şiddeti kışkırtma kabiliyetini haiz olduğu şeklinde yorumlanıp yorumlanamayacağına ilişkin bir değerlendirme yapmamıştır. Bunlar, dikkate alınması gereken önemli unsurlardır. Mahkemenin kanaatine göre, söz konusu konuşmadaki hiçbir şey, şiddete, silahlı direnişe ya da ayaklanmaya teşvik edecek şekilde yorumlanamaz.
24. Mahkeme, ayrıca, ilk derece mahkemesine göre, başvuranın konuşmasının kalabalığın slogan atmasına yol açtığını ve sonuç olarak, başvuranın yaptığı konuşma ile terör örgütü lehine propaganda yapma suçunu işlediğini kaydetmektedir. Bu bağlamda, Mahkeme, 21 Mart 2007 tarihli tutanağın ve 16 Nisan 2007 tarihli bilirkişi raporunun, kutlamalara katılan kişilerin başvuranın konuşmasını dinledikten hemen sonra slogan atmaya başladıklarını gösteren herhangi bir unsur içermediğini gözlemlemektedir (bk., yukarıda 7 ve 8. paragraflar). Dava dosyasında, başvuranın konuşmasının, göstericiler tarafından atılan sloganların kaynağı olduğunu gösteren hiçbir bulgu yer almamaktadır (bk., Bülent Kaya/Türkiye, no. 52056/08, § 42, 22 Ekim 2013). Başvuranın, göstericileri slogan atmaları için teşvik ettiği veya bu hususta bir talimat verdiği de tespit edilememiştir.
25. Özetle, Mahkeme, ulusal mahkemelerin, 3713 sayılı Kanun’un 7(2) maddesi uyarınca başvuranın mahkûmiyetine yönelik olarak “ilgili ve yeterli” gerekçeler sunmadığı kanaatindedir.
26. Son olarak Mahkeme, başvuranın bir kısmını çektiği, on ay olarak verilen hapis cezasının ağırlığına da dikkat çekmiştir (bk. Karataş/Türkiye [BD], no. 23168/94, § 53, AİHM 1999‑IV).
27. Mahkeme, söz konusu müdahalenin “demokratik bir toplumda gerekli” olmadığı sonucuna varmıştır. Sonuç olarak, Sözleşme’nin 10. maddesi ihlal edilmiştir.
III. SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
28. Sözleşme’nin 41. maddesi aşağıdaki gibidir:
“Eğer Mahkeme, bu Sözleşme veya Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarını ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder.”
29. Başvuran, sırasıyla maddi ve manevi tazminat olarak 10.000 avro (avro) ve 5.000 avro (avro) talep etmiştir. Başvuran, ayrıca, Mahkeme önünde oluşan masraf ve giderleri karşılığında 3.332 avro talep etmiştir. Başvuran, masraf ve giderlerle ilgili talebini desteklemek amacıyla, Adana Barosunun ücret baremini Mahkeme’ye ibraz etmiştir.
30. Hükümet, söz konusu taleplere itiraz etmiştir.
31. Mahkeme, başvuranın maddi tazminat ve masraf ve giderlerle ilgili taleplerini destekleyecek herhangi bir belge sunmamış olduklarını dikkate alarak, söz konusu talepleri reddetmiştir. Diğer yandan, hakkaniyet ilkesine göre karar veren Mahkeme, başvurana, manevi tazminat olarak başvuranın talep ettiği meblağ olan 5.000 avronun ödenmesine karar vermiştir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE,
1. Başvurunun kabul edilebilir olduğuna;
2. Sözleşme’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine;
3.
(a) Davalı Devlet tarafından, başvurana, üç ay içerisinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden davalı Devletin para birimine çevrilmek üzere, yansıtılabilecek tüm vergiler hariç olmak üzere, manevi tazminat olarak 5.000 avro (beşbin avro) ödenmesine;
(b) Yukarıda bahsi geçen üç aylık sürenin bittiği tarihten itibaren, ödeme gününe kadar, yukarıda bahsedilen miktara, Avrupa Merkez Bankasının söz konusu dönem için geçerli olan marjinal faiz oranına üç puan eklenmek suretiyle elde edilecek oranda basit faiz uygulanmasına;
4. Başvuranın adil tazmin talebinin geri kalan kısmının reddedilmesine karar vermiştir.
İşbu karar, İngilizce olarak tanzim edilmiş olup; Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77 §§ 2 ve 3. maddesi uyarınca 9 Ekim 2018 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan BakırcıPaul Lemmens
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan
[1] Yasadışı silahlı bir örgüt
Full & Egal Universal Law Academy