Bu çeviri Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Araştırma – İçtihat Biriminin () desteğiyle hazırlanmış ve Anayasa Mahkemesinin intranet sayfasında yayınlanmıştır. Bu belgenin tekrar yayınlanma izni sadece Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin HUDOC sayfasında yer alması amacına yöneliktir ().
This translation was made available with the support of the Turkish Constitutional Court Research and Case-law Department () and published on its intranet. The permission of reproducing this document has been granted for the sole purpose of its publication on the Court’s case-law database HUDOC ().
Cette traduction a été préparée avec le soutien de la Division de Recherche et de Jurisprudence de la Cour constitutionnelle turque () et publié sur son intranet. L’autorisation de reproduction de ce document est limitée à sa publication sur la page de jurisprudence HUDOC de la Cour européenne des droits de l’homme ().
ARAŞTIRMA VE İÇTİHAT BİRİMİ (ar-iç)
BİLGİ NOTU
AİHM KARARLARI
2013/34
GÜLAY ÇETİN/TÜRKİYE
(44084/10, 5/3/2013)
Karar metni
İlgili Maddeler
AİHS 3 ve 14
Hak ve Özgürlükler
İşkence Yasağı, Ayrımcılık Yasağı
Anahtar Kelimeler
İşkence Yasağı, Ayrımcılık Yasağı, Kötü Muamele, İnsanlık dışı Muamele, Ayrımcılık
Davanın Özü
— Ağır bir hastalığa yakalanan tutuklu kişinin sağlığı korumak için öngörülen usullerin yetersizliği
— Sağlık sebepleri ile salıverme hakkında tutuklu kişilerle hükümlüler arasında yapılan farklı muamelenin haklı bir sebebe dayanmaması
KARARIN ÖZETİ
Olaylar ve Olgular
Bir cinayetten dolayı 2006 yılında tutuklanan başvurucunun yapılan tetkikler neticesinde 2009 yılında mide kanseri olduğu teşhisi konulmuştur. Bu arada 2008 yılında ağır ceza mahkemesi kişi hakkında hüküm kurmuş ve bu karar da temyiz edilmiştir. Şubat 2011 tarihinde kişi hakkında verilen karar onanmıştır. Haziran 2011 tarihinde ceza infaz kurumunda başvurucunun tedavisinin yapılmasının sağlığını tehlikeye atacağı gerekçesiyle salıverilmesine ilişkin usul başlatılmıştır. Temmuz 2011 tarihinde salıverilmesiyle ve cumhurbaşkanının af yetkisiyle ilgili usul devam ederken başvurucu vefat etmiştir.
İddialar:
Başvurucu, AİHS’in 2, 3, 5/4, 6 ve 13. maddelerinin ihlal edildiğini iddia etmiştir.
Hükümetin Savunması:
(Gerektiği ölçüde karar metnine işlenmiştir.)
Hukuki Değerlendirme:
Mahkeme başvuruyu 3 ve 14. maddeler açısından ele almaya karar vermiştir.
3. madde yönünden;
Mahkeme başvurucunun ciddi bir hastalığı olduğu, durumunun kötüye gittiği ve cezaevi koşullarında tedavisinin sorunlu olduğunun taraflarca kabul edildiğini tespit etmiştir. Yargı organları ağır hastalık sebebiyle salıverilmeye ilişkin düzenlemelerden sadece hakkında kesin hüküm verilmiş kişilerin yararlanabileceği gerekçesiyle (hükmen) tutuklu olan başvurucunun bu yöndeki taleplerini reddetmiştir. Mahkemeye göre böyle bir uygulama kısmen yürürlükte olan hukuk kurallarının belirlilikten yoksun olmasından ve mevzuatta bu şekildeki tutukluların sağlık durumunu düzenleyen açık bir hüküm olmamasından kaynaklanmıştır. Bu sebepten tutuklu hastaların korunması rejimi, arzu edilen düzeyde açıklık, öngörülebilirlik ve etkililik kriterlerini karşılamamaktadır.
Mahkemeye göre somut olayda başvurucu hakkındaki hüküm kesinleştikten sonra mevcut kurallar çerçevesinde salıverilmeye ilişkin usul işletilmeye başlanmıştır. Başvurucunun avukatı, bakımını üstlenen hastanenin verdiği başvurucunun cezaevinde kalmasının uygun olmayacağı yönündeki sağlık raporuna dayanarak 8 Nisan 2011 tarihinde salıverilmesi ve cumhurbaşkanının af yetkisini kullanması için yeni bir talepte bulunmuştur.
Savcılık makamı, kanun gereği başvurucunun durumu hakkında karar verebilmek için başvurudan 20 gün sonra Adli Tıp Kurumuna (ATK) başvurmuştur. Ancak bu başvurunun bizzat kendisi makul görünmemektedir. Çünkü ATK ilgili dairesinin başvurucuyu düzenli olarak izleyen ve raporu veren hastaneden daha yetkin olduğunu gösteren bir unsur da bulunmamaktadır. Ayrıca ATK, başvurucunun başka bir ildeki hastanede muayene edilmesi için karar verene kadar 8 Haziran 2011 tarihine gelinmiştir. Hâlbuki hastanın sağlık durumu ve bu hastayı takip eden uzmanların raporları dikkate alındığında bu şekilde bir değerlendirmenin yapılması gerekli görünmemektedir. Öte yandan adli tıp uzmanları başvurucunun salıverilmesine ilişkin raporlarını vermek için bir hafta beklemişlerdir. Bu rapor da UYAP sistemine 15 Temmuz 2011 tarihinde yüklenmiş ve savcılık makamına 18 Temmuz 2011 tarihinde, yani başvurucunun ölümünden altı gün sonra bildirilmiştir. Mahkeme, bu şekilde bir uygulama nedeniyle usule ilişkin hükümlerin katı bir şekilcilikle uygulanmış olduğunu ve son günlerini yaşayan başvurucunun insan onuruna uygun şekilde hayatını sonlandırmasının engellenmiş olduğunu tespit etmiştir.
Diğer yandan başvurucu teorik olarak hukukta kendisine sunulan imkânlardan yararlanamamış ve böylece insan onuruna bir müdahale oluşmuştur. Ayrıca kişinin maruz kaldığı olayın yoğunluğu özgürlükten mahrumiyet ve ceza infaz kurumunda tedavinin kişiye sebep olacağı kaçınılmaz sıkıntı ve rahatsızlıkları da aşmıştır. Açıklanan gerekçelerle oy birliği ile ihlal kararı verilmiştir.
14. madde yönünden
Mevcut düzenlemeler, başvurucunun bulunduğu koşullar altında bulunan tutukluların salıvermeden yararlanmasını ve cumhurbaşkanının af yetkisini kullanmasını engellemektedir. Dolayısıyla mevzuatta tutuklu ve hükümlüler arasında farklı bir muamele yapılmaktadır. Böylece kısa sürede hayati, ölümcül sonuçları ortaya çıkan bir hastalığa yakalanan birinci gruptakiler ile ikinci gruptakiler farklı muameleye maruz bırakılmaktadır. Oysa “Avrupa Cezaevi Kuralları” bu -tarz bir ayrımı hiçbir şekilde kabul etmemektedir. Açıklanan nedenlerle oy birliği ile ihlal kararı verilmiştir.
46. madde yönünden
Mahkeme, somut olay açısından uygulamada tespit ettiği aksaklıkların giderilmesi için Hükümetin genel tedbirler alması gerektiğini düşünmektedir.
Mahkemelere tutukluların sağlık durumunu dikkate alarak –ki bu kişiler henüz masumiyet karinesinin koruması altındadırlar- somut olay benzeri hallerde onların kısa sürede karar vermelerine imkân verecek yasal imkânlar tanınmalıdır.
Full & Egal Universal Law Academy